Hakan Tecimer: Hedeflerimiz var

Malta'da düzenlenecek U17 Avrupa Şampiyonası'na katılacak ay-yıldızlı gençlerin hocasıyla takımı nasıl oluşturduklarını, finallere nasıl katıldıklarını, takımın bugünkü durumunu ve hedeflerini anlattı."Bu takımda gelecekte A Millî...

Hakan Tecimer: Hedeflerimiz var
01 Mayıs 2014 Perşembe 11:43

Malta'da düzenlenecek U17 Avrupa Şampiyonası'na katılacak ay-yıldızlı gençlerin hocasıyla takımı nasıl oluşturduklarını, finallere nasıl katıldıklarını, takımın bugünkü durumunu ve hedeflerini anlattı.

"Bu takımda gelecekte A Millî Takım'da oynayacak 6-7 oyuncu var." diyen genç teknik adam, "Amacımız Malta'dan şampiyonlukla dönmek. Sloganımız, 'Hedefimiz var' Elit Tur'da Polonya ile oynadığımız final niteliğindeki maçtan önce yaptığımız konuşmada, 'Bu bizim son maçımız değil' dedik. Oyuncularımızı hep buna inandırmaya çalıştık. Çünkü önce biz oyuncularımıza inandık." ifadelerini kullanıyor.

Futbol Federasyonu basın departmanının hazırladığı TamSaha dergisinden Mazlum Uluç'a konuşan Hakan Tecimer'in röportajının detayları şöyle:

Futbolseverler sizi özellikle 103 gollü şampiyonluğu yaşadığınız o efsane Fenerbahçe kadrosundan tanıyor. Biz olayın konumuzla ilgili bölümüne bakalım ve teknik adamlığa geçiş sürecinizle konuşmaya başlayalım...

2000 yılında antrenörlük kursunun ilk aşamasını bitirdim. Sarıyer'de 1 sezon Şenol Ustaömer'in yardımcılığını yaptım. 2-3 yıl ara verdikten sonra Rizespor'un izleme ekibinde iki yıl görev aldım. İki sezonun sonunda Erdoğan Arıca'nın yardımcılığını yaptım. Sonrasında Fenerbahçe altyapısında görev aldım. Oradaki üç yıllık çalışmam benim açımdan çok faydalı oldu.Gelecekteki hedeflerim açısından işe altyapıdan başlamak ve orayı öğrenmek gerçekten de çok değerli bir tecrübeydi. İlk sezonumda U18 takımıyla bir de Türkiye şampiyonluğu yaşadım. 2012'nin Ocak ayından bu yana da Genç Millî Takımlarda çalışıyorum.

U17 Millî Takımımız dört yıl sonra Avrupa Şampiyonası'na katılıyor. Öncelikle bu kadroyu nasıl oluşturdunuz, elemelere kadar hangi aşamalardan geçtiniz?

1997 yaş grubuyla 1.5 yıldır birlikteyim. Bu kadroyu oluştururken ciddi arayışlar yaptık. Eleme ve Elit Tur'la birlikte katıldığımız 7 turnuvanın 6'sında şampiyon olduk. Katıldığımız turnuvadaki rakiplerimizin bir bölümü de şimdi Avrupa Şampiyonası finallerine katılacak olan güçlü takımlardı. Zaman zaman maç kaybetsek de bütün maçlarımızda rakiplerimize üstünlük kurarak oynadık. Finallere katılacak takımlardan Almanya'yla İzmir'de iki maç yaptık, birinde berabere kaldık, birinde 3-0 yendik. Portekiz'i bir maçta 2-0 yendik, birinde 1-1 berabere kaldık. İngiltere ile Fransa'daki turnuvanın finalinde karşılaştık; 75 dakika 10 kişi oynamamıza rağmen son dakikada yediğimiz golle 1-1 berabere kaldık. Ama penaltılarda onlara da üstünlük sağladık ve şampiyon olduk.

Bugünkü kadronuz U16'dan gelen oyunculardan mı oluşuyor, yoksa başka takviyeler de yaptınız mı?

