Filipinler'in Marawi kentinde neler oluyor? ANALİZ

DEAŞ tarafından kontrol altına alınan Filipinler'in Müslüman kenti Marawi'de aslında neler oluyor? DEAŞ ne zaman ve nasıl buraya sızdı? DEAŞ'ın Ortadoğu'da şu ana kadar yaptığı tek şey Müslüman kentleri işgal ettikten sonra o kentlerin gerçek sahiplerinden başkalarına teslim etmesi oldu. Aynı durum Marawi'de de mi sahnelenmek isteniyor. Yaşanan olaylar uzun yıllardan sonra Filipinler hükümetinden kazanımlar elde eden Moro İslami Kurtuluş Cephesi'ni nasıl etkileyecek? İslami Kurtuluş Cephesi bu olaylarda hangi tarafta duruyor? İşte Marawi'de yaşananların perde arkası:

Filipinler'in Marawi kentinde neler oluyor? ANALİZ
23 Aralık 2018 Pazar 18:53

Nüfusunun bir bölümü Müslüman olan Güney Asya ülkesi Filipinler, bir süredir DEAŞ ile ilişkilendirilen eylemlerle anılmaktadır. Suriye ve Irak'ta olduğu gibi Filipinler'de de Müslüman kadın ve çocukların şehirleri terk ettiğine dair görüntüler, haber kaynaklarında yer bulmaktadır. Ülkenin Müslüman Marawi kentinde yoğunlaşan çatışmalarda, son iki ay içerisinde en az beş yüz kişinin hayatını kaybettiği bildirilmektedir.

Çoğunlukla Müslümanların yaşadığı Mindanao eyaletine bağlı Marawi şehrinde, DEAŞ'a biat eden Ebu Sayyaf örgütü ile adını Lanao İslâm Devleti (Maute) olarak duyuran örgütün eylemleri yaklaşık iki aydır artarak devam etmektedir. Yapılan son açıklamalara göre bu örgütler şehrin %20'si ila %30'unu ele geçirmiş durumdadır. Rusya ziyaretini 24 Mayıs'ta yarıda keserek ülkesine dönen devlet başkanı Rodrigo Duterte, bölgede sıkıyönetim ilan ederek olaylara müdahale konusunda orduya tam ve ucu açık yetkiler vermiştir. Şehirde örgüt mensupları ve hükümet güçleri arasında şiddetli çatışmalar sürmekte; hükümet, şehri gün aşırı havadan bombalamaktadır. Marawi'de birçok sivil mahsur durumdadır; sadece hükümetle militanlar arasında yapılan kısa süreli ateşkesler esnasında evlerinden çıkma fırsatı bulabilmektedir.

Bu olaylara karşı birçok ülkeden Filipin hükümetine destek ve DEAŞ karşıtı açıklamalar gelmiştir. Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Filipin ordusuna teknik yardım amacıyla bölgeye asker yolladığını açıklamıştır ancak sosyal medyada yayılan gizli çekim görüntülerde, ABD askerlerinin donanımlı olarak sahada olduğu görülmektedir.

Filipin Müslümanlarının sorunlarını anlaşma ile çözmek üzere olan onların temsilcisi İslâmî yapılar, DEAŞ'a bağlılığını ilan eden gruplardan duyduğu endişe ve hükümetle yaptıkları anlaşmalara bağlılık dolayısıyla, hükümeti destekleyen açıklamalar yapmaktadır. Filipin Müslümanlarının kurduğu ilk yapılanma olan Moro Ulusal Kurtuluş Cephesi (MNLF)'nin lideri Nur Misuari hükümete yardım için 2.000 asker yollamayı teklif etmiş, ama hükümet buna ihtiyacı olmadığını belirterek reddetmiştir. Filipin Müslümanlarının en büyük temsilcisi ve anlaşmalarda hükümetin baş muhatabı Moro İslâmi Kurtuluş Cephesi'nin lideri Al-Hadj Murad İbrahim de bölgedeki sivillerin şehirden çıkarılması ve halka yardım edilmesi gerektiğini vurgulayarak bölge halkına yardım etmek için ellerinden geleni yapacaklarını açıklamış, söz konusu örgütler karşısında hükümete yakın durmuştur.

