Suriye meselesi acayip bir sınav oldu herkes için. Hemen hemen herkesin sınıfta kaldığı zor bir sınav…
Esat düşsün diyenler de kalsın diyenler de bu sınavdan çoğunlukla geçer not alamadılar. En azından bu bizim ülkemizdeki kardeşlerimiz için çoğunlukla böyle gördüğüm kadarıyla.
İşte iki tarafın karşılıklı suçlamaların özeti:
Meğerse İran’da İslam Cumhuriyetini kuran bu uğurda can veren kan veren, Filistin davasını şiar edinen “Şii” kadroların hepsi sığ bir “Şiilik” bağnazlığı penceresinden dünyaya bakıyorlarmış. Öyle ki dökülen kan “Sünni” kanı ise hiç umursamazlarmış.
Meğerse Lübnan’da evlatlarını Kudüs sloganıyla cephelere yollayan, bütün varlığını direnişe adayan mücahitlerin de adalet duygusu sadece Şialar için çalışırmış. Öldüren Nusayri ve ölen Sünni olunca hiç umursamazlarmış…
Meğerse bütün İran’lılar ve Hizbullah kadroları canilerin, katillerin hamisi imişler. Hepsi “dilsiz şeytan” imişler. İsimlerinden bir an önce İslam kelimesini çıkarmaları gerekiyormuş.
Öte taraftan
Meğerse Türkiye’deki İslamcıların neredeyse tümü “Natocu” imişler.
Hepsinin içinde gizli bir “Şia düşmanlığı” ve böyle durumlarda nükseden bir “uşaklık kabiliyeti” varmış! Akit’i Yeni Şafak’ı, AK Partisi, Hilal TV si, yazarları, çizerleri … hepsi Suriye’de abartılan bir iç karışıklığa batıyı davet edecek kadar “dış güç dilencisi” imişler.
Meğerse bütün bu Sünni İslamcı gruplar aslında Kudüs davasını, direniş cephesini ufak bir inatlaşmada Nato’ya satacak kadar samimiyetsizlermiş…
Evet. Bunlar maalesef ve maalesef haftalardır teessüf ve teessürle izlediğimiz karşılıklı suçlamalar. Şia ve Sünni İslamcılar şu az zaman içinde biri birilerini o kadar suçladılar, o kadar biri birilerine diklendiler ki, dersiniz düşman imişler de yeni fark etmişler.
Peki sebep ne?
Sebep Suriye. Suriye’de bir tarafı Esad’ın Baas rejimi, öbür tarafı ise İslami, Selefi, Laik, Batıcı bir mozaiğe sahip olan silahlı ve silahsız muhalefet.
İlginçtir, bu kavganın taraflarından hiç biri ne Şia ne de Sünni İslami odakların tam olarak tasvip etmediği güçler. Yani ne Esat rejimi İran ve Hizbullah gözünde ideal bir İslami yapıdır, ne de Suriye muhalefeti “İhvan kanadı” hariç Sünni İslamcılar için ideal bir siyasi yapıdır.
Bana göre “mezhebin de etkili olduğu bir siyasi görüş farklılığı” olarak algılanması gereken bu durum kolayca iki tarafı biri birine karşı hoşgörüsüz, hırçın, suçlayıcı ve düşmanlığa yakın bir çekişme pozisyonuna getirmiş durumda.
Evet bu aslında çok normal karşılanması gereken bir görüş farklılığı. Ne Hizbullah ve İran sanıldığı gibi samimiyetsiz ve mezhepçidir, ne de yıllardır İslami uyanış için mücadele veren Sünni İslami gruplar iddia edildiği gibi “Natocu ve direnişi satmaya hazır” samimiyetsiz gruplardan ibarettir..
Olay özetle “okuma farklılığı” ve daha net bir ifadeyle “bulunduğu yeden manzarayı farklı görme” olayıdır.
Az bir empati gayreti içinde olurlarsa biri birilerini daha iyi anlama şansına sahip olabilirler.
Mesela kendinizi Suriye’deki İhvan’ın yerine koyun. Onlarca yıldır baskı görmüşsünüz, tutuklanmışsınız, öldürülmüşsünüz, Hama’yı yaşamışsınız… Şimdi bütün bunları size yaşatan düzenden ilelebet kurtulma şansı elinize gelmiş… Böyle bir durumda Batı’nın ve İsrail’in Suriye rejiminin devrilmesinden hoşnut olacağını, direniş cephesinin riske gireceğini … ne kadar düşünürsünüz?
Veya siz Türkiye’li İhvan sempatizanı bir Müslüman olarak böylesi bir durumda Suriyeli kardeşlerinize yardım etmek ve Esad’ı bir an önce yıkmak istemez misiniz?
Öbür taraftan kendinizi İran’ın yerine koyun. 30 yıllık devrim geçmişinde, hatta devrimin gerçekleşmesinin öncesinden bir İsrail ve ABD kavganız var, bir Kudüs idealiniz var. Bunca Müslüman Arap ülkeler arasından, doğrudan ve dolaylı olarak kuyunuzu kazmayan ve hatta yanınızda yer alan tek Arap ülkesi Suriye… İsrail’le mücadelenizde İsrail’e ulaşmanız, Lübnan direnişini desteklemeniz için tek çareniz olan Suriye… Tam da İsrail Mısır, Tunus gibi hain müttefiklerini kaybetmişken, tam da Batı zaaf pozisyonuna gelmişken… Üstüne üstlük sürekli saldırı tehditleri alıyorken, iç karışıklıklar için düşmanlarınız fırsat kolluyorken… Suriye’de kargaşaya, sonu belli olmayan bir devrime nasıl bakarsınız? Özellikle de Suriye’nin başında çok da diktatörlük heveslisi olmayan, kendi rejimini olduğu haliyle beğenmeyen ve değişimin gerekliliğini kabul eden bir lider var ise… Artı muhalefette de Batı’nın ve Vahhabi Suudi Arabistan’ın etkisini görüyorsanız… Artı İsrail’in bu durumdan umutlandığını görüyorsanız…
Lütfen empati yapalım. Suçlamadan önce kendimizi suçladığımız tarafların yerine koyup onların durduğu yerden manzarayı okumaya çalışalım…
İran ve Hizbullah’ı Suriye konusunda suçlayanların haklı bir sözü var, deniliyor ki: Neden siz direnişe destek konusunda Nusayri Esad rejimine güvendiğiniz kadar İhavan’a güvenmiyorsunuz?
