Birol Parlak: Stoper oldum, hayatım değişti

Profesyonel liglerde maça çıktığında daha 16 yaşında olan, ama ardından yaşadığı sakatlıklar ve olumsuzluklara rağmen yeniden futbola dönen ve milli takıma kadar yükselen Birol Parlak, "Stoper oldum, hayatım değişti.

Birol Parlak: Stoper oldum, hayatım değişti

Profesyonel liglerde maça çıktığında daha 16 yaşında olan, ama ardından yaşadığı sakatlıklar ve olumsuzluklara rağmen yeniden futbola dönen ve milli takıma kadar yükselen Birol Parlak, "Stoper oldum, hayatım değişti." dedi.

Türkiye Futbol Federasyonu basın departmanı tarafından hazırlanan TamSaha Dergisi'ne konuşan Birol Parlak, yaşadıklarını adeta bir peri masalına benzetiyor. 16 yaşında profesyonel liglerde maça çıkıp geleceğe umutla bakarken bir forvetti Birol Parlak başlangıçta. Sonraki 6-7 sezonda ise neredeyse futbolu bıraktıracak düşüşler ve sakatlıklar yaşadı. Ama adeta sihirli bir dokunuşla A Millî Takım kadrosunda buldu kendini. PTT 1. Lig'den İsveç millî maçının kadrosuna uzanan yolculuktaki bu sihirli dokunuşun altında, genç oyuncuyu santrfordan stopere dönüştüren Bünyamin Süral'ın ve elbette millî daveti yapan Fatih Terim'in imzaları bulunuyor.

"Memleketim Rize'den ben 1 yaşındayken Mersin'e taşınmışız. 12 yaşına geldiğimde ısrarlarıma dayanamayan babam beni Mersin İdman Yurdu'nun yaz okuluna yazdırdı. Aradan 1 hafta geçtikten sonra göze batmış olmalıyım ki kulüp hemen lisansımı çıkardı." diyen Birol Parlak, "16 yaşına geldiğimde, bir hafta öncesine kadar tribünden izlediğim A takımın içinde buldum kendimi. O dönemde takımımızın teknik direktörü İlyas Tüfekçi Hocamızdı. Onun üzerimdeki emeği büyüktür. Bu çıkışı ise fiziksel olarak akranlarıma olan üstünlüğüme bağlıyorum." ifadelerini kullandı.

Mersin İdman Yurdu'nda birkaç sezon zaman zaman oynama fırsatı bulduğunu belirten Birol Parlak, "Serhat Güller döneminde, Altay maçında ön çapraz bağlarım koptu. Ertesi sezon Nurullah Sağlam yönetiminde yeni bir kadro kurulunca bonservisimle birlikte takımdan ayrıldım. 3. Lig takımı Tepecikspor'a gittikten sonra 'Keşke Mersin'de kalsaydım' dedim. Takım şampiyon olup 2. Lig'e çıktı ama ben çok az süre aldım. Yarım sezon daha orada kaldım. O sırada yine sakatlandım ve menisküs ameliyatı oldum." diyerek o dönemde çok ağladığını da söyledi.

Bu sakatlığın ardından Tepecikspor'un kendisini bıraktığını ve devre arasında Tarsus İdman Yurdu'na transfer olduğunu belirten Birol Parlak, "Ancak orada da sadece iki maç oynayabildim. Benim açımdan çok kötü bir sezondu. Psikolojik açıdan çok yıpranmıştım. 6-7 sezonum neredeyse boşa geçti ama geçtiğimiz sezon Şekerspor'a transferimle hayatım değişti. Sezona sol bek olarak başladım. Beşinci haftada takımın başına Bünyamin Süral geldi ve bana 'Stoper oynayacaksın' dedi. Bu mevki değişikliği futbol hayatımın dönüm noktası oldu." ifadelerini kullandı.

Fethiyespor'un devre arasında kendini istediğini de belirten Birol Parlak, "Ancak bu teklifi kabul edemedim. Çünkü Şekerspor kümede kalma mücadelesi veriyordu ve bana yeniden futbol oynama fırsatı tanıyan bir kulübe, 'Ben gitmek istiyorum' demek yanlış olurdu. Sezon bittiğinde Fethiyespor'a transferim gerçekleşti." diyerek, şunları söyledi:

"Sezon başında Mustafa Ceviz döneminde ilk 8 haftada hep kadroda yer aldım ama hiç oynayamadım. 9. haftada deplasmandaki Orduspor maçına ilk on birde başladım ama iki sarı kartla atıldım. Yani kronik şanssızlığım sezon başında da devam ediyordu.