Çok sayıda turnuvaya katılmamızın nedeni, U16'dan gelen oyuncuların dışında başka oyuncuları da kazanma arzumuzdu. Zaten ilk seçmeleri yapan ve takımı oluşturan da Mehmet Hacıoğlu Hocamızdı. Bugünkü kadromuzun bir bölümünü U16'dan gelen oyuncular oluşturuyor elbette. Ancak biz başka oyuncuları da deneyerek havuzu genişletmeye çalıştık. İskelet diyebileceğimiz kadrodan 8-10 oyuncu bizimle bütün turnuvalara katılırken farklı turnuvalarda yeni isimleri de denedik ve 23 kişilik kadromuzu oluşturduk.

Eleme Turu ve Elit Tur'da hiç yenilmeyen bir takımınız var. Öncelikle bu iki turu değerlendirmenizi istiyorum.

Aslında Eleme Turu'na kötü başladık. Rakibimiz Lüksemburg'du. Oyuncularımıza bu maçın önemini anlatmaya çalıştıysak da rakibin ismi Lüksemburg olunca ister istemez bir rehavet yaşanıyor. Lüksemburg'u kolay geçebilecekleri bir rakip olarak gördüler. Oysa onları "Rakip kim olursa olsun hiç bir maç kolay değildir" diye uyarmıştık. Bir yandan rehavet, bir yandan zeminin çok kötü oluşu, bir yandan da hakemin çok kötü yönetimi bizi zor durumda bıraktı. Erken yediğimiz gollerle 2-0 geriye düştük.

Buna rağmen maçı 2-2'ye getirmeyi başardınız. Başka maçlarda da benzer durumlar yaşandı. Takımın pes etmeyen ve mücadeleyi bırakmayan bir yapısı var değil mi?

Lüksemburg maçında 2-0'dan sonra oyuncuların istek ve arzusu çok üst düzeydeydi. Çünkü daha önce katıldığımız turnuvalarda çok daha güçlü rakipler karşısında da yenik duruma düştüğümüz maçları çevirmesini bilmişlerdi. Kendilerine güvenleri çok üst düzeydeydi. Dolayısıyla 2-0 geriye düştüklerinde bile paniğe kapılmadılar. Maçı 2-1'e getiren golü attıklarında 3-4 oyuncumuz birden topu kaleden almak için koştu. O kadar istekli ve hırslıydılar. Maç 2-2 bitti. Daha önceki turnuvalara da beraberliklerle başlamış ama şampiyon olmuştuk. Yaptığımız toplantıda bu konunun altını çizdik ve yine aynısını başarabileceğimizi konuştuk. Ardından Letonya'yı, son maçta da Kuzey İrlanda'yı yendik. Üstelik Kuzey İrlanda ev sahibiydi ve son maç grubun finali gibiydi. Onlar kazansa, Elit Tur'a yükseleceklerdi. Ama çocuklar son maçı çok büyük bir rahatlıkla oynadı ve net bir galibiyet aldı.

Elit Tur'a giderken kadronuzda değişiklikler yaptınız mı?

Bir-iki oyuncu takviyesi yaptık. Altınordu'dan Alican Özfesli ve Sakaryaspor'dan Burak Bekaroğlu'nu kadromuza aldık. Antalya'daki kampımızda bu iki oyuncumuzu da görme şansımız oldu ve daha hazır olduklarını görünce Elit Tur'a götürdük. Burak 3. Lig'de oynayan bir oyuncu. Dolayısıyla özgüveni çok yüksek. Zorlu bir mücadelenin içinde yer aldığı için fizik durumu da çok iyi. Alican Elit Tur'da çok fazla şans bulamasa da her an görev verebileceğimiz alternatif bir oyuncuydu. Zaten Polonya maçında son penaltıyı atarak görevini de yerine getirdi.

Baskı altında da başarılı olabilen bir takım var ortada. Polonya ile oynanan final niteliğindeki maçta takım bu karakterini ortaya koydu. Penaltılarda da geriye düşmelerine rağmen ayakları titremeden dik durabildi çocuklar...

