Halil Hâlid kimdir? - Payitahttaki Dayı karakteri

Halil Halid beyin başı bu kez dertte. Osmanlı İmparatorluğu'nun kayıp silahlarını Bulgaristan'daki Müslüman tebaaya gönderilmesine neden olan hainler Halid'i zor durumda bıraktı. Halil Halid tarih kitaplarının kendisinden Osmanlı aydını olarak söz ettiği, Payitaht Abdülhamit dizisinde farklı bir kimlikle karşımıza çıkan kişidir. Payitaht Abdülhamid dizisinde Dayı lakabıyla yer alan Halil Halid, Osmanlı'nın Payitaht'taki gözü kulağı olmuş durumda. Ancak dizideki Halil ile gerçekte tarih kitaplarının sözünü ettiği Halil aynı kişi olup olmadıklarından çok emin değiliz. Çünkü, tarih kitaplarında geçen Halil, bir dönem Sultan Abdülhamid'in muhalifi ve aydın kimliğiyle tanınan biri. Dizide rol verilen Halil ise İstanbul yer altı dünyasıyla mücadele eden, bileği ve yüreği kuvvetli kara yağız bir adam. Teşkilat-ı Mahsusa'nın bir numaralı ismi, sadece Abdülhamit'ten emir alan bir devlet adamı. Tarih kitaplarında sözü edilen Halid'in hayat hikayesi şu şekilde:

Halil Hâlid kimdir? - Payitahttaki Dayı karakteri
14 Aralık 2018 Cuma 20:00

Halil Halit Bey Osmanlı aydınlarının batıya karşı en haraketli hayatı olan isimlerindendir. Halil Halid bey ya da Halil Halid paşa TRT 1 ekranlarında izleyiciyle buluşan Payitaht Abdülhamit dizisinde bir kez daha canlandırılıyor. Oyuncu Gürkan Uygun'un canlandırdığı Halil Halid karakterinin gerçekte kim olduğu merak ediliyor. Halil Halid bey ile ilgili tarihi bilgiler ve detaylar haberimizde. Halil Halid Bey, Türkiye'de pek tanınmayan bir isim olmasına rağmen, Kuzey Afrika ve İngiltere'de tanınan bir isimdir. Siyasi kimliğinin yanı sıra İslam dünyasında ilmi yönü ile de tanınır. İngiltere Cambrige Üniversitesi'nde ders veren ilk Osmanlı bilim adamıdır.

Halil Halit, İngiltere'de hocalık yaptığı dönemlerde, İngiltere'nin Osmanlı Devleti'ne karşı yürüttüğü politikaları şiddetle eleştirmekle birlikte Müslümanları emperyalist emellere karşı uyarmıştır. İngiltere'nin Mısır'ı işgal etmesine, Avusturya'nın Bosna Hersek'i ilhak etmesine en sert tepkiyi yazılarıyla gösterenlerden biri Halid Bey'di. Halid'in hassas olduğu konulardan biri de İslam toplumlarının batılılaşmaya kendilerini kaptırmaları, İslam medeniyetinden hızla uzaklaşmaya başlamalarıydı. Milliyetçiliğin Müslümanlar için tehlikeli bir cereyan olduğunu söyleyen Halil Halil, batı ile mücadele de Müslümanların birlik içinde hareket etmeleri gerektiğini vurgulamaktaydı.

Halil Halid, ne pahasına olursa olsun Osmanlı Devleti'nin yaşaması gerektiğine inanır. Sömürgecilikle mücadele etmenin tek yolu Türk, Kürt,  Arap, Çerkes,  Boşnak, Arnavut Müslümanlarının bu şemsiye etrafında birleşmelerinin şart olduğu yoksa, Müslüman toplum diye bir topluluğun kalmayacağını, Mekke, Medine, Kudüs, İstanbul, Kosova, Meşhed ve Musul'un birer sömürge toprağı haline geleceğini vurgulamıştır.

Halid, Avrupa'ya giden Müslüman öğrencilerle de yakından ilgilenerek, onların yabancılaşmamı için dönemin hükümetine bir proje sunmuş, fakat bu proje İttihatçı hükümet tarafından gericiliği teşvik ettiği gerekçesiyle kabul edilmemiştir.

