Abdülhamit hakkında bilinmeyenler

Osmanlı İmparatorluğu'nun en zorlu dönemlerinde padişahlık yapan Sultan 2. Abdülhamit, siyasi dehasının yanında pek bilmediğimiz birçok özelliğe de sahipti. Abdülhamit'in marangozluk yanını hemen hemen herkes bilir ancak onun çinicilik, yelken merakı, hattatlığı, ressamlığı, kitaplara merakı, seyahatnamelere ve polisiye romanlarına ilgisi çok az bilinir. Yine Türkiye'de, Balkanlar'da ve daha birçok eski Osmanlı toprağında bulunan saat kulelerini de Abdülhamit yaptırmıştı.

Abdülhamit hakkında bilinmeyenler
16 Kasım 2018 Cuma 16:38

Osmanlı tarihinin kırılma noktalarından birisi olan Tanzimat, bir yerde devlet gemisini deniz üzerinde seferdeyken yenileme girişimiydi, ancak geleneksel kaynaklar yerine modern eğitim kurumlarının yetiştirdiği bürokrasiye bel bağlayan ve onların hukuki, siyasi ve toplumsal yapıları hızla modernize etmesine prim veren Tanzimat rejiminin halk ile arasındaki mesafe giderek açılıyor ve bu defa devleti düzeltelim derken toplumu kaybetme tehlikesine yelken açıyorlardı.

İşte Sultan II. Abdülhamid Han'ın Devleti yeniden fetih stratejisi bu noktada devreye girmiş ve onun döneminde halkla birlikte modernleşme yoluna girilmişti.

Bu bölümde Sultan Abdülhamid Han'ın bilinmeyen bazı özelliklerinden biraz bahsetmek isteriz.

Sultan Abdülhamid Han'ın parlak ve karşısındaki etkileyen gözleri vardı.

Atlara oldukça meraklıydı ki, bir Arap aşiret reisinin, yaralı sahibini savaşmeydanından uzaklaştıran "Ferhan" isimli atını elde etmek için aracılar yollamış ve ne yapıp edip kendisine hediye ettirmişti. bu at Abdülhamid üzerine bineceği zaman hafifce eğilirdi, 31 Mart Vakası sonrası tahttan indirilmesinden sonra gözü gibi baktığı cins atlardan birisinin ittihatçılar tarafından Bulgar eşkiyası Sandanski'ye üstelikmeşrutiyete yaptığı hizmetlere teşekkür maksadıyla hediye edilmiş bulunması hazindir.

Sultan Abdülhamid Han'ın meraklarından birisi de Köpekler idi. Bunlardan ne kadar ve kaç çeşit vardı? Bunu tahmin etmek mümkün değildi.

Sultan Abdülhamid  renk renk papaganlar alırdı. kendisi inziva hayatında mümkün mertebe vakit getirtecek vesile arayan Sultan, Beyoğlu'nun Avrupa ile münasebette bulunan müesseseleri vasıtasıyla daima köpek, kuş, kümes hayvanları getirtmiş, bunlarla sarayının etrafını doldurmuştu. Ayrıca bunlara bakan bakıcıları da vardı.

Bakımsız kalan ve yavaş yavaş cinsleri aykırı çiftleşmelerneticesiyle bozulan güvercinler gittikçe üremiş ve adetleri binlerce çifte varınca bakımından acizi kalarak kendi hallerine bırakmıştı.

Yıldız Sarayı yağmasında bahçede bulunan nadide hayvanları da yağma edilmişti. Bu esnada çoğu hayvan telef olmuştu. Selanik'teki sürgüne sadece papağanını götürmesine izin verilmiştir.

Ayrıca kuşların öldükten sonra tahnit edilip de muhafaza olunuşuna yani içlerinin doldurulup sergilenmesine merakı vardı.

Türkiye'de tavukçuluk üzerine ilk eseri Abdülhamid Han yazmıştır.

Yağmadan önce Yıldız Sarayı'nda Böcek Müzesi bile mevcuttur.

Yıldız Sarayı'ında bir Botanik bahçesi vardı. Burada bulunan nadide Sekoye ağaçları bugün dahi yaşamaktadır.

Yumrulu süs bitkilerinin en güzel renkli ve gösterişlisi olan Yıldız çiçeğine Türkiye'de ilk kez 1885 yılında, Sultan Abdülhamid zamanında ve Yılzıd Sarayı'nın bahçesinde yetiştirildiği için bu çiçeğe Yıldız İsmi verilmişti.

Beylerbeyi Sarayı'nın bahçesinde halen görülebilen bambular Japonya'dan hediye gelmiş ve Sultan Abdülhamid Han tarafından buraya diktirilmişti. Ayrıca Washington Sefiri Mavroyani Bey vasıtasıyla ABD'en Şili Arakoryası getirilmiş, Bahçıvan Romeo vasıtasıyla kamelyalar getirilerek Maslak Kasrı'nın bahçesine dikilmiştir.