Karşı tarafın da haklı bir cevabı var: İhvan bizim kabul ettiğimiz seviyeli İslami birikime sahip bir harekettir. Ancak daha önce devrim yaşayan Arap ülkelerinde de görüldüğü gibi inisiyatifi ele almada yetersiz kalıyorlar. Dolayısıyla Suriye’de içten Vahhabiler ve dıştan batılı güçler onlara inisiyatif alma şansı vermeyecektir.
Bir başka noktadan bakalım olaya:
Mesele, Esat rejimini bütün her şeyi ile savunmak mı? Yoksa Suriye’de değişim olsun ama bu devrim yoluyla mı yoksa reform yoluyla mı olsun konusunda mı?
İşte bütün bunlar çok önemli.
Hasıl-ı kelam şu ki, Batı’ya karşı direnişte aynı safta yer alan Sünni ve Şii güçlerin dedikleri doğruysa bunların hiçbirinde iş yok!! İkisi biri birinin samimiyetsizliğinin şahidi oluyorlar yani. Yani birileri İslami kesimleri biri birine sorsa varacağı sonuç şu: Bunlardan bir halt olmaz…!
Ama benim iddiam şu ki: Ortada empati eksikliği var. Ortada suizan var. Ortada görüş ayrılığını fitneye dönüştürme var. Ortada ortak düşmanların gazına gelme var. Ortada gaflet, nefsaniyet ve aldatılma var.
Kendi yavrusunu direniş yolunda şehit vermiş olan Hizbullah lideri Hasan Nasrullah, ne oldu da birden bire döndü zalimin hamisi oldu? 30 yıldır tek başına ve İslam dünyasının kendisini yalnız bırakmasına rağmen Kudüs davasını, Filistin davasını şiar edinen İran ne oldu da birden bire “mezepçi, menfaatçi ve dilsiz şeytan” oldu? Yoksa Suriye muhalefeti Sünni de Filistinliler Şia mı?
Ne oldu da bugüne kadar her türlü fedakârlıkla, emperyalizme karşı mücadele veren, İran’ı da Hizbullah’ı da haklı davalarında sürekli savunan Müslüman Sünni yazarlar, gazeteler, gruplar birden bire “Natocu” oluverdiler?!
Hayır ben bunlara inanmıyorum.
Fitne işte böyle bir şeydir. İnsanları biri biri hakkında ve inandıkları hakkında kuşkuya düşürür. Fitne sisli bulutlu bir hava meydana getirir ki, kimse kimseyi önceden tanıdığı gibi tanıyamaz olur.
Belki de savunduğumuz bu düşüncenin en iyi şahidi Hamas’tır. Hamas her iki tarafı da daha iyi anlama şansına sahip bir pozisyondadır çünkü.
Evet kardeşler. Bence temkinli olmak, kırmadan, ezmeden, tekfir etmeden, hüsnü zan dairesinden çıkmadan konuşmak, biri birini anlamaya çalışmak lazım.
Kardeşinin sana kötü demesi, senin ona kötü demen için yeterli bir delil sayılmaz. Kardeşinin sana “mezhepçi” demesi senin ona “Natocu” demen için yeterli bir delil teşkil etmez…
Bir taraf, Suriye’de insanlar ölüyor, iç karışıklık var. Ama direniş hattının zarar görmesindense, yarın karışmış bir Suriye’de Irak’ta olduğu gibi yüz binlerce insanın ölmesindense bu durum tercih edilir, diye düşünüyor.
Bir başka taraf da: Onlarca yıldır Suriye’ye hakim olan Nusayri azınlık artık gitmeli. Suriye’de Mısır, Tunus ve Libya’da olduğu gibi bir halk devrimi gerçekleşmeli. Bu uzun vadede İsrail’e karşı direniş için de daha faydalı olacaktır diye düşünüyor.
Ben buna görüş farklılığı diyorum. Bu görüş farklılığında mezhebin de etkisi mutlaka vardır ama işin aslı sadece mezhep değildir. Nice Sünni âlimler var ki bu ihtilafta İran ve Hizbullah ile aynı düşünceyi savunuyor. Bütün bu âlimlerin tümü satılmış veya gafil mi? Yine Şia olduğu halde mesela İran’da İran’ın Suriye politikasını eleştirenler var, onların da tümü hain veya “Natocu” mu?
Kimse suçsuz insanlar ölsün demiyor. Kimse de direniş hattı yıkılsın istemiyor. Aksine bu fitneyi Müslümanlar arasında körükleyenler suçsuz insanların öldürülmesinden medet umanlardır. Asıl hedefleri de direnişin bitmesi ve İslam dünyasının daha da acziyet içine düşmesidir.
Bu yazı toplam 1343 defa okunmuştur.