Bilal Kısa: Her inişin bir çıkışı var

Fenerbahçe'nin altyapısından yetiştikten sonra 1. Lig'de mücadele edip Süper Lig'e dönüş yapmış ve Malatyaspor'daki performansıyla 2006'da ilk kez A Millî Takım'a seçilen Bilal Kısa en mutlu yılını yaşadı.

Bilal Kısa: Her inişin bir çıkışı var
01 Ocak 2014 Çarşamba 12:03

Fenerbahçe'nin altyapısından yetiştikten sonra 1. Lig'de mücadele edip Süper Lig'e dönüş yapmış ve Malatyaspor'daki performansıyla 2006'da ilk kez A Millî Takım'a seçilen Bilal Kısa en mutlu yılını yaşadı.

İlk kez 2006 yılında giydiği milli formayı o günden sonra tekrar giyebilmek için tam 7 yıl beklemek zorunda kalan Bilal Kısa, "Her inişin bir çıkışı var." diyerek geldiği noktadaki mutluluğunu dile getirdi. Ankaraspor'un küme düşürülmesiyle birlikte yaşadığı zorlu dönemlerin kendisini tekrar bir alt lige ittiğini de belirten Bilal Kısa, tekrar ayağa kalkmasını bilip "en büyük gurur" olarak tanımladığı A Millî Takım'a yeniden yükselmeyi başardığı için mutlu olduğunu söyledi.

Türkiye Futbol Federasyonu Basın Departmanı'nın hazırladığı TamSaha Dergisi'nden Aydın Güvenir'e konuşan Bilal Kısa, bu yükselişindeki en büyük etkenleri zamanında kendisine inanan Karabükspor ve Akhisar Belediyespor ile "Abi gibi" diye tanımladığı Hamza Hamzaoğlu olarak gösteriyor.

İşte Bilal Kısa'nın TamSaha Dergisi'ne verdiği röportajın detayları:

Fenerbahçe'de oynama şansı bulamasan da bu takımın altyapısından yetiştin. O altyapıdan yetişmek sana neler kattı?
Benim gençlik dönemimde dört büyükler, Bursaspor ve Gençlerbirliği gibi takımların altyapısından yetişmek avantajdı. Fenerbahçe'de 3 yılım geçti. Genç takım ve PAF takımdan sonra bir süre de A takımla antrenmanlara çıktım. A takıma ilk yükseldiğim zaman takımın başında Mustafa Denizli vardı. PAF takımda oynarken A takımla yaptığımız bir çift kale maçtan sonra performansım beğenilince A takıma alınmıştım. Sadece bir resmi maçta oynama fırsatım oldu. Tabii ki gelişimim açısından Fenerbahçe'nin altyapısından yetişmemin katkıları olduğunu söyleyebilirim.

Fenerbahçe'nin altyapısından yetişen ve seninle aynı kaderi paylaşan bir diğer oyuncu da Olcan Adın. Onunla yaptığımız röportajda, "Fenerbahçe'de oynamadan geçirdiğim yıllar benim için kayıp oldu. O dönemde bir Anadolu takımına gitseydim şu an çok daha farklı bir konumda olabilirdim" demişti. Sen de bu görüşte misin?
Fenerbahçe'de bu sorun yıllardır var maalesef. Son yıllarda Fenerbahçe'de Semih Şentürk dışında altyapıdan çıkıp da düzenli oynama şansı bulan bir futbolcu yok. Beşiktaş ve Galatasaray'ın bu konuda daha başarılı olduğunu söylemek mümkün. Bu takımların altyapısından yetişip A Millî Takım'a yükselen oyuncular bulunmakta. Bunun sıkıntılarını ben de yaşadım. Tabii ki biz de o dönemde yeterli tecrübeye sahip değildik. Şu anki durumumla o zamanki durumum çok farklı. Genç futbolculara daha fazla destek verilmesi gerektiğini düşünüyorum o yüzden. Belki o dönemde bana daha çok fırsat verilseydi, uzun yıllar Fenerbahçe'de top koşturma şansım olurdu. Fırsat çok fazla gelmeyince ben de oynayabilmek için kulüpten ayrılmak durumunda kaldım.

