Ozan Tufan: A Milli olduktan sonra ilgi arttı

Bursaspor’un genç futbolcularından Ozan Tufan, A Milli Futbol Takımı'nda forma giymeye başladıktan sonra kendisine olan ilginin arttığını söyledi. Tam Saha Dergisi’ne açıklamalarda bulunan genç oyuncu, büyüme döneminde yaşadığı ağırılar...

Ozan Tufan: A Milli olduktan sonra ilgi arttı
01 Ağustos 2014 Cuma 11:13

Bursaspor’un genç futbolcularından Ozan Tufan, A Milli Futbol Takımı'nda forma giymeye başladıktan sonra kendisine olan ilginin arttığını söyledi.

Tam Saha Dergisi’ne açıklamalarda bulunan genç oyuncu, büyüme döneminde yaşadığı ağırılar ve kilo sorunları nedeniyle 2 yıl futboldan uzak kalmış. Ozan, bu sıkıntılı süreçten direnip geri dönmesini sağlayan şeyin abisinin gitar isteği yerine kendisinin krampon arzusunu yerine getiren babasına duyduğu minnet borcu olduğu açıklıyor. Ozan Tufan, Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim'in A Milli Takm'a çağırmasının ardından kendisine olan ilginin arttığını dile getiriyor.

Genç oyuncunun Tam Saha Dergisi’ndeki açıklamaları ise şöyle:

*Henüz liglerde çok fazla öne çıkmadan Fatih Terim Hoca seni A Millî Takım’a aldı ve bir anda ülkenin en popüler genç oyuncusu haline geldin. Herkes gibi biz de senin hikâyeni merak ediyoruz. En başından başlayalım istersen… Nerede, ne zaman doğdun, ailen ne iş yapıyor, kaç kardeşsiniz, nasıl bir aile ortamında büyüdün?

23 Mart 1995 yılında Bursa’nın Orhaneli ilçesinde doğdum. Orhaneli’de yaşayanlara Bursa’nın dağlısı derler, ben de bir dağlıyım anlayacağınız. Annem ev hanımı, babamise maden işçisiydi. Orhaneli’deki kömür işletmesinde yıllarca çalıştıktan sonra emekli oldu. Bir de ağabeyim var; Uludağ Üniversitesi’ni bitirdi, askerliğini yaptıktan sonra müzik öğretmeni olarak çalışmaya başlayacak. Uzun lâfınkısası,şu an aileme bakmakla yükümlü olan benim.

*Maden işçisi bir babanın çocuğu olarak Millî Takım’la Soma’ya gittiğinde neler hissettin?

Ben de babamla beraber sık sık madene giderdim ama girmezdim. Evde canım sıkıldığı için babamdan beni madene götürmesini isterdim. Babam madene inince ben dışarıda beklerdim. Bir basket potası vardı, onunla oyalanırdım. Soma’ya gittiğimde beni babamın arkadaşları karşıladı. Çok üzücü bir durum… Babam da maden işçisi olduğundan hissettiğim duygular çok farklıydı, karmaşıktı. Aslında, babam madende çalışırken ben fazla korkmazdım; göçük altında kalma ihtimalini hiç düşünmezdim. Hergün rutin olarak gider gelirdi babam. Endişe duymazdım. Açıkçası ben Soma’daki gibi bir olayın gerçekleşme ihtimalini aklıma hiç getirmezdim.

*Futbolla olan ilişkin nasıl başladı?

Ben de her çocuk gibi, sokaklarda futbol oynayarak başladım bu işe. Daha sonra okul takımına girdim. Okul takımının bir maçında Bursaspor’dan hocalar beni izlemeye gelmişti. Beğenmiş olacaklar ki aldılar altyapıya. Böylelikle beni futbola kazandırmış oldular. O tarihten beri, yaklaşık on yıldır Bursaspor’da top koşturuyorum.

*Ailende futbolla ilgilenen başka birileri var mı? Futbolcu olman konusundaki tavrını onlar nasıl karşıladı?

