Gaybi kimdir?

Gaybi son dönemlerde hayatı ve biyografisi merak edilen tarihi şahsiyetler arasında yer alıyor. İşte Gaybi kimdir sorusunun cevabı:

Google Haberlere Abone ol

Gaybi veya tam adıyla Sunullah Gaybi son dönemlerde hayatı ve biyografisi merak edilen isimlerden biri oldu. Peki, Gaybi kimdir? İşte detaylar: 

Gaybi hakkında en tertipli ve düzenli bilgiler Türkiye Diyanet Vakfı Ansiklopedisi'nde Bilal Kemikli tarafından kaleme alınan makalede yer alıyor. Bu vesileyle Kemikli'ye ve TDV'ye teşekkürlerimizi sunmak istiyoruz. 

Kemikli'nin kaleme aldığı biyografisiye göre; 

Gaybi ne zaman doğduğu bilinmemekle birlikte hicri takvime göre 1087 yılında Kütahya ilimizde vefat etmiştir. Sohmetname adlı eseri vubulunmaktadır. İstanbul’a giderek Olanlar Şeyhi İbrâhim Efendi’ye intisap ettiğini belirtir. Bu sırada yirmi-yirmi beş yaşlarında olabileceği düşüncesinden hareketle 1034-1039 (1624-1629) yılları arasında doğduğu söylenebilir.

Babası Kütahya’da müftülük yapan ve Müftî Derviş diye tanınan Ahmed Efendi, Elmalılı Sinân-ı Ümmî’nin halifesidir.

Dedesi Şeyh Beşir Efendi, Çavdar Şeyhi lakabıyla tanınır. Sünbüliyye tarikatının pîri Sünbül Sinan’ın halifesi olan büyük dedesi Kalburcu Şeyhi Pîr Ahmed’in Burhânü’l-elhân fî hükmi’t-tegannî ve’d-deverân adlı bir risâlesi bulunmaktadır. Sohbetnâme’deki bir ifadeden Olanlar Şeyhi İbrâhim Efendi’nin Sun‘ullah’ın babasını tanıdığı anlaşılmaktadır.

Tahsilini muhtemelen çocukluk ve gençlik dönemlerini geçirdiği Kütahya’da yapan Sun‘ullah Gaybî, İstanbul’a babasının tavsiyesi üzerine İbrâhim Efendi’ye intisap etmek için gitmiş olmalıdır. Bîatnâme, Rûhu’l-hakîka, Risâle-i Esmâ ve Mekârimü’l-ahlâk gibi risâlelerinde dinî ilimlere dair önemli eserleri kaynak olarak kullanması onun iyi bir eğitim aldığını göstermektedir.

İbrâhim Efendi’nin 1065’te (1655) vefatından sonra Kütahya’ya dönerek Bayramî-Melâmî (Hamzavî) çizgide eserler telif eden Sun‘ullah Gaybî’nin 1076’da (1665) tekrar İstanbul’a gidip bir süre kaldığı, bu dönemde Yâr Ali b. Siyâvuş’un Farsça Maḳāṣıdü’l-ʿayniyye adlı eserini tercüme ettiği belirtilir (Uzunçarşılı, s. 235).

Ancak kendisi eserlerinde İstanbul’a gittiğinden bahsetmemektedir. Adı geçen eserin tercümesi (Makāsıd-ı Envâr-ı Gaybiyye, İÜ Ktp., TY, nr. 2233) Abdülmecid Sivâsî’ye aittir. Gaybî’nin ölüm tarihi belli değildir. Son eseri Risâle-i Esmâ’yı 1087’de (1676) yazmış olduğuna göre bu tarihten sonra vefat etmiş olmalıdır. Kütahya Musallâ Kabristanı’nda bulunan türbesi şehrin önemli ziyaretgâhlarındandır.

