Cumhuriyet gazetesi davasının gerekçeli kararı açıklandı

- Gerekçeli karardan: (3) - "15 Temmuz darbe girişiminden hemen önce gazetede yer alan haber ya da köşe yazılarının dışında, darbe girişiminden hemen sonra gazetenin tavrı ve yaklaşımının, vakıf senedinde belirtilen basına ilişkin tüm mevzuat hükümlerinin kapsamında yer alan 'kamu düzeninin sağlanması, ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu güvenliğinin korunması' ilkelerine net bir şekilde aykırılık oluşturmaktadır" - "Fetullah Gülen'in açıklamasının logo üzerinde yer alması şeklinde olan yazı ve anlatımlar, Fetullah Gülen'i mutlak doğru ve masum kabul eden referans alan bir tavır sergilemektedir" - "15 Temmuz 2016 tarihinden sonra bile artık darbe girişiminin bu şahıs ve örgütüyle ilişkisi net olarak ortadayken gazete, Gülen'in aleyhine olacak şeyleri yine net bir şekilde ortaya koymaktan kaçınarak ve fakat devleti halkı ve güvenlik güçlerini kaosa yatkın olmak ile suçlayarak sürdüregeldiği bu yardımsever tavrını devam ettirmiştir" - "Bu durum, Cumhuriyet gazetesi gibi temelini laiklik, devletin bütünlüğü ve aydınlanmacı yaklaşımdan alan bir gazete yönünden sarsıcı ve dikkat çekicidir. Bu çelişki gazetenin bu haber ve yazılarının yardım kavramı çerçevesinde delil olması gerektiği sonucuna mahkemeyi götürmüştür" - "Cumhuriyet gazetesi, İlhan Selçuk döneminde ve öncesinde gösterdiği toplumsal reflekslerinin yerini terör örgütlerinin yayın organlarıyla paralel yayınlara bıraktı" - "(Reyhanlı patlamasıyla ilgili 'Katiller' başlığı) Gazete 15 Temmuz sonrasında ülkeyi emperyalist güçlerin egemenliği altına sokma girişiminde bulunan FETÖ'cü grubun gerçekleştirdiği darbe girişiminde birçok şehidimiz olmasına rağmen bu denli çarpıcı başlıkla çıkamamıştır"

Cumhuriyet gazetesi davasının gerekçeli kararı açıklandı
12 Haziran 2018 Salı 13:28

İSTANBUL (AA) - Cumhuriyet gazetesi yönetici ve yazarları hakkında açılan, firari sanıklar gazetenin eski genel yayın yönetmeni Can Dündar ve İlhan Tanır ile aralarında Akın Atalay ve Ahmet Şık'ın da bulunduğu 20 sanık hakkındaki davanın gerekçeli kararında, darbe girişiminden hemen sonra gazetenin tavrı ve yaklaşımının, vakıf senedinde belirtilen basına ilişkin tüm mevzuat hükümlerinin kapsamında yer alan "kamu düzeninin sağlanması, ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu güvenliğinin korunması" ilkelerine net bir şekilde aykırılık oluşturduğu belirtildi.

İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi'nce hazırlanan 269 sayfalık gerekçeli kararda, iddianame, suçlamanın kapsamı, Cumhuriyet gazetesinin yapısı ve vakıf senedi ile sanıkların gazetedeki görevleri özetlendi.

Sanıkların "gazetecilik yargılanamaz" savıyla savunma yaptıkları belirtilen gerekçeli kararda, dünyanın herhangi bir yerinde en demokratik olduğu bildirilen yerlerde bile basının tüm kurallardan bağımsız olduğu ve basına sınırsız bir özgürlük tanındığının söylenemeyeceği, gazetecilerin kurallardan bağımsız olmadığı ve "gazetecilik yargılanamaz" savının yasal zeminde karşılık bulmadığı ifade edildi.

Açılan davada sadece sanıkların FETÖ/PDY'ye yardım nedeniyle suçlandıkları yolunda bir ön plana çıkış olduğu hatırlatılan kararda, sanıkların lehine yardımda bulunulan tek örgütün FETÖ olmadığı, kısa kararda da belirtildiği üzere PKK ve DHKP/C terör örgütlerine yardımın da bu davada suçlama konusu olduğu ve sanıkların mahkumiyetine sebebiyet olarak yer aldığı aktarıldı, söz konusu örgütlerin yapısı özetlendi.

