Moğollar Tarihi: Moğollar kimdir? Moğol İstilası ne zaman yaşandı? Kösedağ Savaşı ne zaman yaşandı?

Tarih kitaplarında Anadolu ve İslam coğrafyasını yakıp yıkan barbar kabileler olarak tanımlanan Moğollar kimdir? Anadolu topraklarını ne zaman istila ettiler? Moğollar Türk müdür? Moğollar Anadolu'da ne kadar kaldı? Moğollara karşı savaşan Türk devletleri hangileridir? Tüm bu soruların cevapları ve daha birçok detay haberimizde. 1241’de Moğolların İran istilasını yürütmek için Baycu Noyan tayin edildi. Baycu Noyan, Anadolu’yu Moğollara bağlayarak büyük Han’ın nazarında itibar kazanmak istiyordu. Bu amaçla 1242’de Erzurum’u kuşatarak ele geçirmiş bu olay üzerine 1243 ilkbaharında Kayseri’de toplanan Anadolu Selçuklu ordusunu Sivas-Erzincan arasındaki Kösedağ mevkiinde mağlup etmiş ve Anadolu Selçuklu Devleti, Moğollara her sene yüklü bir miktar vergi ödemek koşulu ile barış yapmak zorunda kalmıştır.

Moğollar Tarihi: Moğollar kimdir? Moğol İstilası ne zaman yaşandı? Kösedağ Savaşı ne zaman yaşandı?
07 Kasım 2018 Çarşamba 20:00

SonHaberler | Haber Merkezi

Moğollar tarih kitaplarında ve bilgi platformlarında şöyle tarif edilir: Moğollar Doğu ve Orta Asya kavimlerindendir. Asıl yurtları olan Moğolistan’ın yerli halkıdırlar. Bugün Moğollar, Moğolistan dışında Rusya'ya bağlı; Aga Buryat Özerk Bölgesi, Ustorda Özerk Bölgesi ve Buryat Cumhuriyetinde yaşamaktadırlar. Ayrıca Çin ile Moğolistan arasında yer alan İç Moğolistan Özerk Bölgesi'nin de büyük çoğunluğu Moğol'dur. Tarihte, Asya kıtasının büyük bir kısmına sahip olup yayıldılar. Memleketlerinden çıkıp da geri dönmeyenler, diğer milletler arasında eridiler. Bugün Moğollar, sadece Çin ile Rusya arasındaki Moğolistan’da yaşarlar. Mongoloid tiptedirler. Moğolların dili ise Altay dillerinden olan Moğolcadır.

Moğollar dendiğinde ilk akla gelen liderleri Cengiz Han'dır. Cengiz Han'ın teşkilâtlandırdığı Moğollarda, ahâliye ivgen, boya obop, âile ve en küçük birliklere de aymuğ ve yasun denirdi. Ordu da bu usûle göre teşkilâtlanmıştı. Ulus denilen Moğol kâbile birliklerinin hepsi asker sayılırdı. Kabîleler sefere, kendi çadırları, hayvanları ve kadınları ile bir ordu gibi giderdi. Her kabîle kendini idâre ederdi. Sanat bölükleri, idârî kumanda teşkilâtları yoktu. Silâhlarını kendileri yaparlardı. İşgâl ettikleri ülkeler, merkezî bir devletten idâre edilemeyecek kadar genişledi. Siyâsî ve idârî bakımdan tecrübesiz olan Moğollar, bu yüzden çok zor duruma düştüler. Devlet kadrosunda idâreci ve vergi toplayacak memurları yok denecek kadar azdı.

MOĞOLLAR'IN BÖLÜNMESİYLE OLUŞAN DEVLETLER HANGİLERİDİR?

Cengiz Han'ın soyundan olanlar, Çağatay Hanlığı (1227-1370), İlhanlılar (1256-1353), Altınordu (1226-1502), Şeybani Hanlığı (1500-1598) ve Kırım Hanlığı'nı kurdular. Cengiz Hanın oğulları ve torunlarının hâkimiyeti çok kısa sürdü. Abbâsî halîfeliğinin merkezi Bağdat'ı 1257'de yıktılar. Suriye dâhil Doğu Akdeniz, Batı Anadolu kıyılarına Avrupa'da Viyana şehri civârına kadar hâkim oldular.

MOĞOLLARI DURDURAN DEVLET HANGİSİDİR?

Tarihin gelmiş geçmiş en barbar kabilelerinden oluştuğu belirtilen Moğolların yenilmezliğini, Mısır Memlûkleri yıktı. Hülâgu Hân'ın ordusunu, Memlûk Sultânı Kutuz ve komutanı Baybars, 1260'da Ayn Calut'ta büyük bir bozguna uğrattı. Doğu Karadeniz'deki Haçlı kralları ve Kilikya Ermenileri ile de Memlûkler Devletine karşı anlaştılar. Anadolu'da da on üçüncü asrın ortalarından sonra Moğol vâliler söz sâhibi oldu.

MOĞOLLAR NE ZAMAN MÜSLÜMAN OLMAYA BAŞLADI?

On dördüncü asrın başlarında Orta ve Güneybatı Asya'da İslâm ülkelerinde yaşayan Moğollar İslam dinini kabul etmeye başladılar. İlhanlı hükümdârı Gazan Hanın İslâmiyeti kabûl etmesiyle, kumandan, vezir ve askerlerinden pek çoğu müslüman oldu. İslâmiyeti kabûl eden İlhanlılar devlet adamları, bölgedeki ahâliyle kaynaşmayı sağladılar. Mâverâünnehr, Yedisu ve Doğu Türkistan'a hâkim olan Çağatay Hanlığı, on dördüncü asrın sonunda Timur İmparatorluğu'nun hâkimiyetine girdi. Güney Rusya ve Batı Sibirya’daki Cuci sülâlesinden Altın Orda'da Berke Han Müslüman oldu.

On beşinci asrın sonuna kadar bölgeye hâkim olan Altın Orda, Tîmûrlular tarafından yıkıldı. Bir kısım toprakları üzerinde Kazan Hanlığı kuruldu. Cuci sülâlesinden Şeybânî Hanlığı sülâlesinden Kırım Hanlığı, en uzun ömürlü hânedân oldu. Osmanlı Devleti'ne tâbi idiler.

