Hüseyin Çelik: Görüntülerde yumruk yok

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve sözcüsü Hüseyin Çelik, Soma’daki facianın ardından burayı ziyaretleri sırasında yaşanan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bir vatandaşı yumruklaması ve Başbakan Müşaviri Yusuf Yerkel’in de bir...

Hüseyin Çelik: Görüntülerde yumruk yok

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve sözcüsü Hüseyin Çelik, Soma’daki facianın ardından burayı ziyaretleri sırasında yaşanan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bir vatandaşı yumruklaması ve Başbakan Müşaviri Yusuf Yerkel’in de bir vatandaşı tekmelemesi konularını değerlendirdi. Erdoğan’ın yumruklamasına ilişkin ilk önce “Görüntü yok” diyen Çelik, ardından "Görüntü dediklerinizi ben de seyrettim öyle bir görüntü yok. Onun beyanlarına itibar ediyorsunuz ama Başbakanın etrafında olan yüzlerce insanın ifadelerine itibar etmiyoruz.” dedi. Yerkel konusunda ise tekmelenen kişinin de Yerkel’e saldırdığını ve Yerkel’in 7 günlük rapor aldığını savundu.

Hüseyin Çelik, AK Parti Genel Merkezi’nde bir basın toplantısı düzenledi. Çelik, maden kazasında yakınlarını kaybeden vatandaşlara her türlü imkanı temin etmenin milletin ve devletin bir namus borcu olduğunu belirterek, "Bununla ilgili olarak ne gerekiyorsa yapılacaktır. Kazanın olduğu saatlerden itibaren devlet seferber olmuştur. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Yardımcısı, AFAD yetkilileri, Türkiye Kömür İşletmeleri yetkilileri oradadır. Sağlık Bakanlığı üzerine düşen görevi yapmaktadır. Bu maden Soma Holding tarafından 2009’dan beri işletilmektedir. Bir toplantı yapıldı, curcuna içerisinde yapılan bir basın toplantısıydı, 20 kişinin birden soru sorduğu ve maalesef hoş olmayan görüntüler vardı. Onlar kendi cephelerinden meseleyi izah etmeye çalıştılar. Konu ile ilgili olarak Çalışma Bakanlığı yetkilileri, Devlet Denetleme Kurulu idari ve adli yönden bu kazaya sebebiyet veren amirler araştırılmaktadır. İhmal, kasıt söz konusuysa bunlar tespit edilecektir. İhmali, kusuru, aymazlığı olanlarla ilgili gerekeni yapmak siyasi, insani, ahlaki vicdani namus borcumuzdur. Bu borcun yerine getirilmesi gerekiyor.” şeklinde konuştu.

Açıklamasında İş Güvenliği ve Sağlığı Yasası’nın 2012’de TBMM’den geçirildiğini hatırlatan Çelik, bu yasanın AB mevzuatına uygun olarak çıktığını ifade etti: “Kibrit mi, sigara mı, elektrikten mi oldu’ sorularının cevabını arama zamanı değil. Önce yaraları saracağız. Vatandaşın, yetkililerin hesap sormaya, yetkililerin de hesap verme zorunluluğu vardır. Madenlerle, iş güvenliği ile ilgili yasal boşluğumuz var mıdır, hayır gereken yapılmıştır. Denetim de yapılmıştır. Hazırlanan raporlarda daha önce ilk etapta 2009’da mevzuata aykırı 3 eksiklik tespit edilmiştir. Türkiye’de aslında bir denetim probleminden söz etmek doğru değildir.”

