Kültür ve Turizm Bakanı Avcı, Madrid'de

- Bakan Avcı: -"Bu örgütün eğitimi kendi kirli emelleri için bir enstrüman olarak kullandığı şüphesi o dönem devlette vardı. Bu amaç ile açılan dersanelerin de büyük ölçüde askeri okullara veya kritik kurumlara, yargıya kendi zihnindeki insanları yerleştirmek için düzenlenmiş gruplar olduğu şüphesi vardı" - "Bu darbe hem devlet olarak, hem millet olarak bütün Türkiye'ye karşı yapılmış bir saldırıdır. Bu darbeyi düzenleyen Silahlı Kuvvetler içinde yuvalanmış olan grubun arkasında Fetullahçı Terör Örgütü vardır. Bu terör örgütü Türkiye'de 30 yıldan beri özellikle askeri okullara yerleştirdikleri öğrenciler, oradan yetiştirdiği öğrenciler üzerinden Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmıştır"

 Kültür ve Turizm Bakanı Avcı, Madrid'de

MADRİD (AA) - Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) yapılanması hakkında, "Bu örgütün eğitimi kendi kirli emelleri için bir enstrüman olarak kullandığı şüphesi o dönem devlette vardı. Bu amaç ile açılan dersanelerin de büyük ölçüde askeri okullara veya kritik kurumlara, yargıya kendi zihnindeki insanları yerleştirmek için düzenlenmiş gruplar olduğu şüphesi vardı." dedi.

Bakan Avcı, İspanya'nın başkenti Madrid'te, BM Dünya Turizm Örgütü Genel Sekreteri Taleb Rifai ile görüşmesinin ardından Türk turizmini desteklemek için hazırlanan mutabakat zaptına imza attı. Temasları kapsamında ikili görüşmelerde bulunan Avcı, Ritz Hotel'de yabancı medyanın da katıldığı basın toplantısı düzenledi.

Avcı, toplantının Türkiye'de 15 Temmuz gecesi yaşanan dramatik hadiselerden sonra yurt dışında gerçekleştirdikleri ilk toplantı olması nedeniyle anlamlı olduğunu ifade ettti.

15 Temmuz Cuma akşamı ve gecesinde Türkiye'de Türk Silahlı Kuvvetleri içinden küçük bir grubun Silahlı Kuvvetlere ve Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı bir kalkışma ve darbe girişiminde bulunduğunu anımsatan Avcı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin hiyerarşisi ve emir komuta zinciri dışına çıkan, Silahlı Kuvvetler içinde yuvalanmış olan terörist grubun Ankara ve İstanbul'da, parlamentoya, belli askeri ve emniyet birliklerine ve devlet televizyonuna saldırıya geçtiğini belirtti.

Nabi Avcı, aynı saatlerde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın tatil yaptığı Ege kıyılarındaki otele de dört helikopter ile saldırıya geçen bir grubun Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı öldürmeye teşebbüs ettiğini kaydederek, Ankara ve İstanbul dışındaki diğer büyük şehirlerde ise harekete geçemeden etkisiz hale getirilen bu grupların özellikle Ankara'da ve İstanbul'da silahsız sivil halkın sokaklara ve meydanlara çıkması, havaalanlarına ve devlet televizyonuna yönelmesi üzerine sivil halkın üzerine hedef gözetmeksizin ateş ettiklerini söyledi.

"Halk, silahsız olarak kitleler halinde tankın önüne geçmiştir." diyen Avcı, olaylar sırasında çoğunluğu sivil, bir kısmı polis ve bu darbe teşebbüsüne katılmayan askerler olmak üzere toplam 246 şehit verildiğini, 2 bin 185 yaralı olduğunu belirtti.

Darbe teşebbüsünün 24 saat geçmeden 16 Temmuz Cumartesi saat 11.00'de tüm Türkiye'de, İstanbul ve Ankara'da kontrol altına alındığını, halkın da desteği ile darbe teşebbüsüne katılanlardan 10 bin 400'ünün gözaltına alındığını, 4 bin 60'ının da tutuklandığını anlatan Avcı, darbe gecesi TBMM'de üyesi olan tüm partilerin meclise gelerek darbeyi tanımadıklarını ortak bir açıklamayla duyurduklarını hatırlattı.

- "Darbe hem devlet olarak, hem millet olarak bütün Türkiye’ye karşı yapılmış bir saldırıdır"

Sendika ve sivil toplum kuruluşlarının yaptıkları açıklamalarla seçilmiş meşru hükümetin ve demokrasiden yana olduklarını açıkça beyan ettiklerini, yüksek yargı kurumlarının da darbeyi tanımadıklarını açıkça bildirdiklerini dile getiren Avcı, hükümeti destekleyen veya desteklemeyen tüm medya kuruluşlarının o gece darbeyi tanımadıklarını gösteren yayınlar yaptığını ifade etti.