Ailede yalnızca babamın futbolla ilgisi var, ağabeyim pek hoşlanmaz futboldan. Babam amatör kulüplerde oynadı ama fazla tutunamadı. Futbol konusunda her zaman yanımda durdu, destekçim oldu babam. Bursaspor’un altyapısına girmemi çok istedi. Aslına bakarsanız annem, babam, ağabeyim hepsi her zaman yanımdaydı. Gerçi ağabeyimle aramda büyük bir kıskançlık vardı (gülüyor). Babamın durumu fazla iyi değildi; ağabeyim müzikle uğraştığı için gitar istiyordu. Şimdi babam bana krampon mu alsın, ağabeyime gitar mı alsın? Birinden birini tercih etmek zorunda, çünkü ikisini birden denkleştiremiyoruz. Babam da oyunu benden yana kullandı. Ağabeyimi biraz boşladı. Ağabeyimle hafif limoniyiz şu aralar. Aramızdaki kıskançlık hâlâ devam ediyor (gülüyor).

*Bursaspor’un altyapısında oynarken Orhaneli’den Bursa’ya gidip geldin anladığım kadarıyla, zor olmadı mı?

Üç sene boyunca idmanlar için Orhaneli’den Bursa’ya gidip geldim. Bazen babam, bazen annem, bazen de babamın arkadaşları beni götürüp getirdi. Arada ben de otobüsle gidip geliyordum. Bir şekilde idare ettik. Sonra zor olmaya başladı ve ailem Bursa’ya taşındı. Şimdi hep birlikte Bursa’da yaşıyoruz.

*Okulla futbolu bir arada yürütmeyi becerebildin mi? Nasıl bir öğrenciydin?

Liseyi bitirdim ama Millî Takım kampında olduğum için bu yıl üniversite sınavına giremedim. Seneye gireceğim inşallah. BESYO’da okumak istiyorum. Antrenörlük ya da beden eğitimi öğretmenliğini tercih edeceğim. Lisede derslerim ne çok iyi ne de çok kötüydü. Okuldahocalara bir şekilde sevdiriyorduk kendimizi. Zaten bütün sporcular aynı sınıfta olduğundan gırgır şamata oluyordu.

*Bursaspor’un altyapısından bahsedelim biraz… Bursaspor, her yaş grubundan Millî Takımlara futbolcu gönderiyor. Bu anlamda ciddi bir futbolcu fabrikası denilebilir. Diğer takımlardan farkı ne sence Bursaspor’un?

Bursaspor’dan önce Bucaspor bu konumdaydı. Ciddi anlamda oyuncu yetiştiriyorlardı. Buca’da arkadaşım olduğu için biliyorum tüm bu detayları. Şimdi Altınordu oradaki futbolcuları topluyor, kendi bünyesinde biriktiriyor. Sonuçta, Buca bir 1. Lig takımı olarak bu kadar sporcu hazırlıyorsa; Süper Lig takımı olan Bursaspor niye daha iyisini yapamasın? Teknik ve idari kadro kendi aralarında toplantılar yaptı, özel antrenörlerle çalıştılar. Zaten takımlarda oldukça iyi isimler vardı. Bu oyunculardan her biri kendi yaş grubunda adını duyurdu. Nitekim Bursaspor’un U13’ten U19’a kadar bütün takımları finallere gitmeyi başardı. Takımlar finale gidince de oyuncuların Millî Takım’a çağrılma şansı arttı.

*Bursaspor’un altyapısı sana neler kazandırdı? Altyapıya girdiğinde neredeydin, şimdi kendini nerede görüyorsun?

Altyapıdaforvet arkası olarak futbola başladım. İki sene aynı pozisyonda oynadım. Sonra sağ açığa kaydırdılar, bir sene de o pozisyonda devam ettim. Ardından iki sene kadro dışı kaldım, sonra sağ bekte top koşturmaya devam ettim. Sağ bekte kendimi oldukçageliştirdim, zaten hücum yönüm iyiydi. Bir de forvet arkası oynadığım için ayaklarımı iyi kullanıyordum. En büyük sıkıntım defansif yanımdaydı, onda da kendimi geliştirdiğime inanıyorum. U17 takımındayken Fenerbahçe ile final maçımız vardı, o maçı Ertuğrul Sağlam Hocamız da izlemişti. Bursaspor’un A takımına da o şekilde seçilmiş oldum.

*İki sene kadro dışı kaldığını söyledin. Bunun sebebi neydi?