CHP’NİN ÖNERGESİ

CHP’nin Soma faciasından iki hafta önce verdiği Soma’ya ilişkin önergesine de değinen Hüseyin Çelik, "CHP bir önerge vermiştir, bu önerge reddedilmiş bu facia yaşanmıştır gibi bir algı oluşturulmaya çalışılmıştır. TBMM’de her yıl binlerce önerge verilmiştir. Bunların bir çoğu muhalefet tarafından TBMM’yi yavaşlatma çabalarına yöneliktir. Madenle ilgili birçok araştırma komisyonu kurulmuş, raporlar hazırlanmış TBMM’de ele alınmıştır. 2012’de Türkiye’de iş güvenliği ve sağlığı yasası çıkmıştır. Bu varken TBMM’den muhalefet tarafından bir önerge verilmiş bu reddedilmiştir. Bu şuna benzer, iki TIR çarpışır çok sayıda insan hayatını kaybeder, 'Bizim önergemiz kabul edilseydi bu olmazdı’ dediğinizde bu çok ciddiye alınmaz. Böyle bir algı oluşturulmaya çalışıyor” şeklinde konuştu.

AK Parti Sözcüsü Çelik, Başbakan Erdoğan’ın Soma’da bir vatandaşa yumruk attığı iddialarına ise şöyle cevap verdi: “Başbakan marketin içerisinde birisine yumruk attı’ şeklinde bir iddia ortaya atıldı. Bu bir iddiadır. Orada görüntüler var, video görüntüleri var. Birisi ortaya bir iddia, yalan ortaya atar sonra bunu büyütür ve kendisi bile inanmaya başlar. '15 yaşındaki bir çocuk çalıştırıldı’ dendi, sonra tespit edildi ki 19 yaşındadır. Kayıtdışı işçi olmadığı anlaşıldı. Sigortasız kimsenin çalıştırılmadığı ortaya çıktı. Firma ne kadar haklıdır, haksızdır. Burada yapılacak inceleme ve araştırmalar bunu ortaya koyacak. Bu bir özel sektör işletmesidir. Devlet buranın denetimini yapmakla mükelleftir. Onun ötesinde bütün adli ve idari inceleme ve araştırmalar bittikten sonra kime ulaşırsa ulaşsın, kim suçlu, ihmalkar, kasıt içinde, aymazlık içerisinde büyük bir kusur sahibiyse yasaların öngördüğü şekilde cezalandırılması elbette bu 284 şehidimizin, ailelerin de milletimizin de gönlünün soğumasına yol açacaktır. Bu insani bir görevdir. Ancak bizim esas üzerinde durduğumuz, böyle bir milli facianın üzerine insanların ideolojik ve siyasi hesaplar yapmasıdır. Başkaların hayatı üzerinde başkalarının acıları üzerinde ideolojik ve siyasi hesaplar yapanlar insan olamazlar. Yas evinde, matem evinde kimsenin horon tepmeye hakkı yoktur. Somalılar büyük bir vakar içerisinde, vakur bir duruş, büyük bir asalet sergiliyorlar. Soma’da esas çocuklarını kaybeden insanlar, kocalarını, ağabeylerini, kardeşlerini kaybeden insanlar bir isyan içinde değildir. Elbette onların acısını, feryadını hatta isyanını anlamak mümkündür. Sitem edeceklerde kendi hükümetlerine sitem edecekler”

Çelik, Soma’nın ardından yapılan protestoları eleştirdi: “Bakanlarına, Başbakanlarına sitem etme hakları vardır ama Türkiye’de protesto mandası olarak oluşturulan bazı kimseler, adeta kadro protestoculuk edinen bazı kimseler böyle bir milli felaketten kendileri açısından rant devşirmeye çalışıyor, bir fayda ummaya çalışıyorlarsa kendi insanlarının acılarını kanatmaktan, onlarının yaralarını derinleştirmekten öteye başka bir iş yapmadıklarını bilmeleri gerekiyor. Orada yara sarmak üzere bulunanlar, yaraları sarmak üzere giden siyasetçileri yaralayacak şeyler yaparsanız onları yapmaları gereken işlerden alıkoyarsınız. Bu da milletimizin ve oradaki insanların en büyük zararı demektir. Bunu sormayalım, sorgulamayalım, teslimiyet içerisinde olup bitene kader deyip yatalım söz konusu değil. Önce yangını söndüreceğiz, yangından sağ kurtarabileceğimi insanları kurtaracağız. Acımızı, matemimizi yaşayacağız, sonra bu yangını kim çıkardı, hangi tedbirler alınabilirdi’ meselesini konuşacağız. Sayın Başbakan Soma’ya gittiği esnada iş ve meslek riskine temas etmiştir. Buradan hareketle Sayın Başbakanın bu meseleyi küçümsediği şeklinde yorumlar yapanlar aslında kendi yorumlarıyla kendilerini küçümsüyorlar.” dedi.

