Türk dizileri, Arap Baharı ve karşı devrim

MBC gibi önemli dizi kanallarını barındıran bir şirketin Türk dizilerini yayından kaldırma kararının altında, daha ziyade bu dizilerin Arap Baharı sürecine ilham olması yatıyor. Katar krizinde de yine Arap Baharında büyük etkisi olan Al Jazeera haber kanalının yayınlarının yumuşatılması ve bürolarının kapatılması, önemli maddelerden birini oluşturmaktaydı. Nehrin akışını değiştiremeyecek olan MBC’nin bu kararı karşısında, Türk şirketlerinin yapacağı şey, Türk dizilerini Arapça dublajlı veya alt yazılı olarak yayımlayacak bir internet televizyon sitesi kurmak

Türk dizileri, Arap Baharı ve karşı devrim
13 Mart 2018 Salı 16:05

Cengiz Tomar

Geçen hafta Arap dünyasında şok etkisi yaratan ve en çok konuşulan konulardan biri, 1991’de Londra merkezli olarak kurulan ve ilk Arap uydu kanalı olan MBC’nin Arap ülkelerinde büyük bir tutkuyla seyredilen Türk dizilerini artık yayınlamayacağını açıklaması oldu.

11 TV kanalı bulunan ve hâlihazırda Dubai’den yayın yapan MBC, Arap dünyasının en önemli dizi yayıncılarından birisi ve hissedarları arasında Suudi kraliyet mensupları da bulunuyor. MBC’den yapılan açıklamada, bu kararın Arap dizilerine daha fazla yer vermek amacıyla alındığı diplomatik bir biçimde ileri sürülse de pek inandırıcı bulunmadı. Büyük bir reklam kaybına sebep olabilecek böyle bir kararın alınmasının daha derinlerde bir sebebinin olduğu aşikâr.

Türkiye aleyhindeki yayınlar

Bundan birkaç ay önce de Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) üst düzey yetkililerinden Abdullah bin Zayid al Nahyan’ın Medine müdafii Fahreddin Paşa’yı hırsızlıkla suçlayan açıklamasını ve Enver Muhammed Gargaş’ın Arapları Türklere karşı birleşmeye davet eden çağrısını tartışmıştık. [1] Gargaş’ın açıklamaları bugünlerde de gündemde. Son dönemde BAE, Mısır ve Suudi Arabistan basın ve yayın organlarında, Türkiye ve Osmanlı tarihi aleyhine, pek çoğu çarpıtılmış bilgilere dayanan ve herhangi bir belgeye istinat etmeyen basma kalıp yayımlar arz-ı endam ediyor. Özellikle 24 Nisan’ın yaklaştığı bu günlerde, 1915’teki tehcir hadisesiyle alakalı olarak, Türkiye ve Osmanlı devleti aleyhinde yorum ve yazılar tekraren yayımlanmaya başladı. [2]

Mısır’ın en eski gazetelerinden ve büyük oranda devlet kontrolündeki en etkili yayın organlarından meşhur el-Ahram gazetesinde yazan Tarık eş-Şeyh, “Türkiye ve İntikam Saati” başlıklı makalesinde, yine tarihi günümüzün siyasi çıkarları için çarpıtarak “Osmanlılar’ın Mısır’ı İngiliz ve Fransızlara karşı korumadığını ve bu nedenle ülkenin sömürgecilerin eline geçtiğini” ileri sürdükten sonra, “modern Türkiye’nin Kıbrıs ile birlikte Irak ve Suriye’nin bir kısmını işgal ettiğini” ve “2011’den beri Arap devletlerinin parçalanması için çaba sarf ettiğini” iddia ediyor ve “artık intikam zamanının geldiğini” söylüyor. [3]

2000’li yılların başında işbaşına gelen AK Parti hükumeti, Müslüman Arap dünyasına etki edebilecek vasıflara sahipti ve Türkiye’de yaptığı reformlar Ortadoğu’da büyük yankı uyandırmıştı. Zira AK Parti öncesinde Arap dünyasının mütedeyyin kesimleri, laik cumhuriyet Türkiye’sini, daha ziyade İslam dünyasının dışında ya da periferisinde, Ortadoğu’yla ve Araplarla pek alakası olmayan Avrupalı bir devlet olarak görme eğilimindeydiler. Aslen seküler ve Arap milliyetçisi olan baskıcı Ortadoğu rejimlerinin kontrolündeki basın yayın organları da “dinime tan eyleyen bari Müselman olsa” kabilinden, “Batı kampındaki Türkiye”yi “İslam dışı” olarak göstermekteydi. 1990’larda Ortadoğu’ya seyahat edenler, tanıştıkları Araplara Türk olduklarını söylediklerinde gelen ilk soru “Müslüman mısınız?” olur, bu da Türkleri çok rencide ederdi.

