Osman Gazi kimdir? - Osman Gazi'nin bilinmeyen yönleri

İslam dünyasına 600 yıl boyunca sancaktarlık yapan koca çınarın kurucusu Osman Gazi'nin çok az bilinen özelliklerini sizler için derledik. Osmancık ya da Kara Osman olarak da arkadaşları arasında bilinen Osman Gazi ile ilgili tarihi eserlerde ilginç detaylar yer alıyor.

Osman Gazi kimdir? - Osman Gazi'nin bilinmeyen yönleri
14 Kasım 2018 Çarşamba 17:00

Anadolu ve Rumeli topraklarında 600 yıl boyunca İslam sancaktarlığı yapan Osmanlı İmparatorluğu'nun kurucusu ve banisi Osman Gazi'nin hayatı bugün pek çok azımız tarafından bilinir. Osman Gazi'nin çocukluğu, gençliği ve padişahlığı hakkında pek bilinmeyenler bu yazımızda sizlerle paylaşıldı.

Öncelikle Osman Gazi kimdir? Osman Gazi, 1258’de, Söğüt’te doğdu. Babası Ertuğrul Gazi, Annesi Halime Hatun’dur. Osman Gazi, uzun boylu, yuvarlak yüzlü, esmer tenli, ela gözlü ve kalın kaslıydı. Omuzları arası oldukça geniş, vücudunun belden yukarı kısmı, aşağı kısmına oranla daha uzundu. Başına kırmızı çuhadan yapılmış Çağatay tarzında Horasan tacı giyerdi. İç ve dış elbiseleri geniş yenliydi.

Osman Gazi değerli bir devlet adamıydı. Dürüst, tedbirli, cesur, cömert ve adalet sahibiydi. Fakirlere yedirip, onları giydirmeyi çok severdi. Üzerindeki elbiseye kim biraz dikkatlice baksa, hemen çıkartıp ona hediye ederdi. Her ikindi vakti, evinde kim varsa onlara ziyafet verirdi.

Osman Gazi, 1281 yılında Sögüt’te, Kayı Boyu’nun yönetimine geçtiğinde henüz 23 yaşındaydı. Ata binmekte, kılıç kullanmakta ve savaşmakta çok ustaydı. Aşiretin ileri gelenlerinden, Ömer Bey’in kızı Mal Hatun ile evlendi ve bu evlilikten ileride Osmanlı Devleti’nin başına geçecek olan oğlu Orhan Gazi doğdu.

Sögüt’te temelleri atılan, altı yüzyıllık bir tarih diliminde ve üç kıtada hüküm sürecek olan Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi, 1326’da Bursa’da Nikris (goutte) hastalığından öldü.

Erkek çocukları: Pazarlı Bey, Çoban Bey, Hamid Bey, Orhan Bey, Alaeddin Ali Bey, Melik Bey, Savcı Bey
Kız çocukları: Fatma Hatun

Osmanoğulları, Orta Asya’dan göç edip Anadolu’ya geçen Oğuz Türklerinin Kayı aşiretindendir. Osman Gazi, Ertuğrul Gazi’nin üç oğlundan (diğerleri Savcı ve Gündüz Bey) biridir. Lakabı “Fahruddin”dir.

Osman Bey, doğmadan önce yapacağı büyük işler babası Ertuğrul Gazi’ye manen bildirilmişti. Nitekim yüksek kabiliyeti ve idaredeki dirayetinden dolayı, babasının vefatından sonra diğer bütün beyler, en küçük evlat olmasına rağmen O’nu ittifakla “Kayı Bey”i olarak tanıdılar.

Böylece ittifâkla beyliğin başına geçen Osman Bey, babasından kalan 4800 km² toprağı 16 bin km²’ye çıkardı. İlk sikke, onun döneminde bastırıldı.

OSMAN GAZİ’NİN RÜYASI

Babası Ertuğrul Gazi, hayatı boyunca hocası ve mürşidi Şeyh Edebali Hazretlerini kendine rehber edinmiş, O’nun manevi terbiyesi ile kemâl sahibi bir bey olmuştu. Bu sebeple oğlunun da O’nun terbiyesi altında yetişmesini çok arzu ediyordu. Osman Gazi de sık sık Edebali Hazretlerini ziyaret ediyor, duâsını alıyordu.

Şeyh Edebali’nin evinde misâfir kaldığı bir gece Osman Bey, rûhuna sükûnet veren, nefsinin çırpınışlarını dindiren sohbetin huzûru içinde heyecan dolu anlar yaşamıştı. Bir rivâyette, kendisine yatması için gösterilen odanın duvarında asılı bir Kur’ân-ı Kerîm olduğu için ayağını uzatmayıp, kıvrılarak oturduğu yerde tatlı bir uykuya daldı. Rü’yâsında, Şeyh Edebali’nin göğsünden çıkan ve giderek hilâl şeklini alan Ay’ın, bir ucunun kendi göğsüne girdiğini ve kendisi ile Şeyh Edebali Hazretleri arasından çıkan bir fidanın çınar haline geldiğini ve bu çınarın dallarının üç kıt’aya yayıldığını ve birçok milleti gölgesi altına aldığını gördü. Bu topraklarda haşmetli kule ve kubbeler üzerinde Ezân-ı Muhammedî okunuyor; bülbüller Kur’ân-ı Kerîm tilâvet ediyorlardı. Semânın görülebilen her yeri gülşen olmuştu.

