Muhammet Köse

Muhammet Köse

1890’lı Yıllarda Dünyayı Kasıp Kavuran Kolera Salgını ve Büyük Devletlerin Osmanlıya Baskısı

19. yüzyılın sonlarında dünyaya yayılan kolera salgını nedeniyle Avrupa devletleri Osmanlı'yı suçlamış, yaptırım uygulamaya kalkışmıştı. Oysa işin aslı bambaşkaydı. Salgın, İngiliz sömürgesi altındaki Hindistan'da başlamış 600 bin Hindu'nun ölümüne neden olmuş ve buradan dünyaya yayılıyordu.

Dünyayı kasıp kavuran Corona Virüs salgını (Covid-19), bize geçmiş tarihlerde yaşanmış büyük ölçekli salgın hastalıkları hatırlatıyor. Tarih boyunca büyük sorunlara yol açan kolera, veba, sıtma ve çiçek hastalığı bunlardan öne çıkanlarıdır. Devletler bir taraftan bu hastalıkları defetmek için çaba sarf ederken diğer taraftan bu hastalıklar nedeniyle de birbirlerini suçlamışlar. Nitekim bugün süper güçler dahil bütün devletleri teslim alan corona virüs ile mücadele edilirken de ABD bu virüsten, dünyayı önceden haberdar etmediği gerekçesiyle, Çin’i suçluyor ve ona karşı yüklü miktarda tazminat davası açmak için hazırlanıyor.

Aynı şekilde 1890’lı yılların başında İngiliz sömürgesi ve sorumluluğu altında bulunan Hindistan’da ortaya çıkan kolera hastalığı buradan dünyaya yayılmaya başlamıştı. Hastalık doğal olarak buradan kutsal İslam beldeleri Mekke-Medine’ye de, hacılar vasıtasıyla Kâbe’yi tavaf eden hacılara bulaşmıştı. Buradan da dünyanın farklı ülkelerine yayılmaya başlamıştı. Zira başta Osmanlı Devleti olmak üzere Avrupa Devletleri ve ABD hem kendi içinde süratli bir şekilde yayılan kolera salgınıyla mücadele ederken hem de 1894 yılı Ocak’ında Paris’te bir araya gelerek uluslararası sıhhiye konferansı düzenlemişlerdi. Konferans boyunca, bilhassa İtalya Devleti, kolera salgınının kaynağı ve sorumlusu olarak Mekke ve Medine’de hacc ibadetini ifa eden hacıları ve dolayısıyla Osmanlı Devleti’ni göstermeye çalışmıştı.

Esasında İtalya’nın asıl amacı Osmanlıyı bu salgın yüzünden zan altında tutup ona yaptırımlarda bulunmak ve Osmanlının içişlerine karışmaktı. Osmanlı Devleti’ne olan suçlamalar İtalya ile sınırlı değildi. Avrupalı Devletler Osmanlıya olan içsel tepkilerini dışa vurmuş ve salgının kaynağı gördükleri “Hacı”lara karşı yoğun bir kin beslemeye başlamışlardı. Nitekim o dönemde denizyolu taşımacılığını elinde bulunduran İngiltere, “Hacı”ların dönüş yollarındaki limanlara karantina yerleri inşa etmesi için Osmanlı Devleti’ne baskı kuruyordu. Bununla yetinmeyen İngilizler, gemilerinde taşıdıkları ve koleradan vefat eden “Hacı”ları denize atmaktan imtina etmiyorlardı.

Ancak Osmanlı Devleti, İtalya ve diğer devletlerin bu mahiyetteki suçlamalarını kabul etmediği gibi bunların asıl amaçlarının ne olduğunun farkında olup kendi içişlerine müdahale edilmesini engellemek için elinden geleni yapmaya çalışmıştı. Bu kapsamda kolera salgını ile mücadele hususunda, konferansa katılan devletlerin delegeleri huzurunda birtakım taahhütlerde bulunmak durumunda kalmıştı.

Osmanlı Devleti bir taraftan kolera salgının asıl kaynağının Hindistan olduğunu ve burada ortaya çıktığını izah etmeye çalışarak bunun sorumlusunun kendilerinin olamayacağını anlatmaya çalışıyordu. Diğer taraftan da buna ikna olmak istemeyen İtalya gibi devletlerin nabzını düşürmek için Mekke’de 330, Medine’de 200 yataklık hastane inşa edeceğini, Hacc bölgesindeki yolları ve sokakları temizleyeceğini ve oralara doktor ve ilaç göndermek gibi sıhhi yatırımlarda bulunacağını taahhüt ediyordu.

Konferansa katılan Osmanlı delegeleri Turhan Bey ve Bonkoveski Paşa’nın taahhütleri ve gayretleriyle Avrupalı devletlerin şiddetli baskısı kırılmıştı. Ancak Osmanlı Devleti için sorunlar çözülmüş değildi. Zira kolera salgını dünya çapında en çok Osmanlı Devleti’ni etkilemişti. Mesele sadece Mekke-Medine ve civarı ile sınırlı değildi. Hacc ibadetini yerine getiren hacıların yurtlarına dönmesiyle salgın bütün Osmanlı coğrafyasına hızlı bir şekilde yayılmıştı. Bu da beraberinde büyük bir iktisadi krize sebebiyet vermişti. Zaten 1881 yılında kurulan Duyun-u Umumiye İdaresi ile Osmanlı hazine gelirlerinin yüzde 60-70 civarı dış borçların faizlerini bile karşılamıyorken, Balkanlar’da iç karışıklıklar ile mücadele ediliyorken şimdi de kolera salgınının yaşattığı ve yaşatacağı ekonomik buhran, Osmanlı Devleti’ni derin derin düşündürmekteydi. Salgın ile mücadele için maddi kaynak arayışına giren Osmanlı devlet erkânının bulduğu çözümün başında, Devlet hazinesini verimli bir şekilde kullanmak ve memur maaşlarında yüzde 1’lik kesinti gibi önlemler gelmekteydi. Bunun yanı sıra Osmanlı Devleti hali vakti yerinde olanların yaptıkları bağışlar, vakıfların etkin bir şekilde kullanılması ve sair yollarla elde ettiği kaynaklar ile kolera salgını ile mücadele etmeye çalışmaktaydı. Mevcut imkânlarla bir taraftan salgından muzdarib olan halka sosyal ve iktisadi yardımlar yapılırken diğer taraftan koleraya maruz kalanlar için karantina yerleri, hastaneler inşa edilmekte ve hastalığı tedavi için ilaçlar geliştirilmekteydi.

İngiliz gemilerinin koleradan hayatını kaybeden hacıları denize attığına dair Osmanlı arşivlerinde yer alan belgelerden bir tanesi.

 


Dr. Muhammet Köse / Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Öğretim Görevlisi

Yorumlar

Muhammed köse Teşekkür ederim. Tabiki kaynak olarak gösterebilirsiniz. Haber sitesini de kaynak göstermeniz gerekiyor.
Sedat ŞANLI Değerli Muhammet hocam. Makalenizi çok faydalı buldum. Bu günki durumu tarih eşliğinde herkesin anlayacağı şekilde özetlemişsiniz. Makalenizi kaynak olarak göstermek isterim. Saygılarımla...