"13. Ağır Ceza Mahkemesi bundan sonra yazmamışsa, kararı yazacak"

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin yasayla kaldırıldığını ve artık böyle bir mahkemenin bulunmadığını söyledi.

11 Mart 2014 Salı 16:23

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin yasayla kaldırıldığını ve artık böyle bir mahkemenin bulunmadığını söyledi. Bakan Bozdağ, "13. Ağır Ceza Mahkemesi yasayla kaldırılmıştır. Kaldırılmış bir mahkemenin yargılama yapma yetkisi yoktur. Sadece geçici madde ile verilen bazı yetkileri kullanabilir. O da, 15 gün içerisinde eğer kararı yazmamışlarsa, kararı yazacaklar. Birde dosyaların devrine ilişkin işlemleri tamamlayacaklar." dedi.

Bir dizi temaslarda bulunma için Amasya’ya gelen Bakan Bozdağ, ilk durağı olan Taşova ilçesinde miting öncesi gündeme dair soruları cevapladı. "13. Ağır Ceza Mahkemesi diye bir mahkeme yoktur. 13. Ağır Ceza Mahkemesi yasayla kaldırılmıştır. Kaldırılmış bir mahkemenin yargılama yapma yetkisi yoktur. Sadece geçici madde ile verilen bazı yetkileri kullanabilir. O da, 15 gün içerisinde eğer kararı yazmamışlarsa, kararı yazacaklar. Birde dosyaların devrine ilişkin işlemleri tamamlayacaklar." diyen Bakan Bozdağ, "Bunun dışında herhangi bir iş veya işlem yapmaları, yargılama faaliyetinde bulunmaları kesinlikle mümkün değildir. Olmayan bir mahkemenin eski hakimlerinin mahkeme varmış gibi hareket ederek karar tesisleri asla kabul edilemez, hukuken doğru değil. Ayrıca, Meclis'in çıkardığı yasaya dair yorumları da doğru değil. Çünkü Meclis, mahkemeleri kurar, mahkemeleri kaldırır. Anayasa’nın 142. maddesi çok açıktır, çok nettir, yoruma da gerek yoktur. Şimdi açıklamalara baktığımızda, HSYK kurar kaldırır, diyor. Bunu bu kadar tecrübeli hakimlerin bilmemesi, mümkün değildir. Eğer bilmiyorlarsa, bu büyük bir ayıp. Bilerek bunu yapıyorlarsa, bu da fevkalade, bir durumdur. Kabul edilemez bir durumdur. Bununla ilgili bir HSYK 3. Dairesi bugün toplandı, bir inceleme kararı aldı. Bu inceleme yapıldıktan sonra bir karar verilecektir onunla ilgili." şeklinde konuştu.

KANUNA DESTEK VERENLER ŞİMDİ ELEŞTİRİYOR

"Terörle Mücadele Kanunu'nun 10. maddesi ve CMK 250’ye göre görevli ÖYM’leri kaldıran yasa Cumhurbaşkanımızın onayıyla yürürlüğe girdi. Bu yasa görüşmeleri sırasında ifade ettik. Değişik vesilelerle de bu ifadeleri tekrarladık. Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlar için öngörülen 10 yıllık azami tutukluk süresini 5 yıla indiren düzenleme umarım yürürlüğe girdikten sonra ‘Bu düzenlemeyi bu zamana kadar niye yapmadınız, niye geç kaldınız’ diye eleştirenler, bazı tahliyeleri görünce fikir değiştirip, ‘Bu tahliyeler neden? Neden bunlar dışarı çıkıyor’ diye görüş değiştirmezler diye o zaman ifade etmiştim." diyen Adalet Bakanı Bozdağ, "Fakat geldiğimiz noktada hem medyada hem de siyasette bazı çevrelerin farklı bir şekilde seçiminde etkisiyle ifade ettiğini görüyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, hukuk devletidir. Hukuk devletinde herhangi bir vatandaş, herhangi bir insan bir suç isnadıyla karşı karşıya kalırsa hukuk kuralları çerçevesinde bu isnadın soruşturulması, yargılamayı gerektiriyorsa yargılanması ve sonuçta da bir kararla bu sürecin tamamlanması lazımdır." şeklinde konuştu.

YARGILANANA ‘SİZİN SUÇUNUZ ŞUDUR, CEZANIZ DA ŞUDUR’ DİYEMİYORSUNUZ

"Bir hukuk devletinde siz herhangi bir vatandaşımıza çok önemli suçlar isnat ediyorsunuz, yargılama 5-10 yıl devam ediyor. Ve siz onu içeride tutuklu bulunduruyorsunuz. Fakat bu insana ‘sizin suçunuz şudur, cezanız da şudur’ diyemiyorsunuz." şeklinde konuşan Bakan Bozdağ, "Esasında kınanacak, eleştirilecek, ayıplanacak, yanlış denecek şey budur. Hiçbir hukuk devletinde bu kadar uzun süren yargılamalar olmaz, olamaz da. Yargı süreçlerinin hızlanması ve soruşturma ve kovuşturmaların da hızlı yürümesi adaletin doğru zamanda tecellisi içinde şarttır. Onun içinde halkımız ne diyor? ‘Geciken adalet, adalet değildir.’ Bizim memleketimizde geçmişte tutuklamada üst sınırda yoktu. İlk defa, sınırı biz getirdik. 10 yıllık sınır uygulamaya ilk girdiğinde bazı tahliyeler oldu. O zaman 10 senedir içeride de tutuklu insanlar var. 10 yıl suçun ne, iddianamede belli. Peki, mahkeme karar vermiş mi? Suçun olduğuna dair. Karar vermemiş. Ve o kişi, 10 yıldır içeride tutuluyor. Böyle hukuk devleti olur mu? Olmaz. Bu kararı bir şekilde vermek lazım, ve bu yargılama sürecini makul bir sürede sonlandırmak doğru olandır. 5-10 sene hala suçunun mahkeme kararıyla sabit olmayan kişilerin içeride tutuklu kalması hukuken doğru değildir. Biz bunu her defasında ifade ettik." dedi.