Artık Arap dünyasında bu tür sorular sorulmuyor. Zira 2000’li yılların başında modern Arapların Türkiye’yi tanıma süreci, AK Parti hükumetleri döneminde artan ilişkiler, Türkiye’nin İsrail’e karşı tutumu ve “one minute” hadisesi, Türk hükumetinin ve halkının Filistin ve Kudüs’le ilgili tutumu, Türk dizileri, karşılıklı artan turizm ve öğrenci mübadelesi, her iki toplumun da birbirini daha iyi tanımasını sağladı. Özellikle Türk dizileri Arap dünyasına Müslüman, gelişmiş ve demokrasiyle yönetilen bir Türkiye’nin var olduğunu gösterdi. Bununla da kalmadı, kendilerinin de bunu başarabileceği ilhamını verdi. Bu durum, uzun yıllar baskıcı yönetimler tarafından demir yumrukla yönetilen bu ülkelerde, Arap Baharı öncesinde bir ümit yaratmıştı.

Değişim sürecini engellemek mümkün değil

Her ne kadar “Muhteşem Süleyman” dizisini seyrettikten sonra, ömrü savaşlarda geçmiş Kanuni Sultan Süleyman’ı haremden çıkmayan bir padişah zanneden halkımız gibi Araplar da bütün Türkleri İstanbul Boğazı kıyısındaki yalılarında yaşayan, evde şık giysileri ve ayakkabılarıyla dolaşan, hizmetçilerinin her şeylerini hazırladığı, lüks hayatlar süren insanlar olarak yanlış algıladılarsa da, bu dizilerin Arap Baharı sürecine önemli ölçüde etki ettiğini söyleyebiliriz. Zira o yıllarda İstanbul’a gelen her Arap misafirin Arap dünyasında dizideki adıyla bilinen Muhenned’in (Kıvanç Tatlıtuğ) evini sorduğunu biliyoruz. Hatta bazı turizm şirketlerinin bu mekânları tur programlarına dahil ettiklerini ve dizi çekilen mekânların sahiplerinin müzevârî bir şekilde giriş ücreti alarak epeyi bir kazanç elde ettikleri yazılıp çizilmekteydi. Türkiye’den 5 bin kilometre uzaktaki Yemen’in başkenti Sana’da, biz Türkleri gören Yemenli çocuklar “Kurtlar Vadisi” dizisinin Polat Alemdar’ını taklit etmekte ve kendilerini öyle tanıtmaktaydılar. Şu an Ortadoğu’da pek çok Arap genci Yunus Emre enstitülerinin verdiği eğitimin yanı sıra, sadece Türk dizilerini seyrederek mükemmel Türkçe konuşabilmekteler.

Ortadoğu’da Arap Baharı süreçlerine karşı olan ve Mısır’da olduğu gibi karşı devrimi destekleyen bazı Arap ülkelerinin yöneticilerinin bu günlerde yaptıkları açıklamalar ve MBC gibi önemli dizi kanallarını barındıran bir şirketin Türk dizilerini yayından kaldırmasının altında, daha ziyade bu dizilerin Arap Baharı sürecine ilham olması yatıyor. Zira Katar krizinde de, yine Arap Baharında büyük etkisi olan Al Jazeera haber kanalının yayınlarının yumuşatılması ve bürolarının kapatılması, önemli maddelerden birini oluşturmaktaydı. Ama artık cin şişeden çıktı ve “Pandora’nın kutusu” açıldı bir kere. Artık onlarca ülkede milyonlarca üyeye sahip internet-televizyonları mevcut. Nehrin akışını değiştiremeyecek olan MBC’nin bu kararı karşısında, Türk şirketlerinin yapacağı şey, Türk dizilerini Arapça dublajlı veya alt yazılı olarak yayımlayacak bir internet televizyon sitesi kurmak.

[Prof. Dr. Cengiz Tomar Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi dekanlığı görevini yürütmektedir]

[1] https://aa.com.tr/tr/analiz-haber/osmanlilar-fahreddin-pasa-ve-arap-milliyetciligini-diriltmek/1025114

[2] //www.albawabhnews.com/2982272

[3] //www.ahram.org.eg/NewsQ/637449.aspx


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×