Bahçeli de Almanya, İsrail ve ABD'ye sert çıktı

MHP Genel Başkanı Bahçeli de Cumhurbaşkanı Erdoğan gibi bugün düzenlediği basın toplantısında Almanya, İsrail ve ABD'ye sert tepki gösterdi.

Google Haberlere Abone ol
Bahçeli de Almanya, İsrail ve ABD'ye sert çıktı

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, parti içindeki muhalif isimlerin yeni parti girişimi ile ilgili "Bizde sabır çok. Kasım ayına kadar da sabırla takip ederiz. Allah hayırlı uğurlu etsin" dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında iç ve dış meseleler ile gündeme ilişkin konuları değerlendirdi. Bahçeli, Türkiye’nin bekasına yan bakan, diş bileyen, dinamitlemek isteyen her türlü çevre, oluşum, grup, örgüt ve yapıyla korkusuzca, kıran kırana bir mücadele halinde olduğuna dikkat çekerek, "Namus bildiğimiz, varoluşumuzun gayesi bellediğimiz istiklal hakları ne pahasına olursa olsun müdafaa edilmektedir. İç ve dış mihraklar Türkiye’ye boyun eğdirmek için son kozlarını oynamaktadır. Tehlike çok yakındır. Tehdit algısı çok yüksektir. Milli mukavemeti kırmak, milli birlik ruhunu yıkmak isteyen iç ve dış güçler kanlı kalemle yazılan hıyanet senaryosunu sahnelemek için gemi azıya almışlardır. Türk milleti zalimlere aldanmayacak, bunlar karşısında diz çökmeyecektir. ‘Hero’ tişörtü giyen namertler kazanamayacaktır" ifadelerini kullandı.

. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Mescid-i Aksa’da yaşanan olaylara ilişkin açıklamada bulundu. İsrail’in, Filistinli Müslümanlara yönelik tahammülsüz ve tahakkümcü yaklaşımının son günlerin en sıcak, en can yakan konusu olduğuna dikkat çeken Bahçeli, “İlk kıblemiz olan, mukaddesatımızda ayrıcalıklı bir yeri bulunan Mescid-i Aksa 14 Temmuz 2017 tarihinde İsrail tarafından ablukaya alınmıştır. Bunun yanı sıra ibadete kapatılmış, mahzun mabedimize giriş çıkışlar engellenmiştir. İsrail bu tutum ve tavrıyla büyük bir insanlık ve vicdan suçuna imza atmıştır. Doğu Kudüs’ün işgal edildiği 1967 yılından bu tarafa ilk kez ezan okunamamış, cuma namazı kılınamamıştır. İsrail, Harem-i Şerif’in tarihi ve manevi statüsüne pervasızca saldırmıştır. Harem-i Şerif’in girişlerine koyulan detektörler, İsrail güvenlik güçlerinin Filistinli kardeşlerimize yapmış olduğu zulümler insanlığı ayaklar altına alan bir uygulamadır. Mescid-i Aksa’ya çıkan yollarda, Kudüs’ün farklı noktalarında Filistinli kardeşlerimize ateş açılmış, göz yaşartıcı gaz ve ses bombalarıyla barbarca muameleler sergilenmiştir. İsrail polisi 3 Filistinliyi şehit ederken, 200’den fazlasını yaralamıştır. Siyonizm, bir kez daha Kudüs’te vahşi bir komplonun taraf ve hazırlayıcısı olmuştur. Bunu yaparken de yüce dinimizin kutsallarına hasar vermekten çekinmemiş, geri durmamıştır. Hiç kuşkusuz, Kudüs’teki hak ihlalleri, zora ve zorbalığa dayanan ambargolar insanlığın ve inancımızın hiçbir değer ve mirasıyla izah ve ifade edilemeyecektir” ifadelerini kullandı.