Madencilik, inşaat ve kimya sektörünün tehlike açısından riski en büyük sektörler olduğuna dikkati çeken Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu sektörler, en çok iş kazası riski olan sektörlerdir. Sayın Başbakanın söylediği şey; eğer siz gemiciyseniz okyanusa açılıyorsanız sizin fırtınaya tutulma riskiniz yüksektir. Eğer siz askersiniz, bir düşman kurşununa hedef olma ihtimaliniz çok daha yüksektir. Madenin çalışan insanın güvenliği elbette masa başında çalışan insanın güvenliği kadar yoktur. Kazalar minimize edilir, yapılması gereken budur. Ülkemizde demek ki biz hala o seviyede değiliz. Daha almamız gereken birçok mesafe var. Özel sektörün ve devletin alması gereken mesafe var. Başbakanın iş riskine temas etmesinden dolayı bunu abartıp Başbakanın bunu hafif gördüğü, bu işi sıradanlaştırdığı insanların acılarını görmemezlikten geldiği şeklinde yorumlamak vicdanla, doğruyla gerçekle bağdaşmaz. İşin özü budur. Acılar, araçlar halde getirilmemelidir. Eğer birileri insanların acıları üzerinden bir hesap yapıyorsa, onu farklı bir mecraya çekiyorsa, insanların acıları üzerinden tepinmeye çalışıyorsa burada ahlak sükut etmiş demektir. Böyle bir hadisede elem içinde olmamak mümkün müdür. Orada taşkınlık yapanları araştırın 100’ünden 99’u hayatını kaybetmiş insanların yakınları değildir ve ekip ekip sağdan soldan toplanarak Türkiye’nin muhtelif yerlerinde bunları yapıyorlar.”

Soma’ya gitmiş bazı milletvekillerinin arabalarının pert edildiğini söyleyen Çelik, “Acısı olan esas evlatlarını kaybeden insanlar böyle bir vandallık içine girmez. Onların yanardağ gibi olan acılarını biz yüreğimizde hissediyoruz ama bu meseleyi vandalizm haline getirmek hangi kitapta, hangi hukuk sisteminde yazar. Oraya giden insanlara saldıracaksın, ondan Başbakan şunu tokatladı diyeceksiniz. Sosyal medyada akla hayale gelmeyecek senaryolar yazacaksınız. Yazıktır, günahtır. Her hadiseyi 'hükümete karşı acaba bir antipati nasıl oluşturabiliriz’ haline getirmek siyasetle de, vicdanla da fikir namusuyla da bağdaşmaz. Bunu, ideoloji adına yapanlar kendi ideolojilerine de en büyük ihaneti yapıyorlar. Türkiye’nin dayanışmaya ihtiyacı var, Türkiye’nin bugün kendi şehitlerine ağlamaya hakkı elbette vardır ama bizim aklımıza vandalizm, başka olaylara yol açabilecek olaylar asla gelmemelidir” diye kaydetti.

BU FELAKETİ BİRİLERİ KENDİ SAADETİNİN MESELESİ YAPMASIN

Hüseyin Çelik, "Spor kulüpleri, bankalar devreye girdi. Devlet üzerine düşeni yapacak. Spor kulüpleri biri biriyle yarışıyor, bankalar borçluların borçlarını silmeye başladılar. Hayırsever vatandaşların birbiriyle yarıştığını biliyoruz. Giden canları geri getiremeyiz. Onların elbette hatırası çok büyüktür, fakat hiç olmazsa bu acıdan bir ders çıkarıp eksikliklerimiz varsa giderelim. Özel sektör devlet bu musibetten bir ders çıkaracaktır ama bu felaketi birileri kendi saadetinin meselesi yapmasın. Başkalarının felaketini kendi saadetinin vesilesi sayanlar, insan olamazlar onlar ahlaktan ve vicdandan nasibini almamış kimselerdir. Bu ölü soyucu zihniyetidir. Bir insan bir yerde demokratik bir tepki ortaya koyabilir, bunu talep etme hakkı var ama daha ötesi kabul edilemez.” dedi.

