Hilafet nedir Halifelik nedir

Hilafet nedir , Halifelik nedir ,hilafet ,halifelik ,hilafet ne demek ,Hilafet veya Halifelik - İslam dininde siyasi ve hukuki kontrol yöntemi. Hilafete başkanlık eden kişiye halife denir.

Hilafet nedir Halifelik nedir

Hilafet Nedir ? Halifelik nedir ?

Hilafet veya Halifelik - İslam dininde siyasi ve hukuki kontrol yöntemi. Hilafete başkanlık eden kişiye halife denir. Hz. Muhammed'in vefatından XIII yüzyıl seferlerine kadar Arap dünyasında resmi devlet kontrol yöntemi hilafettir, daha sonraları bazı müslüman devletlerinde siyasi ideoloji anlamına taşınmıştır.
Hilafet Tarihi
I - Hz. Muhammed Zamanı;
II - Ebû Bekir Zamanı;
III - Ömer ibn Hattab Zamanı;
IV - Osman bin Affan Zamanı
632 yılında Hz.Muhammed peygamber vefat etti. O vefat ettikten sonra Arap işgalleri genişledi. Arapların askeri işgallerinin sebepleri şunlardır: Bizans ile İran arasında uzun yıllar süren savaşlar her ikisini zayıflatmıştı; Arap ordularında savaşçıların, özellikle hızlı hareket eden süvarilerin sayısı daha fazlaydı; Bizans ve İran halkı ağır vergilerden muaf olmak için Arapları kurtarıcı olarak görüyor, onların tarafına geçiyordu.
Halife Ebu Bekir (632-634), Ömer (634-644), Osman (644-656), Ali (656-661) döneminde işgalci savaşlar genişledi. Ebu-Bekir devrinde Suriye ve İran'ın işgaline başlandı. Hz.Ömer Suriye, Irak ve Mısır'ı işgal etti. 636 yılında meydana gelen yerm savaşında Bizans, 638 yılında Kadsiyye yakınlarında İran ordusu yenildi. 642 yılında Nahavend vuruşmasında Araplar İran'a galip geldiler. İran'ın başkenti Medain 4 ay kuşatma altında kaldı. Medain (Ktesefon) 652 yılında kazanıldı ve Sasaniler devletine son verildi.
Arap hilafetinin II dönemi 661-750 yılları kapsamaktadır. 661 yılında halife Hz.Ali  , Kufe'de öldürüldü. Iktidara Muaviye ve oğlu Yezid geldi. Bu sülale Emeviler sülalesi olarak adlandırılıyordu. Bu sülalenin döneminde hilafetin başkenti Medine'den Şam 'a (Şam) taşındı.
Emeviler döneminde Arap işgalleri genişledi. VIII yüzyılın başlarında Araplar Kuzey Afrika'yı tuttular. 711 yılında Arap komutanı Tarık, ordusuyla Afrika ve Avrupa arasındaki boğazı geçip İspanya'ya dahil oldu. Buradaki Ost-Got krallığını mağlup etti. Bu boğaz Tarık'ın adıyla anılarak Cebellitarık dendi. Araplar 732 yılında Puatye kenti yakınlarında Franklara yenildiler ve Avrupa'nın merkezine ilerleyemediler.
İslam ordusu Kafkasya ve Orta Asya'yı VIII yüzyılın başında tuttu, 712 yılında Çin'e ve Hint çayına kadar gitti. Böylece, VII yüzyıl ve VIII yüzyılın I yarısında Atlantik okyanusundan Hindistan ve Çin'e kadar uzanan geniş bir alanı kapsayan Arap devleti oluştu. Bu devlet Hilafet olarak adlandırılıyordu.
Arap hilafetinin arazisi emirliklere (vilayetlere) ayrılıyordu. Vilayetlerin yönetimi emirlere (canişinlere) verilirdi. Devlet dili Arapça idi. Hilafette gümüş dirhem ve altın dinarlarla alışveriş yapılır ve vergi verilirdi. Kanun önünde bütün Müslümanlar eşitti. Ancak zenginler çok, yoksullar az vergi veriyorlardı.