Engin İpekoğlu döneminde ilk maçımı Fenerbahçe ile oynadık. Sahaya çıktığımda tüylerim diken diken oldu. Şükrü Saracoğlu'nun atmosferi bambaşka. Karşımda Webo gibi çok kuvvetli bir oyuncu vardı ve ona karşı çok iyi mücadele ettiğimi düşünüyorum. "

Türkiye Futbol Direktörü ve A Milli Takım Teknik Direktörü Fatih Terim'in projesi olan 'PTT 1. Lig Karması' ile büyük heyecan yaşadığını da belirten Birol Parlak, "Bu davete çok ciddi baktım. Ne olursa olsun üzerinizde Millî Takım formasını taşıyorsunuz ve Fatih Hoca sizi izliyor. İşimi çok saygı duyarak yaptım. Ardından da Fethiyespor'la çıktığım maçlarda performansımın üzerine koyarak oynadım ve Millî Takım kadrosuna alındım." diyerek, mutluluğunu ifade ederken, şu görüşlere yer verdi:

"Çok inançlı ve sabırlı bir insan olduğumu söyleyebilirim. Annemin ve babamın desteği de önemli bir faktördü. Sabrederek, yılmadan çalışarak, 'Daha önce yaptım, yine yaparım' diyerek sürekli çabaladım. Sağ olsun Fatih Hocam ve ekibi de beni A Millî Takım'a lâyık gördü."

Dünya çapında en beğendiğim stoperin Real Madridli Sergio Ramos olduğunu da belirten Birol Parlak, "Çok hırslı ve yıpratıcı bir defans oyuncusu. Ligimizde de Galatasaraylı Semih Kaya çok büyük bir çıkış gösterdi. Bir kere gözü kara. Bence bir stoperin birinci özelliği gözünün kara olması, mücadeleden kaçmaması zaten." diyerek, şu ifadeleri kullandı:

"Millî Takım kadrosuna alınmak kariyerim için müthiş bir referans oldu ama benim şu andaki tek düşüncem Fethiyespor'un ligde kalma mücadelesine olabildiğince destek verebilmek. Süper Lig'de oynamayı ise tabii ki isterim. Oraya gidersem de kalıcı olmak ve uzun yıllar oynamak isterim."

Orduspor maçında hem doğum günü olduğunu hem Millî Takım'a çağırıldığını hem de Fethiyespor'daki ilk golünü attığını da belirten Birol Parlak, "Kameralara gittim ve elimle kalp işareti yaparak annemi selamladım. Millî Takım'a çağırıldığımda 'Bu çocuk da kim?' diye soranlara o golle kendimi tanıttığımı da düşünüyorum." dedi.

İşte TamSaha dergisinden Mazlum Uluç'a konuşan Birol Parlak'ın röportajının detayları şöyle:

Rize doğumlusun ama futbola Mersin'de başlamışsın. Ailenin hayatında bir göç hikâyesi bulunuyor yani. İstersen o noktadan başlayalım. Hayatının ne kadarını Rize'de geçirdin, Mersin'e ne zaman taşındınız, bu göçün sebebi neydi?
1990'da Rize'nin Pazar ilçesinde doğdum. Babam Çaykur'da çalışıyor. Ben 1 yaşındayken tayini çıkınca ailece Mersin'e taşınmışız. Mersin'de büyüdüm. Bütün okul hayatım da orada geçti. 29 yaşında bir ablam var, bankada çalışıyor. Annem ise ev hanımı.

Futbola ilgin ne zaman ve nasıl başladı, ailende futbolla ilgilenen başka birileri var mıydı?
Her çocuk gibi sokakta oynayarak futbola başladım. Bu arada okul takımında da oynuyordum. Bir yandan da babama "Beni bir kulübe yazdır" diye ısrar ediyordum ama ailem daha çok okula ağırlık vermemden yanaydı. 12 yaşına geldiğimde babam yoğun ısrarlarıma dayanamadı ve beni Mersin İdman Yurdu'nun altyapısına yazdırdı.

Futbola başladıktan sonra eğitimini sürdürebildin mi?
Liseyi bitirdim. Ama 16 yaşından itibaren profesyonel olunca bir tercih yapmak zorunda kaldım ve okulu askıya aldım. Ancak devam etmeye niyetim var. Bu sene üniversite sınavlarına gireceğim. Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu'nda okumak istiyorum. Bu eğitimin futboluma ve futbolu bıraktıktan sonraki hayatıma da olumlu katkısı olacağını düşünüyorum.

Mersin İdman Yurdu'nun altyapısına girişin nasıl oldu? Seçmelere mi katıldın yoksa seni bir yerde izleyip beğenerek mi aldılar?
Okul takımındayken beni izleyen ve isteyen takım aslında Kuvayi Milliyespor'du. Ancak amatör bir kulüp olduğu için babam oraya gitmemi istemedi. Beni şehrin tek profesyonel takımı olan Mersin İdman Yurdu'nun yaz okuluna yazdırdı. Aradan 1 hafta geçtikten sonra göze batmış olmalıyım ki kulüp hemen lisansımı çıkardı. Fiziğim akranlarıma göre daha gelişmiş olduğu için minik takımdan yıldız takıma aldılar.

Bugün Millî Takım'a stoper kimliğinle davet edildin. Futbola başladığında da bu mevkide mi oynuyordun?
Hayır. Geçtiğimiz sezon Çamlıdere Şekerspor'a gidene kadar bir forvet oyuncusuydum. Santrfor ya da her iki kanatta forvet olarak oynuyordum.