Evet, bu da takımın önemli bir karakteri. Pes etmeyen, dik durabilen bir takıma sahibiz. Polonya maçında penaltılarda eşitliği sağladıktan sonra altıncı penaltılarda rakibimiz atışı kaçırdı. Bizim de altıncı penaltıcımız Alican'dı. Ama biraz heyecanlandı ve "Hocam başkası atsın" dedi. Ona güvendiğimizi ve bu atışı kaçırmayacağına inandığımızı söyledik. Heyecanını yendi, gitti ve kaleciyi ters köşeye yatırdı. Eğer o penaltıyı atmaktan vazgeçseydi, sonrasında kendisini toparlaması çok zor olurdu. Ama şimdi Alican özgüveni tavan yapmış bir oyuncu. Zaten bir oyuncu için özgüven çok önemli ve bizim takımımızda bu özellik fazlasıyla var. Hazırlık dönemimizde Avrupa'nın en iyi takımlarıyla oynadığımız maçlarda ortaya koydukları performans onlara bu özgüveni sağladı. Takım içindeki arkadaşlık da çok iyi. Kampların dışında da buluşuyor, birlikte vakit geçiriyorlar. Bu da çok önemli bir özellik. Biz bu ekipte A Millî Takım'a kadar yükselecek 6-7 oyuncu olduğuna inanıyoruz. Tabii bunu şu andaki görüntüleriyle söylüyoruz. Çünkü bu yaştaki oyuncuların bir değişim süreci var. Şu anda çok beğendiğiniz bir oyuncu 5-6 ay sonra farklılaşabilirken, daha az düşündüğünüz bir oyuncu onun önüne geçebiliyor. Millî Takım hocaları olarak oyuncularla çok fazla vakit geçirme imkânımız yok. Dolayısıyla oyuncuların gelişim süreçlerinin kulüplerinde çok iyi takip edilmesi gerekiyor. Eksik taraflarını kulüplerindeki hocalarıyla yapacakları özel antrenmanlarla geliştirmeleri gerekiyor. Biz de kulüp antrenörleriyle yakın diyalog halindeyiz ve oyuncularla ilgili görüşlerimizi onlarla paylaşıyoruz. Kulüplere maç kasetlerimizi gönderiyoruz. Zaten onlar da maçlarımızı takip ediyor ve oyuncularının Millî Takımlardaki performanslarını da görmüş oluyor.

Geçmişte iki kez şampiyon olduğumuz, iki kez de yarı final oynadığımız Avrupa Şampiyonası finallerine son üç yılda katılamadık. Bu eksikliği nasıl açıklamak gerekiyor? Bugün ne değişti de U17 Millî Takımımız Avrupa Şampiyonası'na gidiyor?

Futbolda şans faktörünün önemini gözden uzak tutmamak gerekiyor. Geçmiş üç yılda da iyi oyuncularla iyi bir takım kurmuş ama bir noktada ayağınız tökezlediğinde finallere gidememiş olabilirsiniz. Mesela bu defa şans bizim yanımızdaydı. Polonya maçı penaltılara kaldı ve biz kazandık. Ama o penaltılarda elenebilir ve Avrupa Şampiyonası'na gidemeyebilirdik. Diğer yandan da 1997 doğumlu oyuncularda iyi bir jenerasyon yakaladığımızı söylememiz gerekiyor. Bu nesil gerçekten de çok sayıda iyi oyuncuyu barındırıyor.

Her teknik adamın karakteristik özellikleri var ve bu özellikler de takımlarına yansır. Hakan Tecimer'in takımına yansıyan özellikleri nedir?

Bu işin iki boyutu var, saha içi ve saha dışı. Saha dışında oyuncularla belli bir mesafemiz var. Belirli kurallarımız var. Her kampın başlangıcında yaptığımız toplantıda oyuncularımıza, "Otelde, seyahatte, antrenmanda bizim için asıl önemli olan sizin hâl ve hareketleriniz. Yetenekleriniz ikinci planda. Çünkü Millî Takım'ı temsil ediyorsunuz" diyoruz. Bu konunun üzerinde ısrarla duruyoruz. Bu kurallara uyulmasının dışında oyuncularımızı fazla sıkmıyoruz. Bugüne kadar da hiç bir problem yaşamadık. Saha dışındaki bu disiplin sahaya da aynı biçimde yansıyor. Takımın oyun karakterine gelince, farklı tipte oyuncularımız da var. Bazen takımın silkelenip kendine gelmesi gereken durumlarda arkadaşlarını ateşleyecek agresifliği sergileyen oyunculara da sahibiz. Bu konuda esneklik gösteriyoruz. Çünkü her takımın bu tip oyunculara ihtiyacı var. Tabii bu agresifliğin tamamen oyun kuralları içinde kalması gerekiyor. Hem Lüksemburg maçında hem de iki kez yenik duruma düşüp 3-2 kazandığımız Norveç maçında bu tip oyuncularımızın arkadaşlarını harekete geçirmesi sayesinde sonuç aldık.

