İbrahim Güçlü: Hükümet postu kurtarma derdine düşmüş durumda

Kürt siyasetçi ve yazar İbrahim Güçlü, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda (HSYK) yapılacak değişikliği eleştirdi.

İbrahim Güçlü: Hükümet postu kurtarma derdine düşmüş durumda

Kürt siyasetçi ve yazar İbrahim Güçlü, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda (HSYK) yapılacak değişikliği eleştirdi. Hükümetin kendi HSYK'sını oluşturmak istediğine dikkat çeken Güçlü, HSYK'nın bugün ki yapısının 12 Eylül 2010 Anayasa Değişikliği Referandumu ile oluşturulduğunu hatırlattı. Bu değişiklik düşünülürken hükümetin herkesten önce halkın referandumdaki iradesine saygı duyarak hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Güçlü, "Hükümet bu duyarlılıktan uzaklaşarak, postu kurtarma derdine düşmüş durumda." dedi.

Cihan Haber Ajansı'na (Cihan) konuşan Güçlü, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının Türkiye'de bütün taşları yerinden oynattığını belirtti. Hükümetin o saatten sonra çılgına dönerek 'paralel devlet' dediği Gülen Cemaati'ne karşı savaş açtığını dile getiren Güçlü, yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını Gezi eylemlerinde ileri sürdüğü gibi bir 'yargı-emniyet darbesi' dediğini ve 28 Şubat darbesi gibi nitelendirdiğini aktardı.

Gülen hareketi hakkındaki iddiasıyla ilgili hiçbir delil ortaya koymadan, yüzlerce emniyet müdürünü ve şube müdürlerini yerini değiştirdiğini anlatan Güçlü, TRT'de, eğitim kurumlarında ve maliye de keyfince görevden almalar, yer değiştirmeler yaptığını ifade etti.

"HÜKÜMET KENDİ HSYK'SINI OLUŞTURMAK İSTİYOR"

"Hükümet, bu hukuk dışı, adaletsiz, vicdani olmayan tasarruflarına halen devam ediyor." diyen Güçlü, şöyle devam etti: "Hükümet savcıları, yargıçları çete üyeleri; yargıyı darbeci olarak nitelendirmeye devam ediyor. Bu nedenle de HSYK'da hızla değişiklik yapmayı gündemine aldı. Bu yeni yasa incelendiği zaman, HSYK'nın Adalet Bakanı'na ve hükümete bağlanmak istediği, hükümetin kendi HSYK'sını yaratmak istediği, yargıyı kendisine bağlamak istediği açıkça görülür. Hükümetin bu tasarrufu geçmişte Kemalist iktidarların yaptığının aynısını ifade ediyor. Bu nedenle bu devlet, radikal ve köklü bir şekilde değişmeden, devlet bir etnik bir elitin devleti olmaktan çıkmadan; devlet Türklerin, Kürtlerin, diğer etnik grupların, farklı dinlerin ve mezheplerin müşterek devleti olmadan, yani en azından federal bir devlet olmadan bütün iktidarların devletin resmi ideolojisi ve kültürü tarafından zehirleneceğini; AK Parti hükümetinin de zehirlendiğini yazdım. Ortaya çıkan gelişmeler ve hükümetin tüm tasarrufları benim bu görüşlerimi teyit eder niteliktedir."

Üstünde fırtınalar koparılan HSYK yapısının 12 Eylül 2010 Anayasa Değişikliği Referandumu ile oluşturulduğunu hatırlatan Güçlü, bu değişiklik düşünülürken hükümetin herkesten önce halkın referandumdaki iradesine saygı duyarak hareket etmesi gerekirken, hükümetin bu duyarlılıktan uzaklaşarak postu kurtarma derdine düşmüş durumda olduğunu söyledi.