Bu olaylar özellikle Moro İslâmî Kurtuluş Cephesi ile hükümet arasındaki ilişkileri derinden etkilemiştir. Zira Moro İslâmî Kurtuluş Cephesi ile hükümet arasında imzalanan, şu anki çatışma bölgesinin içinde bulunduğu Mindanao eyaletini de kapsayan ve 40 yıllık mücadelenin meyvesi olan Filipinler'deki Müslüman bölgelerin Bangsamoro adında özerk bir yönetime kavuşmasını öngören 2012'deki az kapsamlı Bangsamoro Çerçeve Anlaşması ile onun devamı niteliğinde olan 2014'teki çok kapsamlı Bangsamoro Kapsamlı Anlaşması tam olarak uygulanmaya başlanmadan askıya alınmıştır.

Filipinler'de İslâmiyet

Güney Asya'da adalardan oluşan Filipinler, Asya'da en yoğun Hristiyan nüfusa sahip ülkedir. Resmi verilere göre yüz milyonu aşan ülke nüfusunun % 83'ü Katolik, % 8,5'i de Müslüman'dır; geriye kalan kısmı Protestan, Budist ve putperesttir. Ancak Müslümanlar, nüfuslarının yüzde yirmiye yaklaştığını, Filipin hükümetinin resmi rakamlarının gerçek nüfus oranlarını yansıtmadığını düşünmektedir.

Filipin adalarında İslâmiyet, 9 ve 10. yüzyıllarda, Çinli, Japon ve Arap asıllı Müslüman tüccarların faaliyetleri ile yayılmış, tüccarların geliştirdikleri insanî ilişkiler ve idareci sınıftan kişilerin kızları ile evlenmeleri, İslâmiyet'in bu adalarda yer edinmesini sağlamıştır. Tamamı Şafii mezhebine mensup Müslümanlar, Filipinler'de zamanla siyasî bir güç haline gelmiş; önce Sulu'da (1450), ardından Mindanao'da (1515) iki ayrı Müslüman sultanlık kurulmuştur.

1521 yılında Magellan (Macellan) önderliğinde Müslüman Filipin adalarına gelen İspanyollar, sömürge faaliyetleri ve misyonerlikle halkı İspanyollaştırmaya çalışmış; bölgedeki Müslümanlara karşı düşmanlığını ilan etmiştir. İspanyol denizciler, adalardaki sultanlıklara saldırılar düzenlemiş, İslâmî tebliğ çalışmalarını engellemeye çalışmış, camileri yıkmış ve Müslüman halkı Hristiyanlaşmaya zorlamıştır.

19. yüzyılın sonlarına kadar tamamıyla kilisenin denetimine bırakılan ve Filipin halkının çoğunun Hristiyanlaştığı Filipin adalarında Müslüman halk,  Hristiyanlaştırma ve İspanyollaştırma faaliyetlerine teslim olmamıştır. Müslümanlar, bu faaliyetlere karşı gruplaşarak gayri nizamî savaş teknikleri ile İspanyollara karşılık vermiş; bu direniş tarihe “Moro Savaşları" olarak kaydedilmiştir. İspanyollar, sadece Faslılar ve Endülüs Arapları için kullandıkları “Moro" ismini, sonraları bütün Müslümanlar için kullanmaya başlamış, böylece buradaki Müslümanların ismi “Moro" olarak kalmıştır.

Müslümanların yoğun olduğu bölgelerde yaşayan yerel Hristiyan halkın herhangi bir husumetin aksine Müslümanlarla gayet iyi ilişkileri olduğu, Müslümanların idaresi altında yaşamak istedikleri bilinmektedir. Ancak İspanyol sömürgesi sürecinde yaşananlar, Filipinler'de toplumun zihninde, Müslüman-Hristiyan gerilimi olduğu algısına sebebiyet vermiştir.