GÜNÜMÜZDE MOĞOLİSTAN'DAKİ SON DURUM

On beşinci asırdan on sekizinci asrın sonuna kadar iktidârda kaldılar. Dış Moğolistan’daki Moğolistan bağımsız, Rusya'ya; İç Moğolistan'daki muhtar idâre de Çin'e bağlıdır. Moğolistan'da yaşayan Moğollar, Buda inancının Lamaizm mezhebine mensuptur. Din adamlarına “lama” adını verirler. Lamalar, tabiblik ve büyücülük de yaparlar. Din merkezleri Tibet'teki Lhasa şehri olup ikinci derecedeki dînî merkezleri Urga'dır. Moğolistan'da, Tengricilik ve Hıristiyanların yanında, çok az da İslâm dînine mensup olanlar vardır.

MOĞOLLARIN TARİHÇESİ

Moğol kelimesi ilk kez 7. yüzyılın sonlarında Çin’e ait Tang Hanedanı yıllıklarında küçük bir kabile ismi olarak geçmektedir. 1140 yılında Cengiz Han’ın büyük dedesi Moğol kabilelerinden Börçiginlere mensup Kabul, bütün Moğolların ilk lideri olarak “Han” unvanını almıştır. Cengiz Han’ın babası Yesügey Bahadır onun torunudur. Moğolların en önemli rakibi , güneyde gittikçe yükselen ve güçlenen, Altın İmparatorluk olarak anılan ve Çin’in kuzeyini hızlı ve parlak bir zaferle zapt eden Jin Hanedanı idi. Kabul Han ve onun halefi Ambakay Han zamanında Moğollar onlarla mücadele edecek kadar kuvvetlenseler de Tatarlar, Çin derebeylerini hoşnut etmek için Ambakay’ı Çin’e teslim ettiler. Ambakay hiç alışılmadık bir şekilde, “tahta eşek şekli” denen bir duruma sokularak çarmıha gerilip infaz edildi. Cengiz Han’ın büyük amacası Kutua, bu hakarete Çin üzerine ve Tatarlara bir dizi saldırı düzenleyerek cevap verdi ve bu akınlar sonunda “Moğol Herkülü” unvanını kazandı. Fakat, 1160 yılında, detayları bilinmeyen bir dizi olay sonunda, Kuzey Çin’in hakimi Jin Hanedanı, Moğolları hezimete uğrattı. Moğollar bir süre karmaşa içinde dağıldılar. Sefalet içinde yüzen bu karmaşık haldeki Moğollar’ın içerisindeki önemsiz liderlerden biri olan Yesügey Bahadır, Kabul Han’ın torunu ve Böriçigin kabilesinin en önemli şahsiyeti idi. Yesügey Bahadır’ın en büyük amacı ittifaklar kurarak Moğolları güçlendirmekti. Müttefiklerinden bir tanesi batı komşusu olan Keraitler idi. Keraitler 200 yıldan beri Nasturi Hıristiyan’dı. Hıristiyan Keraitlerin o zamanki lideri Tuğrul idi. Tuğrul, 1160 yılında akrabalarının korkusu ile kaçmak zorunda kalmıştı. Moğolların lideri Yesügey, Tuğrula kabilesinin önderliğini yenide ele geçirmesi için yardım etti. Tuğrul ve Yesügey Bahadır anda ile kardeşilik yemini ettikten sonra, daha sonraları Moğolların yeniden ortaya çıkışında olağanüstü önem taşıdığını kanıtlayacak olan bir ittifak kurdular.

Moğollar da Ural-Altay dil ailesinin Altay koluna mensup olup, dil yapıları Türkçe gramer ve kelime yapısına benzemektedir. Bu durum, Türklerle ortak bir coğrafyada yaşamalarından dolayı kültürel anlamda etkilenmelerinden kaynaklanmaktadır. İbrahim Kafesoğlu’na göre de her iki milletin belirli bir tarihten sonra, aynı coğrafyada faaliyet göstermeleri ve atlı göçebe kültüre mensup olmaları sebebiyle kültürel ve sosyal benzerlikleri bulunmaktadır. Moğol devleti, teşkilat yapısını büyük ölçüde Uygurlardan almıştır. Ayrıca Uygurca diplomatik dil olarak kullanılmıştır. Moğollar, zamanla Türkleşmiş ve İslamlaşmıştır. Halen Orta Asya’da Cengiz Han ve hanedan üyeleri Türk olarak kabul edilir.

Moğolların ataları olarak kabul edilen topluluk ise proto Moğol olarak kabul edilen Sien piler(3. yüzyıl)’dir. Daha sonra Juan Juanlar bunları takip etmiştir. Moğollar önce Göktürklerin daha sonra da Uygurların hakimiyeti altında yaşamışlardır. 10-12. yüzyıllarda Kitan ve Karahitaylar adı altında bazı devletler kurmuşlardır. Fakat dünya tarihi sahnesine çıkmaları Timuçin(1206-1227)’in 1206’da Moğol siyasi birliğini sağlayarak Cengiz(Çingiz) Han ünvanı almasıyla yani 13. yüzyıl başlarında başlamaktadır.

TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞLARI

Moğolların tarih sanhesine çıkışı Temuçin'in tüm kabileleri Moğol siyasi çatısı altında birleştirip 1206'da Cengiz Han unvanını alması ile gerçekleşti. 1206'ya kadar yaptığı mücadeleler sonucunda Merkitler'i, Naymanlar'ı, Moğollar'ı, Uygurlar'ı, Keraitler'i, Tatarlar'ı ve diğer küçük kabileleri kendi liderliği altında birleştiren Cengiz Han 1206-1227 arasında Kuzey Çin'deki Batı Xia ve Jin Hanedanı, Orta Asya'daki Kara Hıtay, Türkistan ve İran'daki Harzemşahlar ile Kafkasya'da Gürcüler, Deşt-i Kıpçak'taki Rus Knezlikleri ve Kıpçaklar ile İdil Bulgarları üzerine gerçekleştirilen seferler sonucunda gerçekleştirdiği seferlerle Pasifikten Hazar denizine kadar uzanan Moğol İmparatorluğunu kurdu.

