Payitaht'taki casus Vemberi Efendi kimdir

Payitaht Abdülhamid dizisinin yeni sezonunda Güven Kıraç'ın canlandırdığı Vemberi Efendi karakterinin kim olduğu, gerçek hayatta yaşayıp yaşamadığı merak ediliyor. Peki Vemberi Efendi kimdir?

Payitaht'taki casus Vemberi Efendi kimdir
07 Aralık 2018 Cuma 14:35

Payitaht Abdülhamid dizisinin yeni sezon bölümlerinde yer alan ilginç karekterlerden biri Vemberi Amca ya da Vemberi Efendi oldu. Hemen hemen her türlü karanlık olaydan haberi olan, dönen bütün dolaplar hakkında bir şekilde bilgi sahibi olan Vemberi Efendi'nin kim olduğu merak ediliyor. 

Vemberi Amca ya da Vemberi Efendi'nin gerçek hayatta da yaşadığı biliniyor. Gerçek adı ise Arminius Vambery'dir.

Arminius Vambery 1832 yılında Macaristan'da doğmuş Macar asıllı bir Yahudi'dir. Bazı tarih kitaplarında "İngiliz Casusu" olarak tanımlansa da asıl mesleği Türkolog'dur. Adı Armin, Hermann ve soyadı Wamberger, Weinberger şekillerinde de yazılır.

Almanya’nın Bamberg şehrinden Macaristan’a göç etmiş dar gelirli bir Yahudi ailesinin çocuğu olarak Budapeşte’nin kuzeybatısındaki Dunaszerdahely’de doğdu. Malî sebeplerle tahsiline devam edemedi ve çeşitli işlerde çalışırken kendini yetiştirdi.

Güçlü hâfızası ve dil öğrenmedeki üstün yeteneği sayesinde daha yirmi yaşına gelmeden on altı dil konuşup on ikisinde yazabildiği hâtıralarından öğrenilmektedir. Yirmi yaşında Türkçe’yi öğrenen Vámbéry, özellikle Macarca’nın menşeinin Fin-Ogur dilleri mi yoksa -kendi inandığı gibi- Tatarca mı (Türkçe) olduğu konusu üzerinde durdu. Daha sonra Jósef Budenz gibi bilginlerce Macarca’nın Fin-Ogur dillerinden geldiği tesbit edilmiş, ancak Vámbéry, tezini bırakmak zorunda kalmasına rağmen Macarlar’ın menşeini Türkler’in teşkil ettiğine dair görüşü sebebiyle “pantürkizmin babası” olarak tanınmıştır.

Vámbéry, bir ara Viyana’da görüştüğü J. F. von Hammer-Purgstall’ın tavsiyesiyle 1857’de İstanbul’a gitti ve Macar asıllı İsmâil Paşa’nın (Kmetty) aracılığıyla Hüseyin Dâim Paşa’nın köşküne yerleşerek çocuklarına Fransızca öğretmeye başladı.

REŞİD EFENDİ ADI KULLANDI

Paşanın kendisine verdiği Reşid Efendi adını kullandı. 1858’de İstanbul’da ilk defa küçük bir Almanca-Türkçe sözlük yayımladı. 1859’dan itibaren bir yandan Hariciye nâzırlarından Sâdık Rifat Paşa’nın çocuklarına ders verirken bir yandan da Nuruosmaniye Medresesi’ne devam ederek İslâm inancını öğrendi, Arapça ve Farsça’sını ilerletti.

Bir süre Hariciye Nezâreti’nde tercümanlık yaptı. İstanbul’da kaldığı dört yıl içerisinde Orta Asya Türkleri’nin dilleri üzerindeki araştırmalarını sürdürdü ve Abuşka Lugatı’nın çevirisini tamamlayıp Macar İlimler Akademisi’ne gönderdi. 1861’de akademinin muhabir üyeliğine seçildi. 1863 Martında Macar İlimler Akademisi’nin sağladığı 1000 florinlik yardımla Orta Asya gezisine çıktı. İngiliz hükümeti için Ruslar’ın aleyhine casusluk faaliyetinde bulunduğu bu gezide önce Tahran’a uğradı; orada hacdan gelen bir Türk kafilesine katılıp Hîve, Buhara, Semerkant ve Herat’ı ziyaret etti. Geniş dil ve din bilgisiyle çok inandırıcı olduğu derviş kılığında yaptığı seyahatini başarıyla tamamlayıp aynı yılın kasımında geri döndü. Tahran’dan geçerken İran şahı tarafından iyi karşılandı ve bir nişanla ödüllendirildi. Oradan Londra’ya gitti ve Royal Geographical Society’de seyahatini anlatarak büyük ilgi topladı ve İngiliz basınında yer alan yazılarıyla gündemde kalmaya devam etti.