Bakan Avcı, "O gece pek çok televizyon kanalı darbecilerin bombalama tehditlerine rağmen darbecilerin hazırladıkları bildiriyi okumamışlardır. Dolayısıyla bu darbe hem devlet olarak, hem millet olarak bütün Türkiye’ye karşı yapılmış bir saldırıdır. Bu darbeyi düzenleyen Silahlı Kuvvetler içinde yuvalanmış olan grubun arkasında Fetullahçı terör örgütü vardır. Bu terör örgütü Türkiye'de 30 yıldan beri özellikle askeri okullara yerleştirdikleri öğrenciler, oradan yetiştirdiği öğrenciler üzerinden Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmıştır. Bu örgütün yargıda, bütün devlet kurumlarında, eğitimde, çok gizlilik esasına göre çalışan uzantıları olduğu darbeden sonra yapılan ilk soruşturmalarda da ortalığa dökülmüştür." diye konuştu.

16 Temmuz'da TBMM'nin tüm siyasi partilerin katılımıyla toplanarak ortak deklarasyonla darbe teşebbüsünü kınadığını, şiddetle protesto ettiğini ve bu darbe teşebbüsüne kalkışanların hukuk içerisinde en adil biçimde ama hiç gecikmeden cezalandırılmaları konusunda ortak irade beyanında bulunduğun anlatan Bakan Avcı, "Dolayısıyla Türk demokrasisine yönelik bu hain saldırı TBMM'de temsil edilen bütün siyasi partilerin birlikte hareketiyle, meşru emniyet güçlerinin direnişiyle, Türk medyasının bütün dünyaya örnek teşkil eden demokratik refleksiyle ve en önemlisi o gece sokağa çıkarak darbeye geçit yok diye tankların önünde duran milletimizin fedakarlıkları ve cesaretiyle savuşturulmuştur. Türk demokrasisi parlamentosuyla, seçilmiş hükümetiyle, seçilmiş organlarıyla, yargısıyla, emniyetiyle, ordusuyla, iş dünyasıyla, sendikalarıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla bugün dimdik ayaktadır." ifadelerini kullandı.

-"Olağanüstü hal, sıkıyönetim değildir"

MGK toplantısında ise hükümete, bu darbe girişimine katılanların bir an önce tespit edilerek bulundukları kurumlardan ayıklanması ve darbeye teşebbüs edenlerin hukuk içerisinde en adil şekilde cezalandırılması için işlemleri hızlandırmak üzere olağanüstü hal ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulduğunu anımsatan Avcı, bu tavsiye kararı doğrultusunda hükümetin yaptığı toplantıda, Türkiye’de üç ay süreyle geçerli olmak üzere olağanüstü hal ilan ettiğini hatırlattı.

Bakan Avcı, "Hepinizin bildiği gibi olağanüstü hal, sıkıyönetim değildir. Sadece darbe teşebbüsüne katılanların bir an önce tespit edilmesi, katılmış oldukları mahkeme kararıyla tespit edilenlerin gerekli yerlerde değerlendirilip cezalandırılması ve bir daha böyle bir teşebbüse imkan vermeyecek her türlü tedbirin bir an önce alınması amacına matuftur. Sayın Cumhurbaşkanı’nın da ilan ettiği Sayın Başbakan’ın da vurguladığı üzere olağanüstü hal sadece demokrasiye yönelik saldırıların en seri biçimde savuşturulması için gereken önlemleri almaya yöneliktir. Gündelik hayata yönelik herhangi bir tedbire ihtiyaç yoktur ve alınmamıştır. Gündelik hayat her alanda olağan akışı içerisinde yürümektedir. Sokağa çıkma yasağı uygulanan herhangi bir durum, ticari hayata yönelik herhangi bir sıkıntı yoktur. Üretimde herhangi bir sıkıntı yoktur. Dolayısıyla bu olağanüstü halden darbeciler ve darbecilere destek olanlar dışında olumsuz etkilenecek hiçbir şey ve hiç kimse yoktur. Zaten bildiğiniz gibi terör sadece Türkiye’nin sorunu da değildir. Bütün dünyada terör olayları zaman zaman bu tür tedbirlere başvurmayı gerekli kılmaktadır." değerlendirmesinde bulundu.

Paris'teki terör saldırılarının ardından Fransız hükümetinin de 6 ay süreyle olağanüstü hal uygulaması kararı aldığını ve hatta uzattığını anlatan Avcı, "Olağanüstü hal bütün ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de anayasada karşılığı olan belli durumlarda, hangi şartlarda ilan edileceği anayasada açıkça belirtilmiş olan bir uygulamadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 15. maddesine uygun olarak Türkiye’de 3 ay süreli bir olağanüstü hal uygulaması başlamıştır. Bunun normal sivil hayatla, sokaktaki hayatla, üretimle vatandaşın gündelik hayatıyla ilgili olumsuz bir sonucu yoktur. Bütün bu işlemler anayasa ve yasalar çerçevesinde uluslararası hukukun öngördüğü kriterler ve ölçüler içerisinde ölçülülük esasıyla yürütülmektedir." ifadesini kullandı.