Halid, Orta Asya'dan  Çankırı'ya göç eden bir ailenin çocuğu olarak 1869'da doğmuştur. Küçük yaşta babasını kaybedince amcası  Mehmet Tevfik Efendi ile önce Ankara'ya sonra İstanbul'a gelir. Bir süre rüştiye okuluna devam ettikten sonra Küçük Ayasofya Camii medresesine kaydını yaptırır ve beş yıl sonra bu medreseden icazetname alır. Yeni Osmanlılarla görüşmesi hafiye takibine uğramasına neden olur  ve 1894'de İngiltere'ye gider.  Fakat İngiltere'de Jön Türklerin çalışmalarından rahatsız olur ve Abdülhamit'e bir mektup yazar. Londra'daki Osmanlı elçiliği Halil Hamid'le temas kurarak İstanbul'a dönmesi durumunda affedileceği ve kendisine yardım edileceği taahhüt edilir.

İstanbul'a gelen Halil Halid, umduklarını bulamaz, Abdülhamit'le görüşmek ister ama görüşme isteği saray tarafından reddedilir. Halil Hamid, büyük bir hayal kırıklığı yaşayarak tekrar İngiltere'ye gider. Geçimini sağlamak için Londra'da Selim Faris'in çıkardığı Hürriyet gazetesinde yazı yazmaya başlar.

İslam dünyası ve Müslümanların sorunlarıyla ilgili yazdığı yazılar, gazetenin sahibi ve başyazarı Salim Faris'in tepkisini çeker ve kendisinden Abdülhamit'i eleştiren yazılar yazması istenir. Halid bu teklifi reddeder ve gazeteden ayrılır. Çünkü ona göre mesele Abdülhamit değildir. Resmin tamamını görmek gerektiğini, Avrupalıların İslam dünyasını sömürgeleştirmek için çalıştıklarını, Tanzimat, Islahat, Meşrutiyet, demokrasi, özgürlük gibi fikirlerin arkasında başka niyetlerin olduğunu Hindistan'da Müslümanların çıkardığı bir gazeteye yazar.

Halil Halid bu düşüncelerinden Abdülhamit haberdar olur ve Bab-ı Ali tarafından İngiltere konsolos yardımcılığına atanır. Fakat Osmanlı'nın İngiltere baş konsolosu Antopolu Paşa'nın İngiltere hükümeti ile girdiği ilişkiden rahatsız olarak görevinden istifa eder. Görevde kaldığı süre içerisinde Abdülhamit'e İngilizlerin Ortadoğu ve Balkan politikaları üzerine iki rapor hazırlar.

Bir şarkiyatçı dostunun yardımıyla Cambrige Üniversitesi'nde Türkçe hocalığına başlar ve bu görevini 1897'den 1911'e kadar sürdürür. Üniversite'de ders veren ilk Osmanlı vatandaşı olur ve "Üstad-ı Ulum" unvanını alır. Bu görevi sırasında Avrupalıların İslam dünyası üzerine yaptıkları sosyal ve kültürel politikaları inceler ve sultan Abdülhamit'e bu politikalarla ilgili mektuplar yazar. Mısır, Sudan ve Cezayir'e seyahatlerde bulunur. Sudan hatıratı adlı eserinde Hartum ile Darfur arasındaki etnik çatışmaların gereksiz olduğunu Afrika kökenli Fur ve Arap kabilelerin birbiriyle savaşmak yerine emperyalizme karşı mücadele etmeleri gerektiğini 1905'de belirtir. Mısır'daki Müslümanların dini ve sosyal faaliyetlerde bulunması için dernekler kurmaları gerektiğini Ezher'in gücünü kaybettiğini ileri sürer. Cezayirli Müslümanların Fransızlarla mücadele ederken diğer emperyalist devletlerden yardım almamalarını İslam dünyası ile yakınlaşarak kendi öz kaynakları ile mücadele etmeleri gerektiğini açıklar.

İngiltere'de bir cami açılması için girişimlerde bulunur, caminin inşaatına başlanır ama İngiliz hükümeti camiyi kapatır ve yardımlara el koyar. Bu olay üzerine görevinden istifa eder ve kaçırdığı paralarla önce Mısır'a gelir ve yardım parasını Kahire'de yapılan bir camiye verir.

Said Halim Paşa'nın teklifi üzerine İstanbul'a gelir ve İttihat ve Terakki'nin Ankara mebusu olarak meclise girer. İttihatçılarla görüş ayrılığına düşmesi üzerine Said Halim Paşa tarafından Bombay Başkonsolosluğuna atanır. İngiltere, Halil Halid Beyin "Pan-İslamist faaliyetleri"nin rahatsızlık verici olduğunu Bab-ı Ali'ye iletir. İstanbul hükümeti Halid'i I. Dünya Savaşı'nı bahane ederek geri çağırır ve Darulfünun'a muallim olarak atar.

