'1000 Şehide 1000 Su Kuyusu' projesi

"Bu iyilik projesi en çok da şehitlerimizin ismiyle anılmaya layıktı. Deniz Feneri de bunu gerçekleştirdi ve öyle yaptı. Hakikaten çok da anlamlı oldu. Çünkü onların fedakarlıkları, kahramanlıkları, ailelerinin metanetleri gerçekten yaşatılmaya ve böyle bir hayra vesile olmaya layıktır"

Google Haberlere Abone ol

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, "1000 Şehide 1000 Su Kuyusu" adlı iyilik projesinin en çok şehitlerin ismiyle anılmaya layık olduğunu belirterek, "Deniz Feneri de bunu gerçekleştirdi ve öyle yaptı. Hakikaten çok da anlamlı oldu. Çünkü onların fedakarlıkları, kahramanlıkları, ailelerinin metanetleri gerçekten yaşatılmaya ve böyle bir hayra vesile olmaya layıktır." dedi.

Soylu, Deniz Feneri Derneğinin uygulayıcısı olduğu "1000 Şehide 1000 Su Kuyusu" projesine destek amacıyla Milli Saraylar Saray Koleksiyonları Müzesi'nde düzenlenen hat, geleneksel kıyafet ve ebrudan oluşan serginin açılışında konuştu.

İyilik projesine katkı sunanlara teşekkür eden Soylu, "Eğer bu projenin adı 5 bin şehidimiz için 5 bin su kuyusu olsaydı, emin olun onu da hep birlikte yapardık. 10 bin olsaydı, onu da yapardık. Hem o kadar şehidimiz var hem de dünyada o kadar su kuyusuna ihtiyacı olan yer var hem de milletimizin bu kadar büyük bir gönlü var. Bu hayrı yapabilmek için lazım olan ne varsa Allah'a şükürler olsun ki bu millette fazlasıyla var." diye konuştu.

Geçen hafta İdlib'e gittiğini anımsatan Soylu, Deniz Feneri Derneği Başkanı Mehmet Cengiz ile dernek temsilcilerinin de orada bulunduğunu söyledi. Bakan Soylu, İdlib'de gördüğü tabloyu şöyle anlattı:

"Bir insanlık dramına dünyanın nasıl sessiz kaldığına ikinci defa gittiğim İdlib'de bir kez daha şahit oldum. Yoksunluk derseniz yoksunluk var. Savaşın verdiği acı, yalnızlık derseniz, bütün bunlar var. Tüm gayrisıhhi şartlarda hayatını devam ettirme kavgası deseniz, bunlar var. Allah'a ne kadar şükretsek azdır, ülkemizin içinde bulunduğu durum ve karşı karşıya kaldığı nimetler için. Onlar bizim komşularımız. Dünyada bizden çok daha zengin ülke var ama biz o komşularımızı, tarih, inanç, komşuluk ve bazılarıyla akrabalık beraberliğimiz olan o insanları zor bir dönemden geçsek de yalnız bırakmadık. Devletimiz, sivil toplum kuruluşlarımız ve milletimizin her bir ferdi onları yalnız bırakmadılar. Oradaki durumu ifade etmem lazım. 3 ay önce gittiğimizde dağların, taşların, tepelerin üst üste olduğu, sadece o dağların, tepelerin, taşların düzlenmesi için birçok emeğin ve inşaatın yapılması lazım geldiği bir halden, bugün binlerce briket evin yapıldığı, 10 binlerce insanın orada oturduğu ve aynı zamanda AFAD olarak da sivil toplum kuruluşlarıyla beraber yaptığımız bir tabloyu görmenin onurunu yaşadık."

"İdlib'de ocak sonuna kadar 30 bin briket ev tamamlanacak"

Soylu, 61 günde yaklaşık 7 bin briket evin yüzde 80'inin tamamlandığını dile getirerek, şöyle devam etti: "Deniz derya briket ev. Hayatımda böyle bir şey görmedim. Demek ki gönül yapmak isteyince Allah yapmanıza hem izin veriyor hem de önünüzü açıyor. Şu anda orada 52 bin 800 briket ev taahhüdü var. Ocak sonu itibarıyla 30 bini tamamlanıyor. Bu yıl oraya çok da yağmur yağdı, seller oldu. O insanları, hakikaten oranın içerisinde çekip almak bile bu millet için büyük bir duadır. Buna inanıyorum. Allah Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'dan razı olsun. Ben oradayken de kendisini aradım, bu heyecanımı ve oradaki tabloyu paylaştım. Kendisi de hem sevindi hem heyecanlandı hem mutlu oldu."

Milletin, devletin ve sivil toplum kuruluşlarının elinin İdlib'de olduğunu ifade eden Soylu, "Hem milletimizin hem devletimizin hem de sivil toplum kuruluşlarımızın eli orada. Biz yanı başımızdayken oradaki fotoğrafı görüyoruz ve oraya elimizi uzatıyoruz. Binlerce tır silah ve mühimmat gönderilmiyor oraya, binlerce tır giyecek, yiyecek, sağlık ve insani malzeme gönderiliyor. Bizim Amerika'dan, Avrupa'dan ve Batı'dan tam anlamıyla farkımız budur." dedi.

