Doğu Ekspresi'nde cinayet katili kim, cinayeti kim işledi?

Doğu Ekspresi'nde cinayet katili kim, ünlü polisiye romanından esinlenerek çekilen filmde katilin kim olduğu hep merak edilir. Katilin kim olduğu konusu bir karmaşık bir durum. Bu nedenle, aşağıdaki metni iyice okuyarak hem filmin hikayesi hem de katili öğrenebilirsiniz.

Google Haberlere Abone ol

Doğu Ekspresi'nde cinayet katili kim, cinayeti kim işledi? Başta şunu söylemekte fayda var; katilden ziyade cinayetin nedeni daha önemli. Dünyaca ünlü bir edebiyatçının Türkiye'de geçen bir olayı polisiye romanında işlemesi uzun zamandır Türk okurunun ilgisini çekiyordu. Romanın filmi de çekilince konu da bir ilginç olmaya başladı. Polisiye romanların efsane ismi olan Agatha Christie’nin Türkiye’de yazdığı roman olan Doğu Ekspresinde Cinayet romanı okurlara kusursuz bir cinayet planı sunuyor. Doğu Ekspresi'nde cinayet katili kim, cinayeti kim işledi?

Agatha Christie 1933 yılında Türkiye’yi ziyaret etmiş ve burada gördüklerinden etkilenecek İstanbul’daki Pera Palas Otel’de İstanbul’dan Londra’ya kadar giden Doğu Ekspresi’ni kullanarak Doğu Ekspresinde Cinayet kitabını yazmıştır.

Doğu Ekspresi'nde cinayet katili kim
Doğu Ekspresi'nde cinayet katili kim

 

Her zamanki gibi kitabın ana kahramnı olan ünlü dedektif Hercule Poirot İstanbul’u ziyaret etmiş ve acil olarak geri dönmesi gerekmektedir. Trenin sahibi olan Bay Bouc yakın arkadaşıdır. Tren’in özel bölümünde hiç yer yoktur fakat Bay Bouc’un ısrarı üzerine Poirot’a yer açılır ve böylece Poirot da trende yolculuk eder.

Poirot’un trende olduğunu gören zengin Bay Rachett ona iş teklifinde bulunur. Son zamanlarda oldukça fazla ölüm tehditleri almaktadır ve Poirot’dan onu koruması ve mektupların kaynağını bulmasını ister. Fakat Poirot bu tarz basit davaları kabul etmez ve adamı ret eder. O gece Poirot’un uykusunu bölen bir dizi olay yaşanır. Bay Rachett kabus görmüş ve yardım zilini çalmıştır, biri kompartımanında birini gördüğünü şikayet etmiş, birisi gürültülü olarak lavaboya kullanmaya gitmiştir. Sonunda gürültüler durur ve Poirot uyuyabilir.

Doğu Ekspresi'nde cinayet katili kim
Doğu Ekspresi'nde cinayet katili kim

 

Sabah olduğunda kimse Bay Rachett’e ulaşamaz. Kompartıman kapısı açıldığında Bay Rachell’in cesedini bulurlar. Bunun üzerine Bay Bouc Poirot’dan olayı çözmesini ister. Arkadaşının isteği üzerine de Poirot soruşturmayı kabul eder. Tam da bu sırada tren karlar nedeni ile yolda kalmıştır. Poirot yollar açılıp polis devreye girene kadar olayı çözmesi gerekmektedir.

Poirot arkadaşı Bay Bouc ve doktor ile birlikte ip uçlarını toplamaya başlar. Doktora göre kurban gece yarısı ile 2 arasında öldürülmüştür. Kurbanın saati de tam 1:15’de durmuştur. Bu yüzden 1:15’i ölüm saati olarak kabul ederler. Kurban toplam 12 kez bıçaklanmıştır. Dahası ses çıkartmaması için onun öncesinde zehirlenmiş ve uyanması engellenmiştir. Odada yanık bir mektup ve üzerinde H harfi olan bir mendil bulunmuştur.

