İki körfez ülkesinin Türkiye aleyhindeki kara propagandası

İki körez ülkesi BAE ve Suudi Arabistan'ın Türkiye aleyhindeki çalışmaları hız kesmiyor. İki ülke Libya'dan sonra şimdi de Türkiye'nin Lübnan'daki varlığından rahatsızlık duyarak kara propagandaya başladı.

Google Haberlere Abone ol

Müslümanlar ile Hristiyanların yönetimi paylaştığı Orta Doğu'nun küçük ülkesi Lübnan'da, ekonomik kriz ve hükümetin vergi politikalarına karşı başlayan gösteriler üzerine Ulusal Birlik Hükümeti 9 ay önce istifa etti.

ABD ile Körfez'deki Arap ülkeleri tarafından "terör örgütü" olarak görülen Lübnan Hizbullahı ve siyasi müttefiklerinin destekleriyle kurulan yeni hükümet, şubat ayında güvenoyu aldıktan sonra ekonomik krizi hafifletmek amacıyla hazırladığı plan çerçevesinde 10 milyar dolarlık kredi için Uluslararası Para Fonu (IMF) ile müzakerelere başladığını duyurdu.

Uzun yıllardır sağlık ve eğitimin yanı sıra elektrik - su gibi altyapı hizmetlerinde ciddi sorunlar yaşayan ve son ekonomik krizin etkilerini tüm alanlarda hisseden Lübnanlılar, ABD yönetiminin IMF ile müzakereleri Hizbullah'a karşı baskı aracı olarak kullandığından ve Körfez'deki Arap ülkelerinin de Başbakan Hassan Diyab'ın kabinesinin "Hizbullah'ın hükümeti" olduğu gerekçesiyle yardım elini uzatmadığından şikayet ediyor.

TÜRKİYE'NİN İNSANİ YARDIMLARLA FETHETTİĞİ GÖNÜLLERİ YIKMA KAMPANYASI

Suudi Arabistan ve BAE gibi Arap ülkeleri, Lübnan'ın en yoksul bölgesi Trablusşam'a yardım elini uzatmak yerine "şiddet yanlısı" oldukları şeklindeki karalamalarla bölge halkını hedef gösteriyor.

Lübnan'daki belli bir kesime hükmetmek için on yıllardan beri birkaç aileyi milyar dolarlarla finanse eden bazı Arap yönetimleri, Türkiye'nin din ve mezhep ayrımı gözetmeksizin bu ülkede yaptığı insani yardımlarla halkın gönlünü kazanmasından büyük rahatsızlık duyuyor. Söz konusu yönetimler Tükiye'nin insani yardımlarla fethettiği gönülleri asparagas haberlerle yıkmaya çalışıyor.

Körfez'deki bazı Arap ülkelerince finanse edilen yerel ve bölgesel medya organları, ekonomik krizin giderek derinleştiği ve protestoların belli aralıklarla sürdüğü Lübnan'da dikkatleri dağıtmak için Türkiye'nin insani yardımlarını "siyasi müdahale" şeklinde yansıtmaya yönelik bir kampanya başlattı.

Türkiye'nin bugüne kadar Lübnanlılara sunduğu insani yardımlar, Suudi Arabistan ve BAE''ye ait basın organları tarafından "Türkiye'nin Lübnan'daki nüfuzu" ve "Türkiye Trablusşam'ı işgal etmeye böyle hazırlanıyor" başlıklarıyla servis edildi.

İran'ın Lübnan'daki uzantısı olarak bilinen Hizbullah'a yakın medya da söz konusu haberleri gündemi değiştirmeye yönelik bir tür malzeme olarak kullanarak, "Türkiye, Müslüman Kardeşler Teşkilatı (İhvan) üzerinden Lübnan'da varlık gösteriyor" gibi başlıklarla konuyu gündemde tutmaya çalışıyor.

Riyad ve Abu Dabi'ye ait medyanın Türkiye aleyhindeki asılsız haberlerini AA'ya değerlendiren Lübnanlı uzmanlar, bu durumu söz konusu Arap yönetimlerin Lübnan'a müdahalesinin önünü açma ve ülkedeki Sünni kesimin ulusal denklemdeki varlığını dağıtma adımı olarak yorumluyor.

