İsrail ile normalleşmelerde Çin faktörü

ABD'nin İsrail ve Arap ülkeleri arasında normalleşme baskısı kurmasının arkasında Çin etkisi olduğu ortaya çıktı.

Google Haberlere Abone ol

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) eski Başkanı Donald Trump’ın görev süresi dolmadan önce Ortadoğu’da kartları yeniden dağıttığı son ve en önemli görevi, İsrail ile bazı komşu Arap ülkelerinin ilişkilerinin “normalleştirilmesi” oldu. ABD etkisiyle, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn’in düşman ülke olarak gördükleri İsrail ile normalleşme kararı alması sonucunda ise İbrahim Anlaşmaları (Abraham Accords) imzalandı. İmzalanan bu anlaşmalar ekonomik, teknolojik ve kültürel bağları teşvik etme ve bölge güvenliği için en büyük tehlike olarak görülen İran’a karşı bir koalisyon kurma yolunda atılan büyük bir adım olarak görüldü.

ABD’nin büyük çaba sarf ettiği İbrahim Anlaşmaları’ndaki asıl amacı nedir sorusunun cevabı aslında çok basit: Çin-Ortadoğu ilişkilerinin, daha doğrusu 1992 yılından itibaren geniş ve kapsamlı bir şekilde ilerleyerek derin ticari ve ekonomik bağlar oluşturan Çin-İsrail ilişkilerinin yörüngesini değiştirmek.

İsrail ekonomisinin teknolojik gelişimi önde gelen bir merkez haline gelmesini sağladı. Çin inovasyon ekonomisi olma yolundaki öğrenme ihtiyacını, gelişen İsrail ekonomisinden karşılama yolunu tercih etti.

İsrail’in en büyük ikinci ticaret ortağı ve yabancı yatırım kaynağı olan Çin, ABD’nin küresel rolünü değiştirerek dünya tarihinin en büyük oyuncusu olmayı hedefliyor. Çin’in bir trilyon dolar değerinde bin 700’den fazla projeyle, 100’den fazla ülkede altyapı projelerine yatırım yaptığı ve 4 milyar insanı ve küresel gayrisafi yurtiçi hasılanın (GSYH) yaklaşık yüzde 40’ını etkilemeyi hedeflediği Bir Kuşak Bir Yol Projesi ve ucuz işgücü merkezi olmaktan çıkarak bir inovasyon merkezi haline gelmek için başlattığı “Çin yapımı” girişimleri bu hedef doğrultusunda oluşturuldu.

İsrail ekonomisinin teknolojik gelişimi önde gelen bir merkez haline gelmesini sağladı. Çin inovasyon ekonomisi olma yolundaki öğrenme ihtiyacını, gelişen İsrail ekonomisinden karşılama yolunu tercih etti. İsrail de dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisiyle ekonomik ve stratejik bağlarını genişletmeyi, ihracat pazarını ve yatırımlarını ABD ve Avrupa Birliği’nden (AB) uzakta çeşitlendirmeyi büyük bir şans olarak gördü. Bunun farkında olan ABD hükümeti, İsrail’e Çin’le bağlarını soğutması ve İsrail ekonomisindeki Çin yatırımlarını sınırlaması için baskı yapsa da çok önemli bir sonuç elde edemedi. Ticaret savaşlarının gölgesinde Çin-İsrail ilişkileri gelişmeye devam etti.