Sakatlığım vardı, sağ ayak topuğumda ödem oluşmuştu. Hiçbir şekilde ayağımın üzerine basamıyordum. Sonra doktora gittik, “1 ay koşmayı bırak, hatta yürüme bile” dedi. Doktoru dinledim, evde oturdum, tabii kiloları da aldım. Arkadaşlarım benden 1 ay fazla idman yapınca kendilerinigeliştirmişler, ben baya formsuz düştüm. Diğer yandan ağrılarım da devam ediyordu. Bu sefer hoca, “Bu kiloyla seni oynatmam çok zor, kilo vermek zorundasın” dedi. Bir yandan kilo vermeye çalıştım, diğer yandan fizik tedavim devam etti. Bir yıl boyunca, topuğum ağrıya ağrıya oynamaya çalıştım. Ama sadece antrenmanlara çıkabiliyor, kadroya giremiyordum. Sene sonunda U17 sezonu başladığında boyum uzamış ve kilolar da kendiliğinden gitmişti. Hoca da beni oynatmaya başladı zaten. Şimdi topuk ağrımdan eser kalmadı, boyumun uzamasıyla sorun kendiliğinden çözüldü çok şükür.

*O yaşta 2 sene kadro dışı kalıp da hâlâ futbol oynamakta ısrar etmenin arkasında nasıl bir motivasyon vardı?

Bu iki yıl içinde futbolu bırakmayı çok düşündüm. Diğer taraftan “Futbolu bırakırsam yapacak başka bir şeyim yok ki” diyordum. Babam bana o kadar güvenmiş, ağabeyime gitar almamış, banakrampon almış; mecbur gidip gelmek zorundayım. Ailemi hiçbir zaman mahcup etmek istemedim. Beni onca zaman Bursa’ya götürüp getirdiler, futbolcu olup onların kaderini değiştireceğime inandılar, onları yarı yolda bırakamazdım. Ailemin umuduydum ben. O yüzden sıkı sıkı sarıldım futbola.

*Genç Millî Takımlardaki durumuna baktığımızda hikâyen çok da eskilere uzanmıyor. Sakatlığın nedeniyle U15 ve U16’da yoksun.U15’ten değil de U17’den giriyorsun Genç Millî Takımlara. Hatta orada da bir maç oynuyor, 6 ay sonra ancak U18’den itibaren sürekli davet alan bir oyuncu oluyorsun. Bu tabloya bakarak senin için geç keşfedilmiş bir oyuncu diyebilir miyiz?

Sakatlıktan çıktıktan sonra U17’de oynamaya başladım. Azerbaycan’la olan ilk maçımda oldukça kötü oynadım. Sağ bekteydim ve çok heyecanlıydım. İlk defa MillîTakım formasıyla maça çıkmıştım, elim ayağıma dolaştı, ne yapacağımı bilemedim. Kendimi gösteremedim. Zaten Almanya’daki kampa da beni çağırmadılar. Çok üzülmüştüm tabiî, ama aynı zamanda hırslanmıştım. Sonra Ertuğrul Hoca, Bursaspor’un UEFA maçında oynattı beni. O maçta gol attım. Zaten o maçtan sonra sürekli çağrılmaya başladım Millî Takımlara.

*Millî Takımlara ilk kez davet edildiğinde neler hissettiğini hatırlıyor musun?

Dediğim gibi, ilk Azerbaycan maçına çıkmıştım. Altyapıdaki hocamız zaten,“Seni çağıracaklar, hazır ol” diyordu. Ben de kendimi hazırlamıştım. İdmanları kesinlikle aksatmıyordum, daha büyük bir şevkle çalışıyordum. Millî Takım kampına kulüpten arkadaşlarımla gittim. Batuhan Altıntaş, Furkan Soyalp ve Okan Kocukbana orada çok yardımcı oldular. Zaten alışkın oldukları için ortamı biliyorlardı. Benim de ısınmamı sağladılar.

*Bursaspor altyapısı ve Genç Millî Takımlar döneminde seni en çok etkileyen, futbolcu kimliğinin oluşmasına katkı sağlayan teknik adamlar kimlerdi?