Osman Bey, rü’yâsında bu güzel manzaraları büyük bir hayrânlıkla seyrederken, âniden bir ceylanın ortaya çıktığını gördü. Batıya doğru kaçmaya çalışan ceylana ok atmak üzere nişan alırken uyandı.

ŞEYH EDEBALİ HAZRETLERİNİN RÜYA TABİRİ

Abdest aldı. Müsâade alarak Edebali’nin huzûruna girdi. Rü’yâsını anlatmağa başladı. Anlattıkça şeyhin yüzünde tatlı tebessümler beliriyor, gözleri, nûrânî bir ışık ile parlıyordu. Zîrâ Edebali, kalp gözüyle bu rü’yânın sırrını çözmüştü. Osman Bey susunca, Şeyh, başını kaldırdı; gözlerinin içine bakarak yumuşak, âhenkli sesi ile konuşmaya başladı:

“–Oğlum! Gâibi ancak Allah bilir. Lâkin gördüğün bu rü’yâda dolu dolu hayır vardır. Cenâb-ı Hakk sana ve soyuna saltanat nasîb edecektir. Dünya, oğullarının himâyesine girecektir. Benim zürriyetimden bir kız ile evleneceksin. Bu izdivaçtan doğanlar, senin kuracağın ve giderek büyüyecek olan büyük bir devletin başına geçeceklerdir. Bu devlet de Batı’ya doğru genişleyecektir…”

OSMAN GAZİ'NİN BİLİNMEYEN YÖNLERİ

Bostanzade Yahyanın tasvirine göre uzun boylu ak benizli ve kumral kaşlıymış tarihin en büyük devletlerinden birinin kurucusu Osman Gaû.Müneccimbaşı Tarihine göre ise kara yağız çatık kaşlıyuvarlak yüzlüydü. Omuzlarının arası açıktı. Ayakta dururken elleri dizlerini geçerdi.2 Bu tariften ya bacaklarının kısa veya ellerinin normalden uzun olduğunu öğreniyoruz ki bu vücut tipi Halife Abdülmecide kadar 600 küsur yıl boyunca yaşamış görünüyor.Gayet sade sefahat ve eğlenceden uzak bir hayat yaşadığını öğrendiğimiz Osman Gazinin arkadaşları arasındaki lakabı Kara Osmandır. Seyyah İbn Battuta ise ona Osmancık denildiğini aktarır. Geçimini kendi koyunların-dan elde ettiği ürünlerle (süt yoğurt peynir vb.) sağlarmış. Hatta bir ara fethettikleri bir şehrin pazarına götürmüşler Osmancıkı ve buradaki satıcılardan bac yani vergi almanın beylik hakkı olduğuna İnandırmaya çalışmışlar. Osman Gazi elinin emeği olmadan böyle bir havaparasının nasıl olup da hakkı olabileceğini anlamamış bir türlü.

Böylece bu yağlı geliri elinin tersiyle reddetmiş.Zaten öldükten sonra terekesinden altın ve gümüş adına değerli herhangi bir şey çıkmaması da bu tok gözlülüğünü yeterince gösteriyor. Terekesinden çıkanlar şunlardan ibarettir: Denizli bezinden yapılmış sarık at için zırh takımı bir tuzluk bir tahta kaşık bir başlık bir çift çizme Alaşehir dokumasından kırmızı renkli sancaklar bir kılıç bir tirkeş (olduk) bir mızrak ve misafirlerine ikram için beslediği üç sürü koyun.Ancak davranışlarıyla tam bir gazi karakteri gösteren Osman Beyin özel zevkleri konusunda herhangi bir somut bilgiye sahip değiliz. Yalnız Bursadaki türbesinde bulunan ve kendisinin kullandığı söylenen iri taneli bir ağaç tespih ile bir davulun itabl) 12. hicri yüzyılın sonlarına kadar saklandığına ve ziyaret edildiğine dair bir kayda rastlanır kitaplarda.

Bunlar Selçuklu Sultanı tarafından gönderilen hediyelerdendir.3 Ne var ki bu ağaç tespih ve yine kendisinden miras kaldığı rivayet olunan bir davul kasnağı gibi parçalar Küçük Kıyamet {Kıyamet-i Suğra) adı verilen 1855 Bursa depreminden sonra çıkan bir yangında yanmış ve maalesef günümüze intikal edememiştir.4Osman Gazi nasıl giyinirdi acaba? diye sorduğumuzda ilk başvuracağımız kaynak olan resimler bize onun hakkında anakronik bir izlenim vermekten öteye gidemezler.