DÜNYANIN İLK TÜRKOLOĞUYDU

1865’ten itibaren Budapeşte Üniversitesi’nde konferansçı sıfatıyla görevlendirilen Vámbéry 1870’te yeni kurulan dünyanın ilk Türkoloji kürsüsüne profesör tayin edildi ve burada otuz beş yıl çalıştıktan sonra 1905’te emekliye ayrıldı. Tanınmış öğrencileri arasında Julius Germanus, Ignaz Goldziher, Ignácz Kúnos, Bernat Munkacsi anılabilir.

15 Eylül 1913 tarihinde ölen Vámbéry uzun süren meslek hayatında otuz sekiz kitap yazmış ve Türkoloji’nin en popüler temsilcisi sayılmıştır; özellikle İngiltere’de birçok makalesi yayımlanmıştır. Eserlerinin çoğunlukla Almanca, bazan da altı dilde birden neşredildiği görülmektedir. Önemli bir kısmı Türkler ve Türkçe’nin lehçeleri üzerine kaleme alınmış olan çalışmaları V. V. Barthold gibi ilim adamları tarafından küçümsenmişse de O. A. Soukhareva gibi bazılarının takdirini kazanmıştır. T. Zarcone, “Onun derviş kılığında yaşadığı dolaysız İslâm deneyimiyle yaptığı işe bugün hiç şüphesiz katılımcı antropoloji adı verilirdi” demektedir.

SULTAN ABDÜLHAMİD'E DANIŞMANLIK YAPTI

Türkler’i çok seven Vámbéry’nin bu sevgisi, Türkiye’de paşa konaklarında yıllarca misafir kalması ve özellikle II. Abdülhamid’e danışmanlık yaparak büyük bir servet kazanmasıyla da ilişkilidir. Nitekim Tunalı Hilmi’ye Türkler’in sayesinde ilim, şöhret ve servet sahibi olduğunu söylediği bilinmektedir.

İNGİLİZ CASUSLUĞU İDDİALARI

Tarihçi Mim Kemal Öke, Vambery'nin bir İngiliz ajanı olarak Osmanlı İmparatorluğu topraklarına sızdığını yazar. Osmanlı'nın son dönemlerinde yabancı casusların cirit attığı bir dönemde İstanbul'a gelen Vambery'nin Sultan Abdülhamid'in güvenini kazanarak yanına kadar sokulduğunu belirten, Mim Kemal Öke, kitabında "Gizli Belgelerle Abdülhamid Devri ve İngiliz Ajanı Yahudi Vambery.” alt başlık da oluşturmuş. 

Öke'nin kitabında anlattığına göre Vambery, İngiliz ajanı olarak ilk kez 1889’da II. Abdülhamid’le görüşüyor. Bu görüşmenin neticesinde Öke şu yorumda bulunuyor: “Vambery, II. Abdülhamid gibi vesveseli ve herkesten kuşkulanan, idaresi zor bir padişahın güvenini kazanmış tek yabancıydı.”

Gerçek hayatta da bir İstanbul aşığı olduğunu kitaplarında anlatan Vambery Efendi, İstanbul’daki günlerini çok iyi anlatıyor, kendisini evinde gibi hissettiğini, çok sevdiği bu ülkenin sıkıntılarına kayıtsız kalamayacağını ifade ediyor.

II. Abdülhamid ile Vambery’nin görüşmelerinde öne çıkan unsur İngiltere’nin Mısır politikasındaki değişikliktir. 1869’da Süveyş Kanalı’nın açılması ve 1882’de İngiliz askerlerinin Mısır’da görülmesi Osmanlı Devleti’nin İngiltere’ye bakış açısını değiştirmiştir. Abdülhamid, Mısır meselesini Vambery’ye şöyle açıklıyor: “Mısır hadisesi dururken ve bu iyi ilişkilere girmek istediğim hükümet bu davranışı ile beni tüm Müslüman dünyasında ve halkımın önünde gururumu kırmışken nasıl yaparım? Ben bu şekilde aşağılanmayı kabul edemem.” Abdülhamid, Vambery’e İngiltere’nin ikili oynadığını söylüyor. Vambery, II. Abdülhamid ile birkaç görüşmesinde ısrarla casus olmadığını, gönüllü olarak Türk-İngiliz ilişkilerini düzeltmeye çalıştığını ifade ediyor. Lakin Abdülhamid’in bu duruma inanmadığını gayet iyi biliyoruz.

VAMBERY'NİN GÖZÜNDEN SULTAN ABDÜLHAMİD

Vambery'nin kendi kaleminden Sultan Abdülhamid hakkındaki sözleri ise şöyle: “Padişahın zihinsel özelliklerine gelince, onu fazlasıyla zeki ve uyanık buldum. Hazırcevap olmasına rağmen, görüşlerini ancak inceden inceye düşünüp taşındıktan sonra danışmanlarının fikirlerini aldıktan sonra ifade eder. Türkçesi halk diline yakın olup, Osmanlıcanın inceliklerinden yoksundur. İslam’a tüm dikkatini veren ilk Osmanlı padişahıdır. Batı bilimlerinde ise eğitimi çok zayıftır. En ince ayrıntısına kadar Avrupa politikalarından haberdardır. O benim hayatımda tanıdığım en kurnaz Doğuludur.” 