Benim tanıdığım ilk hoca Musa Öztürk. Beni oynatan da kadro dışı bırakan da odur. Bir bildiği var ki oynattı, bir bildiği var ki kadro dışı bıraktı. Her zaman bana katkısı olmuştur. Ayvaz Öztürk Hoca da manevi olarak bana çok yardımcı oldu. Kadro dışı kalıp ağladığım dönemlerde beni teselli etti…“Ağlama, sen yaparsın, bırakma, pes etme, olur bunlar, geçer gider” derdi. Söyledikleri bana o günlerde boş geliyordu ama iki sene sonra anladım söylediklerinin doğru olduğunu.

*Futbola başladığın dönemde idollerin var mıydı?

Sağ bek oynamaya başladıktan sonra idollerim ortaya çıktı diyebilirim. Futbola ilk başladığımda, sağ açık Jesus Navas’ıçok beğenirdim. Sonrasındaise sağ bek olarak Dani Alves ve Van der Wiel örnek aldığım oyuncuların başında geldi. Dani Alves dünya çapındaki en iyi sağ beklerden biri. Maçlarını izlerken dikkat ediyorum, önüne sağ açık koymuyorlar, tek başına her yere yetişiyor, sağ çizgide sürekli gidip geliyor. Bence bu çok önemli bir özellik. Ben de idmanda bir kere kendimi denemek için o tarzda oynadım ama çok zorlandım. Açıkçası pek akıl kârı gelmedi bana. Bir de Van der Wielvar. Onun da oyun stili, oyun kuruşu çok hoşuma gidiyor. Ön libero olarak da Paul Pogba’yı örnek alıyorum. Millî Takım’daki arkadaşlarım Pogba diyor bana zaten. Saçları da boyatırsam aramızda pek bir fark kalmaz herhalde (gülüyor).

*İlk kez 2012-13 sezonunun son haftasında Bursaspor’la bir Süper Lig maçına çıktın ve son 12 dakikada oynadın. Altyapıdan A takıma yükseliş sürecinde neler yaşadın?

Herkes A takıma çıkmak, o çimlerde koşmak ister ama her oyuncunun A takımda oynatılması mümkün değil. Benim şansıma da oynadığım mevkide A takımın sıkıntıları vardı. 2012-13 sezonunda, altyapıdaki ligde kendimi kanıtladığımı da düşünüyorum, takım içinde baya ön plana çıkmıştım. Bence bu sebeplerden ötürü beni A takıma çağırdılar. İlk oynadığım A takım maçında da çok heyecanlanmış, elim ayağıma karışmıştı. Antrenmanla maç ortamı birbirinden çok farklı. Antrenmanda hata yapabiliyorsun ama maç sırasında yaptığın hatanın telafisi yok. Oyuna girdiğim ilk 5-6 dakikadaısındım, zaten birkaç dakika da oynayınca maç bitti, bir şey anlamadım.

*2012’nin Ağustos ayında UEFA Avrupa ligi ön eleme turundaki KupsKuopio maçında gol attın, bu maçın hikâyesini birde senin ağzından dinlesek.

17 yaşındaydım o zaman. Maç saat 22.00’de oynanacaktı ve 5 saat öncesinden maçın ilk on biri açıklanmıştı; yedek olarak kadrodaydım. Zaman bir türlü geçmek bilmiyordu. Film izliyor, şarkı dinliyordum… Milletin odasına bakıyorum, var mı biri diye, muhabbet etmek için, herkes uyuyor. Neyse maç saati geldi, otobüsten indik, karşımda taraftarı gördüm. Bizi karşılamak için gelmişler.Tabiî bu manzara karşısında daha çok heyecanlandım. Zaten ilk resmi maçımdı, tüneli falan görünce heyecanım iyice kontrolümden çıktı. O sırada maç başladı, goller geldi. Ben yedek olduğum için bir taraftan da kendimi rahatlatıyordum; çünkü hocanın beni oynatacağını düşünmüyordum. Maç 4-0 olduğunda, Ertuğrul Hoca bana ısınmaya git dedi. Isınırken sol arka adalemin ağrıdığını hissettim, ayağımı çekemiyordum. Hemen sağlık ekibinden Recep Lokmaoğlu abiyi buldum, durumu anlattım. “En azından ağrımı dindirecek bir iğne vur” dedim. Recep abi, “İğneye gerek yok, sen gerekirse kopar gel adaleni ama maçı bırakma. Varını yoğunu ortaya koy” dedi. Dördüncü hakemin yanına gidene kadar ağrıdan kıvranıyordum. Sahaya bir girdim, ağrı falan kalmadı. Maçın üzerimdeki gerginliğindendi belki de o hissiyat. Tribünler dolu, heyecan oldukça yüksek, annem-babam yukarıda beni izliyor...İlk üç dakika biraz bocaladım, ama isabetli paslar atmaya başlayınca kendime geldim.61. dakikada oyuna girdim, 72. dakikada gol attım ve o maç 6-0 bitti.