Yani klasik dönem Osmanlı padişahları nasıl giyinmişse Osman Gaziye de aynı giysüeri giydirir ressamlar. Mesela Konstantin Kapıdağhnm 18. yüzyıl sonlarında yaptığı padişah portreleri serisi onu Kanuni veya III. Muraddan ayırd edemeyeceğimiz kadar klasik bir kıyafet içinde resmeder.Öte yandan kitaplara baktığımızda başına kırmızı çuhadan Horasanı denilen (Çağatayitarzda) uzun bir külah giydiği üzerine ak çalmadan (beyaz) yuvarlak burmalı bir tülbent sardığı yazılıdır.

Müslüman Uygur ulularının giydiklerine benzer bir sarıktı Cübbesi uzun olup geniş kırmızı yakalı idi.İlk bakışta şaşırtıcı görünen bir ayrıntı olarak şunu zikredelim: Osman Gazi bir kere sırtına giydiği bir elbiseyi bir daha giymezmiş. Şaşırdınız biliyorum. (Hani gösterişten israftan uzaktı?) Ancak bunun sebebi zannettiğiniz gibi müsrifliği değil başka birisini yani bir garibanı sevindirmektir.5 Birisi elbisesine dikkatlice baksa hemen çıkarıp ona bağışlardı. Eski bir metinde geçtiği gibi yalıncaklan yani giyecek elbise ve ayakkabısı olmayanları giydirip donatırdı ve dul avratlara sadaka verirdi.Osman Gaziyikoltuğumsu bir yer minderinde elinde kılıçla otururken gösteren ilginç bir minyatür.

Eski bir Türk kabile adeti vardır: Hıdrellez günü aşiret reisinin evi yağmaya açılırdı. Bey ile hanımı yanlarına hiçbir şey almadan evlerinden çıkarlar ve arkalarından aşiret mensupları hücum edip evi yağmalarlardı. Buna Bey evinin açılması denilirdi. Osman Gazi de evini yılda bir gün yağmaya açardı.İlk Osmanlı padişahı kabul edilen ama Sultan değil de Bey ve Gazi unvanlarını kullanan Osman Gaziye sonradan atfedilen bir şiir vardır elimizde ve baştan sona kahramanlık temasını işlemektedir. Bu şiirin Osman Gaziye aidiyeti şüpheli olsa da neden başka bir şiirin değil de bunun yakıştır ildiği yine de ilginç bir sıhhat testi olmaktadır.

Elimizdeki manzume şöyledir:

Gönül kerestesiyle bir yeni şehir ve pazar yap

Zuhn eyleme rençberlere her ne istersen var yap

Eski Yenişehri barı İnegöle dek hep varı Kırup geçirdün

küffan Bursa yıdayık tekrar yap

Kurd olup gel gir sürüye aslan ol bakma girüye

Çar idüp haydi çeriye dil geçidini hisar yap

İznik şehrine hor bakma Sakarya suyu gibi akma

İznikmidi de al bakma her burcunda bir hisar yap

Osman Ertuğrul oğlusun Oğuz Karahan neslisin

Hakkın bir kemter kulusun Islambolu aç gülzaryap.

Osman Gazi kaynakların ağız birliği etmişçesine söyledikleri gibi gayet kanaatkar ve almayı değil vermeyi seven bir insandı. Gerek şahsigelirlerinden gerekse ganimetten yani gaza malından eline ne geçerse ihtiyaç sahiplerine yedirmek adetiydi. Mesela her ikindi vakti dairesinde ne kadar adamı varsa karınlarını doyururdu.

Ancak ilginç bir müzikli yemektir bu. (Sonradan da göreceğimiz gibi Osmanhlar yemek sırasında değil ama yemekten önce müzik dinlemeyi tercih ederlerdi.) Sofra kurulmadan önce Selçuklu Sultanı Alaeddin in gönderdiği beylik alametlerinin bir parçası olan mehterhaneyiçaldırır ve yemek servisi bu müzik ziyafetinden sonra başlardı.6 Bu sofranın bir başka özelliği de yoksul veya zengin Müslüman veya Hıristiyan ayrımı yapılmadan her kesimden insanın kendisine yer bulabilmesiydi.

Eh Osman Gazi gibi bir bahadır er olur da güreş tutmadan olur mu? İşte bazı kaynaklar onun pehlivanlık da yaptığını ve gayet sağlam bir süahşor olduğunu yazmak suretiyle bu merakımızı gideriyorlar.Kişisel özellikleri hakkındapek bir bilgi yok diye yola çıktık ama Osmanlı Devletini kuran yiğidin şahsiyetini alacalı bulacalı da olsa tanımış olduk b öylece.Ne diyelim: Darısı evlatlarının başına!

Kaynak: Mustafa Armağan, Osmanlı'nın Mahrem Tarihi

Osman Nuri Topbaş, İbret Işıkları


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×