Rusya-Ukrayna Savaşı'nda NATO'nun açmazı

NATO kuruluş misyonuna geri dönüyor. NATO'nun salt askeri yetenek ve kapasitesini artırmanın ötesine geçip siyasi ve diplomatik inisiyatifler alması gerekiyor

Google Haberlere Abone ol

Prof. Dr. Tarık Oğuzlu

Rusya’nın Ukrayna'yı işgal kararının arkasında yatan faktörler ve Ukrayna’nın kendini savunma konusunda gösterdiği direncin sürdürülebilir olup olmadığının anlaşılması ne kadar önemliyse, Batılı aktörlerin bu işgal karşısında takındıkları tutumun analiz edilmesi de bir o kadar önemli. Batılı bir güvenlik örgütü olan NATO’nun önümüzdeki yıllara ilişkin inandırıcılığının ve devamlılığının test edilmesi biraz da buna bağlı. Haziran ayında Madrid’de toplanacak NATO zirvesinde, ittifakın önümüzdeki on yılına şekil verecek yeni stratejik konsepti belirlenecek.

- NATO kuruluş misyonuna geri mi dönüyor?

Aralık 2019’da “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” diyen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un öngörüsünün aksine, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali NATO’yu yeniden diriltmişe benziyor. Hiç şüphesiz bu dirilmenin çeşitli unsurları var. Üyeler arasındaki bazı temel görüş ayrılıklarına rağmen, şu an itibarıyla NATO’nun transatlantik dünyanın en temel savunma örgütü olduğu ve kural-temelli liberal dünya düzeninin eğer birazcık yaşama şansı kalmışsa ancak NATO’nun sunacağı güvenlik garantilerine bağlı olacağı fikri güçlenmiş durumda. NATO’nun askeri ve kurumsal yeteneklerinin günümüzün güvenlik tehditleriyle mücadele edebilmek için güncellenmesi ve iyileştirilmesi gerektiği fikri artık genel kabul görüyor.

Siyasi iradenin bir göstergesi olarak başta Almanya olmak üzere Avrupalı müttefiklerin savunmaya daha fazla para harcamayı taahhüt etmiş olmaları kayda değer. Bunun yanında Amerikan’ın Avrupa’daki asker sayısıyla NATO’nun Rusya’ya sınır olan üyelerinde konuşlandırdığı savaş gruplarının sayısının artması dikkatle not edilmeli. Tarafsızlık ve hiçbir ittifaka ait olmama yönünde politikaları olan Finlandiya ve İsveç gibi ülkelerin Rusya’nın yayılmacılığından dolayı kendilerini tehdit altında hissedip NATO’ya üye olmayı ciddi ciddi düşünmeye başlamaları da ayrıca önemli.

Rusya’nın sadece Avrupa’nın değil küresel ölçekte kural-temelli liberal düzene tehdit oluşturduğu algısıyla Batı'nın kimlik, değer ve normlarını koruma noktasında güvenliğine daha fazla kaynak ayırması gerektiği inancı son iki ayda çok güçlendi. NATO’nun Avrupalı müttefiklerinin jeopolitik uykularından uyanmaya başladığına şahit olduğumuz bu günlerde, NATO kuruluş misyonuna geri dönüyor adeta. Rusya’dan kaynaklanan tehdit, bağımsız ve egemen Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün kaba güç kullanılarak çiğnenmesinin ötesinde, Avrupa güvenlik mimarisinin üzerine oturduğu Kantçı değer ve normların açıkça tehlikeye atılması anlamına geliyor. Rusya’nın başarılı olması durumunda Hobbesçu prensip ve değerlerin dünya siyasetinde daha fazla güçleneceği kesin gibi...

- NATO üyeleri ihtiyatlı

Dünyanın büyük güçler arası nüfuz bölgelerine ayrıldığı, jeopolitik ve reelpolitik güç mücadelelerinin uluslararası ilişkilerin doğasında olduğu, büyük balıkların istedikleri zaman küçük balıkları yutabilecekleri, orta ve düşük seviyede güç kapasitesine sahip olan aktörlerin kendi güvenliklerini sağlama adına mutlaka bir büyük gücün himayesinde yaşamak zorunda oldukları, hukukun üstünlüğü yerine üstünlerin hukukunun geçerliği olacağı bir düzen tanımlaması, sırf daha gerçekçi algılandığı için uluslararası ilişkilerin merkezine yerleştirilirse gelecekte dünyamızı bekleyen sadece çatışma ve kargaşa olur.

NATO üyelerinin Rusya’nın saldırganlığı karşısında ihtiyatlı bir tutum takınmaya özen gösterdikleri görülüyor. Ukrayna’nın bütün çabalarına rağmen, NATO’nun Ukrayna’ya tank ve savaş uçağı göndermekten imtina ettiği ve askeri yardımlarını daha çok lojistik ve yan destek unsurları üzerinden yapmaya çalıştığı bir gerçek. Rusya-Ukrayna Savaşı'nın daha fazla tırmanıp bunun doğrudan bir NATO-Rusya Savaşı'na dönüşmemesi kesinlikle önemli. Nihayetinde Ukrayna bir NATO üyesi değil ve NATO üyelerinin şu ana kadar Ukrayna’ya yaptığı yardımlar ve Rusya üzerine koydukları siyasi ve ekonomik müeyyideler savaşın seyrini zaten değiştirmiş durumda.