Golün nasıl geliştiğinden biraz bahseder misin?

Rakip takımın stoperi sol beke pas attı, ben de araya girdim. Topu alıp Pinto’ya pas attım ve Pinto orta açtı, fakat Pablo’ya ulaşmadı, defanstopu çıkardı. Ben de zaten o yöne doğru koşuyordum. Ağrıyan sol ayağımla vurdum ve gol oldu. Gol attıktan sonra nasıl sevineceğimi de bilmiyordum. Ozan ağabey vardı karşımda, onun kucağına atladım.

*O golü atınca tribündeki anne babanı düşündün mü?

Açıkçası kimse o anda aklımdan geçmedi. Ağlamışım o esnada, onu bile hatırlamıyorum. Maçtan çıktıktan sonra otobüsün yanında annemi gördüm. “Ben bile buralarda gezinmeye çekinirken sen nasıl girdin buraya anne?” dedim. “Golü atan benim oğlum” diye girmiş herhalde, sarıldık sonra. Bu da böyle bir hatıra işte.

*Geçtiğimiz sezonun büyük bölümünü A2 takımında geçirdin ancak 25 Ocak’taki Eskişehirspor maçında Daum sana ilk on birde görev verdi. Böyle bir şansı bekliyor muydun? Daha doğrusu bu şansı yakalayana kadar hangi evrelerden geçtin, neler yaşadın?

Antalya’da devre arası kampında hazırlık maçımız vardı, Şener abi oynuyordu sağ bekte, ben de onun yedeğiydim. Şener abi sakatlanınca hocamız Antalya’da beni oynatmak mecburiyetinde kaldı. İlk defa devre arası kampına A2’den gelip katıldım. A takımdaki idmanlara çıkmaya da devam ettim. O maçtaasist yaptım, baya da beğendiler performansımı, kondisyonumu. “A2’den geliyorsun ama böyle bir performans gayet iyi” dediler. Şener abi de sakattı hâlâ. Eskişehir maçında mecburen ben oynayacaktım. Yabancı kontenjanı olduğu için beni oynatmak durumunda kaldılar.

*Daum oldukça tecrübeli bir teknik adam. Bize onunla ilişkilerinden, sana kattıklarından söz eder misin?

Açıkçası pek istediğim performansı alamadım, çok az ilgilendi benimle. Bazen kolumdan tutuyordu,“Orta aç” falan diyordu. Aslına bakarsanız onun tecrübesinden pek yararlandığımı söyleyemem.

*Takımda genç ve tecrübeli oyuncuların ilişkisi nasıl? Size en çok kimler destek veriyor, yardımcı oluyor?

Bizde genelde herkes kendi halindedir. Ama Serdar abi ve Şener abi bizimle çok ilgileniyorlar. Saha içinde ve saha dışında ne yapmamız gerektiği hususlarında akıl veriyorlar. Ben Şener abiyle takılıyorum genelde, hiç yanından ayrılmıyorum. En ufak bir ara olsun, hemen yapışırım ona, boğuşuruz birbirimizle. Serdar abi de saha dışında çok yardımcı olur bana. Nerelere gitmem, nerelere gitmemem, hangi davranışlarıma dikkat etmem konusunda öğütler verir.

*Takımdaki asıl yer buluşun Daum’un ayrılıp İrfan Buz’un göreve gelmesinden sonra oluyor. Son haftalarda sürekli oynayan bir oyuncuya dönüştüğünü görüyoruz. İrfan Hocanın senin üzerinde bu kadar durmasını neye bağlıyorsun? Senden neler beklediğini söylüyordu?

