Rabia Güner

Rabia Güner

Mustafa Kutlu'nun 'Beyhude Ömrüm' kitabının konusu

'İnsan bu dünyaya ne için gelir? heralde bir bahçe kurmaya...'

Kitabın bir yerinde yazar diyordu ki 'insan bu dünyaya niçin gelir? herhalde bir bahçe kurmaya...'

Dünyaya niçin geldiğimi düşündüm. Göçüp giderken tıpkı kitabın kahramanı gibi bir bahçede mi olacaktım?

Yola beraber çıktıklarım ve yolda kazandıklarım yanımda olacak mıydı? Yoksa bir ben, eğer kurmayı başarabildiysem, bir de bahçem mi olacaktı?

Bütün bir ömür beyhude mi geçip gidiyordu yoksa?

Ne diyordu Âşık Veysel:

İşte geldim gidiyorum dünyadan
Ne yazık ki çözemedim ben beni
Haksızlık dünyada sürüp giderken
Şekil verip çizemedim ben beni

İşte tam da bu gelip gidişi öyle güzel bir üslupla kaleme almış ki yazar... Hikâyeyi okuduğunuzda biraz köylü, biraz şehirli oluyorsunuz. Kopup gittikleriniz, gitmeye çalıştıklarınız ve gidemedikleriniz… Köyünüz, kentiniz, eşyanız her ne ise gönül verdiğiniz bahçeniz orası oluyor.

Hikayemizin kahramanının, ahlat ağacının gölgesinde sırtını ağaca yasladığı sırada ıslak kayaya dikiliyor gözleri ve etrafı yer yer yosun tutmuş olan kayanın altında su olabileceği düşüncesi ile doğruluyor olduğu yerde. Susuz ve kurak olan köyünün topraklarında, tıpkı askerlik yaptığı yerde gördüğü gibi, yemyeşil bir bahçe ve çeşit çeşit meyve ağaçları yetiştirebilme umudu kaplıyor içini. Bu umut peşinde uzun süren çabaları başlıyor, Gülpaşa Çavuş'un oğlunun.

Bütün bir ömrünü neredeyse bu umut uğrunda harcamaya koyuluyor kahramanımız. Uzun süren çabaların sonunda ıslak kayanın altından umduğu gibi suyu çıkarıyor gün yüzüne. Kıskançlıklar... Hasetler... Muhtarın engel olma çabaları... Ve hatta mahkeme salonları... Hiçbiri bahçe kurma hayalinden vazgeçiremiyor Gülpaşa Çavuş'un oğlunu ve sonunda hayaline kavuşuyor, istediği gibi yemyeşil bir bahçe "sahabı (kendi deyimiyle)" oluyor. Çeşit çeşit meyve ağaçları ile beziyor bahçesini.

O, umudunun peşinde koşarken köyde yaprak dökümü başlıyor, köyün gençleri "kendi bahçeleri"ni kurmak umudu ile şehrin yolunu tutuyor. Kalanlar gidenlerin hasreti ile yanıp kavruluyor. Derken bir gün ayrılık vakti bahçe sahibini de buluyor ve oğlu, tıpkı köyün diğer gençleri gibi şehrin yolunu tutuyor. Bir süre sonra çok sevdiği ve ömrünü, umudunu paylaştığı karısı fani dünyaya gözlerini yumuyor. Bu noktada yazarın beni etkileyen cümlesini buraya düşmeden edemeyeceğim: 

"Öyle, bir tahta sıra üstüne oturup derdime yanıyorum. Erkek adam eşinden önce gitmeli. Yaşlı bir erkek eşini kaybedince yetim çocuğa dönüyor; eli iş tutmaz, kendine bakamaz. Oysa kadınlar daha metin ve yalnızlığa dayanıklı."

 

 

 

 

 

 

Çaresiz, boynu bükük karısını iyileştirme umudu ile gittiği şehirden, tek başına yaşlı bir adam olarak dönüyor köyüne. Köyün neresine giderse gitsin orada gözlerinin önünde duran ve bir zamanlar büyük heveslerle, heyecanlarla yeşerttiği, yemyeşil bahçesi zaman içinde bakımsızlıktan, güçsüzlükten kuruyup gidiyor. Bir yanda bütün bir ömrünü verdiği bahçe, diğer tarafta sevdikleri... Hepsi birer birer kayıp gidiyor elinden. Ve sonunda ömrünü verdiği köyünde hayatını verdiği bahçesine gitmeye çalışırken kayıveriyor ayağı ve düşüyor yere... Olduğu yerde kalakalıyor öylece ayağında oluşan kırığın verdiği acı ve sızıyla... Bir zamanlar şen şakrak olan köyde şimdi ise onun sesine, imdadına yetişecek bir tek kişi bile yok... Gülpaşa Çavuş'un oğlu şimdi yaralı, yalnız, köyün orta yerinde karlar içinde ölmek üzere... Bir an Deli Derviş ya da oğullarının onu bulup kaldıracağını düşünüyor... Sonra aklına geliyor ki onlar da köyde değil. Çaresizlik içerisinde olduğu yerde yığılıyor... Üzerine karlar yağarken, teslim oluyor kaderine ve işte insanı gözyaşlarına boğan o son cümlesi: 

“Aman Allah’ım, ne güzel, ne güzel. Yağsın durmadan, yağsın ve örtsün üstümü bu çiçek kokuları, nerdeyim ben? Gözlerimde yaş, dilimde dua. Öldüm ve bir bahçeye gömüldüm.”

 

 

 

 

 

Hikayenin sonunda, insan bir an, dünya denilen şu koca tarlada ne ektiğini, ne biçtiğini ve ahiret yurduna ne götüreceğini düşünüyor.

Dünyada da ahirette de güzel bir bahçe kurmamız dileği ile sizlere Mustafa Kutlu'nun 'Beyhude Ömrüm' kitabını okumayı tavsiye ediyorum.

'İnsanoğlu dünyaya niçin gelir? Herhalde bir bahçe kurmaya gelir. Bu düşünceyle gülümsüyorum. Dünya dediğimiz de bir gurbet değil mi?'

 

Diğer Yazıları

Yorumlar