Cengiz Han daha hayatta iken kurduğu imparatorluğu dört oğlunun idaresine vermiş ve kaynaklar bunlardan "dört ulus" diye söz etmişlerdir. Kağanlık, büyük han olarak merkez Karakurum’da olmak üzere Ögeday'a bırakılırken Balkaş’ın kuzey ve doğusundaki Tarbagatay, Kara İrtiş ve Uranga bölgelerinin idaresi de ona verilmişti. Çağatay’a eski Kara Hitay İmparatorluğu ve Uygur ülkesinin yer aldığı Türkistan’dan İli, Issık Göl, Çu ve Talas havzaları ile Maveraünnehir’e kadar uzanan topraklar verilmiştir. Cengiz’in en küçük oğlu Tuluy ise Moğol geleneğine göre ailenin koruyucusu “Otçigin” sıfatıyla babadan kalan ilk toprakların mirasçısı olarak, Tula, Yukarı Onon, Yukarı Kerulen arasındaki topraklara sahip olmuştur. Tuluy cesur ve iyi bir asker olmasına ragmen, çok fazla genişleme siyaseti gütmemiş ve kendisini içkiye vererek 1232’de ölmüştür Güney Sibirya, Kıpçak bozkırları, Harezm ve Kafkasya toprakları büyük oğlu Cuci’ye verilmişti. Aancak Cuci, Cengiz Han ölmeden 6 ay önce öldüğü için idaresi altındaki topraklar onun oğulları Orda ve Batu'ya verildi. Batıda alınacak yeni topraklar da Batu'nun idaresine bırakıldı. 1235-1242 arası Batu Han, Moskova ve Kiev’i fetheder ve böylece Rusların “Tatar Boyundurluğu” dediği yaklaşık 300 sene sürecek dönem başlar. Sovyet yönetiminin Rusya’da 80 sene sürdüğü düşünülürse bu muazzam bir süredir. Avrupa’daki Moğol seferlerini planlayan Subutay ile birlikte Batu Han’ın seferleriyle Moğollar Rusya, Ukrayna, Polonya üzerinden Almanya’nın doğusuna, Hırvatistan ve Dalmaçya sahillerine kadar istila etmişler hatta büyük bir Polonya ordusu ille Macar ordusunu yenerek Macaristan topraklarını da ele geçirmişlerdi. Ancak Batu Han Viyana önlerinde iken 1242 yılında Ögeday ölünce seferde olan yeni kağanın seçilmesi için ordusuyla Moğolistan’a döner ve Avrupa ancak Moğol İstilasından bu şekilde kurtulur. Bir diğer yoruma göre Doğu Avrupa topraklarının zengin olmaması Moğolların İran ve Çin’de yaptıkları gibi Doğu Avrupada yerleşmemesinin başlıca nedeniydi.Batu Han'a ait olan yerlere, babasının adından dolayı "Cuci Ulusu" deniyordu. Batu, Cengiz Han'ın hakimiyet alameti olarak kendisi için altın busagalı ak orda kurdurmuştu. Üzeri altın kaplama olduğu için, bu otağa altın orda deniliyordu. Böylece babasından dolayı “Cuci Ulusu” olarak anılan Batu Han'ın Altın Ordası imparatorluk parçalandıktan sonra kurulacak olan dört devletten birine temel teşkil etti.

1241’de Moğolların İran istilasını yürütmek için Baycu Noyan tayin edildi. Baycu Noyan, Anadolu’yu Moğollara bağlayarak büyük Han’ın nazarında itibar kazanmak istiyordu. Bu amaçla 1242’de Erzurum’u kuşatarak ele geçirmiş bu olay üzerine 1243 ilkbaharında Kayseri’de toplanan Anadolu Selçuklu ordusunu Sivas-Erzincan arasındaki Kösedağ mevkiinde mağlup etmiş ve Anadolu Selçuklu Devleti, Moğollara her sene yüklü bir miktar vergi ödemek koşulu ile barış yapmak zorunda kalmıştır.

1255 kurultayında büyük han olan Tuluy’un oğlu Möngke, merkez Karakurum’da büyük han olarak kendisi kalırken kardeşlerinden Kubilay’ı Çin’in tamamının fethi için, Hülâgu’yu ise tam bir kontrol sağlanamayan İran’a “il-han” yani bölgesel han olarak gönderdi. Hülagü, Tebriz'i başkent yaparak Azerbaycan'a yerleşti. 1258’de İran’da Alamut Kalesi’ni fethedip yerle bir ederek yaklaşık 150 yıldır dehşet saçan Hasan Sabbah’ın İsmailîleri’nin sonunu getirmesinin yanı sıra Bağdat’ı fethederek Abbâsî Hilafetine son verdi.

TARİHTEN SİLİNME SERÜVENLERİ

Möngke'nin 1259' daki ölümüyle, Moğolların büyük fütühat devri sona erdi. 1260'taki Ayn Calut savaşında Moğol ordusu, Sultan Baybars komutasındaki Memluk ordusuna yenildi. Möngke'nin ölümüyle Cengiz soyundan gelen yöneticiler arasında bağlar iyice gevşemeye başladı.

1262' de Batu'nun oğlu Berke ile Hülagü, güçlerini birleştirip topraklarını batıya doğru genişletecek yerde, Azerbaycan ve Kafkasya'daki otlaklar yüzünden bir dizi çarpışmaya girdiler. Berke’nin Mısır Memlukları ve Anadolu Selçukluları ile ittifakı hem de akrabalık tesis edişi Hülagü’nün batıya doğru ilerlemesinin önünü tıkadı.

Aynı tarihte doğuda, Tuluy'un çocukları, Kubilay ve kardeşi Arık Böke arasındaki taht kavgasından çıkan ve dört yıl süren savaş sonucu merkez de sarsıntı içersindeydi. Kubilay bu mücadeleden galip çıkıp kağanlık kendisine geçince başkenti, Karakurum'dan bugünkü Pekin'e taşıdı. Böylece Çağatay Ulusu ve Batu’nun Altın Ordasından sonra Çin'de Çinlilerin Yuan Hanedanı olarak adlandırdığı Kubilay Hanlığı İran'da da Hülagü'nün İlhanlıları olmak üzere iki devlettin daha temelleri atılmış oluyordu.

1294’te büyük han Kubilay’ın ölümünden sonra imparatorluk parçalanmıştır.

MOĞOLLARIN İMPARATORLARI KİMLERDİR?