AYKUT KOCAMAN BANA ÇOK ŞEY KATTI

Kariyerinde oynadığın takımlara baktığımız zaman Süper Lig'den bir alt lige transfer olup sonra tekrar bir Süper Lig takımına dönüş yaptığını görüyoruz. Bunun başlangıcı Fenerbahçe'den İzmirspor'a geçişinle oldu, daha sonra da Malatyaspor'a geri döndün…
İzmirspor'da düzenli olarak oynama fırsatı bulduğum için profesyonel futbol hayatıma asıl burada başladım diyebilirim. 2003-2004 sezonunda bu kulüpte forma giydim. Benim için çıkış noktası o sezon oldu aslında. Orada beklediğim desteği bulunca iyi bir sezon geçirdim ve sezon sonunda Süper Lig'de mücadele eden Malatyaspor'a transfer oldum ve dediğiniz gibi Süper Lig'e dönüş yaptım. Malatyaspor'a transfer olduğum zaman takımın başında Aykut Kocaman vardı. Aykut Hocanın gençlere önem ve forma şansı veren bir teknik direktör olduğunu biliyordum. Burada geçirdiğim dönemde de Aykut Kocaman'ın bana çok şey kattığını söyleyebilirim.

Malatyaspor'daki yükselişinle beraber 2006'da kariyerinde ilk kez A Millî Takım'a seçilmiştin. O dönemde de teknik direktör yine Fatih Terim'di…
Fatih Hoca A Millî Takım'ın başına geldiği zaman ben de Ümit Millî Takım'da oynuyordum. Ümit Millî Takım'ın başında Reha Kapsal vardı o dönem. Fatih Hocanın Ümit Millî Takım'dan A Millî Takım'a alınacak oyuncular listesinde ben de vardım. Aslında daha önce de çağrılacaktım ama Reha Hoca, Ümit Millî Takım'ın da o dönemde önemli maçları olduğundan ötürü bir süre daha burada kalmamı istemişti. Bunun ardından sezon sonunda Almanya'daki 15 günlük hazırlık kampına çağrıldım. Estonya maçında da sonradan oyuna dâhil olarak ilk kez A millî olma mutluluğuna eriştim.

2009-2010 KARİYERİMDEKİ EN KAYIP SEZON

İlk kez A millî olma heyecanını yaşadıktan sonra Ankaraspor'a geçtiğini görüyoruz. Orada uzun bir süre forma giydin ancak önemli sakatlıklar da yaşadın değil mi?
O sezon başında Aykut Hoca Ankaraspor'la anlaşmıştı. Malatyaspor da küme düşmüştü ve bana gelen transfer teklifleri vardı. Yine Aykut Hocanın beni istemesiyle Ankaraspor'dan gelen teklifi kabul ettim. Orada yaklaşık üç sezon forma giydim. Futbola ara vermem sakatlıklardan çok Ankaraspor'un bir alt lige düşürülmesi ve kulübün kapanmanın eşiğine gelmesi nedeniyle oldu. Orada bir istikrar yakalamıştım ve düzenli olarak da forma giyiyordum, üç sezon da bu şekilde devam ettim. Ancak 2009-2010 sezonu başlarında bu bahsettiğim olaylar olunca kulübün tüm futbolcuları olarak bir süre açıkta kaldık. Daha sonra da oyuncuların büyük bir kısmı Ankaragücü'ne transfer oldu. Ben de bu geçiş yapan futbolcular arasında yer aldım. Ancak ortaya ilginç bir durum çıkmıştı. Biz Ankaragücü'ne geçiş yaptığımızda zaten takım kadrosunda 25 kişi vardı. Üzerine 20 kişilik bir ekip de dâhil olunca takımın kadrosu 45 kişiye yükseldi. Futbolcular için kaos gibi bir ortamdı kısacası. Üzerine bileğimde stres kırığı meydana geldi o sezon. Zaten kulüp kapanmanın eşiğine geldiği için yaklaşık 3 ay top oynayamamıştım. Üzerine Ankaragücü'ne geçtiğimde yaşadığım bu sakatlık da eklenince 3 ay daha topla buluşamadım. Böylece o sezon yaklaşık 6 aylık zamanım boşa gitti. Üstelik sezona da iyi başlamıştım aslında ancak sonu çok kötü oldu. Bu nedenle 2009-2010 sezonunu kariyerimdeki en kayıp sezon olarak belirtebilirim.

