Ahmet Bozkuş kimdir?

Ahmet Bozkuş kimdir, nerelidir, kaç yaşında ve ne iş yapmaktadır? İşte Bozkuş biyografisi:

Google Haberlere Abone ol

Aslen Adana'nın Kozan ilçesinden olan Ahmet Bozkuş, şimdilerde yaptığı radyo ve televizyon programlarıyla tanınıyor. 

Ahmet Bozkuş'un biyografisini kendi kaleme aldığı metinden okuyalım:

Ahmet Bozkuş 20. Yüzyılın son çeyreğinde Anadolu’nun mütevazı bir köyü olan İncirci’ de doğmuştur. Şahsındaki mütevazılık da bundan kaynaklanmaktadır. İncirci köyü bir köysel eyalet sistemi olan Tapan Cumhuriyetinin bir parçasıdır. Tapan Cumhuriyeti kendi içinde bağımsız bir yapıya sahip olup Adana’nın Feke ilçesine bağlıdır. İbrahim Bey ve Emine Hanıma evlatlık; İhsan Beye kardeşlik; Arda’ya da ağabeylik yapmaktadır.

7 yaşına kadar İncirci, Karacaören ve İnderesi gibi köylerde yaşamış ve böylece taşranın ruha ilham veren tüm motiflerini özümsemiştir. İlk ve orta öğrenimini Kozan’da tamamlamıştır. Şabanata ilkokulu, 60. Yıl ilkokulu, İmam Hatip Lisesi ve 50. Yıl lisesi onun öğrenciliğinin geçtiği okullardır. Öğrenciliği boyunca babasının öğretmenlerle yaptığı sayısız görüşmede duyduğu şu cümle hala kulaklarında yankılanmaktadır: “çok zeki, çalışsa yapamayacağı ders yok ama işi gücü gevezelik!”

Okul hayatına bakınca çok da sosyal ve aktif görevler aldığını söyleyemeyiz. Ne yaptığını ve ne yapacağını anlaması için zamanın geçmesine izin vermiştir diyebiliriz.

Birçok kişinin bakış açısına göre büyük bir sürpriz yaparak ilk girişte Dicle Üniversitesi Türkçe öğretmenliğini kazanır. Dört yıl gibi normal bir sürede üniversiteden mezun olur. Bu geçen dört yılda sayısız halı saha maçı yapmış, bol bol ciğer, künefe, kadayıf yemiş, komada yatmış, alttan ders almış, sınavlara geç kalmış, yanlış sınava hazırlanmış, dergilerde yazmış, radyolarda konuşmuş, sahnelerde görünmüş, gülmüş, güldürmüş ve yürümüştür. “Düşene bir tekme de sen vur” sözünü hayatının hiçbir döneminde uygulamayan, düşeni kaldıran, derdine ortak olan, halden anlayan, “her koşmaya çağıran her çağrıya koşan”, daha temiz bir dünya için fidanlar yetiştiren ve yaşatmak için yaşayan yol arkadaşlarıyla tanışması da bu dört yıl içerisinde olmuştur.

Üniversiteden hemen sonra Diyarbakır’da öğretmenliğe başlamış daha sonra Bingöl ve Ankara’da bu vazifeye devam etmiştir. Büyük bir talih(sizlik) neticesinde KPSS denen sınav türüne girememiştir. Zaten girse de bir varlık gösteremeyeceğinden ve özel bir insan olduğundan özel kurumlarda öğretmenlik yapmıştır.

Kendini tanımaya ve anlamaya başladığı andan itibaren yapacağı işin öğretmenlik olmadığını, sahnede bulunması gerektiğini fark etmiştir. Bu durumu anlattığı idarecileri tarafından idare edilemez biri olarak görüldüğü de olmuştur. Bunun neticesinde dışlanmış, itilmiş, kakılmış ve bunun neticesinde de kimilerine göre “büyük bir enayilik” kimilerine göre “gemileri yakmak” kimilerine ve kendine göre ise “hayallerinin peşinden koşmak” denilen şeyi yapmış ve öğretmenliği bırakıp radyoculuğa başlamıştır.

