Türkiye Fransa'ya yanaşınca Almanya harekete geçti

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın AB konusunda artık Almanya yerine Fransa'ya daha çok önem vereceği yönündeki mesajları Almanya'yı harekete geçirdi. AB içindeki liderliğini kaybetmemek ve iki ülke arasındaki siyasi krizi bir an önce bitirmek isteyen Almanya ilk olarak Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nu davet etti. İki ülke bakanları arasında yapılan görüşmede ise özet olarak ilişkilerin yeniden rayına oturtulması gerektiği konusu oldu. Özellikle Alman bakanın, iki ülke ilişkileri için 'hiçbir zaman karşı karşıya gelmemiş, savaşmamış iki ülkeyiz' hatırlatmasında bulunması dikkat çekti.

Google Haberlere Abone ol

Sonhaberler | Haber Merkezi

Türkiye ile Almanya arasındaki siyasi krizde yeni bir dönem başlıyor. Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Fransa ziyaretinde bulunması ve ziyaret öncesinde Avrupa Birliği konusunda Fransa'nın önemine dikkat çekmesi birlik içinde liderlik iddiasında bulunan Almanya'yı harekete geçirmişe benziyor. Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nu Almanya'da kendi evinde ağırladı. İki bakan arasındaki konuşmalar ise Almanya'nın artık krizi bitirmek istediğinin açık göstergesi oldu. Alman bakanın görüşme sırasında, iki ülkenin tarihin hiçbir döneminde karşı karşıya gelmemiş olmalarını hatırlatması ise dikkat çekti.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel ile ortak bir açıklama yaptı. Gabriel, " Geleceğe dönül nasıl adımlar atılabilir, onu da görüşmek isteriz" derken, bazı konularda sorunlar yaşadıklarını ifade eden Çavuşoğlu, "Gerginlik de oldu. Fakat biz bunun diyalog yoluyla aşılabileceğine inanıyoruz. Alman ya ve Türkiye iki gururlu devlet. Her iki taraf da baskıya boyun eğen halklar değil. Bu tür yöntemleri doğru bulmuyoruz" diye konuştu.

Gabriel, şunları kaydetti: Kısa süre önce Antalya'da değerli mevkidaşım ile bir araya geldik. Geçen sürede olmulu gelişmeler oldu. Ekonomik anlamda ve tutuklu olan vatandaşların bir kısmı serbest bırakıldı. Geleceğe dönül nasıl adımlar atılabilir, onu da görüşmek isteriz. Her ikimizde ekonomi bakanlarımıza tavsiyelerde bulunarak ortak ekonomi kurullarının yeniden bir araya gelmeleri tavsiyesinde bulunmak isteriz. Aynı şekilde dışişleri bakanlıkları düzeyinde yeni adımlar atmak isteriz. Bir dizi zorluklar içeren konular da söz konusu oldu. Her konuda hemfikir olmamız beklenemez. Ama ortak konular ele alındı. Örneğin Suriye ve Yemen'deki durumu ele aldık.

Yemen'deki durumu ele aldık. Yemen konusunda çok kaygılıyız, ciddi insani felaket yaşanıyor. Ve bunlar dünya kamuoyuna yansımıyor. Bu toplantının ardından İran konusunu da ele almayı öngörüyoruz. Dış siyasette önümüzdeki dönemde bizleri bekleyen bir dizi önemli konu var. Meslektaşıma teşekkür ederim. Burada son derece samimiyetle ve açık yüreklilikle bir diyalog mümkün olmuştur. Bunu bu şekilde sürdürmeye, geleceğe yönelik bizleri birleştiren konuları açıklıkla, karşılıklı saygı ile eşit göz hizasında görüşmeye devam etmek istiyoruz. Bizler NATO partneriyiz, aynı zamanda IŞİD'le mücadelede önemli birer müttefiğiz. Dolayısıyla bizleri birbirimize bağlayan konulara odaklanmayı da önemsiyoruz.