BASIN TOPLANTISINI CURCUNAYA BENZETTİ

Hüseyin Çelik, açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını cevapladı. İlk olarak yaşam odalarının bir yasal zorunluluk olup olmadığı soruldu. Çelik, "İş sağlığı ve güvenliği yasasının özellikle işverene getirdiği mükellefiyetler var. Bunlar bütün detaylarıyla kanunda vardır. Mevzuat açısından bir sıkıntımız olmadığını defaatle bu işin bakanına uzmanlarına sorarak geldim. Bunun tartışması içine girecek değilim. Ama neticede yapılan incelemelerde ve araştırmalarda işveren açısından yapılması gerekip de yapılmamış bir şey varsa bu fatura ödetilir. Özelliği o. Ama onun ötesi 2 - 2,5 saat basın toplantısı düzenlendi. Bir soru 20 kere soruldu. Bir curcuna oluşturuldu. Keşke adam akıllı bir basın toplantısı olsaydı. Onlar da çok şey bilmiyorlar. Bugüne kadar trafo patlamasından söz ediyordu. Ortaya çıktı ki trafodan kaynaklanan bir yangın değil. Esas yangın nerede oldu, iki galeriye daha ulaşılamıyor. O 18 işçinin olduğu yer. Belki doğru bilgi üzerinden doğru yorumlar yapmamızın daha isabetli olacağını düşünüyorum.” dedi.

TOKAT VE YERKEL SAVUNMASI

Erdoğan’ın bir vatandaşa tokat attığı ve Müşaviri Yerkel’in de vatandaşı tekmelediği iddiaları sorulan Hüseyin Çelik, "Taner Kurucan diye birisi veya başka birisi bir iddiada bulunuyor. Bununla ilgili görüntü yok değil mi? Görüntü dediklerinizi ben de seyrettim öyle bir görüntü yok. Onun beyanlarına itibar ediyorsunuz ama başbakanın etrafında olan yüzlerce insanın ifadelerine itibar etmiyoruz. Bu size kalmış bir şey. Takdir size ait. Bunu geçiyorum.” dedi.

YERKEL 7 GÜN RAPOR ALDI

Başbakan’ın Müşavirini ise şöyle savundu: "Yusuf Yerkel’in yaptığı bir açıklama var. Bir tek fotoğraf karesinden yola çıkarak bütün bir gerçeği saptamanız bununla ilgili hüküm tesis etmeniz doğru değildir. İki tarafı birden dinleyeceksiniz. Yusuf Yerkel, yerde tekmelediği kimsenin kendisine saldırdığını, şiddet uyguladığını, kendisini yaraladığını, doktordan 7 günlük rapor aldığına dair açıklama yaptı. Bütün buna rağmen ben, söylediği şey şudur. ‘Sükunetimi muhafaza etmediğim için üzüntülerimi beyan ediyorum' diyor. Ben de Hüseyin Çelik olarak diyorum ki keşke Yerkel böyle bir şeyin içinde olmasaydı. Böyle durumlarda polise diyelim ki gösterici saldırır, polisi döver, yaralar. Ama polis buna karşılık dediği zaman polisi tefe koyar çalarız. Aynı şey sizin başınıza geldiği zaman, ben birçok olayda şahit oldum, kameraman arkadaşa birileri tepki gösteriyor ona saldırıyor. Kameraman kendini müdafaa ediyor, suratıma bir tokat vurdun bir de diğer tarafa falan vur demiyor. İşin şekli bu arkadaşlar.”