Gerekçeli kararda, esasen sanıklara yöneltilen suçlamanın ana omurgasını oluşturan hususun, iddianamede de yer aldığı gibi "gazeteye terör örgütlerinin iradelerinin nüfuz etmesi" olduğuna dikkat çekilerek, şunlar kaydedildi:

"Yani gazete yönetiminin sanıklar tarafından oluşturulup gazete haber sisteminin yönlendirilmesiyle terör örgütlerine yardım da bulunulduğu katkı sağlandığı noktasıdır. Bir gazetenin ne şekilde terör örgütleri tarafından kamuoyu oluşturmak, argümanlarını dikte etmek, kendini legalize etmek ve siyasete etki etmek için kullanılabileceği müstakil bir başlık altında anlatılmıştır. İddianamede, 'sanıkların gazetede kendi istedikleri otokontrol sistemini sağlamak üzere ilk önce gazetenin yapısal yönüyle ilgili harekete geçerek vakıfta çoğunluğu ele geçirdikleri, ardından genel yayın yönetmeninin değiştirildiği, kadronun şekillendirildiği ve bu şekilde gazetenin kendi özünden, bağımsız bir şekilde eski ilkelerinden ve vakıf senedindeki ilkelerden farklı bir biçimde çelişkiler oluşturacak şekilde yayın yapmaya başladığı' belirtilmiştir. Artık bunun birçok kişi tarafından dile getirilir olması Cumhuriyet okurlarının tepkisel yaklaşımlarının bu durumu desteklemesi ve dahası gelinen noktada gazetenin 15 Temmuz darbe girişimine zemin hazırlayan ana çerçevede yer alması, bu davada 'FETÖ/PDY yöneticiliği' suçundan hakkında dava açılan Ahmet Kemal Aydoğdu isimli sanığın, Cumhuriyet'in yayınları içerisinde yer alması gibi hususlar, temel çıkış noktaları olarak görülmektedir."

- Değerlendirmeye alınan deliller

Kararda, mahkemece sanıklar yönünden, değerlendirmeye alınan deliller de şöyle sıralandı:

"Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulunun oluşumuna yönelik tartışma, MİT tırları haberleri ve bu haberlerin ne anlama geldiği, Cumhuriyet Savcısı Selim Kiraz'ın şehit edilmesi olayı çerçevesinde gazetenin izlediği yöntem ve yol, 15 Temmuz darbe girişimi aşamasında yer alan haberler, PKK yöneticileriyle yapılan mülakatlar ve haberlerin verilme şekilleri, Özcan Şişman beyanlarına ait haber, İlhan Tanır'ın Cumhuriyet gazetesine gelişi, Fetullah Gülen'i öne çıkaran yaklaşım ve yazılar, gazetenin İlhan Selçuk döneminde ve öncesinde göstermiş olduğu toplumsal reflekslerin yerini terör örgütlerinin yayın organlarıyla paralel yayınlara bırakması, gazetede yer edinen Fuat Avni haberleri, 'Jeansbiri' isimli hesap kullanıcısına ait paylaşımların gazetede yer bulması, Cumhuriyet Gazetesi Okurları Platformu (CUMOK) kavramı ve süreçte tepkisi, iddianamede yer alan bir takım haber ve yazıların delil olma özelliği, bazı sanıkların ByLock kullanıcılarıyla olan telefon trafiği, mahkemeye İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gönderilen 31 Ekim 2017 tarihli belge (Osman Kavala dijital raporu) ve 15 Temmuz darbe girişimi aşamasında, 'Yurtta Sulh Konseyi' tarafından TRT'de okutturulan bildiri kapsamındaki bazı olaylar ve ibarelerin delillerle örtüşen ve tesadüfü aşan değerlendirmesi."