Sultan Abdülhamid Han silah kullanmakta pek mahirdi. Nişan alarak ismini yazar, havaya attığı madalyaları ortasından delerdi. Yıldız Sarayın'nda değerli silahlardan oluşan bir  silah müzesi bile kurmuştur.

ABDÜLHAMİT MARANGOZLUĞA NASIL BAŞLAMIŞTI?

Sefede ve fildişi kakma, oyma ve süsleme işlemedeki maharetinin yanında usta bir marangozdu da. Sarayında özel marangozluk aletleri vardı. Marangozluğa Avusturyalı Karl Jansen adlı bir sanatkarın teşvikiyle başlamıştır.

İç tulumunu giyer ve tophane fabrikası ustalarından yüzbaşı Mehmet Efendiyle girdiği atölyesinde saatlerce kendini kaybeder, yazıhane, konsol, sehpa, masa vs. yapardı.

Eyüp Sultan türbesi yakınlarında restore edilen, sedefli kapısının ve Yıldız Camii'ndeki çifte hünkar mahfillerini ayıran gül ağacından mamul kafesli cumbaları onun elinden çıktığını biliyoruz.

Kendi elleriyle imal ettiği masalarından birisi, Cevdet Sunay'ın görev süresi dolduğunda (1973) Çankaya Köşkü'nde mevcuttu.

Cevdet Sunay görevini -Henüz Cumhurbaşkanı olan vekili Tekin Arıburun'a, 2. Abdülhamit'in yapımı olan masanın başında devretmişti.

Abdülhamit'in eseri olan parçalar nadiren de olsa, müzayedelere çıkmaktadır. Bir zamanlar Ethem Özarslan adlı emekli bir subay, Abdülhamit'in marangozhanesini çıkma bir mobilya takımını tanıtmıştı.

İlber Ortaylı onun marangozluk eserlerinin asıl önemli cephesinin tasarımları olduğunu vurgulamıştır.

Sait Nahum Duhani'nin naklettiğine göre, Abdülhamit Japonya'dan özel olarak, "Japon" adı verilen bir el testeresi getirtmiş, bu aleti Türkiye'ye ilk olarak o sokmuş ve Almanya'da bundan çok sayıda yaptırarak İstanbul piyasasında bol bulunan bir alet olmasını sağlamıştır.

Ayrıca antika eşyayı da sever ve koleksiyonuna eklemeyi önemserdi.

Abdülaziz zamanında bir ara Tarabya Köşkü'nde ikamet eden Abdülhamit'in burada kotra merakına düşüp, yelken kullanmaya başladığını kızı Ayşe Osmanoğlu'nun ağzından öğreniyoruz.

Şehzade Abdülhamit'in her gün yelkenlisiyle denizde dolaştığını haber verdikleri Abdülaziz bundan pek hoşlanmamış olacak ki, Maslak Köşkü'nde oturmasını emretmiş.  Ancak yelken işinde kendisini yönlendiren Turhan Bey'i unutmayarak Padişahlığı sırasında Yıldız Sarayı'na aldırmıştı.

Padişahın bir başka merakı da polisiye romanları okutmaktı. Sırf kendi kütüphanesi için 600 adet el yazması polisiye romanı koleksiyonu olduğunu biliyoruz.

Ünlü polisiye roman dizisi Sherlock Holmes'in yazarı Sir Arthur Conan Deyle'un hayranıydı. Hatta İngiltere'ye gidenlerle kendisine selam söylediği de bilinir.

Ayrıca nadide eserlerden oluşturduğu 10 bin ciltlik kütüphanesini sık sık ziyaretine gelenlere gezdirirdi.

Cinai romanlardan başka seyahatnamelere meraklıydı. Mesela kaşif Nansen'in kuzey kutbuna yaptığı keşif yolculuğuna dair kitaplar da okumuştur.

Yıldız Kütüphanesi'nde yüzlerce yazma seyahatname bulunmaktadır.

Yıldız Sarayı'nda yaptırdığı tiyatroda çeşitli oyun ve operaları hususi olarak getirtir ve ailesiyle birlikte seyrederdi.

Ayrıca İtalya'nın en önemli oyuncularından Ernesto Rissi 12 Mart 1889'da İstanbul'a gelmiş, Yıldız Sarayı Tiyatrosu'nda Padişah'ın huzurunda Shakespeare'in Othello ile Venedik Taciri adlı eserini oynamış, oyunları beğenen Abdülhamit oyunculara nişanlar dağıtmıştır.

En sevdiği piyeslerden birisi, ünlü Alman Şairi Friedrich Schiller'in Haydutlar isimli eseriydi.

Sultan 2. Abdülhamit orta oyununun büyük sahne sanatçısı Abdi'yi 1898'de Muzıka-i Hümayun'na dahil ederek himayesine almıştır.