Oyuncu seçerken sıkıntı yaşadığınız mevkiler var mı?

Bir stoper sıkıntısı gerçeği var. Bunu sadece 1997 grubunda değil diğer gruplarda da yaşıyoruz. Aynı durum sol bek için de geçerli. Çünkü sol bekten sadece savunma yapmasını değil aynı zamanda hücumu da desteklemesini bekliyoruz. Bu özelliğe sahip çok sayıda sol ayaklı oyuncu bulmakta zorlanıyoruz. Stoperden beklentimiz de iyi bir savunmacı olmasının yanı sıra modern futbolun istediği gibi yüksek top tekniğine sahip olması ve oyun da kurabilmesi. Dolayısıyla sayısal olarak bu bölgede de bir sıkıntı yaşıyoruz. Ama şu andaki kadromuzda alternatifleriyle birlikte yeterince stopere sahibiz.

Takımın lider oyuncusu kaptan Enes Ünal... Bize biraz Enes'ten söz eder misiniz? Hem teknik özelliklerini hem de bir kaptan olarak takım üzerindeki etkisini konuşalım.

Enes'le 1.5 yıldır beraberiz. Takımımızın kaptanı. Süper Lig'de oynamaya başladıktan sonra, aynı yaşta olmasına rağmen arkadaşlarına abilik ve liderlik yapacak bir konuma da geldi. Diğer oyuncular da ona saygı duyuyor. İyi bir oyuncu ve gelecekte A Millî Takım'a yükselebilecek kapasitede. Bununla birlikte eksikleri de var ve "Ben artık Süper Lig'de oynuyorum, farklı kategorilerde Millî Takımlara gidiyorum" demeden bu eksiklerini gidermesi gerekiyor. Bu zamana kadar katıldığımız turnuvalarda gayet iyi oynadı. Gösterdiği performans ve attığı gollerle de takıma büyük bir katkı sağladı.

Bu yaş grubunun üzerinde bir oyuncu olduğunu söyleyebilir miyiz?

Biz Enes'i öyle görmek istemiyoruz. Enes'in eksiklerini tamamlayarak bunu kesin olarak herkese göstermesi gerekiyor. Aslında Enes zor bir süreçten geçiyor. Çünkü bir yandan Süper Lig'de, bir yandan Ümit Millî Takım'da oynuyor. Oradan U17'ye geldiğinde bocalamalar yaşayabilir. Enes'in o dengeyi çok iyi gözetmesi lâzım. Oyuncu ilişkileri açısından Bursaspor'daki durumu farklı, U20'deki durumu farklı, buradaki durumu farklı. Enes bu farklılıkları aynı anda yaşıyor ve çok sağlam durması gerekiyor. Hangi takımda oynarsa oynasın aynı isteği ve arzuyu göstermesi lâzım.

Eleme turlarında sadece üç oyuncunun gol atması ve 9 golün 6'sının Enes Ünal'dan gelmesi fazlasıyla bir oyuncuya bağlı bir takım görüntüsü oluşturmuyor mu?