Fenerbahçe'de olduğu gibi yine çeşitli nedenlerle oynayamadığın bir sezondan sonra bir alt lige geçiş yaptın. Bu sefer adres Karşıyaka'ydı.
6-7 yıldır Süper Lig'de forma giyerken tekrardan bir alt ligde top koşturacak olmak olumlu bir şey değildi tabii ki benim için. Sizin de dediğiniz gibi yeniden bir alt ligde oynamak durumundaydım. Alt ligde oynadığım takımların ikisinin de İzmir kulübü olması da ilginç bir tesadüf gerçekten. Uzun süre Süper Lig'de forma giydiğim için 1. Lig'e geçiş yaptığınızda tam olarak adapte olamıyorsunuz. Diğer yandan Süper Lig'den gelen bir futbolcudan beklentiler son derece fazla oluyor. Bununla bağlantılı olarak Karşıyaka'da çok kötü bir sezon geçirdiğimi ve kariyerimdeki en kötü futbolu orada oynadığımı söyleyebilirim.

KARABÜKSPOR İLE ÇIKIŞ YAKALADIM

Süper Lig'den 1. Lig'e transfer olan oyuncular genelde burada kalır ve yeniden Süper Lig'e kolay kolay dönemez. Ancak sen bunu kariyerinde iki kez gerçekleştirdin. Fenerbahçe'den İzmirspor'a geçtiğinde henüz 20 yaşındaydın, Süper Lig'e dönmen daha muhtemeldi ve bunu gerçekleştirdin. Ancak daha sonra iki kötü sezonun ardından Kardemir Karabükspor'a transfer oldun. Bunda ne etkili oldu sana göre?
Hani derler ya bazı şeyler nasiptir diye, benim de Süper Lig'de tekrar oynamam nasipmiş herhalde (gülüyor). İzmirspor'a gittiğimde 20 yaşındaydım ve önümde kocaman bir gelecek vardı ancak Karşıyaka'ya geçiş yaptığımda 28'indeydim ve bu açıdan bakılınca tekrar Süper Lig'e dönmem çok zordu. Üstelik bahsettiğim gibi Karşıyaka'da kötü bir sezon geçirmiştim. Ama Karabükspor da Süper Lig'e bir sezon önce yükselmişti ve transferdeki hedefleri Süper Lig tecrübesi olan, mâliyeti uygun oyuncuları kadrosuna katmaktı. Ben de onlardan biriydim. Transfer olduğumda takımın başında Yücel İldiz vardı. Ben transfer olmadan önce Karabükspor'da Cernat forvet arkası oynuyordu. Onun da arkasında Hakan Özmert vardı. Benim transfer olduğum dönemde Hakan Özmert takımdan ayrılmıştı. O pozisyonda da doğal olarak bir boşluk oluşmuştu. Bu nedenle Karabükspor bana transfer teklifinde bulunmuştu. Ben de bu fırsatı kaçırmak istemedim tabii ki. Karabükspor'un o yüzden bende ayrı bir yeri vardır. Düşüşte olsam bile yeteneklerime inanıp tekrar Süper Lig sahnesine çıkma şansı verdiler bana. 1.5 sezon oynadım Karabükspor'da. Burası benim için tekrardan bir çıkış oldu diyebilirim.