Doğu Ekspresi'nde cinayet katili kim
Doğu Ekspresi'nde cinayet katili kim

 

Poirot, yanan mektuptan özel bir yöntem ile kurbanın asıl adının Rachett olmadığını, Cassetti olduğu çıkartır. Cassetti beş yıl önce bir çocuk kaçırma ve öldürme suçlusudur ve ortadan kaybolmuştur. Çocuğun ölmesi sonrası anne ve baba acıya dayanamayıp ölmüş, suçlu sayılan hizmetçi gururuna yenik düşüp intihar etmiştir. Dahası anne ölürken hamiledir ve doğmamış çocuk da ölmüştür. Bir anlamda Cassetti 5 kişinin ölümünden sorumludur.

Poirot ilgili bölümdeki kişileri sorgulamaya başlar. Hepsinin birbirinden farklı hikayeleri vardır ve daha da ilginci bazılarının direk olarak ölen kızın ailesi ile ilişkisi bulunmaktadır. Bu da şüpheleri onların üzerine kaydırır.

Zamanla yeni ip uçları bulunur. Gece odasında birinin olduğu iddia eden kadının odasında bir kondüktör elbisesinin düğmesi bulunur fakat bu mevcut kondüktörün elbisesinden kopmamıştır. Daha sonra bu elbise de bulunur. Katil kondüktör elbisesi ile cinayeti işlediği ortaya çıkar. Bir tane pipo temizleyicisi bulunur ve ilgili bölümde sadece bir kişi pipo içer fakat temizleyici ona ait değildir. Üzerinde H harfi bulunan mendil sadece bir kişiyi işaret eder ama mendil onun değildir.

Doğu Ekspresi'nde cinayet katili kim
Doğu Ekspresi'nde cinayet katili kim

 

Poirot tüm delilleri değerlendirir ve tüm kişileri sorguladıktan sonra ilgili bölümdeki tüm yolcuların toplanmasını ister. Katili bulmuştur ve katili herkese açıklayacaktır. Bu kadar karmaşık ip uçlarından katilin çıkartılması herkesi şaşkına çevirir.

Poirot tüm yolculara neden ona sürekli yalan söylediklerini sorar. Ona göre katil tüm yolculardır. Hepsinin ölen çocuğun ailesi ile bir ilişkisi vardır ve birlik olup kusursuz bir plan yaparak kurbanı öldürmüşlerdir. Hepsi toplam 12 kişidir ve bu yüzden vücutta 12 bıçak izi vardır. Hepsi sırası ile intikamlarını almışlardır. Poirot’un uyuyamadığı gece bilerek gürültü yapmışlar ve üzerlerindeki şüpheyi kaldırmayı amaçlamışlardır. Sorgularda farklı ip uçları sunarak olayı daha fazla karmaşık hale getirmeye çalışırlar ama başarılı olamazlar.

Şark Ekspresinde Cinayet kusursuz bir Agatha Christie romanı. Romanın sonuna kadar sürekli kimin katil olabileceğini düşünüyorsunuz ve her bir kanıt ile fikriniz değişiyor. Sonra gerçeği öğrendiğinizde ise her şey yerli yerine oturuyor.

Doğu Ekspresi, gece yarısından sonra artan şiddetli tipi yüzünden ücra bir yerde durmak zorunda kalır. Ertesi günkü kontrollerde tüm yolcuların sağ ve salim olduğu anlaşılır. Sadece bir yolcunun kompartımanı içeriden kilitlenmiş ve yolcu bıçaklanarak öldürülmüştür. Cinayeti çözmek, o sırada trende yolculuk etmekte olan Hercule Poirot’ya düşer. Fakat dedektifimiz bir süre sonra bazı yolcuların cinayetin izlerini yok etmeye çalıştığını fark eder... Peki, Doğu Ekspresi'nde cinayet katili kim?