“Mescid-i Aksa’nın kısıtlamalara maruz kalması elbette İsrail’in gerçek yüzünü, karanlık niyetini bir kez daha gözler önüne sermiştir” diyen Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Miraç mucizesinin manevi mekanına yönelik düşmanca muamele sadece Müslümanların değil, aslında tüm insanlığın nezdinde nefretle yankı bulmalıdır. Bir defa İsrail insan haklarını çiğnemiştir. Bu konuda sicili oldukça kabarıktır. Din ve vicdan hürriyetini baskı altına, hatta askıya almıştır. İsrail’in yöntemi terörden farksızdır. Filistinli kardeşlerimizin varlık haklarına operasyonun uluslararası hukuka aykırı olması şöyle dursun, gayri meşrudur, gayri ahlakidir ve de insanlıkla ters düşmüştür. Ne üzücüdür ki, Harem-i Şerif’e karşı İsrail acımasızlığı karşısında insanlık aciz ve suskundur. Özellikle İslam dünyasının tereddütlü, tenakuzla bezenmiş gevşek duruşu son derece düşündürücüdür. Müslümanım diyen hiçbir vicdan sahibinin sessiz kalamayacağı ilkelliklere eğer bugün cevap verilmezse, eğer bugün göğüs gerilmezse, İslam toplumları birlik ve beraberlikten nasıl bahsedecektir? Maalesef İslam aleminin dayanışma ve yardımlaşma duygusu hasarlıdır. Herkes birbirinin kuyusunu kazmakla meşguldür. Karşılıklı empati, hassasiyet, hürmet ve ortak değerlere riayet zayıftır. Sudan bahanelerle kriz çıkarma konusunda ustalaşmış malum ülkelerin, kutsallarımıza kasteden İsrail şiddetine gözlerini yumması, özetle üç maymunu oynamaları üzerinde dikkatle durulması gereken bir ayıptır. Bu ayıbın çamuru Kudüs’e yüzünü dönen herkesin üzerine sıçramıştır. Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevi ve Mescid-i Aksa inancımızın üç büyük değeridir. Her biri eşsiz ve paha biçilmez manevi hazinedir. Bunların herhangi birisine karşı yapılacak saldırı aslında tüm Müslümanları hedef almış sayılmalıdır ve öyle de sayılacaktır. İslam alemi sığ gündemlerin kumandasında, gündelik heveslerin kuyruğundadır. İsrail’le açık veya gizli ilişki içinde olanlar; Batı Şeria, Gazze, Kudüs’teki travma ve tahammül edilemez tacizlere ilgisizdir. Bu ilgisizlik bir bakıma İslam ülkelerinin perişanlığının tescilidir. Bu ilgisizlik bir nevi siyasi hesaplaşmaların, çıkar kavgalarının mahsulüdür. Düşünebiliyor musunuz, İsrail büyük mescitlerimizden birisini ibadete kapatabilmektedir. Bu durum zaten hassas ve sürdürülmesi günden güne zorlaşan dengelere sahip olan bölgeyi bütünüyle ateşe verebilecek bir provokasyondur.”

"YPG isim değiştiriyormuş, yeni adıyla Suriye Demokratik Güçleri olacakmış, ismin ne önemi vardır?"

"Konu vatan olunca, konu millet olunca, konu devlet olunca irademiz katı ve kesindir" diyen Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Terör örgütleri, arkalarındaki destekçileri, asırlık plan ve hesaplar yoluyla Türkiye’nin başına çorap örmeye, bağımsızlığını sabote etmeye eşgüdüm halinde çalışmaktadır. Bakınız, YPG isim değiştiriyormuş. Yeni adıyla Suriye Demokratik Güçleri olacakmış. İsmin ne önemi vardır? Kaldı ki bu değişiklik malumun ilanı değil midir? İsim değişikliği cinayet ve ihanetleri nasıl örtecektir? Terör her yerde, terörist her isim altında terörist ve şerefsizdir. Ha YPG, ha SDG; ha FETÖ, ha PKK; bunlar arasında en ufak fark, en küçük eylem ve emel farklılığı yoktur. ABD’nin YPG’ye, yani PKK’ya vermiş olduğu silah ve mühimmat desteği artık milli güvenlik sorunu haline dönüşmüş, Türkiye’ye alenen husumet olduğu anlaşılmıştır. Milli Güvenlik Kurulu’nun 17 Temmuz 2017 tarihli toplantısı bu sarih ve sıcak gerçeği teyit etmiş, karşımızdaki vahim sorunun tekraren altını çizmiştir. Açıkça söylemek lazımdır ki, terör örgütlerine karşı bakışın çifte standart oluşu yalnızca ülkemizin değil, aynı şekilde bölgesel ve küresel huzurun da aleyhinedir. Amerikan ordusuna kurmay subay yetiştiren bir askeri akademinin yayın organın kapak resminde kolundaki amblemde bebek katilinin resmi olan bir YPG’li teröristin sözde nöbet tutarken gösterilmesi muhatap olunan skandalların son halkasıdır. ABD, son veriler ışığında, 5 Haziran’dan 9 Temmuz’a kadar süren sevkiyatlarla birlikte 434 kez PKK/PYD bölgesine silah ve mühimmat teslimatı yapmıştır. İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi’nin geçtiğimiz Pazar günü, bir televizyon kanalında YPG’yle işbirliği yaptıklarını itiraf etmesi, daha ileri giderek FETÖ’yü bir terör örgütü görmediklerini vurgulaması elbette sözün anlamını kaybettiği noktaya işarettir. Türk milleti 19.yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başındaki karanlık yıllara sürüklenmek üzeredir."

"Acaba bunların Büyükada’da ne işi vardır? Toplanacak başka yer mi bulamamışlardır?"