15 Temmuz darbe girişiminden hemen önce gazetede yer alan haber ya da köşe yazılarının dışında darbe girişiminden hemen sonra gazetenin tavrı ve yaklaşımının, vakıf senedinde belirtilen basına ilişkin tüm mevzuat hükümlerinin kapsamında yer alan "kamu düzeninin sağlanması, ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu güvenliğinin korunması " ilkelerine net bir şekilde aykırılık oluşturduğu belirtilen kararda, 14 Mart 2015 tarihinde Ahmet Şık'ın PKK yöneticisi Cemil Bayık ile yaptığı röportajda, PKK ve KCK'nın temel tezlerinin ileri sürülüp desteklendiği açıklamalara yer verildiğinin açıkça görüldüğü aktarıldı.

- İlhan Tanır'ın Cumhuriyet gazetesine gelişi

Gerekçeli kararda, İlhan Tanır'ın darbe girişiminden sonra FETÖ ile iltisaklı olduğu gerekçesiyle KHK kapsamında kapatılan "haberdar.com" isimli internet sitesinin Washington temsilciliğini yürüten kişi olduğuna dikkat çekilerek, bu kişinin gazeteye gelişinin, yine bir çok konuda "yardım" kavramını destekleyen haber ve manşetlerin kullanılmasında başaktör olan Can Dündar'ın gazeteye gelişiyle zaman yönünden paralellik gösterdiği, gazetenin karar organı olan vakfın editöryal ve haber patronlarının Tanır'ın yaklaşımını bilerek gazetede yer verdikleri, dahası birçok haberinin gazetede yer bulduğu ve bu durumun gazetenin vakıf senedindeki ilkelerle bariz çelişki oluşturduğu kaydedildi.

- Gülen'in açıklamasının logo üzerinde yer alması

Gazetede FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'i öne çıkaran yaklaşım sergilendiği ve yazılar yazıldığı da belirtilerek, şu değerlendirme yapıldı:

"Gerek Akın Atalay gerek Murat Sabuncu gerek Aydın Engin gibi sanıkların sosyal medya paylaşımları, Hikmet Çetinkaya'nın Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'na yakın duruşu ve yazıları, Can Dündar'ın 24 Aralık 2013'de yazdığı, 'Piyonlar devrildi' başlıklı yazıda yaptığı atıf, duruşmada da çokça üzerinde tanık beyanları ve görsel sunumlarda durulduğu üzere Gülen'in açıklamasının logo üzerinde yer alması (23 Mayıs 2015) şeklinde olan yazı ve anlatımlar, Fetullah Gülen'i mutlak doğru ve masum kabul eden referans alan bir tavır sergilemektedir. Nitekim 15 Temmuz 2016 tarihinden sonra bile artık darbe girişiminin bu şahıs ve örgütüyle ilişkisi net olarak ortadayken gazete, Gülen'in aleyhine olacak şeyleri yine net bir şekilde ortaya koymaktan kaçınarak ve fakat devleti halkı ve güvenlik güçlerini kaosa yatkın olmak ile suçlayarak sürdüregeldiği bu yardımsever tavrını devam ettirmiştir.

Bu durum Cumhuriyet gazetesi gibi temelini laiklik, devletin bütünlüğü ve aydınlanmacı yaklaşımdan alan bir gazete yönünden sarsıcı ve dikkat çekicidir. Bu çelişki gazetenin bu haber ve yazılarının yardım kavramı çerçevesinde delil olması gerektiği sonucuna mahkemeyi götürmüştür."

- Gazetenin başlıklarındaki farklar

Gerekçeli kararda, Cumhuriyet gazetesinin İlhan Selçuk döneminde ve öncesinde gösterdiği toplumsal reflekslerin yerini terör örgütlerinin yayın organlarıyla paralel yayınlara bıraktığı da belirtilerek, gazetenin 12 Mayıs 2013 tarihli sür manşetinin "Katiller " şeklinde olduğu, bu haberin Reyhanlı'daki patlama üzerine 43 vatandaşın hayatını kaybetmesi üzerine yapıldığı, haberde terörün çarpıcı bir biçimde verildiği ve lanetlendiğine dikkat çekildi.