16 yaşında profesyonel olmuşsun. Demek ki Mersin İdman Yurdu'nun teknik ekibi sende bir gelecek görmüş. O dönemde profesyonelliğe geçmeni sağlayan faktörler nelerdi sana göre?
Söylediğiniz gibi, 16 yaşına geldiğimde, bir hafta öncesine kadar tribünden izlediğim A takımın içinde buldum kendimi. O dönemde takımımızın teknik direktörü İlyas Tüfekçi Hocamızdı. Onun üzerimdeki emeği büyüktür. Hem İlyas Hocama hem de o dönemdeki kulüp başkanımız Hamit İzol'a çok teşekkür ediyorum. Bu çıkışı ise fiziksel olarak akranlarıma olan üstünlüğüme bağlıyorum. Dediğim gibi, fiziksel gelişimim yaşıtlarımın oldukça önündeydi. Tabii bu arada altyapıda geçirdiğim sezonlarda da oldukça iyi bir performans göstermiştim.

İlk profesyonel maçına da 16 yaşında, bugün formasını giydiğin Fethiyespor karşısında çıkman ilginç. Bize o maçın öncesini ve maç sırasında neler hissettiğini anlatır mısın?
O maçın öncesinde Şampiyonlar Ligi maçı vardı. Hocamız da kadroyu o maçı izledikten sonra, yani saat gece yarısına yaklaşırken açıklamıştı. 25 kişilik kadroda ismimi görmeyi beklemiyordum ama listedeydim. Üstelik İlyas Hocam "Yarınki maçta seni oynatacağım" deyince iyice heyecana kapıldım ve o gece uyuyamadım. Sabaha kadar yatakta dönüp durdum. Ertesi gün yedek kulübesindeydim. 82. dakikada İlyas Hocam "Birol kalk, oyuna giriyorsun" dedi. Oyuna girdim ama çok heyecanlıydım. 16 yaşındaydım ve nerede duracağımı bile bilmiyordum. O gün son 8 dakikada sol açık olarak görev yaptım. Hatta bir de gol kaçırdım. Ama önemli olan İlyas Tüfekçi Hocamın büyük bir cesaretle 16 yaşındaki bir oyuncuya güvenip şans tanımasıydı.

Mersin İdman Yurdu'nda geçirdiğin 5 sezonun muhasebesinde neler var?
Ertesi sezon takımın başına Abdülkerim Durmaz Hocamız geldi. O gelmeden önce sadece 2 maçta oynamıştım. Dolayısıyla yeniden altyapıya yollandım ve sezon başı kampına götürülmedim. Ama pes etmedim ve çalışmayı sürdürdüm. Yukarıda oynadığım ve tadını aldığım için yeniden oraya dönmekte kararlıydım. Nitekim devre arası kampına çağırıldım ve sonrasında sürekli kadroya alındım. Son iki maçta da oynadım. Dardanel maçında hocam bana sağ bekte şans verdi. Sonraki maçımız ise Adana Demirspor'laydı.

Bu arada Adana Demirspor ile Mersin İdman Yurdu arasındaki rekabeti de vurgulamak lâzım.
Bu rekabetin yanı sıra Adana Demirspor bizi yendiği takdirde 1. Lig'e yükselecekti. Ancak sağ bekimiz Zafer Sağdıç iyileşince ilk on birde o başladı. Maçın 35. dakikasında Zafer abi yeniden sakatlanınca ben oyuna girdim. Rekabetin gücü nedeniyle tribünler tıklım tıklımdı. 2-1 kazanılan o maçta oynamak da benim için güzel bir hatıraydı. Ertesi sezon Ercan Albay göreve geldi. Zafer Biryol, Altan Aksoy, Faruk Atalay, hemşerim olan Cumhur Bozacı gibi sükseli transferler yapıldı. Zaten takım o sezonun sonunda 1. Lig'e çıkmayı başarmıştı. Hoca bana sezon başında, "Şampiyonluğa oynayacak bir kadro kuruyorum, seni ancak çift kalelerde oynatabilirim" dedi. "Hocam ben oynayabileceğimi düşünüyorum, müsaade edin kalayım" cevabını verdim. Kaldım sonuçta. Hoca da beni kadroya almaya başladı ve sonra da oynattı. O sezonu sağ ve sol açık oynayarak sürdürdüm. Tokatspor maçı öncesinde Zafer Biryol abi sakatlanınca hoca beni santrfor oynattı. Zafer abinin, Altan abinin kulübede oturduğu maçta ben 90 dakika sahada kaldım. 5-0 kazandığımız maçta gol atamadım ama iki asist yaptım. Ertesi hafta Zafer abi gelince ben yine kulübeye döndüm. Sonrasında sezon sonuna kadar zaman zaman oynamayı sürdürdüm. Bucaspor'u deplasmanda yenerek 1. Lig'e çıktığımız maçın da kadrosundaydım. Büyük bir mutluluk yaşadım. İzmir'den dönüşümüzde şehirde büyük bir coşkuyla karşılanmıştık. Ben de Mersin çocuğu olarak bilindiğim için büyük bir ilgi gördüm.