Sun‘ullah Gaybî eserlerinde mensup olduğu iki ayrı tarikatın silsilesini kaydeder. Buna göre Olanlar Şeyhi İbrâhim Efendi yoluyla Bayramî-Melâmî, Kütahya’daki Balıklı Tekkesi’nin kurucusu ve babasının pîrdaşı Muslihuddin Efendi yoluyla Halvetî tarikatına mensuptur. Bazı mecmualarda Gaybî Dede ve Gaybî Baba şeklinde anılarak Bektaşî-meşrep, bazılarında Hurûfî diye gösterilir. Rıza Tevfik, bazı gazelleri ve “Keşfü’l-gıtâ” adlı manzumesinden hareketle onun Hurûfî olduğunu söylerse de bu yanlıştır. Nitekim kendisi Risâle-i Esmâ’da zikir anlayışıyla ilgili bilgi verirken tarikat silsilelerini “silsile-i Muhammediyye” şeklinde tanımlar, Halvetî ve Bayramî-Melâmî silsilelerini kaydeder. Bîatnâme’de Bayramî-Melâmî silsilesini “silsiletü’z-zeheb” olarak nitelendirir.

Sun‘ullah Gaybî, Türk tasavvuf şiirinin önemli temsilcilerinden biridir. M. Fuad Köprülü onu Yûnus Emre takipçileri arasında sayar.

Hüseyin Vassâf, Sun‘ullah’ın adının tezkirelerde zikredilmemesini mensup olduğu Bayramî-Melâmî geleneğine karşı olumsuz tutum dolayısıyla kendisini gizlemesine bağlar. Rıza Tevfik ise onu basit ve açık bir Türkçe ile felsefî konuları işleyebilen nâdir şairlerden biri diye nitelendirir. Gaybî çoğunluğunu aruz, bir kısmını hece vezniyle yazdığı şiirlerinde tecelli, devir nazariyesi ve insân-ı kâmil düşüncesi gibi tasavvufun temel konularını işlemiştir. Risâle-i Halvetiyye ve Bayramiyye’nin giriş cümlelerinden Kütahya’da mülhidlik ve zındıklıkla itham edildiği anlaşılan Sun‘ullah Gaybî hayatının sonlarına doğru yazdığı bazı risâleleri bu yanlış anlaşılmayı ortadan kaldırmak için kaleme almıştır. Devir nazariyesini anlattığı doksan dokuz beyitlik “Keşfü’l-gıtâ” manzumesi tasavvufî çevrelerde çok tanınmıştır.

Eserleri. 1. Divan. İlâhi, na‘t, devriyye, şathiye, mi‘râciyye ve münâcât türü 115 manzumeyi ihtiva eder. Gaybî ve divanı üzerine Bilal Kemikli tarafından hazırlanan doktora tezi (1998, AÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü) basılmıştır (İstanbul 2000). Divanın biri eksik ve hazırlayanı bilinmeyen iki neşri daha bulunmaktadır (İstanbul 1963; haz. Abdurrahman Doğan, İstanbul 2001). Kemikli neşrinin baş tarafında “Keşfü’l-gıtâ” manzumesi de yer almaktadır. 2. Sohbetnâme. 1059-1065 (1649-1655) yılları arasında Olanlar Şeyhi İbrâhim Efendi’nin sohbetlerine katılan Gaybî, İbrâhim Efendi’den dinlediği sözleri derleyerek bu kitabı telif etmiştir. Bir-iki cümlelik 560 paragraftan meydana gelen eser İbrâhim Efendi’nin hayatı, tasavvuf anlayışı ve çevresine ilişkin en sağlam bilgileri vermesinin yanında dönemin dinî-içtimaî tarihine de ışık tutacak önemli bir kaynaktır. Eserin 1071 (1660) tarihli müellif hattı nüshası Süleymaniye Kütüphanesi’ndedir (Hacı Mahmud Efendi, nr. 3137/1). 3. Tarîku’l-hak fî teveccühi’l-mutlak. İnsân-ı kâmil nazariyesi çerçevesinde kaleme alınmıştır (Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi, nr. 3137/2). 4. Rûhu’l-hakîka. 1072’de (1661) yazılan eserde tarikatta gidilen yol ile hakikate en kolay ne şekilde ulaşılacağı meselesi ele alınmaktadır. 5. Bîatnâme. Mürşid-mürid ilişkisi, muhabbet, zikir ve zikir çeşitleri, zikir telkini gibi konuları içerir. Kâmil bir mürşidde bulunması gereken özelliklere değinilen eser Bayramî-Melâmî geleneğinin önemli bir kaynağıdır. 6. Risâle-i Halvetiyye ve Bayramiyye. Müellif esere bir ad vermemiş, bu ad daha sonra müstensihler tarafından kaydedilmiştir. 1073’te (1662) yazılan eserin tek nüshası Bursa Eski Yazma ve Basma Eserler Kütüphanesi’nde kayıtlıdır (Genel, nr. 1441/1). Şeriat, tarikat, hakikat ve mârifet kavramları üzerinde duran müellifin insan, insân-ı kâmil ve aşk hakkındaki görüşleri dikkat çekmektedir. 7. Mekârimü’l-ahlâk fî tarîki’l-uşşâk. 1072’de (1661) kaleme alınan eserde tasavvuf ve ahlâk ilişkisi konu edilmektedir. 8. Akāidnâme. Sun‘ullah Gaybî’nin tasavvufî görüşlerini içeren eserde Sünnî ulemânın tasavvufa olan ilgilerine değinilmiş, bazı mutasavvıfların inançlarında görülen sapmalara işaret edilmiştir. 9. Risâle-i İlm ü Amel. Gaybî’nin 1074 (1663) yılında yazdığı bu risâle onun ilim ve amel hakkındaki görüşlerinin yanı sıra döneminin ilim anlayışını yansıtması bakımından önemlidir. 10. Risâle-i Esmâ. İki bölümden oluşan eserin ilk bölümünde isim, müsemmâ ve ism-i zât gibi kavramlar ele alınmış, esmâ-i hüsnâ şerhedilmiş ve ism-i a‘zamdan bahsedilmiştir. İkinci bölümde sülûk, tâlibin izlemesi gereken yol, mürşid, aşk, erkân-ı sülûk gibi konuların yanında rüya üzerinde genişçe durulmuştur.