Şu sıralar beyazperdede boy gösteren “Doğu Ekspresi’nde Cinayet” böyle başlıyor. Film bence iyi, ama ne yalan söyleyeyim, romanı harikulade. “Roger Ackroyd Cinayeti” kadar çığır açıcı kabul edilmese de Agatha Christie’nin yazdığı bu maceranın da manyak bir hikâyesi, müthiş bir finali var. En güzel yanı da, Poirot’nun çözüm anındaki ünlü konuşması. Gerçekten ama gerçekten bir polisiye roman finali olarak daha iyisini, daha adaletlisini, daha fiyakalısını hatırlamıyorum. İnsanın iyilik ve kötülük üzerine adamakıllı düşünmesini sağlayan bu romandaki katili bulmak zor, çünkü... Neyse söylemeyeyim. Anlatmak için ölüyorum ama hevesinizi kaçırmamak adına kendimi tutacağım. 

Madem kitaptan uzun uzadıya söz edemiyorum, o halde kahramanımızı anlatayım: Agatha Christie’nin ilk kez “The Mysterious Affair at Styles”da karşımıza çıkardığı Hercule Poirot en sevdiğim roman dedektifidir. Hoş, bugüne dek gerçek bir dedektifle tanışmışlığım da yok. Neden seviyorum, orası da muamma. Ne yazık ki kendisinin sinir olacağım sayısız özelliği var. En basitinden kendisi, kütüphanesindeki kitapları incelik ve kalınlıklarına göre dizen bir şekilci. Dahası egosu had safhada şişkin ve çok kibirli. Bunlar negatif özellikleri. Peki bu şahsın hiç mi iyi özelliği yok? Arayalım...

Aşırı nazik ama gerektiğinde açık sözlü ve sert olmaktan çekinmiyor. Bulunduğu yerdeki en zeki ve entelektüel kişi daima o. Üzerine konuşamayacağı, bizi aydınlatamayacağı konu yok. Geçmişi hakkında hiçbir şey bilmiyoruz, her daim yapayalnız. Saf ve temiz kalpli Hastings olmasa arayanı soranı kalmayacak. Bu kısa boylu ama karizmatik adamın kömür karası saçları, insanın içini okuyan yemyeşil gözleri ve eh, yumurta biçimli bir kafası var. (Siyah saçlarının sebebi hikmetini “Ve Perde İndi” adlı son macerada öğreneceğiz ama burada o konuya hiç girmeyelim.) Bıyıkları da incecik ve muntazam. (Neden, çünkü balmumuyla tarıyor.) Başka? Pahalı deri ayakkabılar giyiyor. Lükse düşkün, kalite seviyor. Egzotik içeceklere, pahalı restoranlara bayılıyor. Evi var mı bilmiyorum, zaten otel odalarında yaşamayı tercih ediyor. Nizam ve intizama aşırı önem veriyor. Yediklerinin şekli şemali bile önemli. (Misal, sabah iki yumurta yiyecekse aynı büyüklükte olmalılar, yoksa o sofrada bir dakika bile durmaz.) Bir de hatırladığım kadarıyla, güçlü karakterli kadınları çekici bulan flörtöz bir adam. Tabii alışılmış çapkınlardan değil, kendi garip usulleriyle kur yapıyor. Hem onu bir kadınla âşık ya da eş olarak görmedik. 

Peki, peki, Poirot’nun iyi özelliklerinin de çok şahane özellikler sayılmayacağının farkındayım. Yani bu özellikler kimseyi sevmenize yetmez, olsa olsa bu sayede onu ilgi çekici bulursunuz, hepsi o kadar. Fakat Poirot şaşırtıcı şekilde tam sevilecek adamdır. Şakacı, iyi kalpli, adaletli, hadi daha ileri gideyim, büyüleyicidir...

Yine de onu bir dedektif olarak farklı kılan şey, cinayetleri çözmek için kullandığı yöntemdir. Kıpırdamadan oturup saatlerce düşünür ve bu şekilde beyninin “küçük gri hücrelerini” çalıştırır. Bütün suçların altında psikolojik nedenlerin yattığına inanır. Adalet söz konusu olduğunda kanun dışı yöntemlere başvurabilir; kimi zaman bir perdenin ardına gizlenip mahrem bir konuşmayı dinler, kimi zaman bir kadının yatak odasını karıştırarak neler sakladığına bakar. Bir keresinde katilin –daha doğrusu katillerin- gitmesine izin vermişti. (Bunu hangi kitapta yaptığını izninizle söylemeyeyim, siz keşfedin.) Bir keresinde de katili öldürmüştü ama onu hiç söylemem. Bulup okuyun.

