Yayıncı Hasan Başpehlivan vefat etti

Beyaz Saray Kitapçılar Çarşısı'nın kurucuları arasında yer alan yayıncı Hasan Başpehlivan hakkın rahmetine kavuştu.

Google Haberlere Abone ol

Gonca Yayınevinin Kurucusu ve sahibi Hasan Başpehlivan hakkın rahmetine kavuştu. Millî Görüş davasının emektarlarından Gonca Yayınevi’nin kurucusu Hasan Başpehlivan'ın 76 yaşında vefat ettiği bildirildi.

Hasan Başpehlivan’ın koronavirüs testi pozitif çıkmış ve bir hafta önce evde tedavisine başlanmıştı. Hasan Başpehlivan'ın cumartesi günü sağlık durumunun kötüye gitmesi sebebiyle Bağcılar Devlet Hastanesi’nde yoğun bakımda tedavi altına alınmış ve oksijen tedavisi uygulanıyordu.

Hasan Başpehlivan, Yeni Şafak Gazetesi'nden Ayşe Olgun'a verdiği bir röportajında Beyaz Saray Kitapçılar Çarşısı ve 70 ve 80'lere ışık tutan değerlendirmelerde bulunmuştu. 

İşte Hasan Başpehlivan'ın bir döneme ışık tutan o röportajından kısa bir kesit: Beyaz Saray Kitapçılar Çarşısı’nın kuruluş hikayesini Hasan Başpehlivan 1960’lı yıllarından başlayarak anlatıyor. Öğrendiğimize göre 1954 yılında Kapalıçarşı büyük bir yangın geçiriyor. Bu yangının ardından Kapalıçarşı’daki sahaf ve kitapçıların büyük bir kısmı henüz inşaatı yeni tamamlanmış Sahaflar Çarşısı’na taşınıyor. Bir kısım esnaf ise Beyaz Saray’a geliyor. “1962 yılında abim ilk dini yayınlar satan Bahar Yayınları’nı açtığı zaman mekanda birkaç sol yayıncılık yapan kitapçı ve Kapalıçarşı’daki yangından sonra buraya taşınan terzi, tuhafiyeci, ayakkabıcı gibi başka mesleklerden esnaf vardı. İstanbul’da ise o yıllarda dini yayıncılık yapan 11 yayınevi vardı ve bunlar da genelde Cağaloğlu’ndaydı. Bazılarının deposu Beyaz Saray’da idi. Sol ve dini yayınevleri arasında ilk yıllarda çok fazla fikir kavgası olurdu. Ancak çok kısa süre sonra buradaki sol yayınlar dükkanları boşalttı. Diğer esnaf da yavaş yavaş buradan çıkmaya başladı. Onlar dükkanı boşalttıkça dini yayıncılık yapan arkadaşlarımıza bu dükkanları tuttuk ve çok kısa bir sürede sayımız hızla arttı. Dini kitaplar, broşürler kapış kapış satılıyordu. Milletin dini kitaplara aç olduğu yıllardı bu yüzden dini yayıncılık sektörü hızla büyüdü. Yetmişli yıllar ve Özal’dan sonraki seksenli yıllar dini yayıncılığın altın çağını yaşadığı yıllardı diyebilirim.”

Dini yayıncılığa ilk önce tercüme eserlerle başladıklarını söyleyen Gonca Yayınları’nın sahibi Başpehlivan, “Abimle tercüme kitaplar hazırlıyorduk. İlk bastığımız kitap Dinsizlik Dini -İslam Dünyasını Kaplıyon Tehlike (Prof. Dr. Ebu’l Hasan Ali Nedevi) idi. Broşür halindeki bu kitap büyük ilgi gördü. İnsanlar dini kitaplara o dönemde açtı. Ne bassak yok satıyordu. Sandıklarla matbaadan kitapları alıyor yayınevine bile getirmeden Anadolu’ya gönderiyorduk. Siyer, hadis, tefsir ve mealler basmaya başladık. O zamanlar tercümeler ya Osmanlıca eserlerden ya Arapça’dan ya da İngilizce’den yapılıyordu. Mesela Hamidüllah’ın eserleri İngilizce’den Gazali’nin eserleri Osmanlıca’dan Seyid Kutup’un eserleri Arapça’dan tercüme edilirdi. Tercümeleri Abdülkadir Akçiçek, Hayrettin Karaman, Kemal Kuşçu gibi isimler yapıyordu. Tercüme eserlerden bastığımız 12 ciltlik İslam Tarihi büyük ilgi gördü hala da görür” diyor. Başpehlivan yarım asırdır hala basıp sattıkları ve büyük ilgi gören dini kitapları ise şöyle sıralıyor: Büyük İslam Tarihi, Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsir ve meali, Hasan Basri Çantay’ın meali.