Ancak ertesi sezon 1. Lig'de umduğunu pek bulamadın sanırım.
Evet. Serhat Güller Hocanın görev yaptığı sezondu. Gerçekten de benim açımdan en kötü dönemdi. Sezon başında genç oyuncu olarak kadroda tutuldum. Birkaç hafta oynamadım. İzmir'deki Altay maçının başlarında takım arkadaşımın kolu kırılınca ısınmaya fırsat bulamadan oyuna girdim. Çok da iyi bir performans sergiledim, gol pasını verdim ve kazandık. Sonrasında hoca bana şans vermeye başladı. Ancak Dardanelspor maçında şanssız bir sakatlık yaşadım, ön çapraz bağlarım koptu. Bu sakatlık benim açımdan büyük bir düşüşe yol açtı. Ameliyat oldum ve sezonu kapattım. Geri dönmem 7 ayı buldu. Ama yeni sezonun hazırlık kampına yetiştim. Takımın başına ise Yüksel Yeşilova gelmişti. Avusturya kampına gittim ama hiç şans bulamadım. Maç eksiğimi gidermek için A2 takımında oynamaya başladım. Devre arasında Nurullah Sağlam gelince Süper Lig'e çıkacak yeni bir kadro kurdular. Nurullah Hoca benimle dürüstçe konuştu ve "İstersen kalabilirsin ama ben şu, şu oyuncuları getireceğim, oynama şansın çok az olur" dedi. "Oynamayacaksam gideyim" cevabını verdim ve bonservisimle birlikte ayrıldım.

Mersin İdman Yurdu'ndan ayrılıp 3. Lig takımı Tepecikspor'a gitmek seni nasıl etkiledi? Gözünü daha yukarılara dikmiş bir oyuncu için ciddi bir hayal kırıklığı olmalı... Sen neler hissettin bu transfer sırasında?
Yanlış tercihlerin sıkıntısını yaşadım diyebilirim. Tepecikpor'da sözleşme süremle ilgili bir problem yaşadım. Açıkçası Tepecikspor'a gittikten sonra "Keşke Mersin'de kalsaydım" dedim. Hani başını taşlara vurmak derler ya, öyle oldu benim için. Yaşadığım problemlere rağmen yarım sezon orada kaldım. Takım şampiyon olup 2. Lig'e çıktı ama ben çok az süre aldım. Bu dönemde eski hocam Yüksel Yeşilova'nın çalıştırdığı Tarsus İdman Yurdu'ndan teklif aldım. Aileme yakın olduğu için gitmek istedim ama Tepecikspor bırakmadı. Yarım sezon daha orada kaldım. O sırada yine sakatlandım ve menisküs ameliyatı oldum.

Bir yandan oynayamıyorsun, bir yandan ailenden uzaktasın, bir yandan ikinci kez sakatlanıyorsun. Tam bir çile yani...
O dönemde çok ağladığımı söyleyebilirim. Çünkü çapraz bağ ameliyatı olduğum bacağımdan sakatlanmıştım ve bağlarımın yeniden koptuğunu zannettim. Neyse ki sadece menisküsmüş. İlk ameliyatımı yapan Sinan Karaoğlu'nun yanına Kayseri'ye gittim. İkinci ameliyatımı da orada oldum. Bu sakatlığın ardından Tepecikspor beni bıraktı ve devre arasında Tarsus İdman Yurdu'na transfer oldum. Ancak orada da sadece iki maç oynayabildim. Benim açımdan çok kötü bir sezondu. Psikolojik açıdan çok yıpranmıştım.

Burada bir nefes alıp toparlayalım istersen. Aslında 16 yaşında Mersin İdman Yurdu'nda profesyonel olarak parlak bir başlangıç yaptıktan sonra gün yüzü görmemişsin. Oradaki 5 sezonda çok az oynayabilmiş, sonrasında gittiğin daha alt liglerdeki takımlarda forma şansı bulamamış ve iki de ameliyat geçirmişsin. Bunca olumsuzluğun ardından nasıl oldu da bugün A Millî Takım kadrosundasın?
Dediğiniz doğru gerçekten de... 6-7 sezonum neredeyse boşa geçti ama geçtiğimiz sezon Şekerspor'a transferimle hayatım değişti. Burada çok büyük emeği olanlardan birisi, Selçuk Şahin'in kardeşi Sertaç Şahin'dir. Mersin İdman Yurdu'nda birlikte oynadığımız Sertaç abi Şekerspor'a transfer olmuştu. Sağ olsun kulübe beni önermiş. Şekerspor'a kafamda hiçbir para düşüncesi olmadan sadece oynamak için gittim. Sezona sol bek olarak başladım. Beşinci haftada takımın başına Bünyamin Süral geldi ve bana "Stoper oynayacaksın" dedi. Aslında takımda stoper eksikliği de yoktu. Ben de içimdeki oynama hevesiyle bir şey söyleyemedim. Sonuçta formayı giyecektim. İlk maçımı Körfezspor'a karşı oynadım. 1-0 kazandık ama çok acemi oynadım. Ardından Of deplasmanında yine kazandık. Bu süreçte yerimi kanıksadım, özgüvenim yerine geldi. Bir de şunu düşündüm; uzun süreli sakatlıkların ardından eski süratimde olmayabilirdim. Dolayısıyla forvet oynamam zordu. "Stoper oynayarak kendi mevkiimi buldum" dedim kendi kendime. Gerçekten de futbol hayatımın dönüm noktası oldu bu mevki değişikliği. Futbol hayatım Bünyamin Hocanın o kararıyla değişti.

