'Şirketin AK Parti ve hükümet erkânıyla ilişkileri sorgulanmak durumundadır'

MHP Manisa Milletvekili Erkan Akçay, Türk milletinin 'Suçlu ayağa kalk!' diye feryat ettiğini belirterek, "Bu şirket kesinlikle enine boyuna sorgulanmak durumundadır. Bu şirketin Adalet ve Kalkınma Partisi ve hükümet erkânıyla ilişkileri sorgulanmak...

'Şirketin AK Parti ve hükümet erkânıyla ilişkileri sorgulanmak durumundadır'

MHP Manisa Milletvekili Erkan Akçay, Türk milletinin 'Suçlu ayağa kalk!' diye feryat ettiğini belirterek, "Bu şirket kesinlikle enine boyuna sorgulanmak durumundadır. Bu şirketin Adalet ve Kalkınma Partisi ve hükümet erkânıyla ilişkileri sorgulanmak durumundadır." dedi. Akçay, hangi ihaleleri almış, hangi sahaları nasıl almış ve bağış yaptığı birtakım dernekler, vakıflar var mıdır yok mudur; bu iddiaların mutlaka araştırılması gerektiğini vurguladı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu'nun 91. birleşimi saat 14.00'te yoklama yapılmaksızın müşahede ile açıldı. Birleşimi TBMM Başkanvekili Sadık Yakut yönetiyor. AK Parti, CHP, MHP ve HDP tarafından Manisa Soma'da 301 işçinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan maden faciasıyla ilgili Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasına yönelik verilen birleştirilmiş önergelerin görüşülmesine başlandı.

CHP Manisa Milletvekili Hasan Ören, sözlerine Meclis TV'nin yayın saatlerini eleştirerek başladı. Çalışma Bakanının madenlerde denetimlerin olduğunu, denetime giden müfettişlerin konularla ilgili çalıştığını ve Çalışma Bakanlığının bu konuda çok fazla bir kusurunun olmadığını açıkladığını dile getiren Ören, Enerji Bakanının da bununla ilgili "Eğer burada bir kaza var ise burada 301 arkadaşımız hayatını kaybetmiş ise mazeret üretmeye gerek yoktur, burada bir hata söz konusudur." dediğini aktardı.

"ANALAR AĞLIYOR, ORADA BERABER YAŞADIK"

Madenin sahibinin ise belki de psikolojik olarak hazır olmadığından dolayı dördüncü gün yaptıkları açıklamada "Eğer üç ay daha vaktimiz olsa idi sağlıkla ilgili bölümleri, yaşam odalarını yerleştirecektik ve 300 arkadaşımız ölmeyecekti." dediğini belirten Ören, şöyle devam etti: "Şimdi, Sayın Bakana soruyorum: Biriniz denetimlerin yapıldığını ve çok kusurlu olmadığınızı söylüyorsunuz, biriniz ise 'Evet, 301 kişi vefat ettiyse kusursuzluk diye bir şey yoktur, kusurluyuz.' diyorsunuz. Peki, bir geleneği başlatmaya var mısınız? Yani birçok ülkede… Ben buradan hemen okuyayım, bizden çok geri ülkeleri okuyorum: Güney Kore Başbakanı, Hırvatistan Ulaştırma Bakanı, Japonya Ekonomi Bakanı, Kosta Rika Ulaştırma Bakanı, Letonya Başbakanı, Macaristan Ulaştırma Bakanı, Makedonya Ulaştırma Bakanı... Mısır Ulaştırma Bakanı Muhammed Mansur, 2009'da Kahire'nin güneyinde meydana gelen ve 18 kişinin yaşamını yitirdiği tren kazasından sonra istifa etti. Değerli arkadaşlar, hiçbir katkınız olmaz ise Türkiye'ye bir geleneği sokmuş olursunuz. Bir yıl var önümüzde, bir yıl eksik bakanlık yapmış olursunuz. Bir yıl eksik bakanlık yapmak çok şey kaybettirmez ama bundan sonra kim gelirse gelsin, ister CHP ister AKP ister MHP ister HDP, bu bakanlıkta kim olursa olsun bilmeli ki eğer denetimde küçük bir eksiklik gösterdiğinde, denetleyen arkadaşları denetlemekte ve onların yaptıklarını soruşturmakta eksik kaldığında koltuğunun gideceğini bilsinler. Bu yolu açmak durumundasınız. Eğer açmaz iseniz sizi bürokratlarınız kullanacaklar, açar iseniz siz bürokratlarınızı kullanacaksınız."

"Anneler ağlıyor. Orada beraber yaşadık, beraber gözyaşı döktük." diyen Ören, "Çocuğu bağırıyor 'Benim babamı getirin.' diye. Eşi bağırıyor, içeride canlı olmadığını bildiği hâlde umudunu taşıyor. Ara sıra canlı çıkan, oradan canlı çıkan, çıkarmaya çalıştığımız arkadaş diyor ki, bağırıyor, o kadar masum, o kadar temiz: 'Beni bırakın, Mahmut'u çıkarın, Mahmut'un eşi hamile.' Bu kadar bildiğimiz hâlde, sayın Manisa milletvekilleri, bunların hepsini bildiğiniz hâlde grubunuza niye taşımadınız? Başbakan da biliyor, Çalışma Bakanı da biliyor, Enerji Bakanı da biliyor." diye konuştu.