Beyaz Saray Kitapçılar çarşısında 60’lı yıllarda sol yayınevlerinin gitmesinden sonra dini kitap satan yayıncılar geldiğini ancak bunların arasında farklı görüşlere sahip isimlerin de olduğunu söyleyen Başpehlivan, zaman zaman fikri tartışmalar olsa da asıl kavganın dışarda yaşandığını, gençlerin bir hiç uğruna birbirlerini öldürdükleri yetmişli yılları anlatıyor: “Çarşının içinde ülkücü ve akıncılar arasında kavgalar olsa da her iki kesim de içlerindeki ajanları iyi tanır ‘bu kavgaları çıkaran asıl şu ajan onu içeri almayalım’ diye kendi aralarında birliği sağlardı. Ama dışardaki çatışmalarda çok sayıda genç öldü. Yetmişli yıllarda sağ sol çatışmaları yüzünden her gün çarşının önünden bir cenaze geçerdi. Bizim de gençlik yıllarımız dışarıda iki sefer solcular tarafından sıkıştırıldık. Birinde hem kardeşim hem de beni bıçakladılar. O zamanlar Korkut Özal İçişleri bakanıydı. Annesi ise Fatih’te alt komşumuzdu benim durumumu gören annesi Korkut beyi aramış bunun üzerine evimize polisler geldi eşgal bilgilerini aldılar ve on bes kişiyi de yakaladılar. Ama ben şikayetçi olmak yerine ‘namazınızı beş vakit kılacaksınız, bir daha böyle işlere karışmayacaksınız’ gibi şartlar koştum. Onlar da kabul edince serbest bırakıldılar. Birkaç yıl sonra cebimde yüklü bir miktar parayla iş yerine dönerken bir grup beni yolda çevirdi. Düştüğüm çukurdan bir yandan kendimi korumaya çalışırken diğer yandan da paramı saklamaya çalışıyorum. O sırada biri bağırdı ‘Bırakın onu’ başımı kaldırdım ki benim affettiğim gençlerden biri. Birkaç saniye içinde hepsi ortadan kayboldu.”

Hasan Başpehlivan’ın yetmişli yıllarda başına gelen bir başka olay ise Denizli Erkek Öğrenci Yurdu’ndaki solcu öğrenciler tarafından sorguya alınması: “Beni ülkücü sanan bir grup solcu öğrencinin saldırısına uğradım. Yurdun dehlizlerine sokuldum, sorguya alındım. Gençlere ülkücü olmadığımı anlatmaya çalışıyorum ama nafile. Bu arada sorgulayan ekibin başındaki çocukla hemşeri çıktık. Bu hemşeriliğin de etkisiyle ellerinden sağ kurtuldum.”

Kendisini sorgulayan hemşehrisi gençle birkaç ay sonra yeniden yollarının çakıştığını söyleyen Başpehlivan şu hatırasını paylaşıyor: “Katip Sinan Camii imamını öldürmek için sabah namazına gönderilmiş bu arkadaş ancak genç bir türlü silahı çekip imamı vuramamış. Namazdan sonra da imamın yanına gelip ‘benim seni vurmam gerekiyordu eğer seni öldürmeden buradan çıkarsam beni öldürürler bana yardım edin’ demiş. Bu olaydan haberimiz olunca araya tanıdıklar koyduk ve o gün çocuğu okuduğu üniversiteden kaydını alıp Adana’ya gönderdik. Okulunu burada bitirip mühendis çıktı ve Mersin’de işe girdi bu arada evlendi de. Ancak bu gencin peşini bırakmadılar ve çalıştığı iş yerinde bulup öldürdüler.”

Yorumlar