Sezon sonunda takımın küme düşse de Şekerspor'daki performansın sana yeniden 1. Lig yolunu açıyor ve Fethiyespor'a transfer oluyorsun...
Aslında Fethiyespor beni devre arasında istemişti. Onlarla Antalya'da bir hazırlık maçı yapmıştık ve özellikle kulüp başkanı İsmail Öztürk beni çok beğenmişti. Ancak bu teklifi o dönemde kabul edemedim. Çünkü Şekerspor kümede kalma mücadelesi veriyordu ve bana yeniden futbol oynama fırsatı tanıyan bir kulübe, "Ben gitmek istiyorum" demek yanlış olurdu. Başkana, "Sezon sonunda 2. Lig'de kalsanız bile gelmek isterim" cevabını verdim. Sezon bittiğinde Fethiyespor 1. Lig'e çıktı. Mersin'de ve Şekerspor'da birlikte oynadığımız Abdullah Apak abim de bu sırada Fethiyespor'a genel menajer olmuştu. Bana, "Burada çıkış yapabilirsin, gelmen kariyerin açısından olumlu olur" dedi. Sonuçta Cahit Sevim Hocamızın da "Gel görüşelim" daveti üzerine Fethiyespor'a transfer oldum.

Fethiyespor'da da başlangıçta işler iyi gitmiyor ve çok fazla forma şansı bulamıyorsun. Engin İpekoğlu'nun gelişi hem Fethiyespor hem de senin için bir dönüm noktası olmuş sanırım. Engin Hocayla birlikte takımın ve senin yaşadığın değişimi anlatır mısın?
Tanju Çolak'ın "Engin İpekoğlu'nun elinde sihirli değnek var" diye bir yorumu olmuştu. Galiba doğru söylemiş (gülüyor). Bu sezonun başında Mustafa Ceviz döneminde ilk 8 haftada hep kadroda yer aldım ama hiç oynayamadım. 9. haftada deplasmandaki Orduspor maçına ise ilk on birde başladım. İyi oynadığımı düşünüyorum ama 73 ve 81. dakikalarda gördüğüm iki sarı kartla atıldım. Yani kronik şanssızlığım sezon başında da devam ediyordu. 14. haftanın ardından Mustafa Ceviz Hocamız gitti. Buradan emekleri için ona da teşekkür ediyorum. Yerine Engin İpekoğlu Hocamız geldi. Engin Hoca gelmeden önce İstanbul'da oynadığımız İstanbul BBSK maçımızı izlemiş. O maçta da iyi oynamıştım. Engin Hocanın gelişinin ardından önümüzdeki ilk maç kupadaki Fenerbahçe karşılaşmasıydı. Gerçekten de Engin Hoca gelir gelmez takımı toparlamayı başardı. Arkadaşlığı pekiştirdi. Çok dağınık futbol oynuyorduk, en önce takım savunmasını çok iyi yaptırdı bize. Mental olarak da bizi çok rahatlattı. Bizi izlediğini, takımdaki herkesin iyi oyuncu olduğunu söyledi ve "Bu gerçeği sahada herkese gösterin" dedi.

Takımın ve senin futbol gündemine oturmanız, Fenerbahçe'yi Kadıköy'de 2-1 yenip kupadan elemenizle gerçekleşti. Webo ve Emenike gibi büyük yıldızlara karşı oynadığın o maçta neler yaşamıştın?
Sahaya çıktığımda tüylerim diken diken oldu. Şükrü Saracoğlu'nun atmosferi bambaşka. Hayatımda ilk defa böyle bir atmosferde oynayacaktım ve çok heyecanlanmıştım. Ama maç başlayınca her şeyi unutuyor insan. Tribünle bir bağlantınız kalmıyor, sadece yaptığınız işe odaklanıyorsunuz. Karşımda Webo gibi çok kuvvetli bir oyuncu vardı ve ona karşı çok iyi mücadele ettiğimi düşünüyorum. Webo'yu durdurma stratejimi ona çok yakın oynamak üzerine kurmuştum ve bu strateji de sonuç verdi. Zaten en önemli özelliğim de yakın markajdaki başarım diyebilirim. Maç bizim açımızdan çok iyi geçti ve 2-1 kazanıp Fenerbahçe'yi eledik. Ardından Denizlispor'u 5-1 yenmek de özgüvenimizi artırdı. Şehir de bize inanmaya başladı ve artık maçlarımızı 12 bin seyirciye oynuyoruz. 80 bin nüfuslu bir ilçede hiç de küçümsenmeyecek bir rakam bu. Seyircinin arkamızda olması da motivasyonumuzu artırıyor. Engin Hoca gelmeden önce 6 puanımız vardı, şimdi ligde kalmak için umudumuzu sürdürüyoruz.

