Yılmaz: 17 Aralık, Tayyip Erdoğan'ın neyin ustası olduğunu anladığımız tarihtir

MHP Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz, "17 Aralık, Tayyip Erdoğan'ın neyin ustası olduğunu anladığımız tarihtir. Bundan böyle onun ustalık eserini görmek isteyenler, devlet yapısında neden olduğu tahribata ve yakın çevresinin gömüldüğü...

Yılmaz: 17 Aralık, Tayyip Erdoğan'ın neyin ustası olduğunu anladığımız tarihtir

MHP Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz, "17 Aralık, Tayyip Erdoğan'ın neyin ustası olduğunu anladığımız tarihtir. Bundan böyle onun ustalık eserini görmek isteyenler, devlet yapısında neden olduğu tahribata ve yakın çevresinin gömüldüğü yolsuzluklara bakacaktır." dedi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu'nun 99. birleşimi saat 14.00'te yoklama yapılmaksızın açıldı. Birleşimi, TBMM Başkanvekili Sadık Yakut yönetiyor. Meclis Genel Kurulu'nda, Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın birinci bölümü, dün kaldığı yerden görüşülmeye başlandı. Şimdiye kadar 16 madde kabul edildi.

MHP Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz, demokrasinin, hukuk ile siyaset arasındaki dengeye dayalı bir sistem olduğunu hatırlattı. Demokrasinin, özü ve güvencesinin hukuk bilinci ve yargı bağımsızlığı olduğunu dile getiren Yılmaz, insanların hoşnut olmadıklarını eleştirebilme ve haklarını arayabilme özgürlüğünün hem demokrasinin teminatı altında hem de onun temeli olduğunu vurguladı.

"BAŞBAKANDA HUKUK BİLİNCİ OLMADIĞI GİBİ SİYASET BİLİNCİ DE YOK"

Demokratik bir sistemde, devlet işlerini yürütmeye talip olanlarda hem hukuk hem siyaset bilincinin gelişmiş olması gerektiğini ifade eden Yılmaz, şöyle devam etti: "'Yolsuzluk varsa gelin bana söyleyin' diyen, yolsuzluk iddialarını yargıyı aradan çıkartarak sandığa taşımak isteyen bir başbakanda hukuk bilinci olmadığı gibi siyaset bilinci de yok demektir. Ayakkabı kutusu ile TIR dorsesi arasına sıkıştığında karar mercii olarak sandığı işaret eden Başbakan, bilmelidir ki seçmen ile yargı birbirlerinin yerine ikame edilebilecek unsurlar değildir. Halkın yüzde 51'i vergi vermemek veya işine gelmeyen kanunlara uymamak isterse Başbakan buna ne diyecektir? Demokraside her kurum denetime ve her denetim de halka açık olmalıdır. Bu açıdan bakıldığında AKP iktidarının Sayıştay raporlarını Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden kaçırması, yolsuzluklardan da yolsuzluk soruşturmalarının engellenmesinden de az vahim değildir. Belli ki birbirlerinden bağımsız da değilmiş. Demokrasiye yönelik tehdidin en genel ifadesi, yargının bağımsız olmamasıdır. Bu tehdidi sadece cemaate bağlılık olarak görenler, çözümü de yargıyı kendilerine bağlamakta bulur, bağımsız kılmakta değil. Başbakanın gözünde tehdit yargının cemaate bağlı olması değildir, buna zaten kendisi göz yummuştur, onun açısından tehdit cemaat üzerinden kendisine bağlı olmamasıdır. Böyle bir zihniyetin bırakın ileri demokrasiden falan söz etmesini, herhangi bir demokratik sistemde devlet işlerini yürütebilecek liyakatte olması mümkün değildir. On iki yıldan uzun zamandır süren iktidarları boyunca AKP zihniyetinin Türkiye'yi getirdiği nokta da kendi partilerinden seçilmiş olan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı bile 'Mahkemelerin bağımsızlığını düzenleyen Anayasa'nın 138'inci maddesi bu memlekette ölmüştür.' diyor. Bunun sorumluluğunu cemaatin sırtına atıp kurtulmak kolay mıdır? Ancak, yolsuzlukları ortaya saçılınca bunu söylemek akıllarına gelmiştir. Sevdikleri tabirle 'zamanlaması manidar' değil midir?"

"YOLSUZLUK SORUŞTURMALARINDAN KURTULMAK İÇİN BÖYLE BİR İŞE GİRİŞİYOR"

Bir ülkenin başbakanının, o ülkenin yargısı için 'vatan haini' bile dediğini, diyebildiğini hatırlatan Yılmaz, "Evet Sayın Başbakan, senin bakan çocuklarını yatak odalarındaki para kasalarıysa vatan, senin genel müdürlerinin ayakkabı kutularındaki 4,5 milyon dolarsa vatan, senin bakanlarının kollarındaki 700 bin liralık saatlerse vatan, Urla'da, Bodrum'da villalarsa vatan, yine milyon dolarları sıfırlamaksa vatan, yargı vatan hainidir ve vatan haini olmalıdır. Bir Başbakan neden bağımsız yargıyı tehdit olarak görür de kendine bağlamak ister? Neden onu vatana ihanetle suçlar da ancak kendine bağlamakla ihanetin son bulacağını düşünür? Başbakan, ideolojik gerekçelerle bile böyle bir adımı göze almamışken, yolsuzluk soruşturmalarından kurtulmak için böyle bir işe girişiyor, böylece neyin ustası olduğunu da göstermiş oluyor. Evet, 17 Aralık, Tayyip Erdoğan'ın neyin ustası olduğunu anladığımız tarihtir. Bundan böyle onun ustalık eserini görmek isteyenler devlet yapısında neden olduğu tahribata ve yakın çevresinin gömüldüğü yolsuzluklara bakacaktır. Şimdi, 17 Aralıktaki ABD-İsrail komplosunu hemen yakalayıp ortaya çıkaran zeka sahiplerine sormak istiyorum: MİT 18 Nisan'da Başbakan'ın masasına 'Bakanlarının Rıza Zarraf'la olan yolsuzluk ilişkileri aleyhinde kullanılabilir, dikkatli ol.' diye bir rapor koyuyor ki ayrı bir skandaldır, o zaman komplo yok. Bir ay sonra Başbakan ABD'ye gidiyor. Başta yandaş medya olmak üzere bütün iktidar çevreleri 'Obama, Başbakan'a çok değer veriyor. Onu Blair House'da ağırladı, falan.' diye hava atıyorlar. ABD komplosu yok. Ne hikmetse, hiç bir şey değişmediği hâlde 17 Aralıkta ayakkabı kutuları ve bakan çocuklarının para kasaları ortalığa saçılınca 'ABD, İsrail komplosu' diyorlar." şeklinde konuştu.

CİHAN

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×