Arap hilafetinde feodalizm yapısının oluşumunun özellikleri şunlardır: toprak devlet mülkiyeti idi, Halife tanımladığı emirlere hizmetleri karşılığında ikta veriyordu, bağımlı köylüler vergi ödüyorlardı. Bu vergi halifenin hazinesine dahil oluyordu.
Araplar ayrı ayrı kişileri, aileleri, bütün tayfaları işgal ettikleri topraklara göçürürdü. Burada onların amaçları:
Devlet burs alan adamları buraya aktarmakla devlet hazinesini bu adamlardan özgür bırakıyorlardı.
Kendilerine burada etnik dayanak doğuruyordu.
Arap hilafetinin Abbasiler dönemi 750-1258 yılları kapsamaktadır. Abbasiler 750 yılında Kufe mescidinde Emevilerin son temsilcisi Mervanı akrabaları ile infaz ettiler ve iktidara geldiler. Onlar 762 yılında Bağdat şehrinin temelini attılar ve başkenti Şam'dan Bağdat'a taşıdılar. İşte bu yüzden bu devlete Bağdat hilafeti denir. IX yüzyılın ortalarında Bağdat 4 bin hektar alanı kapsıyordu, dünyanın en büyük şehriydi.

Bağdat'tan 120 km Kuzeyde halife için konut inşa edildi ve bu konuta Samira adı verildi. Hilafette ticaret çok gelişmişti. Sadece Şam'da 40 pazar vardı. Burası Hilafetin ticaret merkezlerinden biriydi. Büyük ipek yolu yeniden canlandı. Hindistan ve Doğu Afrika'dan gelen mallar Suveyşe, oradan da İskenderiye'ye, daha sonra Avrupa'ya yapıldı.
Işgal edilmiş ülkelerde Arap zulmü halk isyanlarına neden oluyordu. Bu isyanların nedenleri şunlardır:
İri feodallar olan canisinlerin (emirlerin) bağımsızlığının artması.
Halkların özgürlük mücadelesi.
VIII yüzyılın 70-80'li yıllarında Orta Asya'da Arap zulmüne ve feodal esaretine karşı Mükennanın önderliğinde isyan yaşandı. Onun asıl adı Haşım İbn Hakim idi. Isyan 783-785 yıllarında yatırıldı. Mukennidi ele geçince kendini öldürdü. Babekin başkanlığı altında olan isyan Arap hilafetini zayıflattı. Arap ordusunda Türklerin nüfuzu gittikçe artırdı. Bunun bir nedeni halife Motesimin (833-842) annesinin Türk kızı olmasıydı. O, gençliğinde Türkistan'da yaşamış ve burada Türklerin savaş yeteneklerine tanık olmuştu. Görkemli komutan Afşin, Ebu Sac ve diğerleri Türk idiler. Türklerin güvenli olması onların nüfuzunu yükseltiyordu. Örneğin, Tulun hanedanının temelini atan Tulun Buhara'da vergi yerine alınan bir savaşçı idi. Onun oğlu Ahmed-İbn Tulun Mısır'da önce halife yardımcısı, sonra halife olmuştu. Mısır tarihçileri onun dönemini Mısır'ın altın dönemi adlandırmışlardır.
VIII yüzyıldan başlayarak Arap hilafeti tenezzül etti. VIII yüzyılın ortalarında İspanya'da Kurtuba Emirliği kuruldu. Arap hilafeti parçalandı. Halife'nin elinde kalan topraklar Bağdat hilafetine dahil oldu. IX yüzyılda Bağdat hilafeti dağıldı. Mısır, Orta Asya, İran ve Afganistan ondan ayrıldı. Bağdat hilafetinin bünyesinde ancak Mezopotamya kaldı. Böylece iri feodalların güçlenmesi ve halk isyanları sonucunda Arap hilafeti yıkıma uğradı.
Moğolların 1258 yılında Bağdat'ı ele geçirmelerinden sonra, hilafetin merkezi Mısır'da Memluk sülalesinin kontrolüne geçmiştir. XVI yüzyılda ise Osmanlı Yavuz Sultan Selim'in Memluk devletine son koyması ile son Arap halifesini III Mütevekkili İstanbul'a getirdi ve peygamberin halifenin ancak Kureyş kavminden birinin olabileceği hakkında hadisine rağmen onu Ayasofya Camii'nde Sultan Selim'i halife ilan etmeye zorladı. 1924 yılının 3 Mart TBMM kararı ile hilafet resmen kaldırılmıştır.