Fenerbahçe maçıyla adını duyurduktan sonra devre arasında oluşturulan PTT 1. Lig karmasına davet edildin ve Fatih Terim'in de izlediği maçlarda oynadın. Böyle bir daveti bekliyor muydun? O günlerde "Ben buradan A Millî Takım'a giderim" gibi bir düşüncen ya da ümidin var mıydı?
Ligde iyi bir performans gösterdiğim için karmaya seçilmeyi bekliyordum açıkçası. Belki başka oyuncular "Bizi buraya boşuna topladılar" diye düşünmüş olabilir ama ben karma davetine çok ciddi baktım. Çünkü Fatih Hoca olsun, Hamza Hoca olsun bizi izleyecekti. Orada iki maç yaptık. Ben Gaziantep Büyükşehir Belediyespor maçında oynadım ve yaptığım işi de çok ciddiye aldım. Ne olursa olsun üzerinizde Millî Takım formasını taşıyorsunuz ve Fatih Hoca sizi izliyor. İşimi çok saygı duyarak yaptım. 2-1 kazandık. Bu karmanın futbol hayatımda önemli bir referans olduğunu düşündüm. Zaten Zeki Önatlı Hocamız da bize "Fatih Hoca PTT 1. Lig'den oyuncu istiyor. İnanın, bunu yapar. Biz sizi bundan sonra da takip edeceğiz" demişti. Ben de buna kesinlikle inandım. Aklımdan, "Olur mu öyle şey, beni niye A Millî Takım'a alsınlar ki?" gibi olumsuz bir düşünce geçmedi. Bu karma maçının ardından Fethiyespor'la çıktığım maçlarda performansımın üzerine koyarak oynadım, işime daha çok asıldım ve sonuçta Millî Takım kadrosuna alındım.

A Millî Takım'a davet edildiğini öğrendiğinde aklından geçen ilk düşünce neydi, neler hissettin?
Orduspor maçı öncesinde kampta yemek yiyorduk. Engin Hoca, "Kahveyi söyle, odama geçip bekle" deyince telaşlandım. "Acaba ne söyleyecek?" diye merakla beklemeye başladım. Bu arada diğer hocalarımız da odaya geldi. Bir gün sonra doğum günümdü ancak önümüzde Orduspor'la maçımız olduğu için kutlamayı bir gün öncesinden yapacaktık. Bu nedenle de pasta getirmiştim. Hocalardan biri, "Bu pasta bizi kesmez, beş katlı pasta getirmen gerekir" deyince, "Hayrola hocam?" diye sordum. Engin Hoca, "Millî Takım'a gidiyorsun" deyince adeta kilitlendim. "A2 Millî Takımı'na gidiyorsun ama A Millî Takım da olabilir" diye devam etti. A2'nin mutluluğu bana yetti. A Millî Takım'ı ise bir hayal gibi görüyordum. PTT 1. Lig'de oynayıp da direkt A Millî Takım'a gitmek kolay değildi çünkü. Hocam, "Kimseye söyleme, kadro daha sonra açıklanacak" dedi ama ben yine de ailemi aradım ve bu mutluluğu onlarla paylaştım. Onlar da çok gurur duydu. Ertesi gün Federasyondan aradılar ve A2 Millî Takımı'na geleceğimi söylediler. Biraz sonra televizyonda A Millî Takım kadrosunun altyazıyla açıklandığını gördüm. Önce kaleciler geçti, sıra defans oyuncularına geldiğinde Birol Parlak adını gördüm ve heyecandan ne yapacağımı şaşırdım. Hemen Engin Hocanın yanına koştum, sevinçle "Hocam A Millî Takım'a alınmışım" dedim. Hocalar da "Tüh, biz seni A2'de bekliyorduk" diye şakalaşıp gülüştüler. Sonra Engin Hocam, "Tebrik ederim oğlum, Allah hayırlı etsin. İnşallah devamı gelir. Üç ay önce neredeydin, üç ay sonra neredesin. Üç ay sonra ne olacağı da belli olmaz. Sen çalışmaya devam et" dedi. Sonra da kucaklaştık. Engin Hocanın buraya gelmemdeki emeğinin çok büyük olduğunu söylemeliyim.

Engin Hocanın Fethiyespor'a gelmesinin ardından sana özel bir katkısı oldu mu?
Bir kere devamlı oynatarak bana özgüvenimi kazandırdı. Hata da yapsam benden vazgeçmedi. Hatta hata yaptığım bir çok maçın ardından, "Bugün gene bir asist yaptın ama gol olmadı" diye takıldı bana. Sağ olsun Engin Hocam da yardımcıları Ufuk, Çağdaş ve Neşet Hocalar da hep üzerimde durdular. Bana "İyi futbolcusun, daha iyi olabilirsin. Giderilebilir eksiklerin var. Bunun için de şu çalışmaları yapmalısın" diyerek yol gösterdiler.