Yeniden yükselişe geçtiğin Kardemir Karabükspor'un ardından şu an oynadığın ve tekrar A Millî Takım'a seçilmeni sağlayan kulüp olan Akhisar Belediye Gençlik ve Spor'a geçtin…
Transfer olduğum zaman Akhisar'ın ligdeki durumu son derece kötüydü bildiğiniz gibi. İkinci yarının başlangıcı itibariyle 12 puandaydık ve son sıradaydık. Herkes düştü gözüyle bakıyordu takıma. Ben de Karabükspor'da Mesut Bakkal'ın göreve gelişinden sonra fazla şans bulamıyordum. Yaşım da belli bir seviyeye gelmişti. O yüzden düzenli olarak Süper Lig'de oynamak istiyordum. Akhisar'a transfer olurken ligdeki durumunu bu yüzden hiç önemsemedim. Bana takımın durumundan ötürü "gitme" diyenler de oldu ama ben "Ne olursa olsun çıkıp mücadele edeceğim" dedim. Dediğim gibi bir Süper Lig takımında düzenli olarak forma giymek istiyordum. Sezon sonunda da ne kadar doğru bir karar verdiğimi görmüş oldum.

Geçen sezon Akhisar'ın kümede kalmasında hiç kuşku yok ki devre arasında transfer edilen Gekas'ın payı çok büyüktü. Hatta birçok kişi Gekas sayesinde takımın ligde kaldığını belirtti. Ancak sezon başında Gekas takımdan ayrıldı. Akhisar'ın tekrar dibe vuracağını düşünenler oldu bunun üzerine. Fakat hepimiz durumun öyle olmadığını gördük.
Geçen sezon Akhisar sıkıntılı bir ilk yarıyı geride bıraktıktan sonra devre arasında Gekas, ben ve bir-iki arkadaşımız dâhil edildi kadroya. Bu transferlerden Gekas'la ben ligin ikinci yarısında devamlı olarak forma giydik. Tabii ki Gekas gol attıkça sürekli gündeme geldi. Takımın yapısı da onun gol pozisyonu bulmasına uygundu. Yani ona gol pozisyonu hazırlayan bir takım vardı. Bu anlamda çok iyi bir uyum sağlanmıştı. Bana göre Gekas ceza sahası içinde müthiş bir golcü. Orada bir anda kendini unutturup, hiç beklenmedik pozisyonlara girebiliyor. Dediğim gibi takım da sürekli paslaşarak atak yaptığı için ceza alanına topu iyi taşıyorduk. Benim dışarıdan gözlemlediğim kadarıyla ilk yarıdaki tek sorun gol atamamaktı. Gekas da gelince bu sorun tamamen ortadan kalktı. Ben de ofansif anlamda takıma katkı sağladım o dönemde. Biz transfer olmadan önce de takım gibi takımdı yani aslında Akhisar. Sadece bir-iki takviyeyle takım kendini buldu diyebiliriz. Gerek taraftarımız gerekse de yönetimimiz, takım olarak iyi olduğumuzun farkındaydı. Gekas'ın yanı sıra herkesin büyük katkısı vardır o başarıda. Oğuz Dağlaroğlu ve Emrah Eren ilerlemiş yaşlarına rağmen müthiş performans sergilediler örneğin. Genç arkadaşlarımızdan Uğur Demirok, Güray Vural, Kenan Özer gibi oyuncular da önemli katkılar yaptı. Diğer futbolcular da takımın ligde kalmasında büyük emek verdi.

Bu sezona baktığımızda da her takıma çelme takabilecek, özellikle kendi sahasında hiçbir takıma kolay kolay galibiyet yüzü göstermeyecek ve üst sıraları hedefleyen bir takım görüyoruz…
Geçen sezon deplasmanlarda çok başarılıydık. İçerideki maçlarda sıkıntı yaşıyorduk başlarda. Ancak o durumu da kaybettiğimiz Sanica Boru Elazığspor maçının ardından atlatıp başarılı sonuçlar almaya başladık. Hatta yenilmezlik serisi bile yakaladık. Ondan sonra evimizdeki karşılaşmalarda daha özgüvenli oynamaya başladık. Ancak bu sezon, deplasman maçlarına yansıtamıyoruz bu başarıyı. İç sahadaki maçlarda taraftarımızın da çok etkili olduğunu söyleyebilirim. Bildiğiniz gibi maçlarımızı Akhisar'da oynayamıyoruz. Ancak Manisa'da oynarken artık kendi evimizde gibiyiz. Çünkü taraftarımız bizi yalnız bırakmıyor. Bunun sonucunda da sahada oynayan ya da maçı seyreden her Akhisarlı oynanan oyundan keyif alıyor ve mutlu bir tablo çıkıyor ortaya. Gerçi bu durumu deplasman maçlarına henüz yansıtamadık ama kendi evimizde de sıkılmadan izleyebileceğiniz tek takım diyebilirim Akhisar için.