Enes bu takımın santrforu ve ağırlığı olan bir oyuncu. Dolayısıyla onun diğer arkadaşlarından daha fazla gol atması da normal. Enes'in yerinde başka bir santrfor olsaydı aynı pozisyonlar ona da hazırlanacak ve Enes kadar olmasa bile o oyuncumuz da goller atacaktı. Direkt Enes'e bağlı bir oyun sistemimiz yok. Tamamen takım olarak oynamaya çalışıyoruz. Elit Tur'a gitmeden önce İspanya'da La Manga Turnuvası'nda oynadık ve Enes'in yer almadığı o turnuvada yine şampiyon olduk. Altınordu'dan kadroya aldığımız Fatih Aktay o turnuvada üç gol attı. Antalya'daki kampımızda vardı ama Elit Tur'un 18 kişilik kadrosuna almadık. Enes tabii ki bu takım için önemli bir güç. Diğer arkadaşları da ona inanıyor. Ama bununla beraber Enes'in gol atmasındaki en büyük etken, takım oyununu çok iyi oynamamız.

Enes dışında hangi oyuncuların Avrupa Şampiyonası'nda ön plana çıkmasını bekliyorsunuz?

Elit Tur'daki maçlar üzerinden bir değerlendirme yapacak olursak, sağ kanatta oynayan sol ayaklı oyuncumuz Galatasaraylı Doğuş Can İncedere, orta sahanın solunda görev yapan Bursasporlu Emirhan Aydoğan, her iki kanatta da oynayabilen Turgutlusporlu Sabit Hakan Yılmaz, stoperlerimiz Yeşil Bursasporlu Ertuğrul Ersoy ve Sakaryasporlu Burak Bekaroğlu, sağ bekimiz Fenerbahçeli Savaş Polat, orta sahada Mechelenli Hasan Özkan, kalecilerimiz Fenerbahçeli Tarık Çetin ve Gençlerbirliği'nden Übeyid Adıyaman'ın performanslarından çok memnunum. Diğer oyuncularımız da daha önceki turnuvalarda üst düzeyde performanslar sergiledi. Başta da söylediğim gibi bu takımın içinde gelecekte A Millî Takım'a kadar yükselebilecek 6-7 oyuncu bulunduğunu düşünüyorum ve bu oyuncuların Avrupa Şampiyonası'nda da öne çıkacaklarına inanıyorum.

Finallerdeki beklentileriniz nedir? Hangi düzeye ulaşırsak kendinizi başarılı sayacaksınız?

Amacımız Malta'dan şampiyonlukla dönmek elbette. Bizim sloganımız, "Hedefimiz var!" Oynadığımız her maçtan önce soyunma odasında oyuncularımıza bunu söylüyoruz. Elit Tur'da Polonya ile oynadığımız final niteliğindeki maçtan önce yaptığımız konuşmada da "Bu bizim son maçımız değil" dedik. Oyuncularımızı hep buna inandırmaya çalıştık. Çünkü önce biz oyuncularımıza inandık. Takıma güveniyoruz, oyuncuların yeteneklerini biliyoruz. Takım oyunu oynadıklarında, isteklerini, hırslarını sahaya yansıttıklarında neler yapabileceklerini bundan önceki turnuvalarda bize gösterdiler. Buna güvenerek "Hedefimiz var" diyoruz ve şampiyonluğu hedefliyoruz. Oyuncularımız da bir araya gelip konuştuklarında "Biz iyi takımız, Avrupa Şampiyonu olacağız" diyorlar. Zaten daha önce oynadıkları maçlarda bu rakiplerini yendikleri için yine yapabileceklerine inanmaları da çok doğal.

Avrupa Şampiyonası'nda takımımızın rakiplerine göre en önemli artısı nedir?

Biz sadece bir-iki oyuncunun performansına bağlı kalan bir ekip değiliz. Takım oyunu oynuyoruz ve bunun da semeresini alıyoruz. Bu düzeyde ortak bir oyun çıkartabilmek çok kolay değil ama uzun süredir bir arada oynadığımız, çok sayıda turnuvaya katıldığımız için takım bütünlüğünü sağlamayı başardık. Oyuncularımıza her seferinde, "Kendi takımında şu mevkide oynuyorsun ama burada forma şansı bulabilmen için bizim istediğimiz gibi oynaman gerekiyor" hatırlatmasında bulunduk. Oyuncu yetenekli olabilir, bireysel yetenekleriyle çok özel şeyler ortaya koyabilir ama burada öncelikle bizim istediğimiz takım oyununa uygun işler yapmasını istiyoruz. Oyuncu elbette yeteneklerini de sergileyecek alanlar bulacak. O alan da üçüncü bölge. Rakiple birebir kalan oyuncu bütün yeteneklerini kullanmakta serbest. Ama birinci ve ikinci bölgelerde mutlaka bizim istediklerimizi yerine getirecekler. Önemli artılarımızdan biri de asla pes etmeyen, mücadeleden vazgeçmeyen bir takımız. Bir çok maçta geriye düştüğümüz ya da eksik kaldığımız halde kazanmasını bilmemiz de bu özelliğimizi iyice öne çıkartıyor.

