Suriye ekonomisi çökerken Esed rejimi yeni açmazlara sürükleniyor

Suriye lirasının dolara karşı rekor düzeylerde değer kaybetmesi ve buna bağlı olarak başlayan ekonomik çöküş, Esed rejimini, kendi kontrolündeki bölgelerde dahi protestoların hedefi haline getirdi

Google Haberlere Abone ol

AHMET ARDA ŞENSOY | AA

Suriye’de 10. yılına giren iç savaş sürecinde rejimin en büyük sıkıntılarından biri bu savaşın finanse edilmesi oldu. Rusya ve İran’ın askeri teçhizatın yanı sıra finansman destekleriyle günümüze kadar bir şekilde devam eden savaş, rejim bölgelerinde zengin kesimi daha da zengin ederken yolsuzluk ve karaborsa faaliyetleri savaş ağalarının ortaya çıkmasına sebep oldu.

Ancak ülkede üretimin neredeyse durması, verimli tarım bölgeleri olan kuzey kesimlerinin muhalif gruplarla terör örgütü YPG/PKK’nın kontrolünde olması, Fırat’ın doğusundaki petrol kaynaklarının bir süre DEAŞ, günümüzde yine YPG/PKK kontrolünde olması rejimin savaşı sürdürecek ekonomik kaynaklardan mahrum olmasına sebep oldu. Kısacası Beşşar Esed rejimi iç savaş süresince müttefiklerine gün-be-gün daha bağımlı hale geldi. Bu da mevcut durumda Esed rejiminin kontrolünde tuttuğu bölgelerin kendilerini idame ettirme kapasitesinin olmadığını gösteriyor. Yani söylenti düzeyinde de olsa tartışılan ve fiiliyatta üçe bölünmüş durumdaki Suriye’de rejim kontrolündeki topraklar, bir devletin ayakta kalmasını gerektiren asgari unsurları barındırmıyor. Bu da savaş ekonomisinin sürdürülebilir olmadığını ve rejim bölgelerinin hem muhalif bölgelerle hem de komşu bölgelerle legal veya illegal ticari ilişkilere girmesini zorunlu kılacak bir çıkmaza sürüklendiği gösteriyor.

- Suriye lirasındaki değer kaybı önlenemiyor

Suriye lirası-dolar kuru resmî olarak 550 liraya sabitlense de piyasada çok büyük bir değer kaybı yaşanıyor. Yılbaşında 1 dolar 700 Suriye lirası civarındayken Haziran’ın başında 3 bin 500 liraya kadar çıktı. Bunun yanı sıra liradaki değer kaybının engellenmesi amacıyla rejim kontrolündeki bölgelerde döviz satın almak yasaklandı.

Suriye lirasındaki değer kaybının birçok sebebi bulunsa da yaşanan son durumu Lübnan ekonomisindeki sarsıntılardan ayrı düşünmek hatalı bir yaklaşım olacaktır. İç savaşın başlamasıyla rejim kontrolünde kalan bölgeler Lübnan bankalarını kullanmaktaydı. Özellikle Suriye’ye döviz girişi bu bankaların sağladığı hizmetlerle mümkün oluyordu. Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) pandemisi süresince kapalı olan bankalar ve Lübnan’ın da içinde bulunduğu kronik mali sorunlar sebebiyle Esed rejimi en büyük döviz girdi kanalını kaybetmiş oldu. Bu da Suriye lirasının değer kaybının önü alınamaz bir noktaya gelmesine sebep oldu.

Yaşanan ekonomik sıkıntıdan sadece rejim kontrolündeki bölgeler etkilenmiyor. İdlib’deki insani krizi daha da derinleştirecek bu ekonomik darboğaz diğer yandan da muhaliflerin kontrolündeki bölgelerin Türkiye’ye daha bağımlı hale gelmesine de sebep olacak. Aralık 2019’da Fırat Kalkanı bölgesinde Türk lirasının kullanımını tartışan yerel muhalif gruplar, o dönem böyle bir karar almasalar da pratik olarak Türk lirası bölgede kullanılmaktaydı. Özellikle Fırat Kalkanı bölgesinde ekmeklerin yalnızca Türk lirasıyla alınabildiği de sahadan gelen haberler arasında.

Yaşanan ekonomik kriz rejim bölgelerinde yaşayan sivilleri de olumsuz etkiliyor. Süveyde’de yapılan gösterilerde özellikle rejim aleyhine atılan sloganlar bu hoşnutsuzluğun göstergesi. On yıldır özgürlükleri için mücadele eden Suriyelilerin ekonomik özgürlüğünü ve hatta devlet olma vasfını tamamen kaybetmiş rejime karşı tepkileri artıyor.