Yıllarca Avrupa’da kalmasına rağmen Osmanlı Devleti’nin ve Müslüman Doğu toplumlarının meselelerine karşı duyarlılığından hiçbir şey kaybetmemiş ve Avrupalı güçlerin Osmanlı Devleti’ne karşı her alanda tehditlerini yoğunlaştırdıkları bir dönemde kaleme aldığı etkili yazılarıyla bu saldırılara karşı müdafaalarda bulunmuştur. Bir taraftan Batı kamuoyunda Osmanlı Devleti ve Müslümanların yoğunlukla yaşadığı yerlere karşı oluşturulan menfi propagandalarla mücadele ederken, diğer taraftan da Batılıların Doğu toplumlarına yönelik emperyalist hedeflerine dikkat çekmiştir. Üstelik bunu İngiltere’de, İngilizce olarak kaleme aldığı kitap, makale ve gazete yazılarıyla yapar.

Boykot kelimesiyle Osmanlı’yı tanıştırdı

Boykot kelimesiyle Osmanlı toplumunu tanıştıran isim olmasının yanında Avusturya’nın Bosna-Hersek’i işgal etmesi üzerine bu ülkeye karşı başlatılan boykotun da öncülerinden olur.

Günümüzde de tezahürlerini bütün sıcaklığı ile müşahade ettiğimiz; medeniyet götürme iddiası, insan hakları ihlallerini önleme gibi gerekçelerin, Batılı sömürgeci devletler tarafından en çok kullanılan işgal yöntemlerinden olduğuna daha 20. yüzyılın başlarında dikkat çeker. Doğu toplumlarına, bu tür oyunlara gelinmemesi konusunda tavsiyelerde bulunur ve alternatifler kurtuluş yolları sunmaya çalışır.

Osmanlı’da ayrılık hareketlerinin önüne geçmeye çalıştı

Hâlid Bey’in şiddetle karşı koymaya çalıştığı hususlardan birisi de Müslüman toplumlar arasında yaygınlaştırılmaya çalışılan milliyetçilik cereyanıdır. 1912’de “Türk ve Arap” adlı risaleyi kaleme alarak ayrılık hareketlerinin önüne geçmeye çalışır. Ona göre bu akım özellikle Osmanlı Devletinin varlığını tehlikeye atacaktır. Bu sebeple Batı’ya karşı son direnç noktası olarak gördüğü Osmanlı Devleti’nin yaşatılması için çok çaba sarf edecektir.

Türkler ve Arapların siyasi hedeflerini Batı karşısında birleştirmeleri gerektiği üzerinde ısrarla durur. Ona göre iki milletin birlikteliği sömürgecilik karşısında bir direnç noktası oluşturabilecektir. Ancak tarihî gelişmeler onun istekleri doğrultusunda değil de aksi istikamette bir seyir izler. I. Dünya Savaşı başladıktan sonra Arapların ayrılık girişimlerine şahit olur, ancak yine de ümidini yitirmez.

Hayatının son yıllarını hayal kırıklığı ve kırgınlık içinde geçirir

Savaş süresince Avrupa ülkelerini dolaşarak, İtilaf devletlerinin Doğu’da uyguladıkları haksız ve emperyalist politikaları tüm dünyaya duyurmaya çalışır. Mesela 1919 yılında Bern şehrinde toplanan Sosyalist Enternasyonal’e katılarak Müslüman Doğu toplumlarına uygulanan haksızlıkları dile getirir. Bu tebliğ İngilizce ve Fransızca olarak bastırılır.

