"Sanat sadece profesyonellerin işi değil"

- "Porof. Zihni Sinir" karakterinin tasarımcısı Sayar: - "Çamurdan, telgraf tellerinden oyuncaklar ve çeşitli mekanizmalar falan yapardım. Sokakta hep böyle oynadım" - "Gelişimin sanatsız olmayacağına inanıyorum. Sanatı en tepeye çıkarmak gerekiyor. Yaratıcılığımızı, hayallerimizi besleyecek olan şey sanattır" - "Kendimizi bilmemiz, bilim ve teknolojinin gelişmiş hali neredeyse onu yakalamamız, aradaki boşlukların farkına varmamız gerekiyor" - "Ödüller verirken veya bir şey yaparken karikatüristleri de onurlandırmak gerek ama bizde tam tersi, o kadar sık aşağılanıyor ki üzücü" - "Atölyeye geldiler, 'Böyle bir film projemiz ve Deli Emin diye bir karakterimiz var' dediler. Evde kullandığı düzenekler, annesinin mezarına kablo çekip radyo dinlettiği mekanizma, bisikleti, güvercin besleme makinası gibi 7-8 proje geliştirdim"

Google Haberlere Abone ol

İSTANBUL (AA) - Yazar ve çizer İrfan Sayar, hiçbir gelişimin sanatsız olmayacağına inandığını ve sanatı en tepeye çıkarmak gerektiğini kaydederek, "Herkesin sanatla haşır neşir olması gerekiyor. Oysa bizde sadece profesyonellerin işiymiş gibi bakılıyor. Yaratıcılığımızı, hayallerimizi besleyecek olan şey sanattır, bunu unutmamak gerek." dedi.

"Porof. Zihni Sinir" karakteriyle tanınan, karikatür dünyasının "çılgın profesör"ü, mizahçıların "icat çıkaran"ı Sayar, "Porof. Zihni Sinir - Hayalden Gerçeğe Alternatif Köprüler" isimli sergisiyle, ziyaretçileri "Zihni Sinir"in 40 yıllık dünyasına götürüyor.

Sergide, hayal gücünün sınırlarını zorlayan "Zihni Sinir" karikatürlerinin yanı sıra, karakterle özdeşleşmiş prototipler, seri üretim objeler ve maketler yer alıyor.

Oğuz Aral'ın teşvikiyle "Gırgır" dergisinde yolculuğuna başlayan Sayar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, resimle olan ilişkisinin küçük yaşlarda başladığını söyledi.

Sayar, ailesinin çiftçilikle uğraştığını belirterek, "Çamurdan, telgraf tellerinden oyuncaklar ve çeşitli mekanizmalar falan yapardım. Sokakta hep böyle oynadım. 'Büyüyünce güzel sanatlara gideceğim' derdim. Lisedeki resim öğretmenimiz çok yetenekliydi, çok şey öğrendim ondan. Sınıfta yetenekli, ilgili olduğunu fark ettiği öğrencilere özel çalışmalar yaptırırdı. Hayalimdi, kazandım ve İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde okumak üzere İstanbul'a geldim." ifadelerini kullandı.

- İnsanın eşyayla olan ilişkisi

Her zaman bilime ve teknolojiye meraklı olduğuna işaret eden Sayar, "Macit diye bir arkadaşım vardı lisede, benden bir yaş büyüktü. Birlikte Spil Dağı’na çıkar sulu boyayla matematik çalışırdık. Onun da resme merakı vardı ama matematik ağır bastı herhalde, makine mühendisi oldu. O bilim tarafından resme bakıyordu. Ben de resimden bilime bakıyordum." diye konuştu.

Sayar, "tesadüfen" ortaya çıktığını söylediği "Zihni Sinir"in hikayesini şöyle anlattı:

"Gırgır'daydım ve genellikle konuşma balonu olmayan şeyler çiziyordum. Yavuz Taran'la birlikte karikatür yapıyorduk ve biz biraz daha uçuk şeyler çiziyorduk. Oğuz Aral'ın aslında çok karışan bir yapısı vardı ama bana, 'İrfan, Yavuz'u da al yanına, bir sayfa hazırlayın ben karışmayacağım' dedi. Hem hoşumuza gitti hem de şaşırdık. Oğuz Aral'ı bile eleştiriyorduk hatta, çiçeği burnundalara 'karikatür nasıl çizilmeli' diye anlatırken biz 'öyle çizilmez böyle çizilir' deyip kendimizce bir yorum getiriyorduk ve o sayfayı yayınlıyordu. 'Zihni Sinir' böyle bir ortamda çıktı, bir profesör vardı zamanla kendi özgün haline büründü. Kendiliğinden gelişen bir karakter oldu. 'Zihni Sinir' ismini de Yavuz buldu."