İngilizlerin kısa süreliğine gelip umduklarını bulamamalarının ardından ABD bölgeye gelmiş; İspanyollar ile ABD arasında çıkan çatışmalardan sonra 10 Aralık 1898'da imzalanan “Paris Anlaşması" ile bu adalar ABD'ye satılmıştır. ABD döneminde de Müslüman halk direnişine devam etmiş, bu yüzden ABD'nin katliamlarına uğramıştır. ABD, Müslümanların direnişi karşısında politikasını değiştirmiş; Mindanao ve Sulu'da Müslümanlara çeşitli sosyal haklar vermiştir. ABD'nin bu tutumundan etkilenen halk ve idareciler, direniş konusunda zayıflamış; 1915'te Sulu Sultanı II. Cemal el-Kiram idaresi altında bulunan bölgelerin hâkimiyet hakkını resmen ABD'ye devretmiştir.

II. Dünya Savaşı'nda Müslümanlar, Hristiyanlarla birlikte bu adaları Japonya'nın işgaline karşı savunmuşlardır. Savaşın ardından 1946 yılında, ABD'nin önerisi ile Filipinler'e bağımsızlık verilmiştir. Bağımsızlıktan sonra Müslüman halk, Hristiyan yönetimden memnun kalmamış,  özellikle 1965 yılında devlet başkanı seçilen Ferdinand Marcos'un devlet dairelerinde ve orduda uyguladığı ayrımcılık, zorla isim değiştirme politikaları ve devletin örtülü faaliyetleriyle Müslümanlara karşı kurulan örgütler üzerinden cami, ev kundaklama vb. zulümler, Müslüman halkın tekrar örgütlenmesine sebep olmuştur.

Filipinler'de Müslüman Direniş Hareketleri

Filipin Müslümanlarının tarihten gelen bir direniş kültürü vardır. Filipin Müslümanları, dayatmaya boyun eğmemiş; İspanya ve ABD'ye karşı olduğu gibi Filipinler'in bağımsızlığını ilan etmesinin ardından Filipin yönetiminin uyguladığı politikalara karşı da direnişi seçmiştir. Ferdinand Marcos döneminde 1968'de,  30 Müslüman askerin Hristiyan subaylarca, üstlerine itaatsizlik bahanesiyle katledilmesi ve 1971'de bir caminin kundaklanarak 70 Müslüman'ın diri diri yakılması, Müslümanlar açısından bardağı taşıran son damlalar olmuş; günümüzdeki direnişin başlangıcını teşkil etmiştir.

1969 yılında MNLF Nur Misuari önderliğinde kurulmuş, 1971 yılında Moro'nun bağımsızlığı için ilk silahlı mücadeleyi başlatmıştır. MNLF, Filipin hükümetine karşı mücadeledeki tutarsızlığından ve kimi milliyetçi söylemleriyle farklı etnik yapılardan Müslümanları temsil edememesinden dolayı bölünmüş; Filipinlerde daha güçlü Müslüman bir yapı olarak 1981 yılında, Selamet Haşimi önderliğinde “Moro İslâmi Kurtuluş Cephesi" kurulmuştur.

Kurucusu Nur Misuari'nin Filipinler Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesinde öğretim üyeliği yaptığı MNLF, dindar, sağ görüşte ve milliyetçi bir yapıdadır. Kuruluş amacı, Moro Müslüman bölgelerinin bağımsızlığını sağlamak olan MNLF'nin hedefi zaman içinde özerklik talebine dönüşmüştür. Silahlı kanadı kuruluş yıllarında faal olan bu yapı, devlet güçlerine çok sayıda kayıp verdirmiştir. MNLF, İslâm dünyasında adını duyurmuş, farklı ülkelerden destek almış; 1997'de İslâm İş Birliği Teşkilatı tarafından düzenlenen toplantılara gözlemci statüsünde katılma hakkını kazanmıştır. MNLF, ABD ve diğer Batılı güçler tarafından da önemsenen bir örgüt olarak öne çıkmış, dünya siyasetinde Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile benzer bir konuma ulaşmıştır.   