Hâlid, Osmanlı Devleti’nin çöküş sürecinde gerçekleşen birçok gelişmeyi önceden tahmin ederek, uyarılarda bulunmaya çalışır ancak uyarıları yeterince karşılık bulmaz. Savaş sona erdiğinde korumak için çabaladığı birçok değerin yok olduğunu gördüğünden hayatının son yıllarını hayal kırıklığı ve kırgınlık içinde geçirir.Halil Halid

Gerçekleşmesini arzu ettiği tezlerin çoğu gerçekleşmemiş olsa da, onun Batı dünyasına dair yaptığı değerlendirmelerin ve getirdiği eleştirilerin günümüz gelişmeleri ışığında gözden geçirilmesi durumunda güncelliğinden fazlaca bir değer kaybetmediği anlaşılır.  Ufkunu görmek bakımından Cumhuriyetin ilanından sonra kaleme aldığı son eserinde (Türk Hâkimiyeti ve İngiliz Cihangirliği, 1925), Türkiye’nin sınırlarının ötesinde kalan dünya Müslümanlarıyla turizm, ticaret ve eğitim sahalarında işbirliği yapılması teklifinde bulunur. Ona göre bu ülkeler arasında öğrenci değişimleri yapılmalı, dünya Müslümanlarının yoğunlukla konuştuğu üç büyük dil (Arapça, Türkçe, Farsça) en azından konuşup anlaşabilecek kadar öğretilmelidir. Bugün dahi bu anlamda bir işbirliği sağlanamadığı göz önünde tutulursa yaptığı tekliflerin önemi daha iyi kavranır.

Eserleri Arapça ve Urducaya da çevrilen yazarın, diğer Müslüman memleketlerde “kadr u kıymeti” bilinse de kendi öz memleketinde kadri bilinmemiştir. Yakın dostu Abdülhak Hâmid’e göre “Halil Hâlid Bey eğer istemiş olsa, mânen olduğu gibi bugün maddeten de aksâ-yı meratib ve menâsıbda bulunur ve o zaman memleketine daha mühim hizmetler ibraz etmiş olurdu.” Abdülkah Hamid Bey, bu tespiti yaptıktan sonra onun “meratib ve menasıbda” geri kalış sebebini de “şahsiyet ve haysiyetinden fedakârlık” edemeyişi ile açıklar. Halil Hâlid Bey, şahsiyetinden fedakârlık etmeyişi, riyadan uzak duruşu ve titizliği sebebiyle ömrünün sonuna kadar sıkıntı çeker. Yine A. Hamid’in deyimiyle o hak ettiği mükâfatı “yalnız kendi vicdanında” görür.

ÖZETLE HALİL HALİD BEY'İN HAYATI

Horasan’dan gelerek Çankırı’ya yerleşmiş bir ulema ailesine mensuptur. Büyük dedesi Halvetî-Şabanî tarikatının Çerkeşî kolunun kurucusu olan Mustafa Efendi’dir (1743-1814). Aynı şekilde dedesi Osman Vehbi Efendi ile amcası Mehmed Tevfik Efendi de ulemadandır. 

Halil Hâlid Bey, 1869 yılında Ankara’da dünyaya gelir. Babası Ahmed Refi Efendi, annesi ise Refika Sıdıka Hanım’dır. Dokuz yaşındayken babası vefat eder. Amcası Tevfik Efendi, terbiyesiyle bizzat ilgilenebilmek için yeğenini kendi yanına alır. İstanbul’a giderken Halil Hâlid’i de -eğitimine devam etmesi için- yanında götürür.

Önce Küçük Ayasofya Camii’ne bağlı medreseye, ardından da hukuk mektebine devam eder. Baroda staj yapmakta olduğu dönemde Ebuzziya Tevfik Bey’le tanışır. Yazı yazmaya merakı burada ortaya çıkar. Ebuzziya’nın yazıhanesinde tanıştığı bazı Avrupalı gazetecilerle tanışır. Yabancı gazetecilerle görüşmesi, üstelik bir de Pera’ya yerleşmesi hafiyelerin dikkatini çeker. Bunun üzerine radikal bir karar alır ve İngiltere’ye kaçar.  

1897’de Cambridge Üniversitesine Türkçe hocası olarak tayin edilir. Aynı yıl Osmanlı Devleti’nin Londra konsolos yardımcılığına getirilir. 

1904 yılında Cambridge Üniversitesini temsilen Cezayir’de toplanan Şarkiyatçılar Kongresi’ne katılır.

1912’de Ankara milletvekili seçilmesi üzerine Türkiye’ye döner.

I. Dünya Savaşı yıllarında Almanya’ya giden heyetin içinde yer alır (1915).

Bu dönemde Avrupa’yı dolaşarak İngiliz emperyalizminin aleyhinde çalışmalar yürütür.

1922’de Edebiyat Fakültesinde başladığı hocalığını daha sonra İlahiyat Fakültesinde devam ettirir.

Mısır’dan dönüşünün ertesi günü 29 Mart 1931’de vefat eder.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×