Tedavi edilmeyen uyku apnesi, kalp krizine neden olabilir

Uyku sırasında nefesin durması şeklinde ortaya çıkan uyku apnesi, daha çok horlama, baş ağrısı, halsizlik ve gece sık idrara çıkma gibi rahatsızlıklar verir. Uzmanalar, uyku apnesi rahatsızlığının tedavi edilmediği takdirde depresyon,...

Tedavi edilmeyen uyku apnesi, kalp krizine neden olabilir

Uyku sırasında nefesin durması şeklinde ortaya çıkan uyku apnesi, daha çok horlama, baş ağrısı, halsizlik ve gece sık idrara çıkma gibi rahatsızlıklar verir. Uzmanalar, uyku apnesi rahatsızlığının tedavi edilmediği takdirde depresyon, yüksek tansiyon ve hatta kalp krizine neden olabileceği uyarsında bulundu.

Memorial Ankara Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Metin Özkan, uyku apnesi hastalığının tanı ve tedavi süreciyle ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Uyku apnesi hastalığını, uyku sırasında nefesin durması veya yüzeysel hale gelmesi şeklinde tanımlayan Prof. Dr. Özkan, "Bu nefes durması, gece boyunca defalarca tekrarlayabilmekte ve birkaç saniyelik sürelerden bazen bir iki dakikalık sürelere kadar uzayabilmektedir. Bu esnada solunum çabası devam eder, bir süre sonra artan solunum çabası beyini uyarır ve hava yolu açılır. Solunumu durana kadar horlayan kişi, gürültülü bir homurdanma ile yeniden nefes almaya ve horlamaya başlar."dedi.

'ÇOCUKLARDA DA GÖRÜLÜYOR'

Uyku apnesi rahatsızlığının, genellikle rutin muayenelerde saptanamadığı için tanısının geç konulabildiğine dikkat çeken Özkan "Hastalığın teşhis ve tedavisi için; yetişkinlerde ilaçlarla kontrol edilemeyen hipertansiyon ve şeker, sabah yorgun uyanma, baş ağrısı, gözlerde kanlanma, uykuyu alamama ve özellikle horlama gibi belirtilere dikkat edilmelidir. Uyku apne sorunu yalnızca erişkin bireylerde değil; fazla kilolu, büyük bademcikleri ya da geniz eti olan çocuklarda da görülebilmektedir. Hastalığın çocuklardaki belirtileri ise; horlama, nefes alırken zorlanma ve gün içinde cansız ya da hiperaktif davranışlardır." diye konuştu.

POLİSOMNORGRAFİ İLE TANI KOYULUYOR

Prof. Dr. Özkan, uyku apnesinin tanısının polisomnografi testi ile kolaylıkla konulabildiğini söyledi. Özkan, polisomnografinin uyku sırasında beyin dalgaları, göz hareketleri, ağız ve burundan hava akımı, horlama, kalp hızı, bacak hareketleri ve oksijen seviyelerinin ölçümü esasına dayandığını ifade etti. Prof.Dr. Özkan, "Bu işlem için hastaların bir gece uyku odasında kalmaları gerekmektedir. İşlem sırasında vücudun çeşitli noktalarına bağlanan kablolarla alınan sinyaller odanın dışındaki bilgisayara aktarılmaktadır. Sabaha kadar alınan bu kayıtlar incelenmesiyle, uyku süresince solunumun kaç defa durduğu, ne kadar süre ile durduğu, durduğunda oksijen değerlerinin ve kalp hızının nasıl etkilendiği ve derin uykuya dalınıp dalınmadığı gibi birçok parametreye bakma imkanı sağlanmaktadır." dedi.

Alınacak basit önemler sayesinde de uyku apnesinin önlenebileceğine dikkat çeken Özkan, "Hastalık için değiştirilebilir risk faktörlerinden en önemlisi obezitedir. Hastalık kilo vererek %50 oranında azaltılabilmektedir. Ayrıca, alkol ve uyku ilaçlarından kaçınarak, sigarayı bırakarak ve sırt üstü yatmayı önleyerek rahatsızlığı azaltmak mümkündür." ifadelerini kullandı. Bu arada burun açıklığını sağlayan spreyler veya elastik bantların horlamayı azalttığını belirten Özkan, bunların uyku apnesi tedavisi için yeterli olamadığına vurgu yaptı.

HORLAMA CİHAZLA TEDAVİ EDİLİYOR

Hastalığın özgün tedavisinin hava yolunu devamlı açık tutacak basınçlı hava veren cihazların kullanımıyla sağlanabildiğini belirten Prof. Dr. Özkan, "PAP (pozitif havayolu basıncı) cihazları üst hava yollarının uyku sırasında açık kalmasını sağlayarak apneyi önlemektedir. Gece boyunca yüze sıkıca oturan silikon bir maskeyle basınçlı hava veren bu cihazlar, başlangıçta hasta için rahatsız edici görünebilmektedir. Buna rağmen, sabah dinlenmiş ve uykusunu almış olarak uyanan hastalar cihazı kolaylıkla kabul etmektedir." dedi.

CİHAN

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×