Gençliğinde resme meraklı olan Abdülhamit, Beylerbeyi Sarayı'nda gözaltındayken kendisiyle mülakat yapan Vasıf Bey'e şunu söylemiştir: Benim eh işte şöyle böyle bir parça ressamlığım vardır. Birkaç defa oraların (Selanik'i kastediyor) resmini almak istedim. Fakat pozisyon iyi gelmiyordu. Bir fotoğraf makinem olsaydı evvela fotoğrafı alıp bileahere kağıda nakledebilirdim. Bu daha kolay olurdu. fakat bulunmadığı için yapamadım.

Saray ressamı İtalyan Fausto Zonaro'ya tarihi tabloların yanısıra özellikle İstanbul'un fethinin bugün de kullandığımız nefis tablolarını yaptırmıştır.

1891 yılında İstanbul'a gelen ve 1896 yılında 2. Abdülhamit tarafından Saray Ressamı olarak görevlendirilen Zonaro, Padişahın tahttan indirilmesinden sonra yeni hükümetin kararıyla, bu unvanını kaybetmişti.

Yine bir İtalyan ressam olan Liuggi Acequareone de Abdülhamit'in saray ressamlığında bulunmuştur.

30 bin karelik fotoğraf albümü, onun fotoğrafçılığa merakını olduğu kadar Türk fotoğrafçılığının gelişmesinde oynadığı rolün de kanıtıdır.

Almanya'dan getirilen Sarayın saatçibaşılığına atanan Rohann Meyer, kendi işlerinin yanısıra Yıldız Sarayı'ndaki saatlerin bakımını da yapardı.

Halen Türkiye sınırları dahilinde ve haricinde yapılmış saat kulelerinin çok büyük kısmı Abdülhamit'in 25'inci cülüs yıldönümü vesilesiyle valilerine gönderdiği emirle yaptırılmıştır.

Mesela bugün İzmir'in simgesi haline gelen Konak Meydanı'ndaki Saat Kulesi, 1 Eylül 1901 tarihinde açılmıştır. Maalesef 1928 yılından sonra saatlerin altında bulunan Abdülhamit tuğraları kazınarak mevcut ayyıldız motivleri konmuştur.

Sultan Abdülhamit'in yeterince bilinmeyen taraflarından biri de hattatlığıdır. Yeşil zemin üzerine altın yaldızla yazılmış, "Ah Ya Vedüd" levhası hat eserlerinin en meşhurlarındandır.

Yıldız Sarayı'nda bir demirhanesi ve porselen imalethanesi vardı. Çiniciliğe meraklı olduğunu ve Yıldız Çini Fabrikası'nı kurdurduğunu biliyoruz. "Eser-i İstanbul", Çeşm-i Bülbül, Beykoz gibi İstanbul Güzel Sanat İşçiliğini daha gelişmiş bir şekilde devam ettirmiştir.

Fransızca'yı anlar ve konuşacak kadar bilirdi.

Ayrıca kimyagerliğe ve tıbbi bilimlere de meraklı olduğu bilinir.

İnsanların karşısına temiz, muntazam ve iyi bir kıyafetle çıkardı. Dış kıyafetlerinde Hereke kumaşlarını tercih ederdi. Daima ceket giyer ve ceketlerinin düğmelerini boynunan kadar ilikli tutardı. Ölüm döşeğinde bile ceketini çıkarmamış, kimsenin karşısına gömleğiyle dahi çıkmamıştır.

Ceketininin mendil cebine incecik bir kordonla saatini koyar, mendilini daima sol kolunun içine sıkıştırırdı. Kıravatlarının çoraplarının rengine uygun olmasına özen gösterirdi. İçine mutlaka beyaz gömlek giyerdi.

Özel terzisi Hollandalı Jean Botter idi. Ki bu kişi Atatürk'ün de terziliğini yapmıştır.

Abdülhamit'in Saray dişçisi Sami Günzberk aynı şekilde Atatürk'ün de dişçiliğini yapmıştır.

MÜBAREK TOPRAKLARA HİZMETLERİ SAYMAKLA BİTMEZ

Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Hatice, Hz. Fatma, Hz. Hamz, Hz. Abbas, Peygamber efendimizin (SAV) amca kızı Ümmühani, amcaoğlu Süfyan vd. saadethanelerini ve Bilal-i Habeşi'nin ilk ezan okuduğu mescidi tamir ettirdi.

Taif'te medfun Abdullah Bin Abbas ve Hz. Ali'nin üçüncü oğlu Muhammed İbnül Hanefiye hazretlerinin türbe ve makamları onun emriyle tamir ettirildi.

Hazreti Amine'nin peygamberimizi dünyaya teşrif ettirdiği evini yeniden yaptırdı.

Hazreti Hatice ve Hazreti Amine'nin türbeleri ihya ettirildi. Kutsal topraklarda daha birçok hayratı bulunmaktadır.

Ahmed Nureddin ve Mehmed Bedreddin ismini taşıyan ikiz çocuklarından birincisi 43 yaşında Paris'te sürgündeyken, ikincisi ise 2,5 yaşında bir hastalıktan ölmüştür. 

Kaynak: Mustafa Armağan, Osmanlının Mahrem Tarihi, Bilinmeyen Yönleriyle Osmanlı Padişahları


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×