Günlük dile "zihni sinir projesi" diye bir kavram yerleştiren ve "Zihni Sinir" karakteriyle aslında insanın eşyayla olan ilişkisini sorguladığına dikkati çeken Sayar, "Ben sürekli 'Neden böyle?', 'Nasıl olmalı?' diye sorguluyorum, en başta da hiçbir gelişimin sanatsız olmayacağına inanıyorum. Sanatı en tepeye çıkarmak gerekiyor. Herkesin sanatla haşır neşir olması gerekiyor. Oysa bizde sadece profesyonellerin işiymiş gibi bakılıyor. Yaratıcılığımızı, hayallerimizi besleyecek olan şey sanattır, bunu unutmamak gerek. Mananın maddeyle ilişkilendirilmesi durumu çok önemli, iki ayrı şeymiş gibi düşünürüz. Manayı çok manalı buluruz da madde kelimesi böyle soğuk bir etki yaratır bizde. Halbuki mananın daha manalı hale gelebilmesi için bir önceki manayı madde ile ilişkilendirmek gerekiyor. Yoksa insanın işlerini kolaylaştırsın diye bulduğu şey bu kez kendisine engel olabiliyor. Teknolojiyi çok seviyor, benimsiyor, kullanıyor ama bir zaman geliyor nefret ediyorlar. İşte bu paradoksalmış gibi görünen bu durum birtakım komikliklerin çıkmasına sebep oluyor. Zihni Sinir de tam o komik noktayı yakalıyor." değerlendirmesinde bulundu.

- "Oğuz Aral'dan çok şey öğrendim"

İrfan Sayar, insanlara bilgiyi direkt olarak vermenin itici olduğu yorumunu yaparak, onun yerine çözüm bulmaya çalışmanın aslında soruna dikkat çekmeyi sağladığını dile getirdi.

TÜBİTAK Bilim ve Teknik dergisinde 4 yıl boyunca Porof. Zihni Sinir sayfasını hazırlayan Sayar, teknolojiyle birlikte geleneksel yöntemlerin de kullanılabileceğinin altını çizerek, "Bence gelişen teknoloji şimdikinin üzerine onu yok ederek gelmiyor, o kendi karakteriyle devam ediyor. Mesela şu anda mektup ortadan kalkmış gibi duruyor ama halbuki postane hala var, kalem kağıt var, olması da gerekiyor zaten. Birdenbire ortadan kaldırmak yanlış. O dil bambaşka bir şey olur çünkü. Aslında kendimizi bilmemiz, bilim ve teknolojinin gelişmiş hali neredeyse onu yakalamamız, aradaki boşlukların farkına varmamız gerekiyor. Bunu yaparken eski aletleri de terk etmemek lazım, onlar da çalışmalı." diye konuştu.

Karikatürist Oğuz Aral'dan çok şey öğrendiğini aktaran ve çalışmalarını 2008'de açtığı seri üretim atölyesinde sürdüren Sayar, şöyle devam etti:

"Sürekli eğlenecek farklı bir şeyler bulmanın işi besleyen bir tarafı da var. Zaten genel olarak öyledir; mizah yaratıcılık için çok besleyici bir şeydir. Mizah yapanın da mizahı yaşaması gerek, o olmadan olmuyor. Mizah çok önemli ve bizim kültürümüz içinde dev bir yapı, ayrılmaz parça. Onu yok edici bir çalışma içinde olmamamız gerekiyor. İnsanlar, olmayan bir kültür yaratmak için bütün yatırımlarını yönlendiriyor, elimizde bu kadar gelişmiş bir mizah kültürümüz varken bizim daha da desteklememiz, geliştirmemiz gerekiyor. Ödüller verirken veya bir şey yaparken karikatüristleri de onurlandırmak gerek ama bizde tam tersi, o kadar sık aşağılanıyor ki üzücü."

- "Vizontele"nin "Deli Emin"i Sayar'dan

"Vizontele" filmindeki "Deli Emin" karakterinin imkansızlar içinde kendince icat ettiği ilginç düzeneklerde de imzası bulunun Sayar, kendisiyle Yılmaz Erdoğan'ın bağlantı kurduğunu ifade ederek, "Ben o sırada Arnavutköy’de küçük bir atölye açmıştım. Mizah dergileri artık kapanmıştı, objeler üzerine yoğunlaştığım zamanlardı. Atölyeye geldiler, 'Böyle bir film projemiz ve Deli Emin diye bir karakterimiz var' dediler. Karakteri biraz anlatıp bana senaryoyu bıraktılar. İnceledim, bana da ilginç geldi, güzel olabilir diye düşündüm. Kafamda nasıl biri olduğunu canlandırdım. Öyle bir kasabanın imkanlarıyla kendi atölyesinin nasıl olabileceğini, neler yapabileceğini hayal ederek çeşitli aletler hazırladık. Filmde hepsi kullanılmasa da evde kullandığı düzenekler, annesinin mezarına kablo çekip radyo dinlettiği mekanizma, bisikleti, güvercin besleme makinası gibi 7-8 proje geliştirdim." açıklamasında bulundu.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Enformatik Bölümünde Öğretim Görevlisi olarak ders veren Sayar, "Porof. Zihni Sinir - Hayalden Gerçeğe Alternatif Köprüler" sergisinin kendisi için çok heyecan verici olduğunu kaydederek, büyüklerin de çocuklar kadar ilgi gösterebileceği bir sergi olduğunu sözlerine ekledi.

İTÜ Ayazağa Yerleşkesinde yer alan ve 100'ün üzerinde eser bulunan sergi, 26 Aralık'a kadar ziyaret edilebilecek.

Yorumlar