"Bu iyilik projesi en çok da şehitlerimizin ismiyle anılmaya layıktı"

Bakan Soylu, İdlib'e uzanabildiklerini ama insanlık adasının belki de en sıkıntıda olan alanlarından birisi olan susuz yerlere, Afrika'ya ulaşamadıklarını dile getirerek, şunları söyledi:

"Onun için sivil toplum kuruluşlarımız, milletimizin, tarihimizin, medeniyetimizin, Müslümanlığın, insanlığın elini oraya uzatıyorlar. Şunu ifade etmem gerekir ki bu kadar hasleti başka bir ülkede bir araya getirebilmemiz mümkün değildir. Zaten bu gönül, vicdan, merhamet ve maneviyat başka ülkelerde olabilseydi, ne Afrika bu su kuyularına muhtaç olurdu ne susuzluktan, terör ve şiddetten kaçan insanlar göç yollarında hayatlarını kaybederdi ne de bizim evlatlarımız terörle mücadele etmek, vatanı ve bayrağı savunmak için şehadet şerbeti içerdi. Bunun sorumlusunun hangi medeniyet olduğu bellidir. Rahmetten, merhametten nasipsiz insanların bir arada olduğu karanlık bir medeniyettir ve sadece ismi medeniyettir. Bu iyilik projesi en çok da şehitlerimizin ismiyle anılmaya layıktı. Deniz Feneri de bunu gerçekleştirdi ve öyle yaptı. Hakikaten çok da anlamlı oldu. Çünkü onların fedakarlıkları, kahramanlıkları, ailelerinin metanetleri gerçekten yaşatılmaya ve böyle bir hayra vesile olmaya layıktır."

Görevinden ayrıldıktan sonra bir kitap yazması gerekirse şehit cenazelerinde yaşadığı hadiseleri kaleme alacağını ifade eden Soylu, orada anlatılanları, o gençlerin daha yaşarken nasıl şehadete hazırlandıklarını, anne babalarının metanetlerini, yüreğe işleyen sözlerini ve vakarlarını bir şekilde anlatmak istediğini belirtti.

Soylu, meselenin özünün bu olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu: "Meselenin özü insandır. Hizmet ettiğimiz, sorumlu olduğumuz, dünyayı onlar için iyi bir yer haline getirmeye çalıştığımız insandır. Eğer insana odaklanırsak Allah'ın yarattığı canı eşrefi mahlukat bilir, ona göre davranarak istikametinden hiçbir zaman sapmayız, yolumuzu şaşırmayız. İşte biz bazı insanlarla o yüzden anlaşamıyoruz. Şehit cenazelerinde olan biteni, bir anne babanın kalbinin bir yarısında evlat acısı, öbür yarısında vatan sevdasının sorumluluğunun nasıl durduğunu bilmedikleri için anlaşamıyoruz. Meseleyi anlamadıkları için terörün, teröristin ne olduğunu, kimin kime hizmet ettiğini bilmedikleri için anlaşamıyoruz. Onların kalpleri şu kuyuları açmamıza sebep olan açlık, susuzluk ve çatışmayı besleyen o medeniyetin kalpleri gibi karardığı için anlaşamıyoruz. Duamız odur ki inşallah günün birinde bizi anlarlar. İnsan sevgimizi, kalbimizi, maneviyatımızı, rengine, diline, dinine, ırkına bakmadan insanlara insan gibi yaşama hakkını görev ve sorumluluk bilen anlayışımızı inşallah günün birinde anlayıverirler."

"9 yaşındaki çocuğa mektup yazdırmışlar"

Bakan Soylu, su kuyularına ilişkin projeye imzanın 10 Temmuz 2020'de atıldığını, o günden bu yana bağışçıların 600 taahhüt gerçekleştirdiklerini, 248 su kuyusu bağışının da yapıldığını anlattı. Soylu, kendisinin de 11 bağışta bulunduğunu, daha fazlasını yapmaktan şeref duyacağını dile getirdi.

Diyarbakır annelerinin yanına 3 ayda bir gittiğini ve onları dinlediğini belirten Soylu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Geçen gün o annelerden birisi öyle bir söz söyledi ki benim de aklıma gelmeyen, 'Selahattin Demirtaş'ın annesi, Selahattin Demirtaş'ı devletten istiyor da öbür oğlu Nurettin Demirtaş'ı PKK'dan niye istemiyor acaba?' Hakikaten ancak dokunursanız bazen gerçekleri hissedebilir ve anlayabilirsiniz. 9 yaşında evladının oraya gittiğinin feryadıyla orada bulunan bir anneyi ancak orada anlayabilirsiniz. 9 yaş ya. 10 yaş var, 12 yaş var, 13 yaş var, 14 yaş var, 15 yaş var. 'Okula gitti bir daha geri dönmedi.' dedi. 'Çocuğumu kandırdılar götürdüler.' dedi. Cebimde öyle mektuplar var ki. 9 yaşındaki çocuğa mektup yazdırmışlar. 'Ben büyük savaşçı olacağım.' diye. Mektubu yazan aslında onun başındaki. Çünkü aileye aynı yazıyla kendisi de mektup yazıyor. Biz bu coğrafyayı merhametle sevgiyle barışla huzurla kardeşliğe taşıyabiliriz. Biz Allah'ın inayetiyle O'nun 'Ol' demesiyle barışa, huzura ve kardeşliğe taşıyabiliriz. Onların kötülüklerini ancak böyle engelleyebiliriz. İyiliğe dokunarak, iyilik medeniyetinin gereğini yerine getirerek... Bizim memleketimiz güzel memleket. Bir İstanbul dünyaya bedel. Bunu bizim gibi vicdanlı, merhametli medeniyetin evlatlarına yar etmemek için ellerinden gelen her şeyi yaparlar, acımazlar. Bize acıyan ve merhamet eden Allah'tır. Bunu unutmamamız lazım."