"ŞİMDİ O VİCDAN AZABINI ÇEKECEKSİNİZ"

Enerji Bakanının facianın yaşandığı madene ilişkin açıklamalarını hatırlatan Ören, şunları söyledi: "Söylenecek söz çok. Uyarılarımızı yaptık, olmadı. Geriye dönerek yarayı kaşımak da istemiyorum ama ne olursunuz, Recep Tayyip Erdoğan'ın söylediği bir ayet değildir, Recep Tayyip Erdoğan söyledi diye bu Meclis'in hepsi aynı düşünmek zorunda değildir. Recep Tayyip Erdoğan gibi düşünmeye kendinizi zorlar iseniz, kendi aklınızı devreye sokmaz iseniz, bu Parlamento'da ortak çalışmayı, ortak aklı hâkim kılacak duruma gelmez isek Soma ve Soma benzeri birçok madende veya başka iş kollarında bu acıları yaşamaya devam edeceğiz."

Ören, "Peki, tedbirleri alsaydık, gidip orada iş güvenliğiyle ilgili yapılanları görseydik, bir ihtimal dahi olsa, bir ihtimal dahi olsa önleyemez miydik bunu? Bence bu ümit bile benim acımı hafifletiyor. Ama sizinkini artıracak çünkü siz de bunu düşüneceksiniz, siz de diyeceksiniz ki: 'Getirdikleri araştırma komisyonu kurma taleplerine keşke biz de burada oy verseydik de şu vicdan azabımızı çekmeseydik.' Şimdi o vicdan azabını çekeceksiniz. Ama birlikte yine önünü açıp Türkiye'de bundan sonra böyle kazaların olmamasıyla ilgili birlikte çalışma yapmaya devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.

MHP Manisa Milletvekili Erkan Akçay ise Bakan Taner Yıldız'ın "Bu acı siyaset üstüdür." dediğini belirterek şunları ekledi: "Doğru, yaşadığımız acılar elbette ki milletimizin, hepimizin ortak acısıdır ve siyaset üstüdür ama bu yaşanan maden kazası siyasetin tam da göbeğindedir, aynı zamanda tam da siyasi bir olayla karşı karşıyayız. Madenlerin çalışma düzeni, madenlerin rödovanstı, taşerondu ve başka birtakım sistemlerle çalıştırılmasını sağlayan, tedbirleri alacak olan, denetleyecek olan siyaset kurumu, hükümet ve ona bağlı kurumlardır. Yani bu olay hem siyasidir hem de idari bir olayla da karşı karşıyayız. Soma maden faciasında siyasi sorumluluk kesinlikle vardır değerli arkadaşlar. Hükümet, siyasi ve hukuki sorumluluktan kaçamaz ve kaçmamalıdır. Sayın Başbakan 'Dicle'nin kenarında kurdun kaptığı koyun benim mesuliyetim altındadır.' diyor. Mesuliyet sorumluluk demektir, peki bu sorumluluğu nasıl bileceğiz? Görevini yapmış mı Başbakan, hükümet, bakanlar, bürokrasi, kurumlar ve maden şirketi? Bunların mutlaka sorgulanması gerekiyor." diye konuştu.

"FONDAN BİR SÜRÜ İNSAN YURT DIŞINA GİDİYOR"

Burada asıl sorumlu kurumun Türkiye Kömür İşletmeleri olduğuna dikkat çeken Akçay, Türkiye Kömür İşletmelerinin ise Enerji Bakanlığına bağlı olduğunu hatırlattı. 30 Haziran 2010'da Avrupa Birliği fonundan tam 129 bin Euro para alındığını belirten Akçay, Maden İşleri Genel Müdürlüğü'nün bir proje hazırladığını ifade etti.

Akçay, şöyle devam etti: "Bu projenin adı şu: 'Madencilik Faaliyetlerini Denetleyen Teknik Elemanların Bilgi Birikimini Artırmak.' Yani maden faaliyetlerini denetleyecek teknik elemanların bilgi birikimi artırılacak, madencilikteki teknolojik gelişmeler öğrenilecek. Bu projeye ortak kurumlar TKİ, MTA ve ENERJİ BİR-SEN dediğimiz memur sendikası. Bu fondan bir sürü insan yurt dışına gidiyor. Kimler gidiyor? Süremiz yetmez hepsinin isimlerini saymaya ama içlerinde bir AKP milletvekili var, bir AKP il başkanı var. İlgisiz alakasız ne kadar kişi varsa bunlar yurt dışına gidiyor, geziyor, tozuyor, yiyor, içiyor; yetiyor mu, yetmiyor. Ayıba bakın değerli arkadaşlar, üstüne bir de harcırah alıyorlar. Harcırahlarının bordroları da burada. Ayıptır, ayıp! Buradan nasıl bir maden tetkik, denetim faaliyeti öğrendi elemanlar? Birçoğu hiç de ehil olmayan kişiler."

