1970’li yılların sonunda Türkiye yüksek gerilim hattı altındaydı.
Siyasi cinayetler, sokak hareketleri, sıkıyönetim, cumhurbaşkanı bile seçemeyen bir parlamento, temel sorunların çözümü için yasa çıkaramayan ve engellenen azınlık hükümeti...
Abdi İpekçi, çözümü parlamenter demokrasi içinde arıyordu.“Büyük koalisyon” diye adlandırdığı “AP-CHP ortak hükümetinin kurulmasını” öneriyordu.
Böylece “Muğla’lı Paşa olmayız” diyen askerin istediği “yetki yasaları” çıkabilecek, ülke, azınlık hükümetini dışarıdan destekleyen Erbakan ve partisinin “ipoteğinden” kurtulacaktı.
Milliyet’teki başyazılarında ve Milliyet’in yayınlarında bu çözümü yoğun işliyordu.
Genel Yayın Yönetmeni olduğum gazetede de bu çözümü savunmam gerektiğini vurgulamış “aksi halde çok kötü şeyler olabileceğini” söylemişti.
Ayrıca...
Toplumun da bu çözümü desteklediğini gösteren bir olgu da “Milliyet’in satışının sürekli yükselmesiydi.”
Bir kuşku
Abdi İpekçi’nin öldürülmesi sonrası senaryolar yazıldı, nedenler ortaya atıldı.
Zaman zaman kendi kendime “Yoksa Abdi Bey’in bu demokratik parlamenter çözüm önerisi engellenmek mi istenmişti? Bunun kestirme yolu onun öldürülmesi miydi?” sorgulamasını yapmıştım.
Abdi Bey bu formüle o denli inançlıydı ki TÜSİAD’ı da AP-CHP büyük koalisyonunun kurulması için destek vermeye çağırmıştı.
Yıllar geçti...
Abdi İpekçi’nin ölüm yıldönümünde TÜSİAD’ın yeni Başkanı Ümit Boyner, Doğan Akın yönetimindeki T24 internet gazetesine ilginç bir yazı yazdı.
Yansıtıyorum:
Bir ülkenin demokrasiye bağlılığının en önemli ölçütlerinden biri, basın özgürlüğüne ve gazetecilere verilen değerdir. Türkiye tarihinin karanlık sayfalarında henüz aydınlatılmamış çok sayıda gazeteci cinayeti bulunmakta, bu cinayetlerin arkasında yer alan muhtemel yapılanmalar hepimizi demokrasi ve hukuk devleti adına kaygılandırmaktadır.
Cinayete kurban giden birçok değerli gazetecimiz, yaşamları boyunca, daha demokratik bir Türkiye için inançlarını ve düşüncelerini cesurca ifade etmişlerdir. Ne yazık ki, belki de bu cesaret yaşamlarına mal olmuştur.
Ocak ayında, Hrant Dink’i ölümünün 3. yılında andık. Yine bu ay içerisinde vahşi bir şekilde katledilen Uğur Mumcu’yu ve Mumcu’nun görüşlerini yeniden hatırladık. Bugün ise Türk basınında kalıcı bir iz bırakan, inançlarının temelinde özgürlükçülük olan ve döneminin baskıcı anlayışına tüm gücüyle karşı duran Abdi İpekçi’nin ölüm yıldönümü.
Türkiye’de çok sesliliğe, demokrasiye ve özgürlüklere içtenlikle inanan bu gazetecilerin hedef olduğu cinayetlerin henüz aydınlatılmamış olması kamu vicdanını yaralamaktadır. Ancak cinayetlerin peşini bırakmadan süreç takip edildiği sürece, cinayetlerle ilgili sorular sormaya devam ettiğimiz sürece güçlü bir demokrasi için umudumuzu da koruyabiliriz.
Cinayetlerin arkasındaki perdenin ortadan kalkması, demokratik zeminin güçlenmesi açısından bir zorunluluktur ve borcumuzdur. Yeni acıların yaşanmaması, Türkiye’nin bu karanlık tekrarlardan kurtulması ve Türk halkının demokrasiye olan inancının artması ancak bu şekilde sağlanacaktır. TÜSİAD olarak, daha yüksek standartta bir demokrasi ve etkili bir hukuk devleti oluşturulması çerçevesinde, bu ve benzeri cinayetlerin çözülmesine yönelik çabaların destekçisi ve takipçisi olmaya devam edeceğiz.
Yaşamını yitirmiş tüm demokrasi önderleriyle birlikte, Sayın Abdi İpekçi’yi bu vesileyle bir kez daha rahmetle anar, başta ailesi, yakınları ve Türk halkı ile üzüntümüzü bir kez daha paylaşmak isterim.
CESUR MESAJLAR
TÜSİAD’ın yeni Başkanı Ümit Boyner ve Yönetim Kurulu medyayla buluştu.
TÜSİAD mesleki bir örgüt olmanın ötesinde daha kuruluşun-dan itibaren “düşünce üretim merkezi” fonksiyonu-nu da üstlenmiştir.
Boyner’in medya buluşması “bunun örneklerini” verdi:
l Meslek liseleri ile imam hatip liselerinin ayrı statüde görülmesi ve buna göre çözüm bulunması...
İmam hatip liselerini bitiren kız öğrenciler imam olamıyorlar. Aileler erkek oğullarını da imam olsunlar diye bu liselere göndermiyorlar.
O halde meslek liseleri için katsayı düzenlemesi ayrı yapılmalı, İHL’ler için ayrı çözüm üretilmeli.
l Yukarıdaki satırlara bakarak “başörtülü eğitime karşı olduğu” izlenimi oluşmasın.
Gazeteci-lerin sorusu üzerine Boyner “üniversiteler-de hizmet almakta eşitlik gerektiğini” söyledi.
Yani... “Başı kapalı olan kız öğrencilerin de yükseköğrenim kurumlarında okumaları (hizmet almaları) önünde engel olmamalı.”
..................................
Başka ilginç mesajları da var ama bence bu ikisinin altı öncelikle çizilmeli.