"Tamamlanan kuyu sayısı 100"

İçişleri Bakanı Soylu, dün İzmir'deki Foça Jandarma Okulunda 4 bin komandonun mezuniyet törenine katıldığını anlattı. Gurur dolu bir gün yaşadığını dile getiren Soylu, bir bağışçıyla okul içinde bir de cami açtıklarını ifade etti.

İyilik ve hizmet etmenin de "nasip işi" olduğunu, Allah'ın herkese iyilik etmeyi nasip etmeyeceğini vurgulayan Soylu, bu nasibe sarılmak gerektiğini dile getirdi. Kuyu açılan bölgelerdeki şartlar nedeniyle belli bir programın izlendiğinin altını çizen Soylu, "Açılan, tamamlanan, biten kuyu sayısı neredeyse 100'e yaklaştı. Diğerlerinin de fizibilite ve açılma çalışmaları devam ediyor." dedi.

Bu tür desteklerde hep Kurtuluş mücadelesinde Pakistan ve Afganistan'dan bileziklerini gönderenleri hatırladığını dile getiren Soylu, şunları söyledi: "İnanınız biz dünyada yalnız bir millet değiliz. Dünyanın birçok noktasında bizim için dua edenlerin olduğu bir milletiz. Çünkü kah biz onlara el uzatmışız, kah onlar bize el uzatmışlar. Eğer biz zenginliğimize aldanıp, komşularımıza el uzatmamış olsaydık, Allah'ın sınavını geçemezdik. İnşallah şimdi geçiyoruzdur. Zenginlik bizi şımartmadı, hala şımartmıyor. En son Arnavutluk Başbakanı Türkiye'deydi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin oradaki kardeşlerimize ve Arnavutluk'a nasıl el uzattığını hep birlikte takip ettik. Balkanlar'da yaptıklarımızı, yapacaklarımızı hep beraber planladık. Hele son 10 yılda Balkanlar'da Türkiye'nin yaptıkları, ortaya koydukları bir destan niteliğindedir."

"O çocuklara mahcubuz"

Bakan Süleyman Soylu, İdlib'de Avrupa'nın yapma sözü verdiği ev sayısının 20-30 bin olduğunu, Türkiye'nin kısa sürede onların yapacaklarından çok daha fazlasını yapabilecek kabiliyete sahip olduğunu anlattı. Bunu yaparken milletin de desteğini aldıklarını hatırlatan Soylu, su kuyularında da rakamı binin üzerine çıkarmayı istediklerini söyledi.

Su kuyularına verilecek isimleri seçmesi istendiğinde "akla karayı seçtiğini" anlatan Bakan Soylu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Çünkü ya birisinin tabutunun altına girdik, hele geçen gün bir buçuk yaşındaki çocuğu, bir hafta ya oluyor olmuyor, evladını annesi kucağıma verdiğinde, bir buçuk yaşında, Allah gani gani rahmet eylesin, inanın sorumluluğumuz katbekat artıyor. Kimse yanlış anlamasın. Öfkemize yenilip konuşmuyoruz. Sesimiz öfkemizle çıkmıyor. İçimizdeki acıya mahcubuz o çocuklara mahcubuz. İnşallah bu su kuyularıyla beraber bir nebze olsun onların şerefiyle o mahcubiyetimizden bizden bir kısım Allah bizden alır inşallah, duamız odur. Afrika'nın hiç bilmediğiniz, belki hiç görmeyeceğimiz bir köyünde bizim bir şehit evladımızın ismi yaşayacak. Su içenler, ona ve milletimize dua edecekler. Bundan kıymetli bir şey bulmakta zorlanıyorum."

Bakan Soylu, Deniz Feneri Derneği bağışçılarına ve onu ayakta tutan herkese şükranlarını sunarak, "Allah yardımcınız olsun diyor, hepinizin önünde saygıyla eğiliyorum." ifadelerini kullandı. Konuşmasının ardından serginin açılış kurdelesini kesen Soylu, daha sonra sergiyi gezdi. Soylu, üzerinde Fetih suresinin ayetinin bulunduğu bir hat tablosunu bağış amacıyla satın aldı.

Yorumlar