Geriden gelen takıma her zaman sempati duyulur mantığıyla geçen sezon Akhisar'ın ligde kalması futbolseverleri de oldukça memnun etmişti. Ancak görüyoruz ki, bu sezon küme düşme potasında olmamanıza rağmen bu sempati halen devam ediyor. Bu durumu da bahsettiğin gibi oynadığınız oyun tarzına bağlıyorsun değil mi?
Oynadığımız futbolun insanlarca pozitif karşılandığını ve bu sayede futbolseverler tarafından sempati kazandığımızı düşünüyorum. Diğer taraftan baktığımızda, Akhisar diğer takımlar gibi şehir değil, ilçe takımı. Bir ilçe takımının Süper Lig'de yer aldığı az görülmüştür. Bu da insanlara hoş geliyor olabilir. Bizim de bu oyun tarzımızı sürdürerek hem ligde iyi sonuçlar almamız hem de futbolseverlerin pozitif bakış açısını kaybetmememiz lâzım.

DÜZEN VE YAPI HİÇ BOZULMUYOR

Genelde bir takım Süper Lig'e çıktıktan sonra o kulüp, takımını Süper Lig'e çıkaran teknik direktörü bu başarısına rağmen değiştirir. Akhisar için durum farklı. Önce takımı Süper Lig'e çıkaran Hamza Hamzaoğlu ile devam edildi, ardından da geçen sezonun ilk yarısında alınan kötü sonuçlara rağmen hocanın arkasında duruldu. Bu şekilde de bir istikrar yakalandı. Bu durum diğer kulüpler için de bir örnek olur mu sence?
Akhisar Süper Lig'e ilk çıktığında, 1. Lig'deki kadrosuyla oynamaya devam etmişti. Başta herkes şaşırıyordu tabii, bu takım bu kadroyla nasıl ligde kalacak diye. Ancak başarının sırrı o düzenin ve takım yapısının hiç bozulmaması. Ben takıma dâhil olduktan sonra anlayabildim bunu. Bu anlamda baktığınızda, ilk yarının sonunda alınmış 12 puanın üzerine sadece 2-3 transfer yapıldı. Başka bir takım olsa hem hocayı değiştirir hem de takımın çoğunu yenilerdi muhtemelen. Hamza Hamzaoğlu, Akhisar'ın başına geldiği zaman takım 1. Lig'den bir alt lige düşmemek için mücadele ediyordu. Daha sonra Hamza Hocanın gelişiyle bir çıkış yakalandı ve takım 1. Lig'de kaldı. Ardından da 1 sezon sonra Süper Lig'e yükselmeyi başardılar. Bu noktadan bakınca, Akhisar Kulübü geldiği noktayı çok iyi kavramış durumda aslında. Yapılanları ve verilen emekleri bir anda silemezsiniz. İşte kulüp de bunları çok iyi bildiği için zamanında Hamza Hoca ile devam etti. Alınan tüm kötü sonuçlara rağmen, ikinci yarıda "Sabrın sonu selamettir" oldu (gülüyor). İlk yarı 12 puan toplamışken, ikinci yarı 30 puan toplandı ve ligde kalındı. Bu açıdan kulübün bu davranış ve tutumunun diğer takımlar için de örnek teşkil etmesi lâzım. Kulübün yapısının çok düzenli olduğunu söyleyebilirim. Yani kulüp küme bile düşse, yapacakları belli. "Ligden düştük, çok borcumuz var" gibi bir durum söz konusu bile olmaz mesela. Ödemeler her zaman düzenli olarak yapılır. Bu anlamda da örnek alınması gereken bir kulüp Akhisar Belediye Gençlik ve Spor. Küçük bir ilçe takımının bu noktalara gelmesi tesadüf değil gördüğünüz gibi.