Son notum: Bu son filmde Poirot en önemli özelliklerinden biri olan siyah saçlarından vazgeçmiş görünüyor ki fanatik okurlar açısından bu korkunç bir hata. Öte yandan, ‘Poirot mutlaka Peter Ustinov gibi çirkin adamlar tarafından canlandırılır’ kuralının nihayet yıkılmasına çok sevindim. Kenneth Branagh yeterince cazibeli bir Poirot olmuş. Eh, çirkin olmasındansa gri saçlı olması iyidir, haksız mıyım?

Everest Yayınları’nın Sait Faik’ten Bilge Karasu’ya, Oktay Rifat’tan Nurullah Ataç’a, Oktay Akbal’dan Tahsin Yücel’e Türk edebiyatının büyük ustalarının çevirdiği Simenon dizisinin ilk kitabı, “Yaşamak Hırsı”. 1950’de “Geceyarısı Trenleri” adıyla tefrika edilen ve kitap olarak ancak 1954’te yayımlanabilen romana Sait Faik’in düşündüğü ilk isim, “Geceleri Yalnız Yatamayan Adam” olmuş.

Romanın kahramanı Popinga’yı, Sait Faik’in bu romanı okumadan çok önce yazdığı “Lüzumsuz Adam”a benzetenler de yok değil.

Bırakalım Sait Faik’in Georges Simenon çarpılmasını Özdemir Asaf anlatsın: “Bir gün baktım, elinde Simenon’un bir romanı var. ‘Hayrola’ dedim. ‘Lautréamont’un pabucu dama mı atıldı?’ Lautréamont en sevdiği yazarlardan biriydi. Eline nereden geçmişse, Simenon’u okumuş, beğenmiş. ‘Çok iyi yazar’ dedi. Kumkapı’ya indik, Kör Agop’ta oturduk. ‘Bu kitabı çevireceğim’ dedi, destekledim. Çok zaman geçmedi, baktım çeviri bitmiş. Öyle uzun uzun masa başında oturmayacağını iyi biliyordum, şaşırdım. Gülümseyerek dedi ki: ‘O kadar sevdim ki tuttum bir forma kadar okudum, sonra başladım yazmaya. Baktım, üç dört formalık yazmışım. Biraz daha okudum, gene devam ettim. Atlaya atlaya biraz daha okudum ve yazdım. Kitap bitti.’”

Algan Sezgintüredi yeni romanında Kurt Vonnegut’ı rehber ediniyor, Asimov’u, Le Guin’i, H.G. Wells’i oturtuyor sofraya ve zamanın, geçmişin, geleceğin imkânlarını dil aracılığıyla sorguluyor. Sicim teorisi, paralel evrenler, kara delikler, klonlama, yapay zekâ, bilinç yaratma... Schrödinger’in kedisi, Omega Bulutsusu, yedi kız kardeş... “Süperben”, çağın sorunlarıyla meşgul hatta onlara kafa tutan bir roman. Kısmen bilimkurgu, daha çok da “dilsel” kurgu.

O zaman görmemiştim ama Sezgintüredi’yle yıllar önce yaptığım bir röportajda bu son kitabın ipuçları da varmış gibi geliyor bana. “Her cümlenin birden fazla şekilde kurulması, her fikrin pek çok farklı tarzda söylenmesi mümkün elbette. Dil son derece acayip bir şey. Zaman gibi. Kuantum fiziği gibi. Matematiği de var, şiiri de. Hem sınırlı hem sınırsız. Muazzam bir silah dil. Eğitimin, kitleye yönelik sanatın, eğlencelerin, sığ tutulmasının amacı da bu silahı köreltmek.” Algan Sezgintüredi çevirilerinde ve polisiyelerinde hep çok iyiydi, bu romanındaysa şahane. Görmek için April Yayınları etiketli “Süperben”i okuyun.


 

Yorumlar