Bahçeli: Başbakan ülkemizi adım adım istihbarat devletine sürüklemektedir

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, MİT’e olağanüstü yetkiler veren kanun teklifinin tepeden tırnağa mahsurlu olduğunu belirterek "Başbakan ülkemizi adım adım istihbarat devletine sürüklemektedir.

Bahçeli: Başbakan ülkemizi adım adım istihbarat devletine sürüklemektedir
15 Nisan 2014 Salı 13:53

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, MİT’e olağanüstü yetkiler veren kanun teklifinin tepeden tırnağa mahsurlu olduğunu belirterek "Başbakan ülkemizi adım adım istihbarat devletine sürüklemektedir. Kendisini korumak ve bugüne kadar MİT eliyle işlenmiş suçları temizleyerek emniyete almak amacıyla tedbir geliştirmektedir." dedi.

Partisinin Meclis Grup toplantısında konuşan Bahçeli, Kutlu Doğum Haftası’na kavuşmanın manevi lezzetinin derinlerimizde hissedildiğini ve yaşandığını ifade etti. "Rabbime sonsuz hamd-ü senalar olsun ki, O'nun ümmetindeniz, onun izinden yürümenin onuruna layığız." diyen Bahçeli, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından "Hz. Peygamber Din ve Samimiyet" olarak belirlenen temayı hatırlatarak "Bu isabetli tercihin, bu yerinde seçimin ‘samimiyet’ kavramı üzerinde ayrıntılı bir değerlendirme ve tefekküre de fırsat vereceği kanaatindeyim. Zira buna çok ihtiyacımız vardır. Samimiyetle ikiyüzlülük, samimiyetle riyakârlık arasındaki kesin ve keskin çizginin tanıtımına, tasvirine ve anlatımına bu vesileyle değerli katkılar verileceği muhakkaktır." dedi.

İslam adına sergilenen şiddetin, gerçekleştirilen cinayet ve saldırıların sutre gerisinde tahammülsüzlükten beslenen samimiyetsizlik olduğunun besbelli olduğunu vurgulayan Bahçeli, şöyle devam etti: "Üzülerek görüyor ve izliyoruz ki, merhamet dini olan İslam, içine sızmış ya da bir vasıtayla yerleştirilmiş düşmanca tavırların dayatmasıyla rotasından, ana güzergâhından, dahası Efendimiz'in kutlu tebliğinden döndürülmek ve savrulmak istenmektedir. Bu hepimiz için en yakın ve en açık tehdittir. Yer altı ve yer üstü zenginliklerine rağmen, Türkiye başta olmak üzere, İslam ülkelerinde paylaşım sorunları hala çözülmemiştir. Kaynakların adil dağıtımı, toplumsal ahenk ve barış filizlenmemiş, kök tutmamıştır. Petrol varlıklarının üzerine kapaklanan küçük bir azınlık, değişik sıfat ve unvanları kullanarak milyarlarca nüfuslu İslam alemindeki sefaleti, yoksulluğu ve yoksunluğu daha da derinleştirmiştir. Medine’deki bir fukara, Mekke’deki bir yetim, Dubai’deki bir kimsesiz çöp kutularında yiyecek arama telaşındayken, akıl almaz servetlere hükmeden kaymak tabaka alışverişini Paris’te, Newyork’ta, Londra’da, Berlin’de adeta para saçarak yapmaktadır. Lüks bir mağazadan alınan bir ayakkabının, bir çantanın, bir kıyafetin bedeli düşkün bir ailenin hayatı boyunca çalışsa da elde edemeyeceği kadar astronomik rakama denktir. Ortadoğu ve Arap dünyasındaki krallar, sultanlar, emirler, prensler, prensesler petro-dolarlarla har vurup harman savururken; açlık çeken, kurumuş bir dilim ekmeğe muhtaç milyonları hatırlarına bile getirmemektedir."

Mısır’ın Minye şehrinde 529 kişi hakkında idam cezası verilirken İslam toplumlarını ölüm sessizliğinin sardığına dikkat çeken Bahçeli, Suriye’de, Irak’ta, Afganistan’da, Pakistan’da, Filistin’de, Bosna’da, Ruan’da olmaya ramak kalmış Orta Afrika Cumhuriyeti’nde, Budist çetelerin elinde kıvranan Myanmar’de oluk oluk Müslüman kanı akıtılırken suya sabuna dokunan hiçbir itiraz duyulmadığını kaydetti.