Kariyerinde bunca iniş-çıkış yaşamana ve atlattığın badirelere rağmen bugün Millî Takım'da olmanı nasıl açıklıyorsun? Bu direncini nasıl gösterdin?
Çok inançlı ve sabırlı bir insan olduğumu söyleyebilirim. Annemin ve babamın desteği de önemli bir faktördü. Zaman zaman futbolu bırakma noktasına geldiğim de oldu ama benden desteklerini hiç eksik etmediler. Allah onları başımızdan eksik etmesin. Ben de onlara lâyık bir evlat olduğumu düşünüyorum. Sabrederek, yılmadan çalışarak, "Daha önce yaptım, yine yaparım" diyerek sürekli çabaladım. Fethiyespor'da da performansımı artırdım ve sağ olsun Fatih Hocam ve ekibi beni A Millî Takım'a lâyık gördü.

Kendini nasıl bir stoper olarak tanımlıyorsun? Forvetten stopere dönmüş bir oyuncu olarak eksiklerin var mı? Bu eksikleri gidermek için özel çalışmalar yapıyor musun? Forvet oynamış olmak, topu oyuna sokma konusunda sana bir avantaj sağlıyor mu?
Henüz 1.5 yıllık bir stoperim ve daha çok çalışmam gerekiyor. Elbette eksiklerim var ama çalışarak bu eksikleri kapatabilirim. Nasıl bir stoper olduğuma gelince; iki ayağımı da kullanabiliyorum. 1. Lig daha çok mücadeleye dayandığı için stoperlerin çok fazla oyuna katılımı olmuyor. Buna rağmen uzun vurmamaya, ayağa oynamaya çalışan bir stoperim. Birebirde devamlı ayakta kalma düşüncesindeyim. Az hata yapmaya çalışıyorum. Ama bu konuda özgüvenim sonsuz diyebilirim. Hata yapmak beni bozmuyor. Konstantrasyonumu kaybetmiyorum ve bir kez daha denemekten çekinmiyorum. Güçlü bir stoper olduğumu düşünüyorum. Birebirlerde yıkılmıyorum.

Bu kuvveti neye borçlusun?
Karadeniz çocuğu olmaktan gelen beslenme alışkanlıklarıyla kuvvetli bir yapım var zaten. Altyapıdayken kahvaltı yapmadan gitmek istediğimde babam asla izin vermezdi. Hatta "Kahvaltı yapmayacaksan futbolu bırak" derdi. Tereyağı, bal, balık yağı, ne bulursa onunla beslerdi beni. O kadar çok bal yedim ki küçükken, artık ağzıma bile sürmüyorum. Dediğim gibi genetik olarak kas ve kemik yapım güçlü. Bunu beslenme ve çalışmayla da destekledim. Yaşadığım sakatlıklar nedeniyle forvet oynadığım zamandaki süratimde olmasam da bir stoper için çabuk ve hızlı olduğumu da söyleyebilirim. Boyum 1.82 ve taymingim de çok iyi değil. En büyük eksiğimin hava topları olduğunu düşünüyorum. Ağırlıklı olarak da hava toplarına çalışıyorum. Antrenmanın ardından sahada ya da salonda kalıp çalışan bir oyuncuyum. Dünya yıldızı Ronaldo bile özel antrenman yapıyorsa, çalışmaktan geri durmak benim ne haddime...

Beğendiğin stoperler var mı?
Dünya çapında en beğendiğim stoper Real Madridli Sergio Ramos. Çok hırslı ve yıpratıcı bir defans oyuncusu. Ligimizde de Galatasaraylı Semih Kaya çok büyük bir çıkış gösterdi. Bir kere gözü kara. Bence bir stoperin birinci özelliği gözünün kara olması, mücadeleden kaçmaması zaten. Semih'te de bu özellik fazlasıyla var. Ayrıca Akhisar Belediyespor'dan Uğur Demirok da çıkış gösteren bir stoper. Ömer Toprak abimiz de çok soğukkanlı ve başarılı bir stoper. Keza Ersan Gülüm de çok başarılı.

Bu isimler arasındaki Millî Takım rekabetinde kendini nerede görüyorsun?
Ben ancak çok çalışarak burada kalıcı olabileceğimi biliyorum. Bir Semih Kaya ya da Ömer Toprak sakatlandığında akla gelen ilk ekstra oyuncu olmak istiyorum. Fatih Hocanın kafasının bir köşesinde her zaman bulunmayı hedefliyorum.

Millî Takım'daki oyuncularla kupa maçları dışında karşı karşıya gelmemiştin. Dolayısıyla birçoğuyla yakınlığın yok. Kampta seni nasıl karşıladılar? Ortama kolay alışabildin mi?
Sağ olsunlar çok iyi karşıladılar. Hepsi de "Hoş geldin kardeşim, hayırlı olsun" dedi. Buraya geldiğimde Türkiye'nin kalburüstü oyuncularını görünce kendimi de ayrıcalıklı hissettim. Bu da benim açımdan çok mutluluk verici bir şey.