İrfan Hoca bana güvendiğini söyledi, “Zaten kaybedecek de bir şeyim yok. Sezon başı yine bu takımda olursam; sadece seni değil bütün gençleri oynatmaya çalışırım. Ağabeylerin gibi sen de pas hatası yapabilirsin, bunun tecrübeyle bir alâkası yok, nihayetinde sen de bir insansın. Bu yüzden geri kalan bütün maçlarda seni oynatacağım” dedi. Zaten beğeniyordu oyun stilimi İrfan Hoca yardımcı antrenörken hep konuşurduk, ekstra idmanlar da yapardık. Hocalığa geçince ben de çok rahatladım, daha doğrusu bana karşı tavrıyla o beni rahatlattı.

*Sezon sona erdiğinde Süper Lig’de 8 maçta 623 dakika oynamış,19 yaşında bir oyuncu olarak A Millî Takım kadrosunda yer almayı bekliyor muydun?

Amerika için vize işlemlerinden dolayı beni İstanbul’a çağırmışlardı. İlk gittiğimde seçileceğimi düşünmüyordum açıkçası. Bize kırk oyuncunun belirleneceğini söylediler. Tek tek kafamdan oyuncuların isimlerini geçiriyordum, kendi kendime “Kesin beni elerler” diye düşünüyordum. En gençleri bendim çünkü. Her şeye rağmen biraz da olsa ümidim vardı. Tamamen umutsuzluğa düşmüş değildim ama işte çok düşük bir ihtimaldi. Şükür ki kadro açıklandığında korktuğum başıma gelmedi.

*Bu ümidin nedeni neydi? Fatih Hoca genç oyunculara şans tanır diye mi düşündün yoksa iyi bir sezon geçirdiğine mi inanıyordun?

Fatih Hoca, Kasımpaşa maçını izlemeye gelmişti. O maçta, ilk yarı sağ bek pozisyonunda oldukça iyi performans göstermiştim. Diğer yandan uzun süre oynamadığım için yorgundum, ikinci yarı iyi performans gösteremedim. Kramplarım artıyordu ve çok heyecanlıydım. Ama Fatih Hocanın beni beğendiğini söylediler. O yüzden ümitliydim. Zaten Fatih Hocanın statta olduğunu duyunca çok kasmıştım kendimi, baya çabalamıştım.

*Bu daveti öğrendiğin ilk anda ne hissettiğini, neler yaptığını öğrenebilir miyim?

İlk olarak annemi, babamı aradım tabii. “Baba kadro açıklanmış ama listede benim adım yok” dedim. Telefonda babamın bir morali bozuldu, bir sesi gitti. Halbuki listeyi TFF’nin sitesinde benden önce görmüş, o da beni kandırmaya çalışıyor. Ailem kesinlikle kadroda olacağıma inanıyordu. “Hemen eve gel, seni görelim” dediler.Sonra bir araya gelince sarıldık, gururlandılar tabii ki benimle. A Millî Takım’a girince ağabeyim daha çok geri planda kaldı. Gece yatmadan önce odamın kapısını kilitliyorum artık, beni sakatlamasından korkuyorum çünkü (gülüyor).

*Millî Takım kampına katıldığında nasıl karşılandın?

Millî Takım saat 20.00 ya da 21.00’da toplanacaktı. Ben heyecandan saat 14.00’te otele gittim. “Uyurum, bir şekilde vakit geçiririm” diye düşündüm. Ama öyle olmadı tabiî; uyku tutmadı beni bir türlü. Bana bir çanta verdiler, üzerinde adım-soyadım yazıyordu. Normalde altyapıdayken malzemecinin odasına gider, malzemeyi kendimiz alırız. Bu incelikler bir yandan beni mutlu ediyor, diğer yandan heyecanlandırıyordu. Sonra Ahmet İlhan abi geldi odaya. Onunla birlikte çok güzel bir kamp dönemi geçirdik. Sağ olsun çok iyi kalpli biri, çok yardımcı oldu bana.

*Millî Takımımız yaz turnesinde ilk maçını Kosova ile oynadı ve o maçın ilk on birinde yer aldın. Bu kadarını bekliyor muydun? O maçın senin açından nasıl geçtiğini anlatır mısın?