Atatürk Havalimanı'ndaki patlamanın turizme etkisinin ne olacağı yönündeki soruya Avcı, Atatürk Havalimanı'na yapılan saldırının benzer saldırılarda görülmeyen bir süratle bertaraf edildiğini anlattı.

Atatürk Havalimanı'na yapılan saldırının ardından havalimanının bütün fonksiyonlarıyla 6 saatte hizmete girdiğini anlatan Avcı, şunları kaydetti:

"Bu tip olayların psikolojik etkileri, turizme etkileri her yerde olduğu gibi burada da vardır. Ama bu etkileri de doğru bilgilendirme ile Türkiye'nin genelinde herhangi bir güvenlik sorunu olmadığını buna benzer noktasal saldırıların dünyanın her yerinde olduğu düşünülürse, bunun uluslararası bir sorun olduğu dolayısıyla sadece Türkiye'ye mahsus bir sorundan söz edilemeyeceğini doğru anlatmamız gerekiyordu. Zaten dünya kamuoyu da artık yaygın terör saldırıları nedeniyle bunun herhangi bir ülkenin özel sorunu olmadığını bunun ile mücadelenin de tek tek ülkelerin meselesi değil tüm uluslararası camianın dayanışması ile giderilebilecek bir mesele olduğunu gördüler. Dolayısı ile turizm üzerinde çok büyük bir etkisi olmadı. Ne Atatürk Havalimanı'na yapılan saldırılar, ne diğer 15 Temmuz ve sonrası ile ilgili söylüyorum ne de diğer saldırılar, ülkemizdeki turistlerin ülkemizdeki misafirlerin kitlesel halde dönmelerine yol açmadı."

Bir gazetecinin FETÖ'nün Milli Eğitim Bakanlığı'nda ve genel olarak yapılanması hakkındaki soruya ise Bakan Avcı şöyle cevap verdi

"Eski bir Milli Eğitim Bakanı olarak sorduğunuz soruya cevaben de kısaca şunları hatırlatmakta fayda görüyorum. Evet. Bu örgütün eğitimi kendi kirli emelleri için bir enstrüman olarak kullandığı şüphesi o dönem devlette vardı. Bu amaç ile açılan dersanelerin de büyük ölçüde askeri okullara veya kritik kurumlara, yargıya kendi zihnindeki insanları yerleştirmek için düzenlenmiş gruplar olduğu şüphesi vardı. Biz, resmi eğitimin dışında paralel bir eğitim yapılanmasının doğru olmadığını zaten öteden beri söylüyorduk. Eğitim yapılanmasının gövdesini oluşturan dersane yapılanmalarını da iki yıl önce yaptığımız düzenlemeler ile ortadan kaldırdık. Ancak, bu yapının özel toplum statüsünde kurulmuş çalışan okulları da vardı. Bu kadar gizli çalışan bir örgütle mevcut yasalar eşliğinde çalışmanın zorluğunu sizde takdir edersiniz."

Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk devleti olduğunu söyleyen Bakan Avcı, "Mevcut yasaların verdiği imkanlar ölçüsünde bunlarla mücadele edilmiştir. Ancak, bugün OHAL ilanının arkasındaki gerekçelerden biri budur. Mevcut yasalar eğer, bu örgütler ile mücadelede yeterli olmuyor ise, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin de öngördüğü üzere geçici bir süre ile olağanüstü hal uygulamasına geçmek gerekebiliyor. OHAL uygulaması çerçevesinde yapılacak olan çalışmalarda yine anayasada ve mevcut yasalarda karşılığı olan yapılan uygulamalardır. Darbe teşebbüsünden sonra yakalananların verdiği ifadelerden de görüyoruz ki 30 yıldan beri özellikle askeri okullara yönelik çok sistematik bir sızma çalışması yürütülmüş. Bu örgüt legal bir görünüm altında illegal faaliyet gösteren bir örgüt olarak tanımlanmıştır. Sadece siyasi teşkilat içerisinde değil, emniyet teşkilatı içerisinde, özellikle yargıda da eğitim kurumlarında da bu iş dünyasında da legal görünüm altında yürütülen bu illegal faaliyet belli bir merkezden sürdürülmüştür. Bu örgütün faaliyet sahası Türkiye ile sınırlı değildir. Faaliyetlerini 100'den fazla ülkede sürdürmektedir. Özellikle bulundukları ülkelerin seçkinlerinin, yöneticilerinin çocuklarına yönelik açtıkları okullar üzerinden yürütmektedirler." değerlendirmesinde bulundu.