Kırım ve Doğu Türkistan feryat ederken kimseden tepki gelmediğini anlatan Bahçeli, İslamiyet üzerindeki kara bulutları dağıtmak, emperyalizmin işgal ve mütecaviz saldırganlığına kafa tutmak ve can havliyle mücadele etmek hiçbir meşhur ve hatırlı ismin aklından geçmediğini ifade etti.

İslam coğrafyasındaki etnik ve mezhep temelli bölünmelere ve kutuplaşmalara savaş açan, din dairesinden karşı çıkarak samimiyeti, birliği ve kardeşliği teşvik eden etkili ulema temsilcilerinin çıt çıkarmadığını dile getiren Bahçeli, “Rüşvet ve yolsuzluk devlet ve toplum hayatını çürütürken alimim, ilim sahibiyim diye ahkam kesen, hocayım, hacıyım, keramet ehliyim diye mangalda kül bırakmayan malum kişilerden hiçbir omurgalı ses işitilmemiştir. Aksine bilhassa ülkemizde rüşveti ve hırsızlığı meşrulaştırmaya kadar işi götüren, yozlaşmaya kılıf uyduran sahte fetvacılara bile tesadüf edilmiştir. Açıktır ki, bu adaletsizlik, bu samimiyetsizlik, bu kötürüm manzara İslamiyet’in ruhuna, anlamına ve mesajlarına tamamen aykırıdır. Kul hakkına riayet etmeyen, beytülmala saygı duymayan elit bir zümrenin dini ağzına alması, Efendimizi diline dolaması sadece istismar, sadece samimiyetsizliğin üzerini örtme kurnazlığıdır. Bunlara da aklı başında hiç kimsenin inanması beklenmemelidir. Gönlünü yıkayıp arıtmadan, manevi temizliğe önem vermeden, başkalarının hak ve hukukuna hürmet göstermeden ha bire abdest alıp namaza durmak Allah’la kandıranların, Allah’ın emir ve yasaklarını taammüden çiğneyen günahkârların en kestirme sığınağıdır. Maalesef ki, İslam toplumları karanlığa yenik düşmüştür. Efendimizin doğumundan yaklaşık 14 asır sonra yeni bir cahiliye devri zincirlerinden boşanmış, egemenlik kurmuştur. İslam’ın evrensel çağrısını bilinçli şekilde yanlış yorumlayan, zalim ve zorba hesaplarına alet etme ahlaksızlığına tevessül eden kim ya da kimler varsa sapkınlığın ve müşrikliğin tuzağına düşmüştür. Bunlar iki cihanda da kaybedenlerdir. Efendimizin samimiyetini örnek almadıktan, ahlakıyla ahlaklanmadıktan sonra bugünkü buhran döngüsünden çıkış olmayacağı iyi bilinmelidir. Görünüşte Müslüman, gerçekte münafık; lafta mümin gerçekte müptezel ve bohem bir hayatın faili olanlar ufkumuzdan ve gündemimizden çekilmedikten sonra Türk ve İslam alemine rahat yüzü yoktur. Küfürle, şirkle, batılla mücadele etme sorumluluğumuz olduğu kadar samimiyetsiz muhterislerle de mücadelemiz aynı heves, aynı kararlılıkla sürmelidir. Efendimizin hak davası, samimiyet ve saadet izharı ancak bu sayede geleceğe taşınacak, ancak bu şekilde müsterih olmuş vicdanlar eliyle itibarını koruyacaktır. Şüphesiz ki din Allah’ındır ve Yüce Rabbimiz her şeyi çok iyi şekilde bilmekte ve görmektedir. Diyorum ki, Cenab-ı Hak bizi samimiyetten uzaklaştırmasın, ihlaslı olmayı, muhsin bir şekilde yaşamayı cümlemize nasip etsin. Efendimizin şefaati aziz milletimin ve sizlerin üzerine olsun.” diye konuştu.