DENETİMLER GÖSTERMELİK

"Maden kazaları bu işin fıtratında varmış! E, para hırsının da bir fıtratı var tabii." diyen Akçay, eleştirilerini şöyle sürdürdü: "Aşırı üretim hırsı var. Kömür içten içe yanıyor, gereği yapılmıyor, haber de verilmiyor. İhmal var, aldıran yok. Aşırı kazanç hırsı var. Denetimler göstermelik. Sendika evlere şenlik. Artık, Türk milleti 'Suçlu ayağa kalk!' diye feryat ediyor. Bu şirket kesinlikle enine boyuna sorgulanmak durumundadır. Bu şirketin Adalet ve Kalkınma Partisi ve hükümet erkânıyla ilişkileri sorgulanmak durumundadır. Hangi ihaleleri almış, hangi sahaları nasıl almış ve bağış yaptığı birtakım dernekler, vakıflar var mıdır yok mudur; bu iddiaların mutlaka araştırılması gerekiyor. Bu maden sahalarının pek çoğunun bu şirketlere, patronlara ihalesiz verildiğini de biliyoruz değerli arkadaşlar. Kömürün ton maliyetini 134 dolardan 24 dolara indirmekle övünüyor maden şirketi ve patronu. Bu tasarruf bu kadar nereden sağlanıyor? Elbette, işçinin ücretinden, işçinin can güvenliğinden, işçinin sağlığından ve iş ortamının güvenliğinden. Taşeron sistemi kurulmuş, 'ekip başı' demişler, 'dayı başı' demişler; tam bir köle düzeni, aşırı derecede bir köle düzeni."

"ZİNCİRLEME BİR SORUMLULUK VAR"

Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel de "Öncelikle, 301 maden emekçisinin, onların kederli, yaralı ailelerinin, Soma halkının, Türkiye halklarının, işçi sınıfımızın bir kez daha başı sağ olsun. Acılıyız, yüreğimiz yanıyor, öfkeliyiz ve bu öfkede de son derece haklıyız çünkü biliyoruz ki eğer böyle giderse, bu kara düzen böyle giderse Soma maden faciası, bu işçi katliamı son olmayacak, ilk olmadığı gibi son da olmayacak. O nedenle, aslında burada büyük bir ciddiyetle bu konunun üzerine gidilmesi gerekir ama dün ve bugün yaşadığımız manzara Meclis'in bu ciddiyeti gösterip göstermeyeceği konusunda hayli soru doğurmaktadır. Şimdi 8 tane tutuklu var. Yeter mi? Bu 8 kişi midir bu 301 maden işçisinin, emekçisinin ölümüne neden olan? Elbette değil. Biliyoruz, zincirleme bir sorumluluk var, kolektif bir sorumluluk var. Listenin ilk sırasında elbette bu madeni, bu ilkel, acımasız sömürü koşullarında o vahşi kapitalizmin bütün uygulamalarını yürüten, özel sektöre has çalışma metotlarıyla günde 10 bin ton kömür üretimini zorlayan ve bedelini bu şekilde karşımıza çıkartan Soma Holding patronu, Soma Kömür İşletmeleri, onun sahipleri, onun oradaki yöneticileri, sorumluları, genel müdürü, işletme müdürü, denetçileri elbette ilk sırada onlar var ama en az onlar kadar bu sorumluluğu taşıyan siyasi, hükümetin yetkilileri var. 'Özelleştirme politikalarıyla artık devlet küçülmeli, ekonomiden elini çekmeli' diyerek maden sahalarını, TKİ'ye bağlı işletmeleri, rödovans sistemi, kiralama sistemi, hizmet alımıyla bunlara bir yağlı pasta içerisinde sunan siyasi idare, siyasi iktidar AKP Hükümeti var. Bunu da görmezden gelemeyiz. Ardından gelen tabii ki orada örgütlediği işçinin hakkını, hukukunu, kazancını, emeğini gözetmesi gereken, insanca çalışma düzenini savunması gereken bir sendika var ki, o sendikanın hâli de ortada. Örgütlü sendika, Türk-İş'e bağlı Maden-İş sendikası Genel Başkanı, maden patronunun sahibini 'Burada her şeyi yapıyor, burada her şey iyiydi.' diye onu savunma derdine düşen bir sendikacı düşünün. İhanet içerisinde, uzlaşma ve iş birliği içerisinde 'işçi sınıfı' diye bir derdi çoktan terk etmiş bir sendikacı. Onların da bu 301 maden emekçisinin ölümünde payları vardır, sorumlulukları vardır, kusurları vardır." dedi. CİHAN

'Şirketin AK Parti ve hükümet erkânıyla ilişkileri sorgulanmak durumundadır'


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×