Rusya’nın askeri anlamda hedeflerine ulaşamamış olması ve Ukrayna’nın savunma direncinin artmasında NATO’nun şu ana kadar sunduğu destek önemli olsa da bu durum Ukrayna için yeterli görünmüyor. Zelenskiy bulduğu bütün fırsatları sonuna kadara kullanıp NATO’yu savaşın içine daha fazla çekmeye çalışıyor. NATO üyesi olan ve olmayan birçok ülkenin lideriyle yaptığı görüşmelerde ve o ülkelerin parlamenterlerine hitap ettiği konuşmalarda, Ukrayna lideri ülkesinin verdiği mücadeleyi sadece ülkesini Rus saldırılarına karşı korumak şeklinde değil, daha geniş bir perspektiften liberal değerleri ve kural-temelli dünya düzenini yaşanır kılmaya çalışmak seklinde tanımlıyor. Buça gibi bölgelerde Rus ordusunun yaptığı katliam benzeri müdahaleleri daha fazla destek bulmak adına kullanan Zelenskiy, Batı kamuoyunu yanına çekmeyi başarmış durumda.

- Savaşın mevcut sonuçları

NATO’yu diriltmesi, ABD’nin ideolojik fay hatları üzerinden “ikinci bir Soğuk Savaş yaşanıyor” yönündeki iddialarına su taşıması, ABD’nin Batılı ülkelerin savunmasındaki hayati konumunu görünür hale getirmesi, Avrupa Birliği’ni (AB) kendi savunmasına daha fazla para harcamaya yöneltmesi, Almanya’nın jeopolitik uykusundan uyanma sürecini hızlandırması, Çin karşısında ülkesinin elini zayıflatması, Rus ve Ukrayna ulusları arasına kan davası sokup Ukrayna milliyetçiliğini daha meşru hale getirmesi, savaş sonrası Ukrayna’nın Batı’dan uzaklaşmak yerine Batı’ya daha fazla yaklaşacak olmasını kolaylaştırması, ülkesinin uluslararası arenada yalnızlaşıp halkının daha fazla fakirleşmesi, Putin’in Ukrayna’yı işgalinin bugüne kadar ortaya çıkardığı en önemli sonuçlar.

Petrol, doğal gaz ve tahıl ürünleri bağlamında Rusya’ya ciddi oranlarda bağımlı olan NATO’nun Avrupalı üyelerinin savaşın bir an önce bitmesini istemeleri kendi açılarından ne kadar rasyonel bir tercih olacaksa da NATO’nun şu ana kadar takınmış olduğu tutum, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline sadece rasyonel bir kar-zarar hesabı penceresinden bakılmadığını gösteriyor. Aksi olmuş olsaydı, NATO’nun taraflar arasında diplomatik çözüm sürecine ciddi anlamda katkı vermesi, Ukrayna’yı bu konuda cesaretlendirmesi ve hatta kendisinin olası çözüm planları sunması gerekirdi.

- NATO açmazda

NATO’nun içinde bulunduğu ciddi bir açmaz var. NATO bir yandan savaşın daha fazla tırmanmaması ve dünyanın toptan ateşe atılmaması için Ukrayna’ya sunduğu askeri yardımı sınırlı tutmaya çalışırken, diğer yandan Rusya’nın tam bir zafer kazanmaması için Ukrayna’nın direncini artırmaya çalıyor. Bunun en son örneğini 6-7 Nisan tarihlerinde Brüksel’de toplanan NATO üyesi ülkelerin dışişleri bakanlarının aldıkları kararlarda görüyoruz.

Bu durumun doğal sonucu savaşın daha fazla uzaması ve bu süreçte sayısız masum insanın hayatını kaybetmesi oluyor. Rusya’nın burnunun sürtülmesine yetecek kadar Ukrayna’ya verilen destek, savaşın seyrini ve nihai sonucunu tartışmasız şekilde Ukrayna lehine çevirmeye yetmiyor. Rusya’nın taktik seviyede de olsa nükleer silah kullanma ihtimalini görüp kendini dizginleyen NATO, istemediği halde Rusya’nın iştahını artırıyor olabilir.

“NATO nasılsa daha fazla ileri gidemez” düşüncesine kapılan Putin, savaştan yenilmeden çıkmak adına şiddetin dozunu daha da tırmandırıyor. Bu tam bir açmaz durumu. Olası kabus senaryolarının önüne geçmek, hem Rus hem de Ukrayna halklarının daha fazla zarar görmesini engellemek, bundan sonrasında Rusya’yla sürdürülebilir bir ilişkiye sahip olmak ve her şeyden öte uluslararası barış ve istikrara katkı yapan bir örgüt olarak görülmek istiyorsa, NATO’nun bir kurum olarak salt askeri yetenek ve kapasitesini artırmanın ötesine geçip vizyoner bir bakış açısıyla savaşın bir an önce son bulması için siyasi ve diplomatik inisiyatifler alması gerekiyor.

Yıpranmış, eli kanadı kırılmış, kendini iyice köşeye sıkışmış ve hatta yenilmiş hisseden Rusya, uluslararası barış ve istikrar adına daha büyük riskler ortaya çıkarabilir. Ukrayna’nın arkasına saklanarak salt askeri yardımlarla yetinip Rusya’nın daha fazla yıpranmasını ummak, NATO’ya orta ve uzun vadede hiçbir şey kazandırmaz. Dünyanın kalıcı kutuplaşma ve bloklaşmalara değil kapsayıcı bir güvenliğe daha fazla ihtiyacı var. NATO’nun bu minvaldeki sorumluluğu büyük. NATO üyeleri bunu görüp ona göre davranmalı.

***

[Prof. Dr. Tarık Oğuzlu Dış Politika Enstitüsü Akademik Danışmanıdır]

Kaynak: AA

Yorumlar