 Kurulduğu günden bu yana hükümetle birçok kez masaya oturan MNLF, Filipin hükümetleri ile hiçbiri yürürlüğe girmeyen birçok anlaşma yapmıştır. Bağımsızlık ve özerklik arasında gelgitler yaşayan MNLF, süreç içinde, politikaları ve verdiği ödünler konusunda halkı ikna edememiş; bu yüzden bölünmeye uğramış ve halk nezdinde etkisini yitirmiştir. MNLF'nin özellikle 1976'da hükümetle yaptığı Trablus Anlaşması grup içinde büyük tepki almıştır.  Selamet Haşimi, 1981'de MNLF'den ayrılmış ve Moro İslâmi Kurtuluş Cephesi'ni kurmuştur. Öğreniminin bir kısmını Suudi Arabistan'da yapan, ardından Mısır el-Ezher Üniversitesi'ne geçen Selamet Haşimi, Mısır'da bulunduğu sürece Müslüman Kardeşler cemaati ile sıkı iletişimde bulunmuş; ülkesinde yaşanan olaylardan dolayı doktora sürecini yarıda bırakıp ülkesine geri dönmüştür.

Moro İslâmi Kurtuluş Cephesi, kurucusu Selamet Haşimi'nin ifadesi ile “davet, eğitim, cihad, ıslah, düşünce ve siyaset" hareketidir. Amacı, Moro Müslüman bölgelerinin bağımsızlığını sağlamak, Müslüman halkı bilinçlendirmektir.  Kurulduktan sonra hızla taban bulan Moro İslâmî Kurtuluş Cephesi, kısa sürede alanını genişletip bölgenin en büyük İslâmi hareketi olmuş, bu süreçte silahlı mücadele başlatmış, Filipinler devlet güçlerine büyük kayıplar verdirmiştir. Selamet Haşimi, yerel halka uyum sağlayamayacaklarını düşündüğü için Cephe'ye yabancı mücahit almamış; bunun yerine İslâm âleminden para ve silah talebinde bulunmuş, farklı ülkelerin desteğini kazanmıştır.

Moro İslâmî Kurtuluş Cephesi'nin faaliyetleri ile Müslümanlar, kendilerini Filipin hükümetlerine kabul ettirmişlerdir. Ülkede 1981'de Müslüman İşleri Bakanlığı kurulmuş, bu bakanlık 1984'te Müslüman İşleri ve Kültürel Cemaatler Dairesi'ne dönüştürülmüştür. Müslümanlar için Amanah (Emanet) Bank adında faizsiz banka kurulmasına izin verilmiş; ayrıca Müslüman bölgelerde gayri resmi de olsa çocuk ve gençlerin eğitim görmesi için medreseler, ceza hukukuna intikal etmeyen hususlar için şer'î mahkemeler ve İslâmi nikâhın kıyılması için müesseseler kurulmuştur. Bununla birlikte Moro İslâmî Kurtuluş Cephesi, İslâmî yapısından dolayı, ABD ve Batılı devletlerle MNLF'nin geliştirdiği ilişkileri geliştirememiştir.   

Moro İslâmî Kurtuluş Cephesi, 2011'de Filipin hükümetiyle masaya oturmuş; 2012'de Moro bölgesinin tamamını kapsaması ve iç işlerine hiç karışılmaması şartı ile özerkliği kabul etmiş, Filipin Devleti Başkanı III. Benigno Aquino hükümeti ile Bangsamoro Çerçeve Anlaşması'nı imzalamıştır. Bu anlaşma başta MNLF olmak üzere diğer gruplar tarafından eleştirilse de halk tarafından kabul görmüş; hükümet ile Moro İslâmî Kurtuluş Cephesi arasındaki görüşme zemini korunmuştur. Moro İslâmî Kurtuluş Cephesi ile hükümet arasındaki nihai anlaşma, 2014'te imzalanan ve 2016 yılında tam olarak uygulamaya geçmesi planlanan ancak olaylardan dolayı askıya alınan Bangsamoro Kapsamlı Anlaşması'dır.

