En Çok İzlenen ve En Ürkütücü Korku Filmleri Listesi

Sinema severlerin yanı sıra bir de korku filmi sevenlerin olduğu bir gerçek. Korku filmi izle. Korku filmlerini bazılarımız izlemek bile istemesek de bazıları bu filmlerin mübtelasıdır. Korku filmi dendiği zaman doğal olarak Hollywood ilk akla gelen merkez oluyor. Son yıllarda korku filmleri çok fazla tercih edilmese de hala en çok izlenen filmler arasında korku filmlerini görmek mümkündür.

En Çok İzlenen ve En Ürkütücü Korku Filmleri Listesi
10 Mayıs 2019 Cuma 21:39

Sinema severler arasında en bağımlı olanların korku film sevenler olduğu herkesin malumu. Son yıllarda fantastik filmler revaçta olsa da korku filmleri de hala en çok izlenen filmler arasındaki yerini koruyor. Özellikle Hollywood yapımı korku filmlerinin hala mübtelaları var. Metafizik olaylardan, sosyal patlamalara kadar neredeyse her temaya el atan bu popüler türün en iyi ve en popüler örneklerinden 30 filmlik bir seçki hazırladık. İşte The Exorcist'ten It Follows'a sinema tarihinin en iyi korku filmleri. Son bir not: Bu filmleri ışıklar kapalıyken izlemeyin.

The Exorcist (Şeytan, 1973)

Sinema tarihinin en kan donduran filmlerinden biri olan Şeytan’da 12 yaşındaki Regan’ın (Linda Blair) hikayesine tanık olmuştuk. Kızının dengesiz davranışlar sergilemesi üzerine onun bir hastalığa tutulduğunu düşünen annesi (Ellen Burstyn) tıptan sonuç alamayınca çareyi rahiplere başvurmakta bulur. Zira küçük kızın sorunu tıp ile çözülebilecek bir şey değildir.

Halloween (Cadılar Bayramı, 1978)

1963 yılı Cadılar Bayramı'nda kız kardeşini öldüren Michael Myers, 15 sene sonra akıl hastanesinden kaçar ve mahallesine yeni maceralara atılmak üzere geri döner...  Devam filmleri de çekilen Halloween, Jamie Lee Curtis’i sinema dünyasına armağan etmişti.

Rosemary’s Baby (Rosemary’nin Bebeği, 1968)

Roman Polanski’nin yönettiği filmde, New York’ta bir apartman dairesine taşınan evli bir çiftin ürkütücü hayatını izlemiştik. Çocuk yapmaya karar veren çiftin bu kararı hayatlarını da tepeteklak edecek bir dizi olayın başlangıcı olacaktır.

The Shining (Cinnet, 1980)

Korku filmleri listelerinin baş tacı olan The Shining usta yönetmen Stanley Kubrick’in elinden çıkan bir başyapıt. Jack (Jack Nicholson) isimli bir yazar, devasa bir otelin ölü sezonda gözetmenliğini üstlenmeyi kabul eder ve karısı ve küçük oğluyla birlikte buraya taşınır. Kendilerinden başka kimsenin olmadığı ıssızlığın ortasındaki bu otel, Jack'in yeni kitabını yazabilmesi için de ideal bir yerdir. Ancak Jack'in otelin geçmişindeki hayaletlerle karşılaşmasıyla birlikte dehşet de başlar. 

Psycho (Sapık, 1960)

Gerilim sinemasını baştan yaratan bu Alfred Hitchcock filmi artık popüler kültürün de değişmez referans noktalarından biri. Özellikle banyodaki cinayet sahnesiyle akıllara kazınan film adından da anlaşılacağı gibi sapık bir katilin izini sürüyordu.

The Texas Chainsaw Massacre (Teksas Katliamı, 1974)

Teen-slasher türünün yaratıcısı olarak kabul edilen film, eski bir çiftlik evini ziyaret eden bir grup gencin teker teker katledilmesiyle tam bir kabusa ev sahipliği yapıyordu.

The Evil Dead (Şeytanın Ölüsü, 1981)

Yine bir grup gencin ormanın derinliklerinde bir kulübeyi ziyaret edip başlarına iş açtıkları filmlerden biri olan The Evil Dead, kendi türünün zirve örneklerinden biri olmuş ve ardından iki devam filmi daha çekilmişti.

Suspiria (1977)

Suspiria’yı koltuğunuzda sakince oturup izlemeniz neredeyse imkansız. Bu Dario Argento başyapıtının en az kendisi kadar gerilim dolu müzikleri, insanın aklına kazınan renkleri ve göz kamaştıran sanat yönetimi bir cadı hikayesini tüm epikliğiyle karşımıza getirmişti.