Moğol askerleri (Reşidüddin Camiût-Tevarih kitabından)


- Cengiz (1205 - 1227)


- Ögeday (1229 - 1241)

Güyük (1246 - 1248)
Möngke (1251 - 1259)
Arık Böke (1259 - 1264)
Kubilay (1260 - 1294)
Nâibler
Töregene (1241-1246)
Oğul Keymiş (1249-1251)

Büyük Han ve Yuan Hanedanı'nın imparatorları

Temûr Olcaytu Han 1294-1307
Kaysan Külük Han 1307-1311
Buyantu Han 1311-1320
Kegen Han 1320-1323
Yesün Temür Han 1323-1328
Arigaba Han 1328-1328
Tok-Temür 1328-1329
Kutugtu Han 1329-1332
R.İnçendpar Han 1332-1332
Toğan Temür 1332-1370

MOĞOLLAR TÜRK MÜ?

Cengiz Han, Sibirya’dan Hindistan’a Kore’den Macaristan’a uzanan dünya tarihinin en büyük imparatorluklarından birinin kurucusudur. Cengiz Han’ın da Türk asıllı olduğunu hatta Kazak olduğunu iddia eden tarihçiler bulunmaktadır. Fakat, Cengiz Han Kara Tatarlara mensup bir Moğol’dur. Temuçin’in babası Moğol reisi Yesugay Bahadır, annesi Houlen Ece’dir. Fakat Cengiz Han’ın mensup olduğu Borçigin/Börtegin sülalesinin kökenine dair araştırmalar hala devam etmektedir. Yine Cengiz Han’ın Türkçe konuştuğunu kabul eden kaynaklar bulunmaktadır.

1155’te Doğu Moğolistan’da doğan ve Moğolların Kıyat boyuna mensup olan Temuçin küçük yaşta babasını(Tatarların zehirlemesi sonucu) kaybetmiştir. 1170’li yıllarda etrafındaki kabilelerle mücadele ederek 1196’da kağan olmuş, 1204 yılında bütün rakip ulusları bertaraf etmiş ve 1206’da topladığı kurultayda büyük Han seçilerek Cengiz ismini alarak Çin fetihlerine başlamıştır. Kuzey Çin ve Pekin, Uygurlar,  Kırgızlar ve Karahitay devletlerini kendisine bağlamıştır.  Ögeday zamanında Cengiz Han’ın torunu Batu Han ise daha çok 1237-1241 arasında Avrupa seferlerinde bulunarak Doğu ve Orta Avrupa’yı istila etmiştir. Bu dönemde Viyana önlerine kadar gidilmiş, Hırvatistan önlerinden Macaristan ve Ukrayna yoluyla geri dönülmüştür.

TATARLAR TÜRK MÜ MOĞOL MU?

Cengiz Han, Moğol kabilelerini bir araya toplayınca bu boylardan biri olan Tatarlar’ı da itaat altına almıştır. Dolayısıyla Tatarlar köken itibariyle Moğolların bir boyudur. İslâm kaynaklarında Tatar kavramı daha ziyade Moğollar için kullanılır. Nitekim Memlük tarihçileri, devletlerinin başlıca düşmanı olan İlhanlılar’a Tatar dedikleri gibi Timur için de aynı adı kullanırlar. Bazı kaynaklar, Tatarlar’ın Dokuz Oğuzlar(Toguz Guz) yani Uygurlar’la aynı soydan geldiğini zikrederler. Bunun bir uzantısı olarak günümüzde Tatar kelimesi bir Türk boyunun adı olarak kullanılmakta olup genellikle İdil-Ural bölgesindeki Kazanlılar ve Kırımlılar için kullanılmaktadır.

ÇİN İSTİLASI

İlk olarak Çin’den başlayan Moğol istilası Viyana’ya kadar uzanan bir coğrafyayı kapsamaktadır. Cengiz Han, 1215‘te Çin seddini geçerek başkent Pekin’i ele geçirmiştir. Hatta Cengiz Han’ın torunu Kubilay 13. yüzyıl sonlarında Çin’in tamamına hakim olarak başkenti Pekin’e taşımıştır. Ünlü İtalyan seyyah Marco Polo’nun da Kubilay’ın yanında yer alarak seferlerine katıldığı kabul edilmektedir.

1218’de Moğolistan’dan batıya doğru ilerleyen bir kervan, Harezmşahların Otrar valisi İnalcık tarafından durdurularak 450 tüccar ve 500 deveden oluşan kervan yağmalanmıştır. Bunun üzerine Cengiz Han, kervandaki malların iadesini ve katledilen tüccarlar için Otrar valisinin kendisine gönderilmesini istemiştir. Fakat Harezmşah hükümdarı Alaaddin Muhammed elçileri öldürerek karşılık vermiştir. Bunun üzerine Cengiz Han yaklaşık 200.000 kişilik bir orduyla 1219’da Harezmşah seferine çıkmıştır. Yani aslında Cengiz Han’ın batı seferi bir intikam gerekçesiyle başlamıştır denilebilir. Bu sefer sonucunda Harezm şehirleri olan Otrar, Buhara, Semerkant ve Hocend şehirleri istila edilmiştir.

Moğollara karşı İslam dünyasında mücadele eden en önemli kahraman Celaleddin Harezmşahtır. Moğollar’ın 1220’de Hârizm’i istilâ etmeleri ve babası Alâeddin Muhammed’in Hazar denizinde Âbiskûn adalarından birine sığındıktan kısa bir süre sonra ölmesi(Aralık 1220) sonucu, onun yerine geçmiş ve Moğollarla mücadele ederek onlara bir de mağlubiyet yaşatmıştır. 30.000 kişilik bir Moğol ordusunu bozguna uğratmış, bunun intikamını almak için Celaleddin üzerine yürüyen Cengiz Han, savaştaki kahramanca mücadelesinden dolayı parmağını ısırarak Celaleddin için: “Böyle bir evlada sahip olan babaya ne mutlu.” demiştir. 1231’de Yassıçimen Savaşı’nda Alaaddin Keykubad’a yenilen ve önce Gence ardından da Diyarbakır’a gelen Celaleddin, Moğol süvarileri tarafından takip edildiği sırada tırmandığı sarp dağda bir eşkıya tarafından öldürüldü. Ancak halk Celâleddin’in ölümüne inanmamış, hakkında birçok efsane yayılmıştır. Bu ise ölümünden yıllarca sonra bile Moğollar’ın endişe duymalarına sebep olmuştur.

