Engin K. Demir

Engin K. Demir

J. D. Salinger’in Lanet Dünyası

Kitap, özellikle ABD’de ahlak dışı ve açık saçık bulunduğu için pek çok eyaletinde yasaklanmasına rağmen en çok okunan kitaplardan biri olmayı başarmıştır. Bu başarısı bir ergen gözüyle tüm toplumu ahlak üzerinden analiz etmeye girişmesinden kaynaklanıyor.

Edebiyat sever arkadaşların oluşturmuş olduğu bir gruba üye oldum. Pandemi şartlarından dolayı gruptaki iletişimimin verimi düştü. Fakat mesajlaşma programı üzerinden kendilerini ilgiyle takip ediyor ve okunması kararlaştırılan kitapları okuyorum. Edebiyat grubu olarak en son, J. D. Salinger’a ait “Çavdar Tarlasında Çocuklar” isimli kitabı okuduk. Eser ilk olarak 1951’de Birleşik Krallık ve ABD’de yayınlandı. Bu kitap, yazarın okuduğum ilk kitabı olması hasebiyle benim için ayrı bir öneme sahip. İlk başlarda, genç bir çocuğun kendi ağzıyla travmalarını anlatan bir tarzda ilerlemesi benim ilgimi çekmemişti; fakat okumaya devam ettikçe yazarın kahramanı üzerinden eleştirel bakışını görme imkânım oldu.

Salinger, modern toplumun tezatlarını açmaya çalışıyor; birçok metafor sırtında bir çeşit toplum mühendisliği işlettiğini söyleyebilirim. Çok farklı konulara değinmesinin sebebini ise kitabın sonlarında kahramanına söylettirmekle birlikte, bu tarz yaklaşımın da eleştirisini yaparak neyin doğru neyin yanlış olduğunu söylemeden kararı okuyucuya bırakıyor. Evet, konudan konuya atlaması, tek mesel üzerinde durmaması (misalden misale uzanması) okuyucuda dikkat dağınıklığına sebep olabilmekte; fakat, konuyu dağıtmadan kahramanın hayatına tam zamanında dönüşler yaparak okuyucuyu kitaptan koparmamış oluyor. Ve böylece, bir tek kişinin hikayesi üzerinden pek çok soruna değinmeyi başarıyor.

Ben, hayatların tüm anlarını buhran içerisinde yaşayanların eserlerini sevemedim. Onların kitaplarını okumayı bir türlü başaramadım. Salinger, kitabında ergen bir çocuğun buhranlı hayatını anlatırken sıkılmadım. Tamam, bazen bunaldığım anlar olmadı değil; fakat merak daha fazla baskın çıkarak yazar, kitabı bana okutturmayı başardı. Bunun başarısı ise pek çok farklı konulara değinmesi. Farklı konular derken, hikâye seni kitaptan uzaklaştırmıyor; her bir farklı konu, ağacın kalın dalları gibi seni, kökün ince dallarına çekmeyi başarıyor.

Beni etkileyen diğer bir husus ise kadınlara karşı bakışı. Yaşadığı dönemden dolayı olsa gerek kadınların, özellikle kızların erkek seçiminde akıllı olmadıkları kitabın birkaç yerinde geçiyor olması. Bir başka yerde ise: "Garsonun ondan hoşlanmadığını anlıyordunuz, denizci herifin bile ondan hoşlanmadığını görebiliyordunuz, Lillian'la çıktığı halde. Ve ben de ondan pek hoşlanmıyordum. Ondan hiç kimse hoşlanmıyordu.” diyerek kendini merkezde gören kızın aslında hiç de sevilen bir tip olmadığını anlatıyor. Aynı şekilde: "Bazı kızlara ne olduğunu anlamanız olası değildir.” diyerek kızların hareketlerinde tutarlılık olmadığını gösteriyor.