Ankara Sanat Evi’nin Sahibini Arayan Mektuplar isimli oyununda mektupları sahiplerine ulaştıran nur yüzlü bir pir-i faniyi oynamış “ah keşke bu adam gibi olsaydım” diye iç geçirmiştir.

Mikrofonla tanışması altı yaşındayken köyün camiinde olmuştur. Şimdi yüzünü bile hatırlamadığı Hasan isimli bir çocukla beraber mikrofonu açıp “kundurama kum doldu atmaya kürek gerek” türküsünü büyük bir beceriyle seslendirmiş akabinde köyün bakkalı Adil efendi tarafından şiddet kullanılmak suretiyle camiden uzaklaştırılmıştır. O günden aklında kalan bir ayrıntı Hasan’ın çizmesinin camide kalması ve bu yüzden ayaklarına diken batması ayrıca Adil efendinin yaptıkları çocukluğu düzeltmek adına camiin içinde mikrofon açıkken argo ifadeler kullanması ve bunların köylü tarafından naklen duyulmasıdır.

Okyanustaki vaha olarak gördüğü Dünya Radyoda haftanın beş günü “UyurGezer” isimli mizahi kültürel sanat platformu formatındaki edebi şaheser olma yolunda emin adımlarla ilerleyen, mizahtan anlayan ince ruhlu ve duygusal insanların dinlediği ve kendisine “dünyanın abisi” unvanını kazandıran programı hazırlamakta ve sunmaktadır.

Tamamen kendi uydurduğu övgülerden ve iltifatlardan oluşan “estağfurullah anaforu” isimli bir otobiyografi, klasik batı müziği ve Anadolu’nun özgün motiflerini içinde barındıran “şalvar konçertosu” ve henüz sadece öylesine bir espri olarak duran “taşralı kuğu” adıyla bir bale gösterisi sunmayı amaçlamaktadır.

Dünya Radyodaki geçmişi çok fazla olmasa da hayati önem taşıyan görevler kendisine verilmiş ve kendisi bu görevleri alnın akıyla yerine getirmiştir. Bunlardan birisi de radyoyu İstanbul’a taşımaktır. Radyonun çok önemli teknik cihazlarını İstanbul’a getiren kamyonun şoförü yorgunluktan ve saatin çok ilerlemiş olmasından ötürü uyumasın diye şoförün yanına oturmuş ve yol boyunca durmadan konuşmuştur. Bu kahramanlığı neticesinde ona “Dünyayı Taşıyan Adam” ünvanı verilmiştir. Bu kayıtlara geçen ilk ve tek dünyayı kurtarma hadisesidir.

Keşke bunu ben yazsaydım diye düşündüğü ve kıskandığı şiirde üstat Necip Fazıl Kısakürek sanki onu anlatmaktadır:

“Gönlüm ne dertlidir ne de bahtiyar

Ne kendisine yar ne kimseye yar

Bir rüya uğruna ben diyar diyar

Gölgemin peşinden yürür giderim…”

Özetleyecek olursak; evlatlık, kardeşlik, ağabeylik, öğrencilik, öğretmenlik, yazarlık, tiyatroculuk, radyoculuk hayat sinemasında bugüne kadar oynadığı rollerdir. Bundan sonra ne olur ne biter bilemeyiz. Ama hep beraber yolumuz açık olsun… Allah rüzgârımıza bereket yelkenlerimize kuvvet versin...

Not: Bu biyografi tamamıyla Ahmet Bozkuş'un eseridir. Bazı web sitelerinde ve çeşitli yayın organlarında bu metnin üzerinde oynamalar yaparak kendi biyografisi şeklinde kullananlar olmuştur. Bilginize...

Zaruri tashih: İstanbul Misafirhanesi, Mukaddes Topraklar, Kimse Yok Mu programlarını sundu. Cangama adlı stand-up gösterisiyle birçok şehirde sahneye çıktı. Can Kardeşler adlı kardeşlik projesini yazdı yönetti.Suni Teneffüs adlı oyunda oynadı. Tüm Şiirleri Yakalım adıyla bir şiir kitabı çıkardı. İki Dünya Arasında adlı dizide başrolde oynadı. Evlendi, baba oldu...

Yorumlar