Almanya ile gerilen ilişkilere de değinen Bahçeli, "İstanbul Büyükada’da gözaltına alınan, daha sonra 18 Temmuz’da tutuklanan sözde aktivistler arasında bir Alman vatandaşının da bulunuyor olması Türkiye-Almanya ilişkilerinde bir gedik daha açmıştır. Şu işe bakınız ki, ajanların yeni maskesi olan aktivistlik 15 Temmuz’dan beri daha da gündemdedir. Bu aktivistler her ne hikmetse sürekli Türkiye aleyhine olan fiillerin merkezindedir. Acaba bunların Büyükada’da ne işi vardır? Toplanacak başka yer mi bulamamışlardır? 15 Temmuz gecesi aynı yerde buluşup FETÖ kalkışmasının başarıya ulaşmasıyla ilgili planlar yapan casuslardan sonra, şu an tutuklu olan aktivistler bu kez neyin peşine düşmüşlerdir? Türkiye yol geçen hanı mıdır? Bu artist ve aktivist makyajlı işbirlikçiler neye ve kimlere hizmetle görevlidirler? Şayet bu şahısların yargı sürecinden sonra herhangi bir suçları olmadığı tespit edilirse söylenecek bir şey zaten yoktur. Şayet varsa hiç kimsenin, bilhassa Almanya’nın söz söylemeye yüzü katiyen olmayacaktır. Almanya niye bu kadar asabidir? Niye bu denli korku içindedir? Hangi ilişki ağlarının açığa çıkmasından endişe duymaktadır? Madem kendi vatandaşının tutuklanmasından rahatsızdır, o halde, bizim ülke olarak iadesini istediğimiz hainleri, suçluları niye korumaya alacak kadar pişkindir? Türkiye’nin rahatsızlığı niye dikkat ve ciddiye alınmamaktadır? Almanya Dışişleri Bakanı adeta meydan okumuş, rencide edici, incitici, kırıcı açıklamalarda bulunmuştur. Söz konusu bakan, tutuklanan Alman vatandaşının Türkiye uzmanı olmadığını, hiç kimseyle bağlantısının bulunmadığını söyleyerek; ‘Türkiye’ye çok sabır gösterdik’ diyecek kadar ileri gitmiş, boyunu aşan laflar etmiştir. Alman yatırımlarının engellenmesiyle ilgili beyanat vermiştir. Bu bakan sabır göstermese ne olacak, kaç yazacaktır?" değerlendirmelerinde bulundu.

"İyi olacağız diye Türkiye’nin ajan, işbirlikçi ve hainlere sessiz kalması, baskı, dayatma ve küçümsemeleri görmezden gelmesi akla ve mantığa uymayacaktır"

Alman şirketleriyle ilgili çıkarılan aslı astarı olmayan dedikoduların, Türk turizmini baltalamak için yapılan menfi propagandaların iki ülkeye de zarar vereceğini söyleyen Bahçeli, "Almanya bugüne kadar terör örgütlerine kucak açmıştır. Türk ve Türkiye düşmanlarına kol kanat germiştir. PKK, FETÖ, DHKP-C bu ülkede yuvalanmış, yardım görmüşlerdir. Almanya gibi aramızda derin ve tarihsel bağların olduğu, üstelik 3,5 milyon Türk’ün yaşadığı bir ülkenin Türkiye alerjisi hazmedilecek, sineye çekilecek bir durum değildir. Gönül ister ki, Türkiye-Almanya arasındaki soğuyan ilişkiler düzelsin. Umut ederiz ki, bu süratle gerçekleşsin. Ancak Almanya’nın geri adım atmaya niyetli olmadığı gelişmelerle sabittir. Alman Ekonomi Bakanlığı sözcüsünün yeni yaptığı bir açıklamada; mevcut şartlarda Türkiye ile Gümrük Birliği antlaşmasının uzatılmasının mantıklı olup olmadığını AB’deki ortaklarıyla tartışacaklarını söylemesi krize yeni bir boyut kazandırmıştır. Almanya şunu unutmasın ki, Türkiye köle değildir, icazetli değildir, tutsak hiç değildir. Almanya’nın Türkiye’ye aba altından sopa göstermesi, elindeki farklı enstrümanlarla tehditvari dile sapması hiçbir değerle örtüşmeyecektir. Almanya sözde aktivistleri bıraksın, ülkesindeki FETÖ’cü hainleri ve Türkiye’ye kast etmiş diğer teröristleri ön şartsız teslim etsin. Bizim hiç kimseden öğrenecek bir şeyimiz yoktur. Bizim medeniyet ve gelişmişlik dersi almaya ihtiyacımız da yoktur. Dileğim Almanya ve diğer ülkelerle ilişkilerin çıkarlara dayalı ve olumlu bir seyir izlemesidir. Ancak ille de iyi olacağız diye Türkiye’nin ajan, işbirlikçi ve hainlere sessiz kalması, baskı, dayatma ve küçümsemeleri görmezden gelmesi akla ve mantığa da uymayacaktır" şeklinde konuştu.