Fatih Hoca idmanda benistoperde oynatınca ilk on birde oynayacağımı sezmiştim.“Maça bu kadroyla çıkacağız” demişti çünkü. Rahatladım ve kendimi maça hazırladım. Ama işte zaten heyecanlı bir insanım, ne kadar rahat olabilirim ki? Sonuç itibariyle 20 yaşındayım ve Millî Takım formasını giyeceğim. Maç öncesi, Fatih Hoca geldi ve “Hiç heyecanlanma, pas hatası yapabilirsin. Üç yaparsın, beş yaparsın, sonra yapmazsın herhalde, değil mi?” dedi. Ben iyice heyecanlandım, “Yapmam herhalde” hocam dedim. İlk dakikalarda sürekli armaya bakıyordum, üzerimdeki formanın gerçek olduğuna kendimi inandırmaya çalışıyordum. Kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Çok enteresan, karmaşık duygulardı. Maç ilerledikçe heyecanım da azaldı çok şükür.

*Bursaspor’da seni sağ bekte, sol bekte veya sağ açıkta izledik ama Fatih Terim Millî Takım’da bambaşka roller verdi. İki maçta stoper, iki maçta da ön libero olarak görev yaptın. Fatih Hoca sana bu görevleri vermeden önce aranızda nasıl konuşmalar geçti? Hocanın senden beklentileri nelerdi?

Aramızda hiç detaylı bir konuşma geçmedi.“Seni stoperde oynayacağım, daha önce hiç oynadın mı?” diye sordu. Yaş gruplarında oynamışlığım vardı, “Oynadım hocam” dedim. Zaten nerede isterse orada oynayacağım, kimse itiraz edemez ki. Tabiî sağ bek kadar alışkın olduğum bir pozisyon değil ama Fatih Hoca güvenmiş, o pozisyonu uygun görmüş; ben de güvenini boşa çıkarmamak için var gücümle mücadele ettim. İrlanda maçında da aynı biçimde ön liberoda oynamamı istedi, orada da oynadım.

*Sen kendini hangi mevkiin oyuncusu olarak görüyorsun? Yeteneklerini en üst düzeyde sergileyebildiğin bölge neresi?

Fatih Hoca beni ön libero oynatmaya başladığından beri bu pozisyondan keyif aldığımı söyleyebilirim. İstediğim ters topları atınca mutlu oluyorum. Çizgi oyuncusu olmak iyi bir şey ama bir yandan da tekdüze bir tarafı var. Sürekli sağ kanattan gidip geliyorsunuz. Ön liberoda ise oyunu daha geniş görüyorsunuz, her yere çıkabiliyorsunuz. Her yere koşmak, top kazanmak benim hoşuma giden şeyler zaten.

*Hocaların hangi yönlerini beğeniyorlar?

İrfan Hoca ayağımın temiz olduğunu söylerdi. Bir sağ bek için değerli bir yetenek derdi. Bek oynarken ileri çıkmayı seviyorum bir de. Hocalar bu yönümü her zaman takdir etmiştir.

*Futbola başladığın pek çok arkadaşın şimdi başka işler yapıyor. Sen ise 20 yaşında A millî formayla tanıştın. Seni diğerlerinden ayıran ve bu noktaya gelmeni sağlayan en önemli özelliklerinin hangileri olduğunu düşünüyorsun?

Nasip tabiî bu işler ama futbolu bırakan arkadaşlarımın çoğu idmanlardan kaçardı. Devamlı “Bitse de gitsek” modundaydılar. Altyapıda olan ve benimle birlikte devam eden arkadaşlarımsa hep ekstra idman yapıyordu. Birlikte hangi yönümüz zayıfsa onun üzerinde çalışırdık. Diyelim ki orta açarken problem yaşıyoruz, doğru düzgün orta açana kadar sahayı terk etmezdik. Kendimize 20 düzgün orta açacağız diye hedef koyar, 20. ortada başarılı olamazsak sıfırdan başlardık. Hocalar da bizim çalıştığımızı görünce seviniyor, yukarıya olumlu rapor veriyorlardı. Bir de dediğim gibi, futbolcu olmak zorundaydım, başka seçeneğim yoktu benim.

*Millî Takım’da kalıcı olmak için bundan sonra neler yapman gerektiğini düşünüyorsun? Kampın bitiminde Fatih Hoca senden neler istedi?

Daha çok çalışmam ve kendi kulübümde daha çok forma şansı bulmam lâzım. Bu sene, gerçekleşecek o da Allah’ın izniyle. Kendimi daha fazla göstermem lâzım. Fatih Hocanın beni izlediği her yeni maçta kendi üzerime çıkmam, oyunuma yeni bir şeyler katmam lâzım.