TAŞERON İŞÇİ DEVLET İÇİN GEÇERLİDİR


Ardından Çelik’e “Devletin maden sahasının sahibi olması, madene ruhsat verilmesi noktasında sorumlulukları var. Denetim sorumluluklarına vurgu yapmak yeterli̇ mi?” sorusu yöneltildi. Çelik, "Türkiye’deki bütün madenlerin sahibi devlettir. Maden sahaları özel işletmelere satılmaz, işletme hakkı özel sektöre verilir. Kömür madeni olabilir mermer madeni olabilir, başka birşey olabilir. Onların işletme hakkı özel sektöre verilir. Efenim bazıları çıkıyor televizyonda ‘kömür madenlerini kapatalım vazgeçelim üretmeyelim.’ Sayın başbakan da böyle bir riske işaret ediyor. Uçakların düşme ihtimali var, bütün karayollarındaki araçların kaza yapma ihtimali var. 50 tane ihtimalle her mesleğin bir riski var. Nükleere karşıyız. Bu ülkenin enerjisine ihtiyacı var. Termik santraller, kömür madenlerini kapatın, buna da karşıyız. HES’ler, ona da karşıyız. Rüzgar güllerine karşı, ki enerji üretimimiz içerisinde okyanusta bir damladır. Kuşların geçişine mani oluyor ona da karşıyız diyenler var. Bunlar birbiriyle bağdaşmıyor. Biz elbette enerji üretirken çevreye duyarlı olacağız, yeşili katletmeyeceğiz. Devlete ait olan bu kömür madenleri, bu milli varlıklar bunlar. Yer altı zenginliğimiz işte budur. Ya petroldür, ya kömürdür, ya diğer madenlerdir. Devletin bunu tahsis etmek gibi bir sıkıntısı yok. Efendim taşeron işçi çalıştırıldı. Firma diyor ki, biz bunları alıp firmamızda çalıştırıyoruz. Taşeron dediğiniz devlet için geçerlidir. Kaldı ki şimdi Türkiye’de ciddi bir taşeron işçi sayısı var. Çalışma bakanımız 2 yıldan beri bunun üzerinde çalışıyor. Taşeronluk belirli alanlarla sınırlı. Bir kanun çalışmasını bitirdik, bakanlar kurulunda sunum yapıldı, Meclis tatile girmeden bu çıkar. Mesele bu değil.” dedi.

BAŞBAKAN ÖNERGEDE DEĞİL TUTANAKTA SOMA YOK DEDİ

Ardından Çelik’e “CHP yeniden bir araştırma önergesi verdi, siz de vermeyi düşünüyor musunuz, ya da bu önergeye destek verecek misiniz? Erdoğan’ın önergede Soma ifadesi geçmediğine dair açıklamaları vardı. Siz tutanakları incelediniz mi” diye soruldu.

AK Parti Sözcüsü Çelik, "Tutanakları inceledim. Başbakanın söylediği şey doğrudur. CHP TBMM’de gündeminin oluşturulması için bir grup önerisi veriyor. Eğer 4 siyasi parti grup başkanvekilleri danışma kuruluna kendi aralarında bir anlaşmaya varırlarsa danışma kurulunu kendi önerisini getirir. Anlaşma sağlanamazsa her parti kendi önerisini getirir. CHP grup önerisini getirirken, özellikle sözünü ettiğiniz bu araştırma önergesinin de gündeme alınması teklifinde bulunuyor. Fakat önerge sahibi arkadaş 1 Mayıs’tan bahsediyor, başka şeylerden bahsediyor. Soma meselesinde bundan bahsetmiyor. Ama araştırma önergesinin muhtevası elbette bununla ilgili. Sayın Başbakan’ın söylediği, önerge sahibinin bu meseleden bahsetmediği başka konulardan bahsettiği şeklindedir ve bu doğrudur. Ama önergenin kendisi tabiki soma madeni ile ilgilidir. Bu hadiseden sonra devletin bütün kurumları seferber vaziyettedir, burada gerekli inceleme araştırma yapılıyor. TBMM’deki araştırma komisyonları dışarıdan zannedildiği kadar yaptırım gücü yoktur. Meclis’te bir yığın bugüne kadar birçok konuda araştırma önergesi verilmiştir, komisyonlar kurulmuştur. Bazıları Genel kurul gündemine bile gelmemiştir. Bazıları gelmiştir, konuşulmuştur.” dedi.