Bu durum bazı oyuncuların ayaklarını yerden kesebilir. Senin için böyle bir tehlike var mı ufukta?
Ben her zaman, "Ne kadar yükselirsen o kadar alçalmalısın" görüşündeyim. Ailemde tevazuun önemini bilerek yetiştirildim. Aile terbiyesini iyi aldığımı düşünüyorum. Allah onlardan razı olsun diyorum. Dolayısıyla böyle bir kaygı duymuyorum.

Alt liglerde oynamanın sana kazandırdığı en önemli özellikler neler?
Aslında her futbolcu bu tecrübeleri yaşamalı diyorum. Çünkü o liglerde çok daha farklı ve zor bir futbol oynanıyor. 3. Lig'de topu ayağınıza aldığınızda etrafınızı 10 kişi sarıyor ve ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz. Ligler yükseldikçe kalite biraz daha artıyor ama hiç biri Süper Lig gibi değil elbette. PTT 1. Lig bile Süper Lig'in yanında mücadelenin ağır bastığı bir lig. Süper Lig'de ise mücadele elbette var ancak daha akıllı ve pasa dayalı oyunlar oynanıyor. Ben yine de 2. ve 3. Liglerde oynanmadan futbolu olunmaz kanaatindeyim (gülüyor).

Geleceğe dair planlamalarında neler var? Millî Takım'a davet edildikten sonra bu planlamanın çıtasını biraz daha yükselttin mi?
Millî Takım kadrosuna alınmak kariyerim için müthiş bir referans oldu ama benim şu andaki tek düşüncem Fethiyespor'un ligde kalma mücadelesine olabildiğince destek verebilmek. Bana kapılarını açan ve kendimi yeniden göstermemi, Millî Takım'a seçilmemi sağlayan kulübüme bir borcum olduğunu düşünüyorum. Fethiye halkı da benimle gurur duyuyor ve destek veriyor. Dolayısıyla öncelikli hedeflerim Fethiyespor'la ilgili. Zaten kulübümle sözleşmem de devam ediyor. Süper Lig'de oynamayı ise tabii ki isterim. Her futbolcunun hayali de budur zaten. Oraya gidersem de kalıcı olmak ve uzun yıllar oynamak isterim.

Engin İpekoğlu dışında futbol karakterine damga vuran teknik adamları nasıl sıralarsın?
İlk başta profesyonel olmamı sağlayan İlyas Tüfekçi var. Abdülkerim Durmaz da insan olarak bana çok iyi yaklaştı. Ercan Albay döneminde şampiyonluk yaşadım. Kariyerimi en çok etkileyen ise Bünyamin Süral oldu. Beni stoper yaptı ve bugün Millî Takım'da olmamın da başrolünde o var.

Millî Takım'a davet aldıktan bir gün sonra Fethiyespor'daki ilk golünü atman bir tesadüf mü yoksa bu davetin getirdiği motivasyonun da etkisi olduğu söylenebilir mi?
İnanır mısınız, Millî Takım'a seçildiğimi öğrendikten sonra o heyecanla geceyi uykusuz geçirdim. Orduspor maçı kaybetme lüksümüzün olmadığı bir müsabakaydı. İyi de başlamıştık. Bir de doğum günümdü ve taraftarlar tribüne çağırıp destek vermişti. Maçta 1-0 önde oynarken bir kornerde ileriye gittim. Aslında dediğim gibi hava toplarında etkili bir oyuncu değilim ama o pozisyonda zamanlamayı çok iyi ayarladım, kafayı vurdum ve golü attım. Rüyada gibiydim. Hem doğum günüm hem Millî Takım'a çağırılmışım hem de Fethiyespor'daki ilk golümü atıyorum. Sonrasında kameralara gittim ve elimle kalp işareti yaparak annemi selamladım. Millî Takım'a çağırıldığımda "Bu çocuk da kim?" diye soranlara o golle kendimi tanıttığımı da düşünüyorum. Allah "Yürü ya kulum" der ya, galiba bana "Koş ya kulum" dedi.

Futbolun dışında nasıl bir insansın, o alandaki hayatında neler var?
Çok duyusal bir insanım. Bazı şeylerden çok çabuk etkilenebiliyorum. Mesela Millî Takım'a çağırılmak ağlattı beni. Aileme çok düşkünüm. Fethiye'de tesiste kalıyorum. Arkadaşlarımla iyi zaman geçiriyorum. Genellikle internette vakit dolaşıyorum. Fethiye çok güzel bir yer olduğu için çevreyi gezmek de büyük keyif veriyor. Fırsat buldukça ailemin yanına gidiyorum. Benim için ilk sırada ailem geliyor. Onların mutluluğu beni daha çok mutlu ediyor. Çok şükür kazandığım parayla aileme Mersin'de bir ev aldım. Onlar Rize'ye gidip gelmeyi de çok istiyor. Allah kısmet ederse şimdiki hedefim Rize'de de aileme bir ev almak.
CİHAN

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×