CENGİZ HAN'IN ÖLÜMÜ

Moğolistan, Orta Asya ve Çin’in kuzeyine hakim olan Cengiz Han, 1227’de bir askeri sefer esnasında 72 yaşında iken ölmüştür. Daha sonra sırasıyla Ögeday ve Mengü Hanlar tahta çıkmıştır. Moğollar Ögeday(1227-1241) zamanında Batu Han’ın seferleriyle Rusya, Ukrayna, Polonya üzerinden Almanya’nın doğusuna kadar istila etmişler hatta Macaristan topraklarını da ele geçirmişlerdir. Fakat 1241’de Ögeday ölünce han seçimi için Batu, ordularını seferden geri çekmiştir. Böylelikle Batı ve güney Avrupa istiladan kurtulmuştur. Ögeday’den sonra idareyi nâibe sıfatıyla karısı Töregene Hatun ele almıştır(1241-1246). Daha sonra Güyük Han(1246-1248) tahta çıkmıştır. Fakat Batu ile mücadeleye hazırlandığı sırada ölmüştür. Mengü Han(1251-1259) tahta çıktığında kardeşi Kubilay’ı Çin’e, Hülagu’yu İran seferine göndermiştir. Hülagu öncelikle İsmaililerin kalesi Alamut’u ele geçirerek bu devlete son vermiştir.(1256)

MOĞOLLAR GERÇEKTEN BARBAR BİR KABİLE MİYDİ?

Yaklaşık 100 yıl süren bu istila sonucunda, pek çok şehir tahrib olmuş ve milyonlarca insan da katledilmiştir. Nişabur’da 1 milyon 747 bin, Merv’de 1 milyon 300 bin, Herat’ta 1 milyon 600 bin ve Bağdat’ta 800 bin kişi katledilmiştir. Otrar, Buhara ve Semerkant’ta önemli katliamlar yapılıyor. Belh şehri kuşatması esnasında Cengiz Han’ın öldürülünce bunun intikamı olarak, 12.000 mescidi ateşe verdiği, mescitlerde bulunan 14.000 Kur’an metnini yaktırdığı, 50.000’e yakın alim, talebe ve hafızı katlettirdiği, 200.000 insanı yere gömerek Belh şehrini tahrib ettiği bilinmektedir.(1221) Hülâgû’nun Suriye seferinden(1260) sonra bir Moğol şehzadesi Silvan(Meyyâfârikin)’ı kuşatır. Eyyûbî meliki Kâmil şehri büyük bir cesaretle savunur fakat baş gösteren kıtlık sebebiyle teslim olmak zorunda kalır ve askerleriyle birlikte işkenceyle öldürülür. Anadolu’da da Erzurum, Erzincan ve Kayseri şehirleri savaşılarak ele geçirildiği için halkının çoğu katledilmiş, Süryani tarihçi Ebu’l-Farac’a göre sadece Kayseri’de 10.000’e yakın kişi katledilmiştir.

Arap tarihçisi İbn Esir’de dönem halklarının Moğol korkusuyla ilgili şu rivayet geçer. Bir Moğol, bir adama bekle geleceğim diyor. Adam korkusundan bir yere ayrılamıyor. Moğol bir kılıç bulup geliyor ve adamı oracıkta öldürüyor. Bu hadise, insanların zihnindeki Moğol korkusunu ifade etmesi açısından çarpıcı bir örnektir. Batı dünyasında Moğollara bakışı da Ligeti’nin Bilinmeyen İç Asya’sından takip edebiliriz: “Tatar geliyor! Bunlar insan da değil, kana susamış, merhamet nedir bilmez ve sade öldürmekten, yok etmekten zevk duyan köpek başlı canavarlardı!” Yine İngiliz edebiyatının ilk yazılı eserlerinden olan ve Ortaçağ toplum yapısını anlamamızı sağlayan Canterbury Hikayeleri’nde geçen en uzun hikaye, ünü tüm dünyaya yayılan Cengiz Han’la ilgilidir.

Altın Taçlı Bakire Bir Kızın Cengiz Ülkesinde Rahatça Gezebilmesi Yahut Cengiz Han Yasası

33 defterden oluştuğu, çok hacimli olduğu için bir deve üzerinde taşındığı ve devlet hazinesinde muhafaza edildiği kabul edilen yasalar, 1206’da Cengiz Han’ın Moğolları teşkilatlandırmasıyla birlikte ortaya çıkmaya başlamıştır. İlerleyen dönemlerde de geliştirilmiştir. Daha çok askerî ve hukukî içerikli olan bu yasalara göre, askerlerin 20 yaş üzerinden seçilmesi, zinanın ölümle cezalandırılması, kasten yalan söyleyenin, casusluk yapanın ve suyu kirletenlerin idam edilmesi, mülkünde çalınmış bir at bulunan kişinin bunu aynı cinsten dokuz at ekleyerek sahibine iade etmesi aksi takdirde çocuklarının alınması ve çocuğu yoksa öldürülmesi gibi hırsızlığı yasaklayan kanunlar da bunlar arasındaydı. Bu yasaların öylesine sert uygulanıyordu ki, “Cengiz ülkesinde bakire bir kız başında altından bir tac ile ülkenin bir ucundan diğer ucuna en ufak bir tacize uğramadan giderdi.” denilirdi.

KÖSEDAĞ SAVAŞI

Yaklaşan Moğol tehlikesinin farkında olan Alaaddin Keykubad, Erzurum ve çevre şehirlerin surlarını tahkim etmiştir. 1232 ve 1235’te Moğollarla Selçuklular arasında elçilik heyetleri gidip gelmiş ve Alaaddin Keykubad Moğollara tabi olmayı kabul etmiştir. Yerine veliaht olarak Rükneddin Kılıçarslan’ı tayin eden Alaaddin Keykubad, bu atamadan kısa bir süre sonra yediği av etinden zehirlenerek 31 Mayıs 1237’de vefat etmiştir. Bunun üzerine devlet adamları II. Gıyaseddin Keyhüsrev’i tahta çıkarmışlardır. Bu da sultana bir suikast tertiplendiğini ortaya koymaktadır.