Son dönemlerde yaşanan olayların turizme etkisi konusundaki sorulara ise Bakan Avcı, "Dediğim gibi bir takım girişimler oldu diye ülkemizdeki misafirler panik yapmadılar, ülkelerine dönmek için öyle kitlesel bir hamle olmadı. Mesela Rusya’dan yapılmakta olan tarifeli uçaklara yönelik sınırlama kaldırıldı. Türk turizmi bugüne kadar büyük ölçüde Rusya ve Almanya ağırlıklı olarak tabii başka ülkelerden de var ama ana ağırlık Rusya ve Almanya’dan gelen misafirlerimize aitti. Pek çok başka ülkede olduğu gibi, İspanya'da olduğu gibi biz de olabildiğince hedef pazarlarımızı çeşitlendirmek istiyoruz." diye konuştu.

Rus uçağının düşürülmesinden sonra Rusya ile yaşanılan kriz sebebiyle Rusya’dan gelen turist sayısında çok dramatik düşüşler yaşandığını anlatan Avcı, "Rusya’dan gelen turist ortalama 4,5 milyon. Rus uçağı olayından sonra Rus hükümetinin koyduğu ambargoyla bir anda bu bıçak gibi kesildi. Gerek Rusya Devlet Başkanı'nın gerek Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nın açık irade beyanlarıyla bu kriz aşıldı. Şu anda Rusya’dan Türkiye’ye yönelik herhangi bir ambargo olmadığı gibi tam tersine işte bugün yaptıkları jest gibi Türk turizminin bu krizi aşması için katkıları olduğu bile söylenebilir. Biz başından beri tüm koşularımızla ve tabii Rusya ile de ilişkilerimizi iki büyük ülkeye yakışacak düzey olmasını hep tercih ettik. Türkiye-Rusya münasebetlerinin turizmde olduğu gibi diğer alanlarda da nasıl daha ileriye götürebiliriz, daha iyileştirebiliriz bu konularda da görüşmeler yapmak üzere bu heyetimiz Moskova’da çalıştı. Eğer uluslararası camia uluslararasılaşmış olduğu çok açık görülen terörizme karşı ortak hareket etme mekanizmalarını sağlam bir şekilde işletirse bundan dünya barışı ve tabi en önemlisi kendi gündelik hayatlarını huzur içinde yaşamak isteyen insanlar kazanır." ifadelerini kullandı.

-"Bu feryatlar Türk halkının o gece ne tür trajik sahnelerle karşılaştığının da bir göstergesi"

İdam cezası ve FETÖ'nün elebaşı Fetullah Gülen'in iadesiyle ilgili soruya da Avcı, şu anda Avrupa Birliği kriterleri gereğince idam cezasının olmadığını anlattı.

Milli Eğitim Bakanı Avcı, konuşmasında şunlara yer verdi:

"Siz ne kadarını görmek şanssızlığını yaşadınız bilmiyorum ama televizyonlarda birçoğunuz görmüş olmalı. O helikopterlerden sivil halkın üzerine ateş edenleri, tankların ezdiği insanları gören insanlar şimdi meydanlarda o gördükleri manzaraları unutmadan bu tür bazı taleplerde bulunuyor. Yani bu feryatlar Türk halkının o gece ne tür trajik sahnelerle karşılaştığının da bir göstergesi. Bu talep başka ülkelerde de var. Türkiye'de tabii yaşanan olayların etkisiyle daha yüksek sesle dile getiriliyor. Öncelikle de bir anayasa değişikliği demektir. OHAL ancak kanun hükmünde kararname çıkarmaya el verir, anayasa değişikliğine cevaz veren bir düzenleme değildir.

Ortaya çıkan somut göstergeler ve kanıtlar da sadece bu darbe teşebbüsü sonrasında değil daha öncesinden de ortaya çıkan deliller kanıtlar gösteriyor ki Türkiye'deki bu gizli örgütün veya zaman zaman legal görünüm altında faaliyet gösteren bu illegal örgütün başındaki şahıs şu anda ABD'nin Pensilvanya’da ikamet etmekte olan Fetullah Gülen'dir. Adalet Bakanlığı da bu son darbe teşebbüsünün ortaya çıkardığı kanıtları da içerecek şekilde ABD'nin ilgili makamları nezdinde bu yargı talebinde bulunmuştur. Amerika'daki muhataplarımız da bunu uluslararası hukuk ve tabi kendi iç hukukları açısından değerlendirip gereğini yerine getireceklerdir diye düşünüyorum. Bunlara rağmen iade etme konusunda çekimser davranırlarsa ne olursa olsun da onların cevaplandırması gerekir. Amerikalı dostlarımızın da uluslararası hukukun gereğini yerine getireceklerini ümit ediyorum."


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×