Bu anlaşma ana hatları ile

1- Moro'daki yapının artık Moro İslâmi Kurtuluş Cephesi'yle beraber anılması ve cephenin Müslümanların resmi temsilcisi olarak tanınmasını,

2- Moroluların kendi kendilerini yönetme hakkını yasal güvence altına almasını,

3- Silahlı direnişe son verilmesini,

4- Moro İslâmî Kurtuluş Cephesi mücahitlerinin büyük bir kısmının özerk yönetimin polis gücü olmasını,

5- Yer altı kaynaklarının Moroluların kullanımına verilmesini,

6- İç hukuk sisteminin şer'î kurallar zeminine oturtulmasını kapsamaktadır.

2016 yılına gelindiğinde anlaşma yürürlük maddesine aykırı olarak uygulamaya konmamıştır, bununla birlikte anlaşmanın Filipin Parlamentosu'ndaki görüşmeleri hızlandırılmış ve bunun için özel komisyon kurulmuştur. İslâmofobinin dünya gündemini meşgul ettiği bir dönemde Bangsamoro Kapsamlı Anlaşması'nın yapılması, İslâm dünyasında heyecana yol açmış, Moro İslâmî Kurtuluş Cephesi'nin tecrübesinin konuşulmasını sağlamıştır. Fakat anlaşma, 2017 Mayıs ayında Müslüman Mindanao eyaletinin Marawi şehrinin, DEAŞ'a bağlılığını ilan eden örgütlerin eline geçmesi ile askıya alınmıştır.

Filipinler'de DEAŞ'ın Ortaya Çıkması

Filipinler'de DEAŞ'la ilişkilendirilen örgütler, Ebu Sayyaf ve Maute isimli gruplardır. Ebu Sayyaf'ın kurucusu Abdurajak Janjalanî (Abdurrezak Yanyani) Suudi Arabistan ve Libya'da eğitim görmüş, Afganistan'da Usame Bin Ladin ile birlikte Sovyet Rusya'ya karşı savaşmış, ardından Filipinler'e dönmüş ve MNLF'ye katılmıştır. MNLF'nin ılımlı yapısını beğenmeyen Abdurajak Janjalanî Moro İslâmî Kurtuluş Cephesi'ne geçmek istemişse de başvurusu, Selamet Haşimi'nin Moro içindeki mücahitlerin dışarıda eğitim görmesine ve dışarıdan savaşa mücahit gelmesine karşı olmasından dolayı, Moro İslâmî Kurtuluş Cephesi tarafından reddedilmiştir. Abdurajak bunun üzerine 1991'de, adını Afganistan'da iken etkilendiği bir komutana ithafen belirlediği Ebu Sayyaf isimli örgütü kurmuş; adamlarının birçoğunu ülke dışına, Afganistan ve Pakistan gibi çatışma bölgelerine eğitime yollamıştır. Janjalanî 1998'de Filipinler polisi tarafından öldürülmüş, yerine kardeşi Kaddafi geçmiş; Kaddafi de 2006'da Colo adasında Filipin askerlerince öldürülünce örgüt, Isnilon Hapilon tarafından yönetilmeye başlanmıştır.

Maute örgütünün kurucuları ise Ömer ve Abdullah Maute isimli, eski Moro İslâmî Kurtuluş Cephesi üyesi iki kardeştir. Bu kardeşler örgütü, Ebu Sayyaf ve DEAŞ etkisinde kalarak 2012 yılında kurmuşlardır. Sınırlı sayıda militana sahip olup 2015'te DEAŞ'a bağlandığını ilan eden grup, Ebu Sayyaf ile birlikte hareket etmektedir.  

Bu örgütler Filipinler'de yerli Hristiyanlara, kiliselere ve yabancı ülkelerin elçilik binalarına yaptıkları saldırılar ve adam kaçırıp fidye isteme gibi eylemler ile tanınmaktadır. Ülkeye gelen turistleri kaçırarak fidye istemekte; taleplerinin karşılanmaması durumunda kaçırdıkları kişilerin kafasını keserek infaz görüntülerini internet üzerinden yayınlamaktadır. Siyasi bir yapılanmadan çok bir suç şebekesi haline dönüşen bu gruplar, kendilerini ideolojik olarak tatmin etmek ve etkinliklerinin devam ettiğini duyurmak için bazı faaliyetlerde bulunmuşlardır.