Bu dönemde 1240’da Baba İshak tarafından çıkarılan, yaklaşık bir buçuk yıl süren ve Erzurum’da Moğollar’a karşı tutulan doğu ordusunun geri çağrılması ile Selçuklu ordusundaki Frenk askerleri tarafından bastırılabilen Babai isyanı Selçukluların zayıflamasına ve Moğolların da bu zayıflığı görmesine sebep olmuştur. Cesaret edip Anadolu’ya saldıramayan Azerbaycan’daki Moğollar, devletin dışarıdan göründüğü kadar güçlü olmadığını görmüşlerdir.

1241’de Moğolların İran istilasını yürütmek için Baycu Noyan tayin edilmiştir. Noyan, Anadolu’yu Moğollara bağlayarak büyük Han’ın nazarında itibar kazanmak istemiştir. Bu amaçla 1242’de Erzurum’u kuşatarak ele geçirmiş ve şehir halkını kılıçtan geçirmiştir. Bu olay üzerine 1243 ilkbaharında Kayseri’de toplanan Türkiye Selçuklu ordusu önce Sivas’a ardından Sivas-Erzincan arasındaki Kösedağ mevkiine intikal etmiştir. Özellikle tecrübesiz komutanların Moğollar üzerine hücum edilmesi yönündeki telkinleri üzerine savaş Selçuklu kuvvetlerinin saldırısıyla başlamıştır. Hatta bu komutanların: “Bugün Tanrı Moğolların yanında olsa bile onları yeneriz.” diyerek kibirlendiklerini yazmaktadırlar. Fakat 30 veya 40.000 kişilik Moğol ordusuna karşı 80.000 kişilik Selçuklu ordusu bu ilk taarruzda 20.000’e yakın kayıp vererek dağılmıştır. Ordu dağılınca Selçuklu sultanı II. Gıyaseddin Keyhüsrev geri çekilmiştir.(1 Temmuz 1243)

MOĞOLLARIN ANADOLU'YU İSTİLASI

Savaşı kazanan Baycu Noyan önce Sivas şehrini fidye karşılığında ele geçirmiş ardından Moğollara karşı uzun bir süre direnen Kayseri şehri büyük katliamlarla ele geçirilmiştir. Hatta bu savunmada Ahiliğin Anadolu’daki temsilcisi olarak kabul edilen ve bu sırada tutuklu olan Ahi Evran’ın eşi Fatma Bacı da kahramanca mücadele etmiştir. Fakat Kayseri kalesi düşünce Ahi Evran’ın eşi Fatma Bacı da Moğollar tarafından esir alınanlar arasındadır.

Bu istilalar sonrasında Selçuklu devlet adamlarından Mühezzibuddin Ali’nin girişimleriyle Moğollarla tabilik anlaşması yapılmıştır. Yani Türkiye Selçuklu Devleti Moğollara bağlanmıştır. Antlaşmaya göre kıymetli armağanların yanında Selçuklular Moğollar’a her yıl 3.600.000 dirhem(gümüş para, akçe), 10.000 koyun, 1000 sığır, 1000 deve vereceklerdi. Bu anlaşma gereği ödenen yıllık vergi ile 1256’ya kadar ciddi bir Moğol istilası yaşanmamıştır. Fakat 1255’te Hülagu’nun İran bölgesine gelmesiyle birlikte, buradaki karargahından ayrılarak tekrar Anadolu’ya giren Noyan Anadolu’da ikinci bir Moğol istilası devri başlatmıştır. Fakat Noyan kısa süre sonra Anadolu fetihlerini kendi başarısı olarak gösterdiği gerekçesiyle Hülagu tarafından öldürülmüştür.

MEMLUK SULTANI BAYBARS

Selçuklu devlet yönetiminde 1262-1277 yılları arasında fiilen etkili olmuş olan Pervane Muinuddin Süleyman, 1277’de Memlük sultanı Baybars’ı Anadolu’ya davet etmiştir. Baybars, Filistin yakınlarındaki Ayn Calut mevkiinde Moğol ordusuna ağır bir hezimet vererek Moğolların Batı’ya ilerleyişini durduran devlet adamıdır.(1260) Baybars, sultan olduktan sonra bu zaferin hâtırasını ebedîleştirmek için savaş meydanına “Meşhedü’n-nasr” adlı bir âbide yaptırmıştır ki rivayete göre bu, İslâm tarihindeki ilk âbidedir.

Söz konusu davet üzerine 15 Nisan 1277’de Elbistan’da da büyük bir Moğol ordusunu mağlub ederek Kayseri’ye gelen Baybars, Selçuklu devlet adamlarının kendisini karşılamamaları ve Süleyman’ın da Tokat’tan gelmemesi üzerine birkaç gün sonra Suriye’ye dönmüştür. Dolayısıyla bir Selçuklu-Memlüklü ittifakı girişimi de böylece sonuçsuz kalmıştır. Baybars’ın peşinden Anadolu’ya giren Abaka(1265-1282) ise, Anadolu Türkmen beylerinden ve ahaliden, bir rivayete göre 200.000 kişiyi katlederek büyük bir tahribatta bulunmuştur.

Türkçe’yi ilk kez resmî dil ilan ettiren Karamanoğlu Mehmet Bey ve Cimri Hadisesi

Tarihimizde Türkçeyi resmi dil olarak ilan ettiren hükümdar olarak bilinen Mehmet Bey, 15 Mayıs 1277’de eski sultan II. İzzeddin Keykâvus’un oğlu Alâeddin Siyavuş’u yani bir Selçuklu şehzadesini Konya’da tahta çıkararak Selçuklu iktidarını kendi himayesinde yeniden tesis etmek istemiştir. Bu girişiminde de başarılı olmuş, kendisi de 37 gün süreliğine vezirlik makamına oturmuştur. Törenin ardından kurulan divanda, devlet dairelerinde, sarayda, eğlence toplantılarında, çevgân oynanan seyirlikte hiç kimsenin Türkçe’den başka bir dil konuşmamasına karar verilmiştir. Fakat bu girişim Moğol şehzadesi Kongurtay’ın takibi sonucu Mehmet Bey ve Cimri’nin katliyle engellemiştir. Mehmed Bey Moğollar’a karşı Anadolu’nun istiklâlini savunmuş, hatta bir aralık Moğollar’la savaşıp onları ülkeden çıkarmak için Erzurum’a gitmek istemişse de Kayseri’ye gelen Memlük Hükümdarı Baybars gibi o da destek görmeyerek yalnız bırakılmıştır.