Hilafette ekonomi
Abbasi sülalesinin hakimiyetinin ilk yıllarında (8-9 uncu yüzyıllar) İran ve Orta Asya feodalları özel konuma sahiptirler. Arap zenginleri ise gittikçe kendi konum ve imtiyazlarını yitirdiler. Hilafetin esas üretken güçleri bağımlı köylüler, ana üretim alanı yapay suvarmada dayalı tarım idi. Hayvancılık da büyük önem arz ediyordu. hilafet de esas toprak mülkiyet biçimi mülk idi. Arap dilinde "mülkiyet" malikane demektir. Konut sahibi merkezi hükümet karşısında zorunlu hizmet veya mükellefiyet taşımıyordu. Konut şartı toprak da sayılmazdı. Buna göre de serbest olarak satılabilir, rehin konulabilir, affedilebilir veya irsan keçe olabilir. İkta toprak sahipliği de yaygındı. Bu, hizmet karşılığında feodallara verilmiş koşullu olarak mülkiyet idi. İkta toprakları devlet toprakları olarak kabul edilse de, 9. yüzyılda aslında feodal özel toprak mülkiyetine dönüşmüştü. İkta topraklarında vergilerin toplanması ve yönetilmesi iktadarların elinde toplanmıştı. İkta döneminde meydana gelen vakıf, Arapça dini veya hayır amacıyla devletin ya da bireylerin gönüllü bağışladığı menkul ve gayrimenkul söyleniyordu. Vakıf edilen maddi satılabilir veya bağışlanamazdı.
Toprak vergisi olan haraç da yaygındı. Haraç para veya ayni şeklinde toplanıyordu. Haraç bazen bütün arazi vergilerinin toplamı olurdu. Cizye vergisi de Hilafet döneminde yayılmıştı. Bu vergi Müslüman olmayan nüfustan orduda hizmet etmediklerinin mükabilinde onlardan alınan vergi türü idi. Cizye ancak erkeklerden alınırdı ve özellikle para ile karşılanırdı. Ayrıca hilafet de dini vergi olan zekât, humus ve titre de alınırdı. Zekat şeriat ile emlak ve gelir üzerine konulan vergidir. Bu vergi toplumun ihtiyaçlarına harcanan ve yoksul Müslümanlar arasında bölüşdürülürdü. Zekâtın adi miktarı yıllık gelirin% 2,5 kadar götürür. Bunu aile başkanı ödüyordu. Humus (veya kums) çeşitli mal ve ganimet türlerinden (kazancadan, definelerden, askeri ganimetlerden) hazineye karşılanırdı. Fitre ise ailenin her bir yaşlı üyesinden ramazan ayında orucluk olan gün alınır ve dağıtılıyordu. Bu vergi türü ancak zengin şehirlerden alınırdı. Hilafet de şehir nüfusu küçük ticaretle ilgili olan çeşitli sendikalarla meşguldü. Tekstil, süs ve takı ürünleri üretimi, metal işleme yüksek derecede gelişmişti. Zanaat ve ticaretin genişlemesi kentlerin gelişmesine yardım ediyordu. Bağdat ve Kahire önemli sanat ve kültür merkezleriydi. Dış ticareti zengin tüccarlar götürüyorlardı. 8. yüzyılın sonunda Arap ve İran deniz gezginleri Endonezya ve Malezya deniz kıyılarına, daha sonra Singapur Boğazı ile Pasifik Okyanusu'na çıkarak, Çin'le ticaret yapıyorlardı. Quanşjou (Kanton) şehrinde hilafetden gelen Müslüman tüccarlarının mahallesi vardı. Doğu Avrupa halkları ile de kalıcı ticari ilişkiler kuruldu. Hilafet de feodal toplumunun karakteristik özelliği burada güçlü kölelik-patriarkal kuralların uzun süre kalması idi. Köle emeğinden geniş kullanılırdı.
Arap hilafetinde toprak sahipliğiyle aşağıdaki biçimleri vardı:
Halife ve devlete ait mülkler - buradan gelen gelir hazineye gidiyordu.