“Hudâ rabbim nebim hakkā Muhammed’dir. Resûlullah / Hem İslâm dînidir dînim kitâbımdır kelâmullah” beytiyle başlayan ilmihal niteliğinde elli iki beyitlik bir manzume Gaybî’nin eserleri arasında zikredilmektedir. Kütahya’da basılan bu manzumenin (1307) XX. yüzyılın başlarına kadar Kütahya halkının çoğu tarafından ezbere bilindiği belirtilmektedir. Ancak divan nüshalarının hiçbirinde yer almaması, eski tarihli nüshasının bulunmaması, bütün şiirlerinde “Gaybî” mahlası olduğu halde bu şiirin mahlassız olması, ayrıca Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın Mârifetnâme’sinde “Hakkı” mahlasıyla 114 beyit halinde yer alması manzumenin Gaybî’ye aidiyetini şüpheli hale getirmektedir. Mes’ele-i Sülûk (AÜ İlâhiyat Fakültesi Ktp., nr. 1468/18, vr. 178b-182b), Risâle fî halli’d-devrân (AÜ İlâhiyat Fakültesi Ktp., nr. 1468/19, vr. 183b-184b) ve Risâle-i Redd-i Hulûl ve İttihad (İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı, Osman Ergin, nr. 107/3) adlı risâlelerin de Sun‘ullah Gaybî’ye ait olduğu kesin değildir. Gaybî’nin eserleri arasında gösterilen Tuhfetü’l-uşşâk ise Niyâzî-i Mısrî’ye aittir. Sun‘ullah Gaybî’nin eserleri ve Tuhfetü’l-uşşâk ile Makāsıd-ı Ayniyye tercümesi dışında ona nisbet edilen diğer risâleler Abdurrahman Doğan tarafından yayımlanmıştır (Kütahyalı Sun‘ullah Gaybî, İstanbul 2001). Çeşitli okuma hataları ihtiva eden bu yayın dikkatle kullanılmalıdır (eserlerin yazma nüshaları için bk. Sun‘ullâh-i Gaybî Divânı, s. 42-80; Doğan, s. 97, 172, 272, 293, 301, 315, 320, 330, 351, 384, 400, 413, 426).

Kaynak: https://islamansiklopedisi.org.tr/sunullah-gaybi 

Yorumlar