MEVLANA'NIN MOĞOLLARA BAKIŞI

Kösedağ Savaşı sonrası Moğollarla yıllık vergi şartıyla anlaşan Türkiye Selçukluları’nda başkent Konya istilaya uğramamış, Mevlana(ö.1273) da Konya’daki tekkesinde faaliyetlerini sürdürmüştür. Moğollar tarafından hürmet gösterildiği anlaşılan Mevlana’nın bir Moğol ajanı olduğu ve Moğol zulmünü onayladığı şeklinde iddialar bulunmaktadır. Hocası Seyyid Burhaneddin için de, Kayseri işgali sonrası bir Moğol askerinin tekkeye gelerek birkaç dinar vermesinden hareketle benzer iddialarda bulunulmaktadır. Fakat anlaşılan odur ki Moğolların Maveraünnehir ve İran istilalarına da şahit olan bir ulemâ ve mutasavvıf olarak Mevlanâ, Moğollara karşı mücadele etmenin bir fayda vermeyeceğini düşünmüş, Anadolu’nun tahrib edilmesini engellemek istemiş olmalıdır. Ariflerin Menkıbeleri adlı eser, onun Moğol işgali karşısındaki ruh halini anlamak için pek çok rivayet sunar. Örneğin Mevlana’nın keramet göstererek Şam kuşatması esnasında, İslam askerlerinin yanına gelerek onlara yardım ettiği ve Moğol ordusunun bozguna uğratıldığı zikredilir.

Her şeyden önce bir mutasavvıf olan ve zamanın ruhuna uygun hareket eden Mevlana bir dörtlüğünde, “Ben yaşadıkça Kur’an’ın kölesiyim/Ben Hz. Muhammed Mustafa’nın yolunun tozuyum/Biri benden bundan başkasını naklederse/Ondan da şikayetçiyim o sözden de şikayetçiyim.” diyerek bu tür eleştirilere karşı davacı olduğunu belirtmiştir. Mevlânâ her şeyden önce kendi çağının insanı olup, çağının insanlarının dertlerinden habersiz, Moğollarla işbirliği içerisinde olan bir oportinist olarak görmek ona yapılacak en büyük haksızlıktır.

Alamut’tan iki yıl sonra 1258’de Bağdat kuşatılmış ve şehir ele geçirilince Abbasi halifesi Mustasım önce aç bırakılmış ardından da hunharca katledilmiştir. Öldürülenlerin sayısıyla ilgili rivayetler, 800.000 ile 2 milyon arasında değişmektedir. Şehirdeki cesetlerden yayılan kokular Hülâgû’yu birkaç gün içinde gitmeye mecbur etmiştir. Kütüphanelerdeki kitapların bir kısmı yakılmış, bir bölümü de Dicle nehrine atılmıştır, nehir günlerce mürekkep renginde aktığı bilinmektedir.

İRAN MOĞOLLARI

Kurucusu Cengiz Han’ın torunu Hülagu’dur. Moğol Büyük Hanı Mengü’nün 1253 yılında kurultay kararı ile kardeşi Hülâgû’yu İran, Irak, Suriye, Mısır, Kafkasya ve Anadolu’yu istila için görevlendirmesi(İlhan yani bölgesel hükümdar olarak) üzerine başkent Tebriz olmak üzere İran’da kurulan(1256) devlet 1295 yılından itibaren tam bağımsız olmuştur. İslamiyet de Moğolların İlhanlı devresinde kabul edilmiştir.

Moğollar hangi dine mensuptu ve İslamiyeti Ne Zaman Kabul Ettiler?

Kaynaklar hiçbir dine mensup olmayan Cengiz Han’ın insanlar arasında dininden dolayı bir ayrım yapmadığını, hangi dinden olursa olsun alim, sanatkar ve zahidlere iyi davrandığını belirtirler. Kuruldukları dönemden 13. yüzyılın sonuna kadar geleneksel inançları olan Şamanizm, Hristiyanlık ve özellikle Budizm’i benimseyen Moğollar, Hülagu Han’ın oğlu Ahmet Tekudar(1282-1284) zamanında 1295 yılında İslamiyet’i kabul etmişlerdir. Ahmet Tekudar, Büyük Han olarak seçilmesiyle birlikte Mısır Memlükleriyle anlaşma yoluna gitmiş fakat bu girişimlerinde başarılı olamamıştır. İslamiyet’i kabul etmesine rağmen bu dinin yayılmasında etkili olamamıştır. Bu konuda asıl gayreti, kendisinden 11 yıl sonra Mahmud Gazan Han(1295-1304) yürütmüştür. O, İslamiyet’in İlhanlılarda resmi din olmasını sağlamıştır. Kendisiyle birlikte 100.000 Moğol askeri de Müslüman olmuştur. Kendi devrinde Budist mabedlerini yıktıran Gazan Han’ın paralarında, “Tanrı’nın gücü ile” yazılıdır. Genellikle pek çok İslâm devletinde görülen bu gelenek Selçuklu’da kelime-i tevhid ve Hz. Peygamber’in Hak Din üzere gönderildiğini ifade eden Tevbe Suresi 33. Ayeti, Osmanlı’da da kelime-i şehadet ve dört halifenin isimlerinin yazılması şeklindedir. Bugünkü Amerikan 1 dolarının üzerinde yazan “In God ve trust/Tanrı’ya güveniriz” yazısı da çağımızdaki yansımasıdır.