Dışarıdan görüldüğü kadarıyla taraftarınızın yani Akigoların bakış açısı da her durumda size destek olmak yönünde, doğru mu?
Geçen sezon taraftarımızın bize olan tutumu "Küme düşseniz de bize Süper Lig'de olma mutluluğunu yaşattığınız için size ne kadar teşekkür etsek azdır" şeklindeydi. Taraftarımız da bir ilçe takımı olarak Süper Lig'de var olmanın önemini kavramış durumda. Bu anlamda da üzerimizde baskı oluşturacak bir unsur yok. Bu da bizim sahada daha özgüvenle top oynamamızı sağlıyor. Psikolojik açıdan hayatımın en rahat günlerini burada geçiyorum diyebilirim. Hamza Hoca da öyledir mesela. Futbolcuya fazla baskı yapmaz. Bir maçı kaybetsek bile o maçtan sonraki normal program neyse o uygulanır. Mesela bazı hocalar maç kötü biterse takımı hemen kampa alır. Hamza Hoca ise alınan skora göre idare şeklini değiştirmez. Benim gördüğüm kadarıyla da her zaman emindi bu takımla ligde kalacağına.

Bu dediklerinden yola çıkarak Hamza Hocanın sakin yapısı oyuncuları rahatlatıyor ve bu durum da sahaya olumlu yansıyor diyebilir miyiz?
Aynen dediğiniz gibi. Hamza Hoca futbolculara, futbolcular da ona inanınca ortaya böyle bir tablo çıktı. Hamza Hoca bir teknik direktör gibi değil, abi gibidir bizim için. Dikkat ederseniz eskiden başarılı olan ancak sonra düşüşe girmiş futbolcular, Hamza Hoca ile birlikte tekrardan çıkış yakalamıştır. Aynen benim gibi. Bunun bir sebebi olması lâzım. Hoca o rahatlığı ve güveni oyuncusuna veriyor ki; zaten belirli bir kalitesi olan deneyimli futbolcu, yeteneklerini bu ortam sayesinde sahaya en iyi şekilde yansıtmaya başlıyor.

Hamza Hocanın saha içinde senden bekledikleri ne peki? Atakları yönetmen mi?
Oyun yapımız kontratağa dönebiliyor zaman zaman. Özellikle içeride kanatlardan gelip rakiplerimizi hızlı ataklarla zor duruma sokabiliyoruz. Kanatlarda hem hızlı hem de ayaklarına hâkim oyuncularımız var. Gekas'ın ardından Niasse'ın gelişi takımın hızını daha da arttırdı. Hocanın da bu noktada bana verdiği görev, hücumda serbest olarak ataklara yön vermem. Hocam bana bu özgüveni her zaman veriyor sağ olsun. Ben de bu rolde yani hücumda serbest görev aldığım zaman daha başarılı olduğumu düşünüyorum aslında. Daha önceki dönemlerde ağırlıklı olarak sol açık oynuyordum. O zamanlar da içeri girip topla oynamayı ve topu ayağımda tutmayı severdim. Son iki sezondur, özellikle Hamza Hocanın da bana verdiği rolle daha fazla topla buluşuyorum. Bununla birlikte topsuz alanda koşmayı da öğrendim diyebilirim. İlk zamanlarda teknik olan ama maç içinde fazla koşu yapmayan bir Bilal vardı sahada. Şu an onu yıktığımı düşünüyorum.

Bugüne kadar genel anlamda sezonun ilk yarılarında daha başarılı olan ve göze batan ancak ikinci yarılarda daha vasat bir performans sergileyen bir Bilal Kısa gördük sahada. Buna katılıyor musun? Katılıyorsan, bunun sebebi nedir?
Önceki sezonlarda böyle bir istikrarsızlığım vardı dediğiniz gibi. Ben de bunun bir eksiklik olduğunu ve sezonun ikinci yarılarında da o istikrarı yakalamam gerektiğini düşünüyordum. Ancak geçen sezon itibariyle bu durumu değiştirebildiğimi sanıyorum. Geçen sezon Akhisar'a transfer olduktan sonra sezonun ikinci yarısında 14 maçta forma giydim ve takımın kümede kalmasına yardımcı oldum. Şimdi de aynı şekilde devam ediyorum ve bunu sezonun ikinci yarısında da sürdürmek istiyorum yine. O istikrarsızlığı düzenli olarak forma giyerek ortadan kaldırabileceğimi düşünüyorum. Bunu da Akhisar'da yakaladım dediğim gibi.