Samimiyetsiz yönetimler, samimiyetsiz yöneticilerin dünden bugüne Türkiye’nin en önemli sıkıntısı ve sorunu olduğuna dikkat çeken Bahçeli, son 12 yıldır, Başbakan ve hükümetinin samimiyet konusundaki açık ve yumuşak karnı herkesin gördüğü çıplak gerçekler arasında olduğunu ifade etti.

Başbakan Erdoğan’ın samimiyet ehliyetini kaybetmesi iktidarını aldatma ve kandırma üzerine bina etmesine çanak tuttuğunu belirten Bahçeli, Başbakan’ın yalanları, çifte standartlı politikaları, birbirini doğrulamayan, birbirini tamamlamayan fos çıkan açıklamaları neredeyse ansiklopedilere sığmayacak kadar fazla ve kabarık olduğunu vurguladı.

Başbakan'ın Kutlu Doğum Haftası sebebiyle düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmasıyı eleştiren Bahçeli, "Ve kendisi samimiyet hakkında, duyunca kulaklarımıza inanamadığımız, hadi oradan diyerek hayretler içinde kaldığımız bazı değerlendirmelerde bulunmuştur. Başbakan Erdoğan en sonunda samimiyeti de çarpıtmış, istismarcı siyasetinde öğütmeye kalkışmıştır. Başbakan’ı tanımasak, bilmesek, niyetlerine yabancı olsak; inanınız samimiyetle ilgili sözlerinden dolayı kendisini kutlar, takdir ederdik. Derdik ki, bir Başbakan’a yakışan da samimi olmak ve samimiyetin yanında durmaktır. Fakat Başbakan Erdoğan yine baltayı taşa vurmuş, yine yaş tahtaya basmış, yine aldatanların hanesine ismini fosforlu kırmızı kalemle yazdırmıştır." dedi.

Bahçeli, şimdi herkesin elini vicdanına koyup şu sorgulamaların cevabını düşünmesini istedi: "17 ve 25 Aralık 2013 tarihlerinde gün yüzüne çıkan yakın zamanların en büyük 'Rüşvet ve Yolsuzluk Soruşturması'nı darbeyle ilişkilendirmek, komployla tarif etmek samimiyetsizlik değil midir? Bilal’in küpünü doldurup, Burak’ın gemi filosunu güçlendirip, hanedan vakıflarına menfaat karşılığı yüzlerce milyon dolar bağış alırken; cebinde çay parası dahi olmayan bu vatanın masum evlatlarına sırt dönmek ve haklarını gasp etmek samimiyetsizlik değil midir? Şarlatan İranlı'yı hayırsever diye tarif edip hapishane kapılarını açtıktan sonra, bu şahsın alçakça, yüzsüzce, pişkince hakkında isabetli tespitlerde bulunmuş kim varsa dava açmasını cesaretlendirmek samimiyetsizlik değil midir? Ayakkabı kutusunda 4,5 milyon dolar haram para saklayan malum banka genel müdürünü cezaevinden çıkarıp gözümüzün içine baka baka Ziraat Bankası’na yönetim kurulu üyesi yapmak samimiyetsizlik değil midir? 'Ne istediler de vermedik, her taleplerini karşıladık' dediklerine; işler sarpa sarınca örgüt, çıkar şebekesi, yabancıların oyuncağı, hain, casus demek samimiyetsizlik değil midir? Gezi Parkı hadiselerinde polislerin destan yazdığını söyledikten bir müddet sonra, emniyeti Cibali Karakolu’na çevirmek, paralel örgüt bahanesiyle polislerle ilgili cadı avı başlatmak samimiyetsizlik değil midir? Mısırlı 17 yaşındaki Esma’ya ağlayıp 15 yaşında 16 kiloya düşerek vefat eden Berkin’e ve annesine meydanlarda yüklenmek samimiyetsizlik ve merhametsizlik değil midir? Yüzbinlerce Suriyeli sığınmacıyı Türkiye’nin her yerine kontrolsüz şekilde dağıttıktan sonra, 35 Uygur Türk'üne koskoca Türk vatanında yer bulamayıp günlerce Atatürk Havalimanında esir hayatına mahkum etmek samimiyetsizlik, vefasızlık, kadir kıymet bilmezlik değil midir? Küresel cinayet projelerinde eşbaşkanlığı heyecanla kabullenip, Müslüman katillerine kahredici şekilde suskun kalmak, Gazze’yi sahiplenirken Kerkük’ü, Musul’u, Tuzhurmatu’yu, Kaşgar’ı ve Türk yurtlarını ağzına dahi almamak, buralardaki seri cinayetlere tepkisiz kalmak samimiyetsizlik değil midir?"