Yapılacak insani yardımlar ise bir ikilem ortaya çıkarıyor. Uluslararası kurumlar Suriye'ye yapılan insani yardımları rejim üzerinden yaparken bu yardımlar yerel savaş ağalarını zenginleştirmek ve sivillerin yaşam şartlarını daha da zora sokmaktan başka bir işe yaramıyor. Esed yönetimine yönelik ekonomik yaptırımlar, Avrupa Birliği (AB) ve ABD için iç savaş boyunca rejimin savaş suçlarına karşı somut bir adım atmaktan kaçınmanın en iyi araçlarından biri olmuştur. Batılı ülkeler için bu yaptırımlar Esed’in savaş suçlarına karşı gösterilecek tepkilerde sıralarını savma amaçlı sembolik eylemlerden öteye gitmedi. Ancak bu ülkeler için kısıtlı ve yapabileceklerinin çok azı olan bu yaptırımlar bile Esed rejiminin ekonomik olarak çöküşünü hızlandıracak etkilere sahip oldu. Kendi iç kamuoylarında olumlu bir karşılığı olan bu yaptırımlar fiiliyatta rejimin Rusya ve İran tarafından finanse edilmesini engellemekten oldukça uzak. Yine de bu yaptırımlar ABD ve AB’nin Suriye’ye yönelik stratejisinin bir uzantısı olmaktan çok, Rusya ve İran’a karşı dönem dönem sertleşen politikaların uygulanması için birer araç haline geldi.

- Ekonomik sorunlar Esed’i Körfez’e itiyor

10 yıllık iç savaştaki en büyük destekçileri olan Rusya ve İran’dan artık yeterli ölçüde ekonomik yardım gelmeyecek olması Esed rejimini hem içeride hem de dış politikada farklı yönelimlere zorluyor. İç politikada Rami Mahluf gibi rejime yakın zenginlere baskı artarken dış politikada Körfez ülkeleri ve özellikle Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) desteğini almaya yönelik adımlar görebiliriz. Bunun sonucunda da Körfez ülkelerinin Esed’le ilişkileri yeniden tesis edip güçlendirmek için rejimin İran’la ilişkilerini göz ardı ettiklerini ve Suriye’nin bir Arap devleti olduğunu yeniden hatırladıkları bir dönem öngörebiliriz. Bunun en somut örneği ise Türkiye’nin dış politikada varlık gösterdiği her alanda doğrudan rakibini destekleyen BAE’nin Esed rejimini bir İdlib operasyonu için kışkırtması ve Türkiye’nin İdlib’de sıkıştırılması olacaktır. Mart ayında İdlib’de Rusya ile Türkiye arasında varılan ateşkesin ihlal edilmesi için BAE’nin Şam yönetimine 3 milyar dolar teklif ettiğine yönelik haberler bu yöndeki arayışların bir işareti olarak yorumlanabilir.

ABD’nin İran’a yönelik yaptırımları öncesinde İran’ın Suriye’ye tanker gemilerle taşıdığı petrol rejime önemli bir rahatlık sağlıyordu. Ancak yaptırımların sertleşmesi ve İran’ın petrol ihracının neredeyse sıfırlanması sonucu Esed rejimine ulaşan petrolde de ciddi azalma olduğu tahmin ediliyor. Bunun en sembolik örneklerinden biri ise geçtiğimiz yıl İngiltere ile İran arasında yaşanan tanker gemisi krizi olmuştu. Cebelitarık Boğazı’ndan geçerken İngiltere tarafından alıkonulan tanker gemisinin rejime petrol taşıdığı biliniyordu. Geminin İran’dan Suriye'ye petrol transferi için daha kısa rota olan Süveyş Kanalı’nı kullanmak yerine Cebelitarık üzerinden Akdeniz’e girmesi ise yaptırımları delmek için böyle bir maliyete katlanılmasının zorunlu hale geldiğini gösteriyor. Temmuz 2019’da yaşanan bu olay Esed rejiminin petrole ulaşımının neredeyse imkânsız hale geldiğini ve son bir yılda rejimin içinde bulunduğu şartları göstermesi açısından oldukça önemli.