Farklı oyun sistemlerini sahaya yansıtabiliyor musunuz?

Ana sistemimiz 4-2-3-1. Ama sadece bununla yetinmiyoruz. Önceden hazırladığımız, oyuncularımızı da buna göre belirlediğimiz sistem geçişlerimiz var. Antalya kampımızda 23 kişilik kadroyu 18'e indirirken, 3-5-2, 4-4-2 ve 4-1-4-1'i oynayabilecek oyuncularla bir takım oluşturduk. Mesela oyuna 4-2-3-1'le başlayıp da 3-5-2'ye döneceksek hangi oyuncularla oynamamız gerektiğini tespit ettiğimiz şablonlar elimizde hazır. Aynı şekilde 4-4-2'ye geçtiğimizde Enes'in yanına hangi santrforu atacağımız, dörtlü orta sahayı nasıl şekillendireceğimiz de belli. Oyunun gidişatına göre farklı sistemlere geçebiliyoruz. Bunu yapabilmek kolay değil ama antrenmanlardaki çalışmalarla oyuncularımızı bu sistem değişikliklerine adapte ettik.

Geçmiş yıllarda çok sayıda Türk asıllı oyuncu oynatan Almanya'da bu defa sadece Oğuzhan Aydoğan yer alıyor. Sırbistan maçında beraberlik golünü atarak Almanya'nın finallere katılmasını sağlayan Oğuzhan'la ilgili girişimleriniz olmuş muydu?

Evet. Oğuzhan'ı defalarca izledik, ailesiyle de Türkiye'yi seçmesi konusunda görüştük. Ancak Oğuzhan kendi takımında bir üst grupta oynuyor ve okulda da derslerinde başarılı bir öğrenci. Bu nedenle ailesi Almanya'daki düzenlerini bozmak istemedi. İsviçre'de oynayan Harun Alpsoy da izlediğimiz, istediğimiz bir oyuncu ama tercihini onlardan yana kullandı. Bizim son kadromuzda ise Avrupa'dan gelen dört oyuncumuz vardı.

Avrupa Şampiyonası'nda hedefinizin şampiyonluk olduğunu söylediniz. Peki, bizi hangi takımlar zorlayacak?

Ev sahibi kontenjanından katılan Malta dışında finallerde yer alacak bütün takımların güçleri birbirine yakın. Takımların isimlerine bakıp "Almanya yerine rakibimiz İsviçre olsun" diyebilirsiniz ama İspanya ve Rusya'nın grubundan çıkıp geliyorsa, bu onların da çok iyi bir takım olduğunu gösterir. Yine de bir sıralama yapmak gerekirse İskoçya'nın diğerlerinin biraz daha gerisinde kaldığını söyleyebiliriz. Burada takım oyununu iyi oynamak ve oyuncuların günlük performansları belirleyici olacak. Tabii şans faktörünü de unutmamak gerekiyor.

Son olarak ekibinizden söz edelim isterseniz...

Yardımcım Tamer Sivrikaya. Fenerbahçe'de beraberdik. Orada 1996 yaş grubunu çalıştırmış ve o grupla Avrupa Şampiyonluğu kazanmıştı. Fenerbahçe'deki uyumlu çalışmamızı burada da sürdürüyoruz. Son İsveç maçında A Millî Takım'ın performans ve analiz hocalığını yapan Levent Şahin'in de bizimle birlikte olması önemli bir avantaj. Baştan itibaren bizimle birlikte; antrenman planlamamızı yapıyor ve fiilen antrenmanlara katılıyor. Kaleci antrenörlüğümüzü de Özden Öngün Hocamız yapıyor.

CİHAN


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×