"AK PARTİ'NİN YAPTIĞI DA BİR 'PARALEL DEVLET' ÇABASIDIR"

"Peki 12 Eylül Referandumu ile Anayasa'da yapılan değişiklikle yeni HSYK oluşturulmuşken, bu değişliklik Türkiye'yi demokratik ve hukuk devleti haline getirmemişse ki getirmemiştir; yeni değişikliğin Türkiye'yi demokratik ve hukuk devleti haline getirip getirmeyeceği de önemli bir soru olarak ortada durmaktadır." diyen Güçlü, "HSYK yapısı yeni bir anayasa değişikliğiyle de gerçekleşse Türkiye, halkların ve demokratik ve hukuk devleti olmaz. Mevcut devlet etnik bir elitin devletidir. Kemalist Türk etnik grubunun devletidir. Bu devletin karakterinde hiçbir değişiklik yapmadan, yöneticilerinde değişiklik olmaktadır. 2002'den sonrada yeni bir yönetici elit, AK Parti eliti devletin yöneticisi oldu. AK Parti devletteki kontrol alanlarını genişletmek istiyor. Ergenekon, Balyoz Davaları ile askeri vesayete son verdiğini ileri sürmesine, kendisiyle ilgili nüfuz ve kontrol alanlarını genişlettiği halde, devletin sahibi olamadı. Olamaz da. Mevcut devlet Kemalist Türk etnik elitinin devleti olduğu için, hiçbir zaman tüm Türklerin, Kürtlerin, değişik etnik ve dinsel ve mezhepsel toplulukların devleti olamamıştır. Tam da bu noktada her ulusal, etnik, dinsel ve mezhepsel grup ya da topluluk, ya kendi adına ya da 'herkes adına' devlet sahibi olmak için haklı legal ve illegal örgütlendi. örgütlenir. Burada 'paralel devletten' bahsedilecekse bu meşru bir vakıadır. AK Parti'nin geldiği gelenek de devlete sahip olmak için on yıllardır legal ve illegal örgütleniyor. Kürtler, devlet sahibi olmadıkları için legal ve illegal örgütlendiler. Ya Türklerle eşitliğe dayalı federal bir devlet yada kendi bağımsız devletlerini kurmak istediler. Halende Kürtlerin bu stratejisi meşru, haklı, devam eden bir çabadır. aAK Parti de her yere kendi adamlarını yerleştirerek devleti kendi kontroluna almak istiyor. Yoksa tüm halklar için bir devlet kurmuyor. Bu nedenle AK Parti iktidara geldikten sonra, yaptığı da bir 'paralel devlet' çabasıdır. Yönetim değişikliği halinde, yeni yönetim ak partiyi de 'paralel bir devlet' olarak ilan edebilir." diye konuştu.

Bir ulusa, etnik, dinsel ve mezhepsel kesime ve elite ait devletlerin başka kesimlerin, elitlerin, etnik, ulusal, dinsel ve mezhepsel grupların ve toplulukların devlet olma çabasını kaçınılmaz ve meşru kılacağını vurgulayan Güçlü, mevcut devletin Türk elitik devleti olduğu için devletin hiçbir kurumunun da halkların kurumları olmadığını kaydetti.

Güçlü, şunları söyledi: "Türkiye'ye yakından bakarsak görürüz ki Meclis (Yasama), Cumhurbaşkanlığı, Hükümet (Yürütme), Yargı (Mahkemeler), Ordu, emniyet kuvvetleri ve diğer bilumum kurumlar halklara ait değildir. 12 Eylül Anayasası'nda son 30 yılda onlarca değişiklik yapıldı. Demek ki sorun mevcut anayasanın değişikliğiyle çözülecek bir sorun değildir. Bu nedenle, devletin halkların demokratik ve hukuk devleti olması daha kapsamlı ve daha köklü bir değişikliği gerektirir. Tüm tarafların, ulusal ve etnik grupların, dinsel, mezhepsel, sınıfsal, fikirsel grupların üzerinde anlaştıkları en azından federal yeni bir devletin toplumsal sözleşmesini ve anayasası yapılarak sağlanabilir." CİHAN

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×