Açıkçası Fatih Hoca diğer çalıştığım hocalara göre daha sert, dik duruşlu bir hoca. Tecrübesinden de yararlandığımı düşünüyorum. Bana çok değerli bilgiler aktardı. Gençlerle de çok ilgileniyor. A Millî Takım’da daha fazla genç oyuncunun oynayacağını düşünüyorum ben.

*Bursaspor’a dönersek, kulüpte yepyeni bir dönem başlıyor. Millî Takım’da Fatih Hocayla çalışma fırsatı bulduktan sonra bir başka Millî Takım efsanesi Şenol Güneş’in öğrencisi oldun. Şenol Hocayla ilgili ilk izlenimlerin neler? Onun sana ve Bursaspor’a neler katabileceğini düşünüyorsun?

Şenol Hoca çok kaliteli bir hoca, tecrübesine çok güveniyoruz. İdmanlarımız da oldukça yoğun geçiyor. Sezona Şenol Hoca ile çok iyi başlayacağımızı düşünüyorum, zaten abilerimizle aramızda bunu konuşuyoruz. Kulüp içindeki sıkıntıları Şenol Hoca yaptığı idmanlarla unutturuyor, takıma huzur veriyor.

*Bursaspor 2010 yılında şampiyon olarak bir hegemonyayı yıktı. Bugün takıma ve şehre baktığında aynı başarının bir kez daha tekrarlanabileceğini düşünüyor musun?

Mutlaka. Zaten taraftarın da şehrin de beklediği bu. Her sene şampiyonluk bekliyorlar. Elde edilemeyecek bir başarı değil bence. Geçmişte yapılmışsa bugün de yapılabilir. Zor ama yakın bir zamanda hatta bu sene yeniden şampiyon olabileceğimize inanıyorum.

*Takımda senin gibi çok sayıda genç oyuncu var. Onların bu sezon neler yapabileceğini düşünüyorsun?

Genç arkadaşlarımız çok istekli, oynamak için can atıyorlar. Genç oyuncular zorlayınca, takımdaki abiler de daha fazla çalışma gereği duyuyor. Böylece aradaki rekabet artıyor. Santrforda tecrübeli Fernandao oynanacak gibi görünse de hem Enes hem de Batuhan onu zorlayacak. Enes ve Batuhan arasındaki rekabet de onların gelişimi açısından önemli.

*A Millî Takım hayatını değiştirdi mi, bir tanınırlık söz konusu mu artık senin için?

Bursa’nın içinde bölgeden bölgeye değişiyor diyebilirim. Örneğin bir alışveriş merkezine gittiğimde ya da bir kafede otururken ilgi oldukça yoğun oluyor. Ama yolda rahatlıkla yürüyebiliyorum. Fotoğraf çektirmek isteyenler oluyor, onları kıramıyorum. Millî Takım’da oynadıktan sonra ilginin oldukça arttığını söyleyebilirim.

*Gelecekle ilgili nasıl hayaller kuruyorsun? Kariyer planlamanda neler var?

Bursaspor’da formamı garantilemek istiyorum öncelikle. Sezon boyunca kaç maç varsa tamamında oynamak istiyorum. Sonra isteyen kulüpler olursa Avrupa’ya açılmak amacındayım. Ama dönüp dolaşıp geleceğim yer yine Bursaspor olur.Burada başladım burada bırakmak istiyorum.

*Futbolun dışındaki hayatında neler var?

Futbol dışında pek bir hayatım olduğu söylenemez. Futboldan çok yorulduğumuz için, eve gidip uyuyorum. Zaman zaman arkadaşlarımla takılıyoruz. Eski arkadaşlarımla görüşmeye devam ediyorum. “Artık Millî Takım’dayım sizi unuttum” demiyorum, onlara böyle bir koz vermiyorum (gülüyor).

*Para kazanmaya başladın mı futboldan? Ailen için ne yaptığını merak ettiğimden soruyorum.

Evet başladım. Aileme bir ev ve bir araba aldım çok şükür. Şimdi kendime ev almayı düşünüyorum. Sonrasında da ağabeyimi görmek istiyorum.

CİHAN

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×