Don’t Look Now (1973)

Kırmızı bir çocuk montunun başrolde olduğu bir film nasıl korku sinemasının başyapıtlarından birine dönüşebilir? Cevap Nicolas Roeg’in özellikle finaliyle kan donduran bu filminde saklı. Harikulade Venedik görüntüleri de yanınıza kalan güzelliklerden.

M (1931)

Sinema tarihin ilk seri katil filmi olan M, dışavurumcu Alman sinemasının da başyapıtlarından biriydi. Fritz Lang’in yönettiği film 87 yaşında olmasına rağmen bugün bile izleyicisini hikayesine inandırıp korkutmayı başarıyor.

The Sixth Sense (Altıncı His, 1999)

"I see dead people" cümlesine aşina olmayan var mı? Sanıyoruz yoktur. Bruce Willis'in başrolünde yer aldığı bu tüyler ürpertici gerilim filmi özellikle sürpriz sonuyla çok konuşulmuştu.

Night of the Living Dead (Yaşayan Ölülerin Gecesi, 1977)

Zombilerle bizi yakından tanıştıran bu kült film aslında epey düşük bütçeyle çekilmiş ama sonra o kadar ilgi görmüş ki inanılmaz bir gişe hasılatı elde ederek devam filmleri de çekilmişti. Zombiler dünyaya musallat olmuştur ve bir Amerikan kasabasında bir grup insan onlardan kaçmak için bir çiftlik evine sığınınca olaylar gelişmeye başlar.

The Others (Diğerleri, 2001)

Alejandro Amenabar’ın yönettiği ve kan dökülmese de insanı gerim gerim geren filmlerden biri olan The Others’da, günışığına alerjisi olan iki çocuğuyla ıssız bir malikaneye taşınan Grace’in (Nicole Kidman) hikayesini izlemiştik. Çocukların evde bir başka çocuk olduğundan ve onun bir hayalet olduğundan bahsetmesiyle ise işler karışmaya başlar.

Carrie (Günah Tohumu, 1976)

Hem ailesinden hem de arkadaşlarından yana talihsiz ve sürekli bir sosyal baskı altında yaşayan genç bir kız olan Carrie (Sissy Spacek), telekinetik güçlerini de kullanarak mezuniyet balosunu kan gölüne çevirir. Brian De Palma’nın yönettiği film 42 yaşında olmasına rağmen halen dehşet verici olmayı sürdürüyor.

The Thing (Şey, 1982)

Öldürdüğü herkesin şekline bürünebilen bi köpeğn, daha doğrusu bir “şey”in hikayesini anlatan film, gişede beklediği başarıyı elde edemese de özellikle VHS ortamında kültleşmiş ve zamanla bir gerilim klasiğine dönüşmüştü.

A Nightmare on Elm Street (Elm Sokağında Kabus, 1984)

Kirli kahverengi şapkası, çizgili kazağı, yanmış yüzü ve bıçaklarla kaplı eldiveni ile baştan aşağı kült bir karakter olan Freddy Krueger ile ilk kez tanıştığımız  serinin bu birinci filminin ardından elbette devam filmleri de gelmiş ve Freddy korku sinemasının değişmez simalarından biri olmuştu.

The Wicker Man (1973)

Bir adada kaybolan küçük bir kızı bulmaya gelen dedektif burada tuhaf işler döndüğünü anlar. Ada halkı kızın varlığını inkar etmektedir. Pagan ritüelleri bulunan yerlilerin küçük kızı tanrılara kurban edeceğini anlayan dedektif küçük kızı arama çalışmasını hızlandırır.

Goodnight Mommy (Ölümcül Oyun 2014)

Kent dışında müstakil bir evde yaşayan 9 yaşındaki ikizler annelerini beklemektedir. En sonunda anneleri gelir fakat ortada bir tuhaflık vardır. Geçirdiği estetik ameliyatların sonunda hem davranışları hem de yüzü değişen annelerinin gerçek anneleri olmadığını düşünen ikizler bu işi kanla çözmeye karar verir. Son yılların belki de en iyi korku filmi olan Goodnight Mommy, Almanya’dan yola çıkıp tüm dünya festivallerinde ayakta alkışlanmıştı.

It (O, 1990)

Bir Stephen King uyarlaması daha. Yeniden çevrimiyle bir kez daha gündeme gelen bu '90'lar korku klasiği, "outsider" olarak tanımlanabilecek bir grup arkadaşın sinema tarihinin kült figürlerinden birine dönüşen Pennywise adlı palyaçonun saçtığı dehşetle mücadelesini konu alıyordu. 2017 versiyonunun da hayli beğenildiğini not düşelim. 