DIŞİŞLERİ BAKANI ÇAVUŞOĞLU'NUN AÇIKLAMASI

Çavuşoğlu şöyle dedi: Mevkidaşım ve dostum Gabriel'in daveti üzerine Almanya'yı davet etmekten büyük memnuniyet duydum. Daha önce beni Antalya'da ziyaret etmişti. Bugün özellikle Sigmar'a ve ailesine beni kendi evlerinde ağırladıkları için çok teşekkür ediyorum. Sigmar, Türkiye ve Almanya ilişkilerinin tarihinden bahsetti. Gerçekten tarih boyunca hiç karşı karşıya gelmemiş, savaşmamış iki ülkenin dış işleri bakanlarıyız bugün. Bazı konularda görüş ayrılıklarımız var. Bazı sorunlar yaşadık. Gerginlik de oldu. Fakat biz bunun diyalog yoluyla aşılabileceğine inanıyoruz. Alman ya ve Türkiye iki gururlu devlet. Her iki taraf da baskıya boyun eğen halklar değil. Bu tür yöntemleri doğru bulmuyoruz. Karşılıklı anlayış ve samimi işbirliği içinde ilişkilerimizi geliştirebileceğimize inanıyoruz. Antalya'daki gibi samimi bir ortamda ilişkilerimizi geliştirmek için neler yapabileceğimizi değerlendirme fırsatı bulduk. Karma ekonomi komisyonunun yeniden toplanması için istişarelerde bulunacağız. Sigmar'ın söylediği gibi her konuda hemfikir olmak zorunda değiliz ama görüş ayrılıklarını parantez içine alıp yola devam etmekte fayda var. Her iki tarafın da yararına olan Gümrük Birliği anlaşmasının güncellenmesi gibi konuları da açmamız gerekiyor."

Terörle mücadelede Almanya ile işbirliğini DAEŞ ya da diğer terör örgütlerine karşı daha da güçlendirmemiz gerekiyor. Almanya da hem FETÖ hem de PKK’nın mevcudiyeti var. Almanya bir gün PKK’nın gösterilerini durdurmaya kalktığında bu örgütün ne kadar tehlikeli olduğunu görecektir. Karşılıklı güvene dayalı samimi bir şekilde bu diyalog ve işbirliğini sürdürmek istiyoruz. Türkiye-Almanya ilişkilerini tekrar yoluna koyarak daha da ileri bir noktaya götürme konusunda samimiyiz.

SİLAH İHRACATI VE DENİZ YÜCEL KONUSUNA DÜZELTME

Gabriel ise bir gazetecinin, "Der Spiegel dergisine verdiğiniz demeçte, Almanya’dan Türkiye’ye silah ihracatına onay verilmemesinin Deniz Yücel vakası ile bağlantılı olduğunu ifade ettiniz. Bu konuya açıklık getirir misiniz?" şeklindeki sorusuna, şu yanıtı verdi: "İki konunun birbirine karıştırılması doğru değil. O söyleşide bu iki konu birbirine karıştırılmadı. Karıştırılması da mümkün değildir. Mevcut içtihat gereği NATO ortakları arasında silah ihracatında kısıtlamalara gitmek sadece belirli koşullar altında mümkündür. Oradaki (Der Spiegel) alıntıyı doğru okumanızı tavsiye ederim. Deniz Yücel vakasını savunma konularıyla hiçbir şekilde birbirine karıştırmadım. Size bir örnek vermek istiyorum. Türk askeri örneğin Suriye’de IŞİD’e karşı mücadele veriyor. Orada IŞİD’in yerleştirdiği mayınlar nedeniyle yaşamını yitiren askerler var. Şimdi biz Alman savunma sanayisi olarak ülkemizde bu gibi mayınlara karşı koruyucu teçhizata sahipsek bunları ihraç etmeyecek miyiz? Böyle bir şeyin düşünülmesi mümkün değil. Çünkü her şeyden önce Alman askerleri de bir takım yurtdışı operasyonlarında görev almakta. Bu gibi durumlarda biz bu teçhizatı tedarik etmeyeceksek ortağımız açısından ciddi bir tehlikeye yol açarız. Öte yandan ahlaki açıdan bir sorumluluğumuz da söz konusu. Önümüzdeki dönemde bu konuları ele almaya devam edeceğiz. Tekrar vurgulamak isterim ki bu iki konunun birbirine karıştırılması doğru değildir."

Yorumlar