Türkiye'de senin gibi sol ayaklı oyuncuların sayısı son dönemlerde oldukça azaldı. Sen de bu görüşte misin?
Türk futbolunda sol ayaklı oyuncuların sayısı her geçen gün azalıyor maalesef dediğiniz gibi. Aslında çıkmıyor demek yanlış olur, bizim ortaya çıkarmamız lâzım demek daha doğru. Bu tarz oyuncuları altyapılarda iyi araştırıp daha çok çıkarmamız lâzım. Diğer taraftan da 76 milyon nüfusa sahip bir ülkeden daha fazla yetenekleri ortaya çıkarmamız gerekiyor. Uluslararası turnuvalara düzenli olarak katılabiliriz bu şekilde.

NE ŞÖHRETLE NE DE PARAYLA...

7 yıl sonra A Millî Takım'a seçilmeyi başardın. Çok kolay bir şey değil bu. Bundan sonraki hedeflerini bizlerle paylaşabilir misin?
A Millî Takım'a ilk çağrıldığımda 23 yaşındaydım. O devamlılığı sağlayamadım ve bunun sonucunda da bir daha seçilemedim. A Millî Takım'a çağrıldıktan sonra bir daha ulaşamamak insanı üzüyor tabii ki. O nedenle 7 yıl sonra tekrar ulaştığım bu seviyeden yine aşağı düşmek istemiyorum. Çünkü tekrar bu noktalara ulaşmak kelimelerle anlatabileceğim bir duygu değil. Belki büyük takımda oynayabilirsiniz, o da her futbolcunun hayalidir. Ama A Millî Takım'da oynamadıktan sonra istediğiniz kadar büyük takımda oynayın, burada yaşadığınız o farklı duyguyu hissedemezsiniz. Dünyadaki her oyuncu millî takımda oynamak ister. Sonuçta kendi ülkenizin formasını giyiyorsunuz. Bunun üstüne gurur duyabileceğiniz bir şey yok. Ne şöhretle ne de parayla kıyaslanabilir bu duygu ve gurur. Benim amacım; kulübümde düzenli oynamayı sürdürerek bu gururu yaşamaya devam etmek ve bu noktadan bir daha aşağıya düşmemek. Akhisar'da da hem düzenli olarak oynadığım için hem de bahsettiğim gibi kulüpteki aile ortamından ötürü son derece mutlu ve huzurluyum.

Hamza Hocanın Fatih Hocanın yardımcılığını yapması ve aynı ortamda olmanız seni mutlu etmiştir hiç kuşkusuz…
Tabii ki. Kendi oynadığı kulüp takımının hocasının A Millî Takım teknik heyetinde görev yapması çok avantajlı bir durum oyuncu için. Bütün sezon birlikteyiz çünkü kendisiyle. Artık daha deneyimliyim, o yüzden Millî Takım'daki ortama da daha kolay adapte olabiliyorum. Buradan Fatih Hocaya teşekkür etmek istiyorum. Kariyerimdeki iki farklı dönemde Millî Takım'da oynama şansını bana Fatih Hoca verdi. Ben de bana duyulan bu güveni boşa çıkarmamaya çalışacağım tüm gayretimle.

Hem kendi oynadığın bölgede hem de sol ayaklı olarak Türkiye'de ve dünyada beğendiğin oyuncular kimler?
Emre Belözoğlu çok genç yaşta harika bir performans sergilemeye başlamıştı. Kendisi benden 3-4 yaş büyüktür. Ben de o dönemde onun oyununu çok beğenirdim. Zaten sol ayaklı olduğu için de dikkat ederdim sahada yaptıklarına. Dünya futbolunda ise en beğendiğim ve örnek aldığım oyuncu Zidane'dı.
CİHAN

Bilal Kısa: Her inişin bir çıkışı var

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×