"TUTUKLULUK SÜRECİS 10 YILDAN 5 YILA İNDİ"

Bakan Bozdağ, konuşmasını şöyle konuştu: "TMK 10’nu kaldıran kanun tutukluk süresinin azami üst sınırını 10 yıldan 5 yıla çekti. Burada tutukluk azami 5 yıl olacaktır bundan sonra. Tutuklu kime ne denir? Buna dair son çıkan kanunda bir değerlendirme yok. Tutuklunun kim olduğu zaten mevzuatımızda belli. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun kararında belli. Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru üzerine verdiği karar var. AHİM’nin verdiği karar var. Bütün bu kararlar ve mevzuatımız, uygulamada tutuklunun kişi hakkından tutuklama kararının uygulandığı andan itibaren hakkında mahkumiyet kararının verildiği tarihe kadar geçen süreyi kapsadığını, tutukluğunu ifade ediyor. Hükümden sonraki süre, tutukluluktan sayılmıyor. Dolayısıyla tutuklu statüsünün dışına çıkıyor, hükümlü oluyor. Bu kanun kapsamında tahliyesi yapılanların tutuklular olması esastır. Çünkü bu kanun hükümlülerin tahliyesini yani tutukluluktaki 10 yıllık süreyi 5 yıla çekerek sadece tutuklulukların bu süreyi dolduran varsa, onların tahliyesini otomatik hale getiriyor. Ancak hükümlüler ile ilgili tahliye, Yargıtay hüküm aşamasında, resen talep üzerine bu yönde karar verebilir. Başka tür kararlar olabilir. Bu kanundaki süre azalması nedeniyle, hükümlü olanların tahliyesine ilişkin karar gerekçeleri oluşturulması, bana göre hukuken doğru bir gerekçe değil. Ergenekon davası kapsamında tahliyesi yapılan kişilerin, bir kısmının tahliye gerekçelerinde tutukluluğun 10 yıldan 5 yıla indirilmesi var. Diğer bir kısmının tahliye gerekçesinde de Anayasa Mahkemesi’nin İlker Başbuğ hakkında verdiği kararın gerekçesi doğrultusunda verilen tahliye kararının gerekçesine benzer bir gerekçe var. İlker Başbuğ hakkında verilen gerekçe doğrultusunda verilen tahliyelerin gerekçesini de, ben hukuken doğru bir gerekçe görüyorum. Kalkmış olan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 7 ayı aşkın bir süredir karar verdiği kişiler hakkındaki kararın gerekçesini yazıp dosyaya koymamış olması, haklarında karar verilen kişilerin Yargıtay’a, Anayasa Mahkemesi’ne, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru hakkını kullanmalarını geciktiren bir tutumdur. Bir sonuç ortaya koymuştur. Eğer gerekçeli karar, vaktinde dosyaya konmuş olsaydı; bu kişiler Yargıtay’a gidecek, belki Yargıtay dosyayı bozacak, belki bazı kişilerin tahliyesine karar verecek, belki bazılarının beraatını isteyecektir.


TAHLİYELER 13. AĞIR CEZA MAHKEMESİ'NİN GEREKÇELİ KARARI YAZMAMIŞ OLMASINA DAYANIYOR

Gerekçeli kararın yazılmamış olmasının, gecikmiş olmasının veya geciktirilmiş olmasının, bu davada mahkum olan kişilerin bu kararı denetletme haklarını kullanmalarına engel olduğunu savunan Bakan Bozdağ şunları kaydetti: " Esasında bugün Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru üzerine vermiş olduğu kararda bu gerekçeli kararın geç yazılmasına dayanmaktadır. Şuanda yapılan tahliyelerde büyük oranda 13. Ceza Mahkemesi’nin vaktinde gerekçeli kararı yazmamış olmasına dayanmaktadır. Bunu buradan bir kez defa ifade etmek istiyorum. Bu tahliye kararlarından, gerekçelerinden bir kısmını hukuken bana göre gerekçelerine katılmıyorum. 10 yıldan 5 yıla indi o yüzden tahliye ediyoruz ifadelerine ben hukuken katılmıyorum. Ama gerekçeli karar geç yazıldı, bu da hak ihlali doğurdu, bu nedenle de tahliyesine karar veren şeklinde bazı gerekçeler var bu gerekçelere katıldığımı ifade etmek istiyorum. Aynı davada mahkum olan kişilerden bir kısmı diyelim bir mahkemeye müracaat ediyor, diğer bir kısmı başka mahkemeye müracaat ediyor. Sonuçta hepsi hükümlü. Ama tahliye gerekçelerine baktığınızda mahkemelerin birbirinden farklı tahliye gerekçeleri hazırladığını da görüyorsunuz. İşin doğrusu aynı konuda yasal mevzuat aynı olduğu halde kişilerin durumu da aynı olduğu halde tahliye gerekçelerinin birbirinden bu kadar farklı olmasını da hukuken anlamakta zorlandım. Halbuki tahliye gerekçelerinin hepsinin yüzde yüz aynı olması beklenemez ama en azından ana omurgasının hepsinde aynı olması beklenirdi. Çünkü hepsinin durumu aynıdır. Çok farklı tahliye gerekçeleriyle de karşı karşıyayız. Onu da ifade etmek istiyorum."


CİHAN


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×