Vambery’nin mektuplarında zamanla değişen bir dil var. Osmanlı Devleti’nin siyasal olarak iyice köşeye sıkışması ve Abdülhamid’in buna karşın bulmaya çalıştığı çözümler İngiltere aleyhine geliştikçe Vambery’nin üslubu giderek sertleşiyor. Abdülhamid’e açıkça şunları söylüyor: “Avrupa’nın imparatorluğunuzun şu ya da bu parçasını kapmak için sabırsızlandığı acı gerçeğini inkâr etmek gereksizdir. Fakat düşmandan düşmana fark vardır. Ehven-i şer prensibini temel alarak, bütün Avrupa güçleri arasında bir seçim yapmak zorunda kalsanız, inanıyorum ki size en az tehlikeli ve en fazla yararlı İngiltere olacaktır.” Vambery bu dönemde İngiltere’nin Almanya’ya Osmanlı Devleti’ni kendi aralarında bölüşme teklifi ile gittiğini ama Almanların bunu kabul etmediğini paylaşıyor. Ayrıca İngilizlerin doğuda bir Ermeni devleti kurarak, Rusların güneye inmesinin engellenmesi gibi bir politikası olduğunu belirtiyor. 1896’da ise Vambery amacına ulaşamayınca İngilizlere şunu söylüyor artık: II. Abdülhamid devrilmeli. İngilizler, Osmanlı Devleti’nin dağılmasını hızlandırıp, muhalefeti usulüne uygun bir biçimde desteklemeli. İngilizler politikasını aleni bir şekilde değiştirince Abdülhamid’in de tavrı sertleşiyor.

Vambery, Osmanlı ile ilgili gözlemlerini de paylaşıyor okurla. Abdülhamid döneminde ülkede ekonomik anlamda iyi bir ilerleme olmadığına, Türklerin çağdaş kültüre ayak uyduramadığına, Rumların ve Ermenilerin ekonomik ve siyasal anlamda hayatlarından memnun olduğuna, halkın önemli bir kısmının padişahı çok sevdiğine ama ondan izinsiz nefes alamadığına, istibdat rejimini kabul ettiğine, Türk aydınlarının da İngiltere’ye karşı öfkeli olduğuna ama Osmanlı’nın büyük bir savaşla yıkılacağına değiniyor.

Kitabın sonlarına doğru Vambery, Dünya Siyonist Örgütü’nü toplayanTheodor Herzl’in Abdülhamid’le görüşmesine ve ilişkilerinin ilerlemesine aracılık ettiğine değiniyor. 

VAMBERY EFENDİ'NİN ESERLERİ

Deutsch-Türkisches Wörterbuch (İstanbul 1858); Abuska: Csagatajtörök szogyüjtemény (1862); Travels in Central Asia (London 1864); Meine Wanderungen und Abenteuer in Persien (Pest 1867); Cagataische Sprachstudien (Leipzig 1867); Uigurische Sprach monumente und das Kutadku Bilik (1870); Geschichte Bucharas oder Transoxaniens (I-II, Stuttgart 1872); History of Bokkara (London 1873; Ar. trc. Ahmed Mahmûd es-Sâdâtî, Kahire 1965, Yahyâ el-Haşşâb’ın önsözüyle); Central-Asia and Anglo-Russian Frontier Question (London 1874); Der Islam im 19. Jahrhundert (Leipzig 1875); Etymologisches Wörterbuch der turko-tatarischen Sprachen (Leipzig 1878); Die primitive Cultur des turko-tatarischen Volkes (Leipzig 1879); Der Ursprung der Magyaren (Leipzig 1882); A. Vámbéry, His Life and Adventures by Himself (I-II, London 1883); The Coming Struggle for India (London 1885); Die Scheibaniade Sprachstudien, Ein özbekisches Heldengedicht (Muhammed Sâlih’in Şeybânînâme’sinin neşridir, Wien 1885); Das Türkenvolk in seinen ethnologischen und ethnographischen Beziehungen (Leipzig 1885, 1970); Der Zukunftkampf um Indien (1886); Hungary in Ancient (London 1890); Alt-osmanische Sprachstudien (Leiden 1901); Westlicher Kultureinfluss im Osten (Berlin 1906). Vámbéry, Ali Şîr Nevâî’nin Muhâkemetü’l-lugateyn’ini Macarca’ya (Nyelvtudmány Közlemények, I, Pesten 1862, s. 112-130), Seydî Ali Reis’in Mir’âtü’l-memâlik’ini İngilizce’ye (London 1899) tercüme etmiştir.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×