The Omen (Kehanet, 1976)

Amerikan Büyükelçisi Robert Thorn (Gregory Peck), karısının doğum esnasında bebeklerini kaybetmesi üzerine başka bir bebeği evlatlık edinir. Ancak Damien büyüdükçe birbirinden kötü olayların ardı arkası kesilmez ve Robert Thorn oğluyla ilgili gerçekleri araştırmaya koyulur...

The Blair Witch Project (Blair Cadısı, 1999)

Bir belgesel ekibi, yerel bir efsaneyi araştırmak üzere Maryland'e, efsaneye ev sahipliği yapan ormana doğru yol alır. Ormanın derinliklerinde ilerledikçe ise "Blair Cadısı" efsanesinin pek de hikaye olmadığını anlamaya başlarlar. Çekim tekniğiyle çığır açan The Blair Witch Project'in korku sinemasında yeni bir döneme öncülük ettiğini söylemek yanlış olmaz.

Ringu (Halka, 1998)

'90’ların sonu 2000’li yılların başında korku sinemasında bir Japon hakimiyeti vardı. Bu furyayı başlatan film ise hiç kuşkusuz Halka idi. İzleyenlerin 7 gün sonra öldüğü gizemli bir video ekseninde gelişen hikaye öyle ilgi görmüştü ki, hem Japonya’da devam filmi çekilmiş hem de Hollywood’da bir yeniden çevrimi yapılmıştı.

Friday the 13th (13. Cuma, 1980)

Yıllar önce türlü cinayetlerin işlendiği bir yaz kampı yeniden açılır ve gençler bu kanlı geçmişten habersiz kampa akın ederler. Ama tarih tekerrür etmek üzeredir ve gençleri korkunç bir akıbet bekliyordur.

The Witch (Cadı, 2015)

17. yüzyılda İngiltere’de bir ormanın içinde Hristiyan kurallarına sıkı sıkıya bağlı bir aile yaşamaktadır. Ailenin beş çocuğundan biri olan Sam, doğduktan kısa bir süre sonra kaybolunca ailenin başına ilk felaket de gelmiş olur. Sonrasında işler daha da karışıp dehşetengiz boyutlara ulaşacaktır.

Poltergeist (Kötü Ruh, 1982)

Evlerinin bir mezarlık üstünde kurulu olduğundan habersiz bir aileyi odağına alan filmde, evin küçük kızını televizyon aracılığıyla kendi aralarına almaya çalışan hayaletlerin ortaya çıkmasıyla gerilim de artmaya başlar. Steven Spielberg bu belki de en az bilinen filminde korku sinemasında da iyi bir iş çıkarabileceğini kanıtlamıştı.

Scream (Çığlık, 1996)

Korku sinemasının babası Wes Craven'ın bir başka kült serisi de Çığlık elbette. Küçük bir kasabada insanları bir korku filmindeki gibi öldürmeye çalışan katilin hikayesini anlatan film hem türün kodlarıyla oynuyor hem de korkutmayı başarıyordu.

It Follows (Peşimdeki Şeytan, 2014)

David Robert Mitchell’ın elinden çıkan bu sıra dışı gerilim filminde, şehir dışındaki bir harabede tuhaf bir şekilde uyandıktan sonra bitmeyen kabuslar ve sanrılar görmeye başlayan Jay’in hikayesini izlemiştik. Film gösterildiği dönemde beklenmedik bir başarı yakalmış ve modern klasikler arasına hemen girivermişti.

Insidious (Ruhlar Bölgesi, 2010)

Üç çocuğuyla beraber eski bir eve taşınmış bir ailenin mutlu mesut hayatı en küçük çocuklarının bir kaza sonucu komaya girmesiyle alt üst olur. Daha sonra bu kazanın paranormal bir vaka olduğunu anladıklarında ise işler daha da karışır.

Pet Sematary (Hayvan Mezarlığı, 1989)

Stephen King’in önce edebiyat daha sonra ise sinema dünyasını ele geçirdiği romanından uyarlanan filmde, taşrada yeni bir yere taşınan Creed ailesi için, çok sevdikleri kedileri Winston Churchill’in ölmesiyle -ve ertesi gün turp gibi geri gelmesiyle- başlayan kabusu ürpererek izlemiştik.   

The Innocents (Masumlar, 1961)

Muhafazakar bir ailede büyüyen bir mürebbiye olan Miss Giddens, Londra’nın dışındaki bir malikanede iki yetim çocuğu yetiştirmek için işe başlar. Fakat hem çocuklar hem de gizemli evin ona ürküücü bazı sürprizleri olacaktır.


İlgili Galeriler

Şimdi yorum yapabilirsiniz

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×