"TRABLUSŞAM VE DİĞER BÖLGELER TÜRKİYE'YE GÖNÜLDEN BAĞLIDIR"

Lübnan'daki eski başbakanlara yakın kaynaklar, ülkenin kuzeyinde Sünnilerin çoğunlukta olduğu Trablusşam'daki bazı kesimlerin Körfez ülkelerinden kaynak elde etmek için Türkiye'ye yönelik suçlamalarda bulunduğunu söyledi.

"Türkiye'nin siyasi müdahalesi" şeklinde yapılan tüm haberlerin asılsız olduğunu vurgulayan kaynaklar, "Türkiye'nin kuzeydeki varlığı herkes tarafından biliniyor. Trablusşam ve Sünni nüfusun yoğun olduğu ülkenin diğer bölgelerindeki halk, Türkiye'ye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a gönülden bağlıdır" ifadelerini kullandı.

Trablusşam bölgesinin, eskiden olduğu gibi son zamanlarda da birtakım radikal suçlamalara maruz kaldığına işaret eden kaynaklar, söz konusu suçlamaların ülkedeki Hristiyanları korkutma ve Şiileri de Hizbullah'ın etrafında toplamaya yönelik yardımcı bir unsur olarak kullandığına dikkati çekti.

Türkiye'nin Trablusşam bölgesinde Osmanlı dönemine ait bazı eserleri Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) aracılıyla restore ettiğine tanıklık ettiklerini belirten kaynaklar, ancak siyasi veya istihbari anlamda Türkiye'nin Lübnan'a herhangi bir müdahalesinin söz konusu olmadığını kaydetti.

"SÜNNİ KESİMİN BİRLİĞİ KİŞİSEL İHTİRASLARA KURBAN EDİLİYOR"

Suudi Arabistan'da ticaretle uğraşan eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin büyük oğlu Beha Hariri, protestolar üzerine geçen ekim ayında başbakanlıktan istifa eden kardeşi Saad Hariri'ye rakip olarak Sünni bölgelerinde varlık gösterme çabalarına başladı.

Beha Hariri'nin bu çabaları, Meclis'te 21 milletvekiliyle Sünnileri temsil eden en büyük siyasi blok konumundaki Müstakbel Hareketi'nin lideri Saad Hariri'yi saf dışı bırakma projesi olarak değerlendiriliyor.

Abu Dabi ve Riyad'ın beslediği basın organları, hala Suudi Arabistan'da ikamet etmesine rağmen Beha Hariri'nin Türkiye tarafından desteklendiği iddialarını servis etmekte ısrar ediyor.

Lübnanlı siyaset uzmanı Münir er-Rabih, Beha Hariri'nin piyasaya sürülmesinin, Arap dünyasındaki büyük boşluğun sonuçlarından biri olduğunu söyledi.

Beha Hariri projesiyle, ülkedeki Sünni kesimin birliğinin kişisel siyasi ihtiraslara kurban edildiğini belirten Rabih, "Bununla ülkedeki çöküş hızlandırıldığı gibi tüm siyasi gruplar da giderek güç kazanan Lübnan Hizbullahı'na muhtaç hale getiriliyor" dedi.

Örneğin eski Başbakan Saad Hariri'nin, kardeşi Beha'ya karşı direnmek için Hizbullah ile ilişkilerini güçlü tutacağını ve böylece Hizbullah'ın daha fazla güçleneceğini vurgulayan Rabih, "Lübnan'daki Sünni kesimin bu dönemde ulusal denklemde hiçbir etkisi söz konusu değil ve tarihi rolünü kaybetmiş durumda" değerlendirmesinde bulundu.

Sünnilerin ulusal denklemde olmadığı bir Lübnan'ın yoluna devam edemeyeceğini ifade eden Rabih, "Sünni kesim, tarih boyunca bölgedeki stratejik İslam ve Arap çizgilerinden ötürü devlete bağlı kaldılar" diye konuştu.

Lübnan'daki Dürzi İlerlemeci Sosyalist Partisi lideri Velid Canbolat da Beha Hariri'nin projesini şu sözlerle değerlendirdi: "Bizler, siyasi oyun ve Sünni sahasındaki yıkımın nereye doğru gittiğini öngörüyoruz. Sünni sahasındaki yıkımın temeli, zayıflatma ve dağıtmadır. Sünni kesim için tek seçenek vardır, o da Saad Hariri'dir."

Yorumlar

Ankaralı Muzaffer Bu iki adamı gördüğüm zaman midem bulanıyor araplardan nefret ediyorum.Suratlarında meymanet yok şeytan gibiler.