Günümüzde sayılmasa bile o dönemin şartlarına göre, kitabın aşırı müstehcen bulunmasına da şaşmamak gerekiyor. Yanlış anlamayın, ergen gençlerin birbirleriyle yapageldiği şeyleri söyleyivermesi dışında hiçbir aşırılık yok. Fakat ben ergen oğluma bu kitabı okutturur muyum(?), bilemedim! Her ne kadar, Salinger eleştiri yapıyor görünse de gençler tarafından bunun anlaşılmayıp, ahlaksızlığa varan ikili ilişkilerin normal sanılmasına sebep verebilir. Zaten günümüze gelirsek bu normalleşmeyi rahatlıkla görebiliyoruz. Salinger, işte buna dikkat çekmek istemişti; gençleri saran bu çılgın erotizmin, cinselliğin kızlara (kadına) gösterilmesi gereken saygının önünde olmaya devam ederse, çok daha kötü sonuçlar doğuracağına dikkat çekmek istedi. Bir anneyle dalga geçmesi ya da kızları saflıkla suçlamasının asıl nedeni budur. Anne nasıl ki çocuğunun karakterini tam anlamıyla bilmemekle suçlanıyorsa, kızların da aynı saflıkla yanlış erkeklere yönelmeleriyle suçlandığını görüyoruz yazarın kaleminde.

Kitap, özellikle ABD’de ahlak dışı ve açık saçık bulunduğu için pek çok eyaletinde yasaklanmasına rağmen en çok okunan kitaplardan biri olmayı başarmıştır. Bu başarısı bir ergen gözüyle tüm toplumu ahlak üzerinden analiz etmeye girişmesinden kaynaklanıyor. Cinselliğin yaygınlaştığı, hatta homoluğun revaçta olduğu dönemi acımasız şekilde yeriyor. Elbette kitap sadece ahlak eleştirisi yapmıyor. Başta dediğim gibi daldan dala atlayarak okuyucuyu pek çok noktada düşünmeye sevk ediyor. Örneğin bir bavul örneği vererek burjuva eleştirisi yapması; hatta bir başka örnekte aristokratları inceden inceye eleştirmesi bir başka güzel anlatımdı. Sinemayı, aktörleri yalancılıkla suçlaması; ama beni en çok etkileyen nokta ise “sözün doğruluğu” üzerinde durmasıydı. Doğru sözlü olmanın, olduğun gibi görünmenin eksikliğini kitabın birkaç yerinde, okuyucusuna gösteriyor. Mevlana’nın dediği gibi “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol!”

Eleştirileri bunlarla sınırlı değil. Kitabın ilk sayfalarında okları, ahlaksız, sahtekâr bir neslin yetişmesinin müsebbibi olarak öğretmenlere ve eğitim sistemine yöneltiyor. Fakat bu hususta çıkar bir yol bulamamış zahir, kitabın sonlarında, eğitim olmadan ne yapacağının, nasıl yapacağının vb. sorularının cevabının bulamayacağını söylüyor ki kendisinin de tam olarak bir çözüm bulamadığını düşünüyorum; tüm bu çirkinliklerden, bağnazlıktan kurtulabilmenin tek çaresinin ıssız yere gitmek olduğunu söyleyip gitmemesi gibi. Nasıl ki Katoliklik üzerinden, rahibelerle diğerlerini karşılaştırıp aranılan şeyi rahibeleri timsal göstererek söylemeye çalışan yazar, bana tam olarak nasıl bir çözüm bulunabileceği hususunda karar veremediğini düşündürüyor.

1950’ler döneminin gelinen medeniyetin çirkin tarafını bize göstermesi yönüyle okunması gereken etkileyici bir kitap. Önümüze serilen modern dünyanın sadece havai fişekli tarafı olmadığını, aslında arka planda nasıl bir çamur batağı olduğunu lanetler okuyarak bize sunmayı başaran bir kitap: “Lanet bir budala sürüsü halinde cenazeye gelmişlerdi”, “Lanet bir kompozisyon yazmamı istiyorsun.”, “Lanet filmler. Sizi ne hâle getiriyorlar. Şaka etmiyorum.”, “Lanet kâğıdı elinden çekip aldım. Sonra da yırttım.”,”Lanet kucağımdan inmeye hiç niyeti yoktu.”, “Lanet ağacı süsleriz. Tamam mı, hey Sally?”

Yorumlar