Geçtiğimiz aylarda yaşanan bir başka ilginç olay ise Beşşar Esed’in amcası Hama ve Tedmür Kasabı olarak anılan Rıfat Esed’in Fransa’da yargılanmaya başlaması oldu. 1998’e kadar başkan yardımcılığı yapmış olsa da sürgünde bulunan Rıfat Esed, Suriye devlet fonlarını yasa dışı yollardan kullanarak emlak imparatorluğu kurmakla suçlanıyor. Rıfat Esed’in İspanya'daki 770 milyon dolarlık servetine yine bir soruşturma kapsamında 2017’de el konulmuştu. Fransa'daki yargılama ile ortaya çıkan bir diğer ilginç nokta ise 4 eşi ve 16 çocuğu bulunan Rıfat Esed’e Suudi Arabistan kraliyet ailesinin her ay en az 1 milyon dolar "hediye" göndermesi oldu. Bu da tarihsel olarak farklı ittifak kümeleri içisinde yer alan Esed rejimi ile Suud ailesinin arka planda devam eden ilişkilerini göstermesi açısından oldukça manidardı.

17 Haziran’da ABD’de yürürlüğe girecek olan Sezar yasası Esed rejimiyle ekonomik ilişkisi olan bütün kesimleri kapsıyor olsa da yasanın uygulanabilirliği tartışma konusu. ABD açısından bu yasanın işletilmesi İran'a yönelik kıskacın daha da sertleştirilmesinden öteye gitmeyebilir. İran’ın ticari ilişkileri ne kadar kolay hedef alınabilir olsa da Rusya’nın Suriye’deki faaliyetleri de bir o kadar görmezden gelinecektir. Ancak yine de Kovid-19 pandemisinin tüm ülkelerde olduğu gibi ABD’de yarattığı ekonomik sıkıntı sebebiyle büyük yara alan ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim sürecinde bu yasayı Rusya ile ilişkileri iç kamuoyuna pazarlamak için bir araç olarak kullanması da beklenebilir.

4 Haziran’da Rusya’nın Suriye Büyükelçiliği tarafından yapılan açıklamada Suriye’ye ikinci grup MİG-29 savaş uçaklarının teslim edildiği belirtilmişti. ABD Savunma Bakanlığı’nın Mayıs ayındaki raporlarında Rusya’nın bu savaş uçaklarını Suriye’deki Hmeymim üssünde yeniden boyayıp daha sonra Libya’daki Hafter güçlerine gönderdiği iddia edilse de Rusya bu uçakların Esed rejimine teslim edildiğini belirtiyor. Uçakların bir kısmı Hafter’e gönderilmiş olsa bile modernize edilmiş MİG-29’ların Suriye sahasında kullanımı Esed rejimine İdlib’de daha saldırgan hamlelerde bulunma imkânı verebilir. Kısacası Rusya’nın Esed rejimine savaş uçağı teslimatı bir yandan rejimin muhtemel bir İdlib saldırısı için bir tahkimat diğer yandan da Rusya’nın Sezar yasası yürürlüğe girmeden önce son bir resmi askeri satış işlemi olarak okunabilir.

Sonuç olarak Suriye’de Esed rejimi yaptırımlar ve iç savaşın finansmanı konusunda oldukça sıkıntılı bir zamandan geçiyor. İç savaş sonucunda Suriye’nin yeniden yapılandırılması için 400 milyar dolarlık bir bütçeye ihtiyaç duyulduğu tahminini göz önünde bulundurduğumuzda Suriye’de çatışmaların ardından istikrarın ve ekonomik toparlanmanın kısa ve orta vadede mümkün görünmediği söylenebilir. Yani Suriye’de şu an atılan her kurşun bir insani krize yol açmasının yanı sıra Suriye’nin ve Suriyelilerin geleceğini de çalıyor.

Sonuç olarak Esed rejimi şehirlerde günlük hayatı sürdürebilmek ve rejimin temel finansmanını sağlamak için ciddi ekonomik yardımlara ihtiyaç duyuyor. Esed rejimi bir taraftan uzun yıllar işgal altında tuttuğu Lübnan’ın banka sistemine bağlılığının sonuçlarını acı bir şekilde yaşarken müttefikleri Rusya ve İran’dan gelen desteğin de azalmasıyla Esed rejimi için zor günler asıl şimdi başlıyor. İktidar rejim içinde el değiştirse veya Esed rejimi yıkılsa, hatta Suriye fiiliyatta olduğu gibi üç bölgeye bölünse de mevcut ekonomik krizin Suriye’nin gelecek on yıllarının en büyük gerçekliği olacağı söylenebilir.


[Ahmet Arda Şensoy Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü’nün (ORMER) Suriye masasında, Suriye iç savaşı ve hibrit savaş konularında araştırmalar yapmaktadır]

Yorumlar