İslâmî Kurtuluş Cephesi'nin Filipin mücadelesini başarıyla sonlandırmak üzere olduğu bir dönemde, Ebu Sayyaf grubunun faaliyetleri kısa sürede dünya gündemine oturmuştur. Filipin hükümeti ve Batı basını, Ebu Sayyaf grubunun faaliyetlerini Filipinler'deki Müslümanların tarihi mücadelesi ile özdeşleştirerek dünyaya servis etmiş; Moro mücadelesinin meşruiyetini yok sayarak bu tarihi mücadeleyi “terör faaliyetleri" arasında anmaya başlamıştır. Hatta Ebu Sayyaf grubunun faaliyetleri, bizzat Moro İslâmî Kurtuluş Cephesi tarafından gerçekleştirilmiş gibi servis edilerek Moro İslâmî Kurtuluş Cephesi'nin Filipin hükümetine karşı Müslümanların temsilcisi olarak masaya oturması zorlaştırılmaya çalışılmış ya da Moro İslâmî Kurtuluş Cephesi, özerkliği ihlal edecek büyük ödünler vermeye zorlanmıştır. İnfaz görüntüleri yayınlanan rehineler arasında Kanada, Almanya gibi ülkelerin vatandaşlarının bulunması, bu ülkelerde İslâmofobiye hizmet ederken Moro İslâmî Kurtuluş Cephesi ve Filipin Müslümanlarının bu ülkelerdeki lobi faaliyetleri de akamete uğramıştır.

Kendisi de Ebu Sayyaf grubunun hedefinde olan Moro İslâmî Kurtuluş Cephesi, kendisine karşı yapılanlara, Ağustos 2013'te “Ebu Sayyaf Grubu Mensupları Cezaevlerinden Neden Salınıyor?" başlıklı basın açıklamasında olduğu gibi söz konusu grubun Filipin rejimi ile ilişkisini teşhir ederek karşılık vermiş, gruba karşı fiili savaş başlatmıştır.

Moro İslâmî Kurtuluş Cephesi'nin mücadelesi karşısında, dışarıdan sürekli “yabancı savaşçı" almasına ya da yabancı savaşçıların, burada özerk de olsa, İslâmî bir devleti istemeyen güçlerce Moro'ya yönlendirilmesine rağmen zayıflayan Ebu Sayyaf grubu, 2014'te ani bir şekilde DEAŞ'a bağlandığını ilan etmiştir. Grubun lideri Isnilon Hapilon bir adım daha ileri giderek aynı yıl yayınladığı videoda kendisini DEAŞ'ın Güney Asya lideri olarak dünyaya duyurmuştur.

Marawi Olaylarında Hükümet ve Dış Bağlantı İhtimali

2016'da Filipin devlet başkanlığına seçilen ve aynı yılın Haziran ayında göreve başlayan eski belediye başkanı Rodrigo Duterte, Obama ve Filipinler'de öldürülen ABD'li misyoner bir kadına yönelik sözleri ile dünya gündemine oturmuştur. Uyuşturucu ile mücadele konusunda belirlediği güç kullanımı politikası ile Obama yönetimiyle karşı karşıya gelmiş, ABD ile karşı karşıya iken Müslümanlarla yaptığı anlaşmayı gözetmek durumunda kalmıştır.

Trump'ın ABD başkanlığı ile birlikte Rodrigo Duterte ve ABD yönetimi arasındaki ilişki değişmiştir. Bu durumun Duterte'nin tutumunda değişikliğe yol açmış olması muhtemeldir. Marawi'deki gelişmelerden en çok zarar görecek olanların Filipin Müslümanları ve Moro İslâmî Kurtuluş Cephesi olacağı düşünüldüğünde Filipin hükümetinin Ebu Sayyaf grubunun faaliyetlerine göz yummuş olması mümkündür. Nitekim bölge ile ilgili haberler, grubun militanlarının Filipin kuvvetlerinin gözleri önünde şehre girdiği ve herhangi bir müdahaleye uğramadığı şeklindedir.