Konut - yerel feodallara aitti.
İkta - hizmet yerine verilen topraklar.
Vakıf - dini müesseselere ait topraklar.
Topluluk toprakları - köylerin ekin yeri, otlaklar,, mezarlık vb.
Hilafet döneminde aşağıdaki vergiler alınırdı:
Haraç - toprak vergisi (ürünle toprağı olanlardan alınırdı).
Cizye - can vergisi. Gayrimüslim erkeklerden alınırdı.
Aşağıdaki dini vergiler alınırdı.
Humus - taşınabilir mülkiyet, insanların yararlandığı tüm şeylerden alınırdı.
Zekat (sadaka) - hayvancılık, ticaret ve zanaat, tarım ve meyveden alınırdı. Sakatların, alacsızların ihtiyacı zekatdan karşılanırdı.
Hilafetde kültür
Eskiden kültürün gelişim düzeyine göre Araplar esaret altına alınmış halkların çoğundan çok çok aşağıda durumdaydı. Fakat Araplar yavaş yavaş bu ulusların bilim ve sanat alanındaki başarılarını benimsediler. Hilafetin bünyesinde gelişmiş eski kültürü olan Mısır, Suriye, Filistin, Mezopotamya, Orta Asya gibi çok ülkeler dahil. Arap dili bu ülkelerde yayıldı. Yargı işleri bu dilde yapılır, okullarda bu dil öğrenilirdi. Arap dili edebiyatı ve bilim diline çevrilmişti. Suriye, İran ve Orta Asya'nın bir çok alim ve yazarlarının eserlerini bu dilde yazıyorlardı. Böylece, hilafetin kültürünü sadece Araplar değil, hilafetin içerisine giren bütün uluslar doğuruyordu. Tarım alanındaki başarılar kültürün gelişmesine yardım ediyordu. Sulanan topraklara arpa ve buğday sepir, hurma ve şeker kamışı yetişdirirlerdi. Asya'nın diğer ülkelerinden Araplar pamuk ve pirinç, portakal ve limon ektiler. Mahir sanatkarlar pamuk ve yünden hafif ve dayanıklı parçalar dokuyorlardı. İran kendi halıları ile ünlü idi. Suriye'de ipek kumaşlar dokunuyor, cam hazırlanırdı.Suriyenın silah ustaları tüm dünyada ün kazanmışlardı. Şam çeliğin hazırlanmış kılıçları ve zırhlı giysileri tüm ülkelerin şövalyeleri yüksek değerlendiriyorlardı. Arap tacirleri çok geniş arazide ticaret yapıyorlardı. Onlar bunaltıcı sahraları ve yüce dağları aşarak Çin'den ipek ve bulaşık getiriyorlardı. Deniz yoluyla Hindistan'dan çeşitli kumaşlar ve değerli taşlar getiriliyordu. Arap tüccarlar sık sık Avrupa'ya da gidiyorlardı.
Hilafet de matematik, astronomi, coğrafya gibi bilimler başarılı gelişiyordu. Büyük şehirlerde yüksek okullar açılıyordu. Bağdat'ta Yunan alimlerinin elyazılarından oluşan kütüphane açılmıştı. Bu kütüphaneyi "müdrüiklik hazinesi" diye bahsediyorlardı. Evklidin geometriye ait eserleri, Hint astronomlar ve matematikçilerinin araştırmaları Arap matematikçilerin biliniyordu. Onlar cebir (Arapça "el-cebr" - hesap) biliminin temelini attılar, Hint rakamlarından kullanmaya başladılar. Sonrada bu rakamları Araplardan Avrupalılar öğrendiler. Şimdiye kadar Avrupa'da bu rakamları "Arap rakamları" adlandırırlar. Bağdat ve Şam şehirlerinde gözlemevleri açıldı. Astronomlar bileşik aletlerden kullanarak dünyanın tahmini büyüklüğünü hesaplayabilir bildiler. Onlar gökyüzünde gözle örünən yıldızların durumunu tarif ediyorlardı. Orta Asya alimi El-Biruni Dünya'nın Güneş etrafında dönmesi fikrini ileri sürmüştü, o zaman için bu dahiyane varsayım olarak görülüyordu. Araplar coğrafyaya büyük ilgi gösteriyorlardı. Bunu şöyle bir atasözü kanıtlıyor