"Bize göre Başbakan samimiyetsiz ve şaibeli bir kişiliktir." diyen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Bu zihniyet aklında iyi tutsun ki; samimiyetin dışlandığı, kalple dil arasındaki rabıtanın ve bağlantının koptuğu her an Hakk’tan uzaklaşılacak, halka yabancılaşacak ve haramzadeliğe biraz daha yaklaşılacaktır. Başbakan tercihini yapmış, yolunu çizmiş, tarafını belli etmiştir. Samimiyet Başbakan’dan elini eteğini çekmiş, onu samimiyetsizliğin çölünde bedevi mantığıyla terk etmiştir." dedi.

Anayasa Mahkemesinin HSYK kanununa ilişkin verdiği kısmi iptal kararına da değinen Bahçeli, kararın HSYK’nın şu anki tablosuna eski personelin hak ve hukuku açısından bir sonuç doğurmayacağını belirterek "Fakat Anayasa Mahkemesi’nin kararları geçmişe yürümese de, ahlaki ilkelerin ve devlet terbiyesinin de aynı şekilde olacağını kimse iddia edemeyecektir. Anayasa’ya aykırılığı gün gibi açık olan düzenlemeden mağdur olanların, görevden el çektirilen personellerin tekrar eski görevlerine iadeleri hukuki bir zorunluluk değilse de, ahlaki bir yükümlülüktür." ifadelerini kullandı.

Başbakan’ın Anayasa Mahkemesi’ni eleştiri yağmuruna tutmasının ikircikli ve tutarsız bir tavrın dışa vurumu olduğunu vurgulayan Bahçeli, şöyle devam etti: "Başbakan özellikle Yüksek Mahkeme’nin Twitter ve HSYK Kanununda ki düzenlemelerinden sonra eleştiri dozajını artırmıştır. Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına saygı duymadığını ve milli bulmadığını belirli aralıklarla ifade etmiştir. Başbakan Anayasa Mahkemesi’ni, uluslararası şirketlerin çıkarlarını milli çıkardan üstün tutmakla suçlamıştır. 12 Eylül Referandumuyla getirilen Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkının doğru kullanılmadığını ve doğru yorumlanmadığını söyleyerek Mahkemeyi tarihin affetmeyeceğini iddia etmiştir. Başbakan işine gelmeyince, villarındaki hesabı çarşıya uymayınca bu defa da Anayasa Mahkemesi’ni taşlamaya başlamıştır. Meğerse bu ülkede milli çıkarları düşünen Recep Tayyip Erdoğan’dan başkası kalmamıştır. Anayasa Mahkemesi’nin verdiği makul ve mantıklı kararlar Başbakan’ca terslenince, AKP’nin pusuda bekleyen tetikçileri hemen devreye girmişler ve tenkitleri yoğunlaştırmışlardır. Manidar bulandan saygı duymayana, yasa hatırlatması yapandan Yüksek Mahkemeyi tamamen kaldıralım gitsin diyene kadar önüne gelen AKP’li yönetici veya milletvekili ağız dolusu eleştiride bulunmuştur. Anlaşılan Başbakan ve karanlık adamlarının yeni hedefinde Anayasa Mahkemesi ve Başkanı vardır. Düşünmeden edemiyoruz, acaba Anayasa Mahkemesi’ne saldırmanın Cumhurbaşkanlığı seçim süreciyle bir alakası var mıdır? Başbakan Erdoğan kiminle bozuşursa hemen karalamaya, hemen çamur atmaya yeltenmektedir."