OSMANLI-MOĞOL İLİŞKİSİ

Tarihçi Neşrî’de geçen bir rivayette, Sultan I. Alaaddin Keykubad(1220-1237) devrinde Tatarlara yani Moğollara karşı bir savaşta Ertuğrul Gazi’nin, “avrat gibi geçip gitmek erlik değildir.” diyerek mağlub olduğunu gördüğü Selçuklulara yardım ettiği ve savaşın kazanılması neticesinde Sultan’ın Ertuğrul’a hilat(yani beylik elbisesi) Ankara yakınlarındaki Karacadağ havalisini yurtluk olarak verdiği belirtilmektedir. Diriliş filminde geçen Ertuğrul’un Moğollarla mücadelesi de belki bu zaferden esinlenmiş olabilir. Nitekim Osmanlı’nın bunun dışında Moğollarla bir mücadelesi bulunmamaktadır. Fakat II. Mesud(1302-1308)’un vefatıyla Anadolu’nun idaresi İlhanlılar tarafından Çobanoğulları’na verilmiş ve Osman Gazi de bu dönemde yarı bağımsız olarak fetihlerini sürdürmüştür. Osman Gazi devrinde İlhanlılar’a bağlı Moğol valilerinin isyanları Osman Gazi’nin Bilecik yöresinde bir uç beyi olarak Bizans kalelerine fetihlerde bulunmasını kolaylaştırmıştır. Orhan Gazi devrinde de İlhanlılar’a tabi olduğu anlaşılan Osmanlılar’da I. Murat’tan itibaren Sultan ünvanı kullanılması, tarihçiler tarafından tam bağımsızlık olarak nitelendirilmiştir.

Yıldırım Bayezid’i Ankara Savaşı’nda hezimete uğratarak Osmanlı Devleti’nin Fetret Devri’ne girmesine sebep olan Timur Moğol mudur?

Bugünkü Moğolistan’ın Keş şehrinin Hoca ılgar köyünde doğan Timur’un köken itibariyle Moğol olduğu fakat Türkleştiği kabul edilmektedir. Barlas boyuna mensup bir Türk Nitekim Özbekler, günümüzde Timur’u kendi ataları olarak göstermekte ve adına anıtlar yaptırmaktadırlar. J. P. Roux ise, Cengiz Han için Moğollaşmış bir Türk, Timur için ise Türkleşmiş bir Moğol demektedir.

19. yüzyıla kadar yani Rusya’da kurulan Türk hanedanları devri sonlarına kadar, Cengiz Han soyundan gelmek bir itibar ve hükümdarlık için önemlidir. Timur da bunu yaparak Semerkant merkezli devletinde meşruiyet kazanmak için kukla bir hanı tahta oturtup onun adına devleti idare etmek suretiyle bir taraftan Cengiz Han soyunun destekleyicisi tavrını sürdürürken Cengiz Han soyundan bir kadınla evlenerek “Küregen”(han damadı) ünvanını kullanmıştır.

SON OLARAK

Tarihçiler, İslam tarihinde Moğol istilasıyla kıyaslanacak bir felaketin olmadığı hususunda hemfikirdirler. Bu dönemde İslam kültürüne ait eserler yok edilmiş, dini kitaplar hayvanların altına serilmiş ve camiler de ahıra çevrilmiştir. İbn Esir de bu istilayı Hz. Adem’den bu yana insanoğlunun karşılaştığı en büyük felaket olarak nitelendirerek, “Keşke annem beni doğurmasaydı da tüyler ürpertici zulüm ve katliamları görmeseydim.” der. İslam tarihi kaynakları bu istilalardan dolayı Moğollar’ı bir kıyamet alameti olarak görerek, Yecüc-Mecüc olarak da nitelemişlerdir.

Bu istila, pek çok coğrafyada olduğu gibi Anadolu’nun kültürel ve sosyo-ekonomik yapısında da bir travma oluşturmuştur. Bununla birlikte dönemin İslam ülkelerinin Moğollara karşı koymanın gereksizliği şeklinde bir anlayışla ittifak yapmayarak acziyet göstermeleri de bu istilanın İslam dünyasındaki zararını arttırmıştır. Nitekim Ortaçağ İslam medeniyetinin önemli merkezlerinden olan Horasan ve Irak bölgesindeki pek çok şehrin medrese ve kütüphaneleriyle birlikte tahrip edilmesi ve bazı şehirlerin haritadan silinmesine de neden olan bu istila İslam medeniyetinin gelişmesini engellemiştir. İran, Azerbaycan, Irak ve Anadolu yaklaşık 100 yıl boyunca Moğol hakimiyetinde kalmıştır.

Moğol istilası aynı zamanda Türklerin Rumeli’ye geçişini dolaylı olarak geciktirmiştir. Fakat aynı zamanda Türk-İslam tarihi açısından hayırla sonuçlanacak bir sürecin de kapılarını açmıştır. Bu hayırlı olay, Diyar-ı Rum’un yani Anadolu’nun Türk-İslâm yurdu haline gelmesinin ikinci evresidir. Çünkü Moğol istilası önünden kaçan Türkmenler, dervişler, alimler, sanatkarlar ve tüccarlar Anadolu’ya sığınarak Selçuklu Devleti hizmetine girmiştir. Neşrî, bunların sayısını 50.000 hane olarak verir. Yani yaklaşık 200-250.000 civarında Türkmenden bahsedilmektedir.

Bu travma insanların sosyolojik olarak dönemin tarikat yapılarına sığınmaları sonucunu da beraberinde getirmiştir. Bunun sonucunda tasavvufî hareketler hızla yaygınlaşırken aklî ilimler de gerilemiştir. Bu sürecin 1368’de Togan Temur’un Moğolistan’a çekilmesiyle son bulduğu kabul edilir. İlhanlı, Altınordu ve Çağatay hanlığı gibi Moğol bakiyesi devletler 14. yüzyıldan itibaren yerlerini Akkoyunlu, Karakoyunlu ve Osmanlı devletlerine bırakmıştır. Moğol unsurları da zamanla fethettikleri coğrafyaların halklarıyla kaynaşarak yok olmuşlardır. 17. yüzyılda Çin hakimiyetine giren Moğollar, 1921’de ilk defa bağımsız bir devlet olan Moğolistan Halk Cumhuriyeti’ni kurmuşlardır. Günümüzde Moğollar, Moğolistan dışında, Rusya, Mançurya, Tibet ve Afganistan’da dağınık olarak yaşamaktadırlar. Böylesine büyük bir istilayı gerçekleştiren Moğolların, günümüzde büyük bir kısmının Çin ve Türkler arasında eridiği ve günümüzde Moğolistan’da yaşayan 3 milyonluk küçük bir devlete sahip oldukları görülmektedir.

Kaynak: Wikipedia, Beyaz Tarih


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×