Dünyanın en büyük ihracatçısı konumunda olan Çin ve küresel ihracatçılar sıralamasında ilk 50’de yer alan ve her zaman ABD’nin sadık bir müttefiki olan İsrail, 1992 yılında başlayan ikili ilişkilerini her geçen yıl daha fazla geliştirdiler. İsrail ve Çin 1992 yılında sadece 50 milyon dolar olan ticaret hacimlerini 2014 yılına gelinceye kadar 10,8 milyar dolar düzeyine çıkarmıştı. Geçen zamanda İsrailli firmalar Çin pazarına yönelirken İsrail’deki Çin yatırımları da artmaya devam etti. 2014 yılında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Çin’i, İsrail’in Asya’daki en büyük ticaret ortağı ve belki de gelecekte dünyadaki en büyük ticaret ortağı şeklinde tanımlaması bir dönüm noktası oldu. Bu beyan sonrasında iki ülke arasındaki ilişkiler altın dönemini yaşamaya başladı. İsrail ve Çin arasındaki ticaret hacmi 2019 yılında 15 milyar dolar düzeyine ulaştı. Gelişen ticari ilişkilerin bir sonucu olarak iki ülke arasında serbest ticaret anlaşması görüşmeleri de başlatıldı. İsrail ihracatının sektörel dağılımına bakıldığında ortaya çıkan tabloda, elektronik sektörünün yüzde 51’lik payı ile ana ihracat sektörü olduğu görülüyor. Elektronik sektörünü kimyasallar (yüzde 8), ölçüm cihazları ve endüstriyel kontrol sistemleri (yüzde 8) ve tıbbi ekipmanlar (yüzde 7) izliyor.

Çin’in İsrail’deki yatırımlarının yüzde 97’sini oluşturan teknoloji yatırımları büyük bir çeşitlilik arz ediyor. Teknoloji sektöründe 122 anlaşma ile en fazla yatırımın tıbbi teknolojiler, biyokimya ve ilaç sektöründe olduğu görülüyor.

Özellikle 2014’ten itibaren, ticarete benzer şekilde yatırım anlaşmalarında da kademeli bir artış yaşandı. 2002-2020 yılları arasında Çin’in İsrail’deki toplam yatırımları 463 işlemle 19,4 milyar dolar düzeyine ulaştı. Çin’in yatırımlarının, birleşme veya satın almalarının büyük çoğunluğu, 449 işlemle 9,1 milyar dolar düzeyinde teknoloji sektöründe gerçekleşti. Geçen 19 yıllık süreçte altyapı sektöründe toplam değeri 5,9 milyar dolar olan sekiz anlaşma, akademik kurumlarda (Techion ve Tel Aviv Üniversitesi) iki yatırım, tekstil sektöründe iki anlaşma ve kozmetik, tarım ve emlak sektöründe birer anlaşma yapıldı.

Çin’in İsrail’deki yatırımlarının yüzde 97’sini oluşturan teknoloji yatırımları büyük bir çeşitlilik arz ediyor. Teknoloji sektöründe 122 anlaşma ile en fazla yatırımın tıbbi teknolojiler, biyokimya ve ilaç sektöründe olduğu görülüyor. Bunu 108 yatırımla yazılım geliştirme ve bilgi teknolojileri sektörü, internet (46) ve iletişim (42) sektörü izliyor. Ayrıca Çin İsrail risk sermayesi fonlarında 27, yenilenebilir enerji sektöründe yer alan şirketlerin hisselerinde ise 25 yatırım gerçekleştirdi.

BAE’nin Mubadala Yatırım Fonu İsrail’de yenilenebilir enerji sektörüne ilk yatırımını gerçekleştirmiş bulunuyor. BAE ve İsrail arasında sadece 2020 yılının son 2 ayında 1 milyar dolarlık bir yatırım gerçekleşti.

Başlangıçta askeri olmayan ticareti stratejik bir sorun olarak görmeyen ABD, İsrail’in Çin’e artan ve önlenemeyen bağımlılığını engellemeye yönelik, İsrail’e nihayet hayır diyemeyeceği yeni bir yol sundu: İbrahim Anlaşmaları. Yıllardır düşman ülke olarak görülen İsrail için bu teklif yeni bir dönemin başlangıcı oldu. BAE ve Bahreyn normalleşmeleriyle İsrail’e Körfez’in kapıları açıldı, hiç vakit kaybedilmeden ticari ve ekonomik işbirliklerine başlandı. Normalleşmenin ilk meyvesi BAE’nin APEX Ulusal Yatırım Şirketi ile İsrail şirketi Tera Grup’un yeni tip koronavirüsle (Kovid-19) ilgili araştırma-geliştirme çalışmaları için imzalanan ticari anlaşma oldu. Ardından İsrail ve BAE ortaklığı ile 3 milyar dolar sermayeli İbrahim Kalkınma Fonu kuruldu. Bu fonun hedefinin Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde çeşitli alanlarda yatırımlar yapmak olduğu açıklandı. BAE’nin Mubadala Yatırım Fonu İsrail’de yenilenebilir enerji sektörüne ilk yatırımını gerçekleştirmiş bulunuyor. BAE ve İsrail arasında sadece 2020 yılının son 2 ayında 1 milyar dolarlık bir yatırım gerçekleşti; ayrıca Eylül 2020-Ocak 2021 döneminde emirliğin İsrail’le ticareti 1 milyar dinar düzeyine (272 milyon dolar) ulaştı ve bin 217 ton hacminde ithalat ve ihracat gerçekleşti. Savunma, enerji, tıp, turizm, teknoloji ve finansal yatırım alanlarında işbirliğine odaklanan İsrail ve BAE gelecek yıllarda yıllık ticaretin 4 milyar dolara ulaşmasını öngörüyorlar.