"Kim ilim için seyahate çıkıyorsa, cennet kapıları onun yüzüne açıktır." Coğrafiyacılar sadece başka ülkeler hakkında kitaplar okumakla yetinmiyor, kendileri bu ülkelerde olmak istiyor, hayatlarını tehlikeye atarak uzak ülkelere seyahate çıkıyorlardı. Arap gezginleri hilafet ülkelerini, Hindistan'ı, Çin'i tarif etmiş, Afrika'nın ve Doğu Avrupa'nın lap içlerine gidip çıkmışlardı. Onlar kendilerine bilinen ülkelerin ve denizlerin haritalarını çekmişlerdi. Hilafetde tıp başarıyla gelişiyordu. Orta Asya'da büyük alim İbn Sina (980-1037) yaşıyordu. Avrupa'da onu Avisenna adlandırırdılar. İbn Sina tabip olarak özellikle büyük ün kazanmıştı. O, kendisinden önce hiç kimsenin ayırt edemediği birçok hastalıkların belirtilerini tarif etmişti. Bu yüzden fazla bilimsel eseri vardı. Doğuda onu "alimlerin başkanı" diye bahsediyorlardı.
Hilafet de edebiyat
Tüccarlar ve sarbanlar başka ülkelerden değerli mallar sağlamanın yanı sıra, bu ülkeler hakkında tuhaf masallar da konuşuyorlardı. Bu masallar halife ve önde saraylarında, pazarlarda, sokaklarda, Bağdat'ın evlerinde konuşuluyordu. Zenginlere mucizevi seyahatler ve maceralar hakkında masallar dinlemeyi hoşlanıyordılar. Bu masalların bazısında daha sonra dünyaca ünlü masal koleksiyonu - Bin bir gece masalları oluşturuldu. Arap şairleri kendi şiirlerinde köçerilerin meişetini ve askeri kahramanlık hünerlerini terennüm ediyorlardı. Şiir alanında İran'da ve Orta Asya'da özellikle büyük başarılar kazanılmıştı. Burada şairler kendi eserlerini adıtın Tacik-Farsça yazıyorlardı. En ünlü şairlerden biri Firdevsi idi. O, Şehname eseri üzerinde 30 yıldan fazla çalışmıştı. Bu şiir, İran halkının işgalcilere karşı mücadelesi anlatılır, efsanevi kahramanların yaptıkları anlatılırdı.
Hilafet sanat
Hilafet de sanatın tüm türlerinden en çok gelişeni mimari idi. Mimarlar halifeler için güzel saraylar, türbeler ve kaleler inşa ediyorlardı. Qranadada (İspanya) bulunan Arap hakimlerinin sarayı Elhambra tüm dünyada yaygındır. Hilafet mimarları hem de camiler inşa ediyordu. Cami binası genellikle dikdörtgen olur, üzerinde kubbe yükseliyordu. Caminin hasarları içerisinde büyük avluyu, avluda ise havuzu olurdu. Havuzun devresinde çoklu sütunları olan balkon, ona yapışık ise büyük salon dikilirdi. Müslümanlar bu salona namaz için toplaşırlar. Caminin yanında yüksek kule olan minare uzatılırdı. Bu minareden dindarları namaza davet etmek için ezan okuyorlar. Hilafet döneminde yapılarda taş üzerinde oyma desenler, kaşı ile, duvarlarda ve döşemelerde mozaikler yaratmakla zengin süs vurulurdu. Binaların duvarları ise karmaşık ağ desenlerle bezenirdi. Oyma ağı desen ve renkli çizimler öyle hissediyor oyadırdı ki, adeta o duvarlar ağır taşlardan örülmemiş. İslam dini insan ve hayvanların fotoğrafını çekmeyi yasaklıyordu. Bu yüzden de Hilafet ülkelerinde Ortaçağın ilk yüzyillinda heykel ve resim, hemen hemen hiç gelişmedi. Sonraları ise kitaplarda halk hayatından alınmış sahneler, halife sarayındaki olayları, büyülü hayvanları ve kuşları olan uzak ülkeleri tasvir eden minyatürler yapılmaya başlandı.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×