"Kırk beş yıllık arkadaşının, AKP hükümetleri içerisinde gelmiş geçmiş en başarılı, en şahsiyetli bakanının ismini Ünye Otobüs Terminali’nden sildirmesi, yine partisinde milletvekilliği yapan eski bir milli futbolcunun ismini İstanbul’daki bazı stadyumlardan kazıtması başka türlü nasıl izah edilecektir?" diyen Bahçeli şunları ifade etti: "Bu Başbakan, TC’ye nefret duyduğu için tabelalardan söktürmüş, Türklüğe alerji duyduğu için 'Ne Mutlu Türküm Diyene' sözünü dağdan taştan sildirmiştir. Bize göre, Başbakan Erdoğan’ın Anayasa Mahkemesi kararlarını milli bulmaması tartışılması gereken bir konudur. Sormak lazımdır ki, Başbakan millilikten ne anlamaktadır? Milli olmayı ve milli tavrı kim kaybetmiştir de Başbakan bulmuştur?
Millilik konusunda kendini yetiştirebilmek amacıyla kitaplar yutsa, yaptıklarından dolayı tövbeler etse, hayatı boyunca özel dersler alsa Başbakan’dan milli bir şahsiyet çıkmaz, bu dikiş devasa yamayı kapatmaz, millilik bu isme kesinlikle yakışmaz. Başbakan’ın Anayasa Mahkemesiyle ilgili geçmişteki sözleri bugün kendisini yalanlamakta, ters köşeye yatırmaktadır. Başbakan bu konuda da dip yapmış, burada da yere çakılmıştır. Sayın Başbakan, Twitter'den korktuğun kadar, Youtube’den çekindiğin, Facebook’tan titrediğin kadar hakka, hukuka uysaydın bu denli rezil olmaz, bu denli kendini inkar etmez, samimiyetsizliğin gayri meşru sözlüğünde bu denli ustalaşmazdın. Atalarımız boşuna söylememiş, kendi düşen ağlamaz, el atına binen tez iner, yalancının mumu da yatsıya kadar yanar."

MİT kanununa da değinen Bahçeli, "Şu an MİT’e olağanüstü yetkiler veren kanun teklifi Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmektedir. Bu teklif tepeden tırnağa mahsurludur. Başbakan Türkiye’yi kuracağı MİT rejimiyle baştan ayağa kontrol edecek, dinleyecek, herkesi fişleyecektir. 1970’li yılların Ziverbey ve Erenköy Köşkü’nü aratmayacak mekânların yeniden ihdas ve inşası çok yakındır. Başbakan ülkemizi adım adım istihbarat devletine sürüklemektedir. Kendisini korumak ve bugüne kadar MİT eliyle işlenmiş suçları temizleyerek emniyete almak amacıyla tedbir geliştirmektedir.
Başbakan gerçek manada, Oslo’dan İmralı’ya, sınırlarımızdaki terör gruplarına yardımdan milli hedeflerimizin aleyhine olan dış politika tercihlerine kadar tüm yasa dışı, ahlak dışı, meşruiyet dışı ilişkileri maskelemek için MİT Kanunundaki muhtemel düzenlemeleri fırsat görmektedir. Kanun teklifinde, Ceza Muhakemeleri Kanundaki hazırlık soruşturmalarının gizliliği ilkesinin MİT’e karşı uygulanmayacağı yer almıştır. Ve teklifin tüm sakıncalarının yanında MİT’e terör örgütleriyle görüşme ve temas kurma yetkisi verilecektir. Yani PKK’yla ve İmralı canisiyle yapılan pazarlıklar yasal güvenceye kavuşturulacaktır. Teklif yasalaşırsa İmralı canisinin en temel dayatmalarından birisi de onaylanmış olacaktır.
İhanet görüşmelerinin Meclis eliyle yasal zemine çekilmesi Türkiye Cumhuriyeti’ne, milletin beka ve güvenliğine karşı acımasız bir saldırı ve husumettir. Bunu sıradan görmek, hafife almak mümkün değildir. Şimdi de MİT’in Meclis eliyle denetimi tartışılmaktadır. Merak ediyoruz, MİT’le ilgili kaygı ve arayışın gayesi nedir? Olası bir denetim ne şekilde olacaktır? İstihbarat teşkilatına yönelik TBMM’de bir denetim komisyonu kurulması nasıl bir ihtiyacın, hangi maksadın ürünüdür? Misal olarak, Emniyet Genel Müdürlüğü, Hazine Müsteşarlığı, Merkez Bankası için değil de MİT adına Meclis’te özel bir denetim komisyonu neden planlanmaktadır? Milli iradenin tecelligahı olan Gazi Meclisimiz her türlü kamu kurum ve kuruluşunu denetleme hakkına zaten sahip olup bu konudaki imkan ve araçları Anayasa ve İçtüzük’te bellidir. Bir yanda MİT Kanununda yapılması düşünülen değişiklerle MİT’e ve mensuplarına hukuki dokunulmazlık getirilirken, diğer yanda bu kurumu Meclis denetimine açma hazırlıkları çelişkiden başka bir şey değildir. Burada Başbakan ve hükümetinin izah etmesi gereken bir çok boşluk ve soru işareti vardır. Ve muamma tam anlamıyla netleşmeden TBMM’de MİT’e özel denetim komisyonu kurulma çalışma ve niyetini gizli kapaklı işlere kamuflaj giydirme teşebbüsü olarak yorumlayacağımızı bu vesileyle bildirmek isterim." şeklinde konuştu.