BAE’nin ardından Bahreyn’le ekonomik ilişkilere yönelen İsrail teknik işbirliği, teknoloji transferi, küçük ve orta ölçekli işletmelerin ekosistemlerini kapsayan üç mutabakat zaptı ve bir ortak bildiri imzaladı. Bu süreci sadece ticari açıdan değerlendirmeyen, bağları derinleştirmek için de normalleşmeyi fırsat olarak gören İsrail, Bahreyn’le 2021 yılında 220 milyon dolarlık bir dış ticaret öngördüğünü açıkladı.

BAE ve Bahreyn’in ardından İbrahim Anlaşmaları’na yenileri eklendi ve Fas ile Sudan da İsrail’le normalleşme kararı aldılar. Bölge ülkelerinin anlaşmaya hemen adapte olması ABD’nin bölgedeki nüfuzunu korumasına yardımcı oluyor.

Normalleşme öncesinde Çin-Ortadoğu ticareti yoğun bir şekilde ilerlerken İsrail-Ortadoğu ilişkileri kapalı kapılar ardındaki görüşmelerden öteye geçemiyordu. İbrahim Anlaşmaları bu dengesizliği tam tersine çevirerek İsrail’in Çin yatırımları dışında başka yatırımlara yönelmesinin yolunu açtı. Bu süreçten sonra bölge ülkeleri, özellikle ABD’ye daha yakın olmak için, Çin sermayesine karşı birbirlerini alternatif olarak görmeye başladılar. BAE ve Bahreyn’in ardından İbrahim Anlaşmaları’na yenileri eklendi ve Fas ile Sudan da İsrail’le normalleşme kararı aldılar. Bölge ülkelerinin anlaşmaya hemen adapte olması ABD’nin bölgedeki nüfuzunu korumasına yardımcı oluyor.

ABD’nin İbrahim Anlaşmaları’yla elde ettiği kazanımlarını koruyabilmesi ve Çin’in Ortadoğu girişimlerini tamamen kontrol altına alabilmesi için Suudi Arabistan’ın da İsrail’le normalleşmesi şart görünüyor. Geçtiğimiz günlerde Cemal Kaşıkçı cinayeti üzerinden ABD ve Suudi Arabistan arasında yaşanan telefon trafiğinden bir sonuç çıkmadı ve neticede ABD Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ı cinayetin azmettiricisi olarak bütün dünyaya ilan etti. Ancak suikastı gerçekleştiren kişilere yaptırım uygulanırken Muhammed bin Selman’a yaptırım uygulanmadı ve pazarlık kapıları açık bırakıldı. İbrahim Anlaşmaları ile büyük kazanımlar elde eden ABD’nin Suudi Arabistan’la pazarlıkta İsrail ile normalleşmeyi şart koşarak son kozunu en iyi şekilde oynayacağı ihtimaller arasında yer alıyor. Bu ihtimalin gerçekleşmesi durumunda, bölgede kritik öneme sahip olan İran ve Çin gücüne karşı Suudi hükümetinin de normalleşme tarafında yer alması, dengeleri tamamen ABD lehine çevirecektir.

[Şerife Akıncı Ortadoğu Araştırmaları Merkezi (ORSAM) Ekonomi Direktörlüğü’nde araştırmacı olarak çalışmaktadır]

Yorumlar