ABD de bölgeye hemen teknik yardım bahanesi ile asker yollamış, ama bu askerlerin sahada donanımlı olarak yer aldığını ve Ebu Sayyaf grubuna müdahale etmekten kaçındığını gösteren görüntüler medyada yayılmıştır. Vakıa bu yönüyle, DEAŞ'ın Musul ve Kuzey Suriye'deki ilerleyişini anımsatmaktadır.

Filipin hükümeti ile yapılan anlaşmanın garantörü Malezya hükümetidir. Ebu Sayyaf'ın liderinin kendisini DEAŞ'ın Güney Asya imamı olarak ilan ettiği düşünülürse Marawi'deki eylemlerin Malezya ile ilişkilendirilmesi veya Malezya'ya sıçraması muhtemeldir.

Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirliklerinin Trump yönetimiyle geliştirdikleri ortaklığın olaylardaki etkisi ise henüz bilinmemektedir.  

Sonuç ve Değerlendirme

Filipinlerde yaşananlar, Selamet Haşimi'nin yukarıda ifade ettiğimiz ileri görüşlülüğü ile açıklanabilir. Ordusuna yabancı ve yabancılardan eğitim almış mücahitleri kabul etmeyen Haşimi, toplumunun yapısını çok iyi anlamıştır. Yarıda bıraktığı doktorasının konusu “Güney Asya'da İslâmiyet" olan Haşimi, Mısır'da bulunduğu sürece Müslüman Kardeşler Cemaati ile kurduğu temasla İslâm dünyasını da yakından tanıma imkânı bulmuştur. Haşimi,  yabancı ve yabancılardan eğitim almış mücahitlerin halkla anlaşamayacağına inanmış, bu şahısların Suudi Arabistan ve Afganistan gibi ülkelerden gelmesinin hareketle halk arasında uyuşmazlığa yol açabileceğini düşünmüştür.

Suudi'de eğitim görüp Afganistan'daki Usame bin Ladin'den destek alan Abdurajak Janjalanî'nin kurduğu örgütle devlete olduğu kadar sivillere de saldırıda bulunmuş olması Filipin Müslümanlarını çıkmaza sürüklemiş, Selamet Haşimi'nin görüşlerinde ne kadar isabetli olduğunu göstermiştir.

Moro İslâmî Kurtuluş Cephesi, yaptığı anlaşmanın tehlikeye düşmemesi için, ağır bulmasına rağmen hükümetin uyguladığı sıkıyönetim şartlarını desteklemek durumunda kalmıştır. Filipin devletinin tarihi baskısı ve 2016'da devlet başkanlığına seçilen Rodrigo Duterte'nin fütursuz açıklamaları düşünüldüğünde Moro İslâmî Kurtuluş Cephesi'nin bu süreçte yıpranması söz konusudur.

Ebu Sayyaf grubunun liderinin, Nijerya'da Boko Haram ve Somali'de eş-Şebbab lideri gibi Suudi Arabistan eğitimli olması ve Filipinlerde yaşananların Çeçenistan'da yaşananlara benzerliği, Ebu Sayyaf grubu türündeki yapıların Suudi Arabistan üzerinden uluslararası güçler tarafından merkezî bir yapıdan yönlendiriliyor olma ihtimalini güçlendirmektedir.

Marawi meselesinin kısa sürede çözülmemesi durumunda -ki ABD'nin DEAŞ politikası düşünüldüğünde çözülmesi beklenmemektedir- Güney Asya'daki iki büyük İslâm ülkesi Endonezya ve Malezya'nın küçültülmesine yönelik gelişmelere yol açması söz konusudur. ABD ile birlikte Çin ve Hindistan'ın da bundan yana oldukları bilinmektedir.

Kaynak: SDAM


İlgili Galeriler

Şimdi yorum yapabilirsiniz

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Avatar
ihsan - 2 yıl önce
belli değilmi abd o terör örgütü ile filipinide ele geçirmek istiyor eşkıya katil