"Sabrımızı sınamasınlar, olgunluğumuzu, vakarımızı yanlışa yormasınlar"

Bahçeli, Lozan Antlaşması’nın 94. yıldönümününe ilişkin ise "Lozan Türkiye’nin bağımsızlık senedi, Milli Mücadele’yi uluslararası alanda taçlandıran siyasi ve diplomasi zaferidir. Lozan Antlaşması Türkiye Cumhuriyeti demektir. İşte tam da Lozan’ın yıldönümüne tesadüf eden bir zaman diliminde, 18 Temmuz günü, Yunanistan Cumhurbaşkanı’nın Aydın’ın dibindeki Bulamaç ve Eşek Adalarıyla İzmir’in yanı başındaki Koyun Adası’na ziyaret düzenlemesi açık bir kışkırtmadır. Üstelik bu adalar ve diğer 15 Ege adası Yunanistan tarafından haksız ve hukuksuz bir şekilde işgal edilmiştir. Yunanistan devlet ricalinin gövde gösterisi yapar gibi adalara çıkması karşılıksız bırakılmamalı, Ege’nin istilasına asla müsamaha gösterilmemelidir. Bugün Bulamaç Adasına gelenler, yarın ilk fırsatta Aydın’a gelecekler; bugün Koyun Adası’na çıkanlar, ilk fırsatta İzmir’e demir atmanın arayışında olacaklardır. Yunanistan’ın komşuluk hukukuna uymayan tavrını kınıyor, işgal ettiği adalardan derhal çekilmelerini bekliyorum. Sabrımızı sınamasınlar, olgunluğumuzu, vakarımızı yanlışa yormasınlar. Tekrar denize dökülmek isteyen varsa seve seve döker, canı kovalanmak isteyen varsa kaçtıkları yere kadar kovalarız" açıklamasını yaptı.

"Gidişinden haberimiz yokken gelişinden nasıl haberimiz olacak?"

Bahçeli, konuşmasının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Bir gazetecinin, CHP’nin MHP’yle ilgili eleştirileri ve yeni kabinede Tuğrul Türkeş’in yer almamasına ilişkin değerlendirmelerini sorması üzerine Bahçeli, "Cumhuriyet Halk Partisi’nin söylemlerinin ciddiye alınacak hiçbir yönü yoktur. Meclis’te de olsa, sokakta da olsa, İstanbul-Ankara seferinde de olsa ciddiye alınacak bir tarafı bulunmamaktadır. Diğer konuya gelince gidişinden haberimiz yokken gelişinden nasıl haberimiz olacak. Onu Ahmet Davutoğlu öyküsüyle birilerinin izah etmesi lazım" cevabını verdi.

"Alternatif olması gerekir o alternatif de şu an için Rusya’daki S400’lerdir"

"S400 füzeleri hakkında Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye’ye karşı bir tepkisi olmuştu. Aynı zamanda Amerika’nın bölgede de PYD’ye silah desteği sürüyor fakat NATO müttefikimiz diyor S400 füzeleri için bir taraftan da PYD ve YPG’ye de silah desteğinde bulunuyor. S400 füzeleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Rusya ile bu konuda Türkiye’nin bir işbirliği var" sorusu üzerine de Bahçeli, "YPG’ye silah yardımında bulunan bir ülkeye Türkiye bağımlı kalamaz. Alternatif olması gerekir o alternatif de şu an için Rusya’daki S400’lerdir. Onun için endişe edilecek bir konu yoktur. Türkiye bağımsızdır, hürdür, kendi aklıyla ülkeyi yönetecek bilgi ve birikime sahip bir ülkedir" diye konuştu.

Bahçeli, HDP’nin bundan sonra sokak eylemlerine başlama kararı ile ilgili ise "HDP, sokaktan başka bir yerde ne zaman bulunmuştur ki şimdi sokağa iniyor" dedi.

Basın mensuplarının MHP’li muhalif isimlerin yer alacağı yeni parti girişimi ile ilgili soru üzerine de Bahçeli, "Bizde sabır çok. Kasım ayına kadar da sabırla takip ederiz. Allah hayırlı uğurlu etsin" cevabını verdi.

"Biz kıyafete önem veren bir kişiyiz"

Bahçeli basın mensuplarının yeni giyim tarzına ilişkin soruya da şöyle cevap verdi: "Sosyal medyada kıyafetimizle ilgili bir duruşumuz çok yer aldı. Biz kıyafete önem veren bir kişiyiz. Değerli bir bilim insanının çok güzel bir sözü vardır, ’Bir topluma kıyafetinizle giriniz şahsiyetinizle çıkınız.’"

Yorumlar