"Dikkat çekilmesi gereken bir husus da bu denli önemli bir olayda bile logo en üsttedir, oysa aynı gazete 15 Temmuz sonrasında ülkeyi emperyalist güçlerin egemenliği altına sokmak girişiminde bulunan FETÖ'cü grubun gerçekleştirdiği darbe girişiminde birçok şehidimiz olmasına rağmen bu denli çarpıcı başlıkla çıkamamıştır." ifadesinin yer aldığı kararda, Cumhuriyet gazetesinin FETÖ'nün yayın organlarına (Zaman, Samanyolu TV) ne kadar yaklaştığını gösteren bir hususun da artık FETÖ kumpası olduğu netlik kazanan Ergenekon ve Balyoz davaları sürecindeki mesele olduğu aktarıldı.

- "Gazete, PKK, KCK ve hatta DHKP/C'ye övgüler dizer hale geldi"

Gazetenin 6 Ağustos 2013'teki sür manşetinin "Adalet eliyle siyasi intikam" başlığı olduğu anımsatılan kararda, haberde Ergenekon davasındaki cezaların eleştirildiği belirtildi.

Kararda, "Oysa FETÖ tarafı Ergenekon'un destekçisi ve yaratıcısıdır. Buna karşın 18 Aralık 2013 tarihinde, 17 Aralık olaylarına atıf yapılarak gazete, 'Cemaat şah dedi' başlığıyla haber yayınlamıştır. 17 Aralık süreci de takipsizlikle sona ermiştir. 22 Ekim 2009 tarihinde Cumhuriyet gazetesi Türkiye'ye giren PKK'lıların serbest bırakılmasını alıntılar yaparak hukuksal anlamda eleştirel bir yapı sergilemiştir. Aynı Cumhuriyet sonrasında, objektif olmanın ötesinde PKK-KCK'ya ve hatta DHKP/C'ye övgüler dizer hale gelmiştir." ifadelerine yer verildi.

Mahkemeye İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 31 Ekim 2017 tarihli bir belge gönderildiği hatırlatılan kararda, evraktaki dijital çözümlemeye göre 4 Eylül 2016 tarihinden itibaren Kavala'nın Can Dündar ile iletişiminin olduğu, bu iletişimin iddianamenin kabul edildiği tarih sonrasında da devam ettiği ve iletişimin mevcudiyetinin Kavala'nın soruşturmaya uğrama gerekçesi yönünden önemli olduğu anlatılarak, "Kavala hakkındaki soruşturmanın temelinde FETÖ dahil diğer terör örgütlerinin de maddi olarak fiziki olarak etki ajanlığı ve sosyal medya paylaşımlarıyla desteklediği, Gezi olaylarıyla irtibatlandırma ve darbe girişiminin planlayıcısı olduğu bildirilen yabancı uyruklu bir şahısla yoğun telefon trafiğinin şüphe yaratması söz konusudur. Onun dışındaki ayrıntıları iddianamemizin kabul tarihi sonrasına karşılık geldiği için delil olarak yer almayacaktır." denildi.

Tanık beyanları, sanıklara yöneltilen suçlamalar, aleyhlerindeki deliller, sanık ve avukatlarının savunmaları ile savcılık mütalaasına yer verilen gerekçeli kararda, şunlar kaydedildi:

"Terör örgütlerine yardım kapsamı içinde ya da karşılığında gazetenin ve iştiraklerin mali yapısının bozulması yönünden aleyhe bir delil elde edilememiş ise de gazetenin bu örgütlere ve amaçlarına hizmet eden yardım eylemi çerçevesinde önce buna ilişkin altyapıyı oluşturmak için gazetedeki yönetim kadrosunun oluşturulması, gazete ile özdeş sayılamayacak genel yayın yönetmeni ya da muhabirlerin gazeteye transferi, bu dramatik değişikliğin tepkisel ortaya konuluşlarına karşı sessiz kalınması ve nitekim gazetenin senette yer alan yayın ilkeleri ile taban tabana zıt hareket eden örgüt ve yayın organlarıyla aynı manşette buluşması noktasına gelinmesi birlikte değerlendirildiğinde, açıklanan tüm delillerden ve her bir sanığın bireysel durumunun irdelenmesi aşamasında yer aldığı üzere, 'terör örgüt üyesi olmaksızın yardım' unsurlarının oluştuğunun kabulü ile sanık Ahmet Kadri Gürsel'in mahkumiyeti dışında takdiren oy birliğiyle hüküm kurulmuştur."

(Bitti)


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×