ABD’li araştırmacı bir gazetecinin Türkiye hakkındaki kabul edilemez iddiaları olduğunu dile getiren Bahçeli, "Biz AKP’ye elbette muhalifiz, elbette demokratik itirazlarımızı hiç yüksünmeden, kaçınmadan, gevşemeden yaparız, yapıyoruz. Ancak hiçbir şekilde, hükümetin, komşu bir ülkede binlerce masum sivilin öldürülmesi caniliğine kimyasal silahlarla ön ayak olduğuna, teşvik ettiğine, ortam sağladığına, destek verdiğine inanmayız, inanamayız. Türk devlet geleneğinde böyle bir alçaklık olmamış ve olmayacaktır. Türk tarihinde masumlara ölüm saçmak, terör ihracı yapmak, yapanlara kol kanat germek şimdiye kadar görülmemiştir. Bu nedenle ülkemiz aleyhine sürdürülen karalama kampanyasına hükümet süratle engel olmalı, eldeki bilgi ve belgelerle Guta’daki iğrenç soykırımda en ufak parmağının olmadığını delilleriyle kanıtlamalıdır. Aksi taktirde bu kirli oyunun taraftarları içimizden devşirilen taşeronlar yardımıyla gün geçtikçe mevzi elde edecek ve Türkiye’ye uluslararası camiada kuşkuyla bakılacaktır." dedi.

Sözde Ermeni soykırım iddiasıyla ilgili ise Bahçeli, "Her sene nisan ayı geldiğinde Ermeni diasporanın kuklaları anında siyaset podyumuna çıkmakta ve soykırım ezberiyle gösteriş yapmaktadır. Sözde soykırım kozunu tehdit ve gözdağı olarak kullanan çevreler artık bayatlamış ve miadı dolmuş bu oyundan vazgeçmelidir. Türk milletini soykırımla yan yana koyma utanmazlığı devri geçmiş, son kullanım tarihi dolmuş taviz koparma enstrümanıdır. ABD, 24 Nisan’da, 1915 tarihli Ermeni tehcirine ister soykırım desin, isterse de demesin, bizim açımızdan hiçbir meşruiyet ve ehemmiyeti yoktur.
Bu ülkenin siyasetçileri, Türkiye’ye ister tümden soykırımcı suçlamasını yöneltsin, isterse de 'Hepimiz Ermeniyiz' diyenlere yeşil kart dağıtarak kucak açsın. Bize göre bunların hepsi fasa fiso ve teneke gürültüsüdür. Bundan böyle canları ne istiyorsa, keyifleri neyi gerektiriyorsa öyle yapmazlarsa hepsinde gönlümüz kalacaktır. Türk milletini soykırımcı olarak görenler, şayet tutarlıysa, şayet insan hak ve şerefine saygı duyuyorlarsa yüzlerce yılda Amerika kıtasında katledilen milyonlarca insanın, Irak’ta, Afganistan’da yok edilen din kardeşlerimizin günahını çıkarsınlar, sonra da yüzleri kaldıysa gelip bize laf yetiştirsinler." diye konuştu. CİHAN

Bahçeli: Başbakan ülkemizi adım adım istihbarat devletine sürüklemektedir

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×