Türk kahvesi her yerde baş tacı

Yüzlerce yıllık gelenek Türk kahvesi, Ege’nin karşı yakasında da sohbetlerin "baş tacı"

Google Haberlere Abone ol

500 yıllık tarihe sahip Türk kahvesi, Ege’nin iki yakasında da keyifli sohbetlerin "baş tacı" olmaya devam ediyor.

Her yıl 1 Ekim'de "Dünya Kahve Günü" kapsamında kahve tüketimini teşvik etmek ve bu kültürün zenginliğini farklı ülkelerdeki insanlara duyurmak için etkinlikler düzenleniyor. Kahve yetiştiricilerine destek amacı da taşıyan etkinlikler, farklı coğrafyaların halkları arasında kültürel etkileşimin artmasına da yardımcı oluyor.

Yunanistan’da "Yunan kahvesi" olarak bilinen, cezvede, kısık ateşte, bol köpüklü şekilde pişirilen Türk kahvesi, asırlardır Anadolu’dan Balkanlar'a kadar uzanan geniş bir coğrafyada günlük rutinlerin ayrılmaz bir parçası konumunda.

Kahvenin kokusu, İstanbul’dan Atina’ya göçen İstanbullu Rumların yoğun olarak yaşadığı Palaio Faliro semtindeki kafelerde de sık sık duyuluyor.

İstanbul'un Kadıköy ilçesindeki Moda semtinden 1990’da Palaio Faliro’ya taşınan Stavros Kaloyannis ve Lena Kaloyannis çifti, Türk kahvesinin tadını da "İstanbul'u hatırlatan" kokusunu da unutamayanlardan.

Stavros Kaloyannis, AA muhabirine İstanbul’daki evlerinde güne sabah kahvesi ile başladıklarını, Moda’da, Emirgan’da içtikleri kahvenin kokusunu hala unutamadıklarını anlattı.

- "KAHVENİN MAKBULÜ KAYMAKLISIYDI"

“Ya sobanın üzerine koyardık cezveyi ya da mangalda küllerin içine. Söylediklerine göre en güzel kahve közde pişen kahveydi, kaymaklı da olurdu. Kahvenin makbulü de kaymaklısıydı.” diyen Kaloyannis, kahvenin o dönem sosyalleşme için de önemli bir araç olduğuna dikkati çekti.

Kaloyannis, Türk kahvesinin kendileri için günlük hayatın ayrılmaz bir parçası olduğunun altını çizerek, şunları ifade etti:

"Hem evde hem kahvelerde, Moda’daki çay bahçesinde, Emirgan’da kahve içerdik. Annem, dedem hep kahve içerlerdi. Kulüplere giderdik, cemiyetlere giderdik. Orada bir tavla oynardık, kahvesine. Kahve içerdik. Hanımlar birbirlerini kahveye davet ederlerdi, fala bakarlardı. Başka bir güzelliği vardı o kahvenin, daha bir romantikti. Bir kere her akşam bilhassa kadınlar, kapının önüne çıkarlardı mahallerde, hepsinin ellerinde kahve olurdu. Yanında belki bir bisküvi falan vardı. Onlar da otururlardı, sohbetlerini yaparlardı."

"Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır." atasözünü anımsatan Kaloyannis, bir dönem İstanbul’da birlikte kahve içtiği dostlarını da özlemle andığının altını çizdi.

Kaloyannis, askerliğini yedek subay olarak yaptığını aktararak, "Anadolu'da, orada bile bana ikram edilen kahvelerin tadı ve hatırı, o arkadaşlar halen aklımda." dedi.

Yorumlar