Hüseyin Çelik’ ardından “Yasal boşluk bulunmadığını söylediniz. Yasal boşluk yok, denetim eksikliği yok, iş sağlığı denetiminde de bir problem yok, elle tutulur bir problemde görünmüyor. Ama ortada 300’e yakın şehit var. Dünyadaki yakın zamanda yaşanan örneklerden de yola çıkarak bu işin sorumluluğunu üstlenmesi gereken, istifa etmesi gereken birileri var mı sizce? İkinci sorum, işçiler denetimlerin göstermelik yapıldığını. Daha önceden haber verildiğini ve ona göre düzenlemelerin yapıldığı söylediler. Kağıt üzerinde bir denetim raporu tutulduğunu anlattılar. Bunun gerçeklik payı var mıdır?” sorusu yöneltildi.

SORUMLULUĞU OLANLAR İSTİFA ETMELİ

Çelik, şöyle konuştu: “Bu araştırma ve inceleme burada yapılacak olan adli ve idari soruşturmalarda denetçilerin denetimi de vardır bunun içinde. Askerliğini yapanlar bilir; komutan gelecek, bir ay önceden herkes seferber olur. Komutan denetime gelecek diye önceden haber verilir. Bütün masalara peçeteler konulur. Normal zamanda o peçeteler yoktur. Bunu herkes bilir. Herkes birbirini aldatmayı, herkes birbirine karşı rol yapmayı tercih eder. Böyle midir gerçekten? Yani orada haber verildi denetim elemanları gelecek dolayısıyla şunları şunları şöyle gösterin bir şey varsa eğer. Bu tespit edilirse göstermelik denetim yapan veya denetim hakkını yerine getirmeyen kim varsa onlarında tespit edilmesi durumunda gereken yapılır. Kim bunun sorumlusudur? Bu adli ve idari incelemeler sonucunda kimin sorumluluğu tespit edildiyse bu sorumluluğun oranlarına göre istifa etmesi gerekenler varsa tabiî ki etmelidir. Ona ben katılıyorum. Gelelim işin diğer tarafına, şimdi siz şu yoktur, bu yoktur dediniz. Arkadaşlar bizim iş sağlığı ve güvenliği yasamızın AB mevzuatına uygunluğunu söyledim. Bunun aksini söyleyen oldu mu şimdiye kadar. Hayır. Uygulamada bir problem var mı işte esas tespit edilecek bu. Yer yüzünde bu kazaları sıfırlamış bir ülke yoktur. Japonya dünyanın en büyük teknolojisine sahiptir işte nükleer sızıntı sonucunda neler yaşandığını hepimiz gördük."

MARKET GÖRÜNTÜLERİ ARDI ARDINA SORULDU

Çelik’e ardından yeniden Erdoğan’ın vatandaşı tokatladığı iddia edilen görüntüler soruldu: “Başbakan Erdoğan’ın sığındı markette çekilen görüntülerde karışıklık var fakat Başbakan’ın bir kişi ile fiziki münakaşaya girdiği açık görülüyor. Bir başbakanın bir vatandaşla fiziki münakaşaya girmesine nasıl yaklaşırsınız”

Bu soru üzerine Çelik, “Başbakan protestocuların yanına doğru gitmeye çalışıyor ve korumalarına ‘çelin önümden konuşayım ben bu insanlarla’ diyor. Kastettiğiniz buysa ben bunda bir anormallik görmüyorum. Ama onun ötesinde bu bir iddiadır. ‘Başbakan markete sığındı’ diye bir haber yapıldı. Posta gazetesi video koydu oraya. Arkadaşlar medya etiği diye bir olay var. Sayın Başbakanın 2009’da Başakşehir’de bir markette telefon görüşmesi yaparken şoförü Kayhan Özer tarafından çekilen ve ödül alan bir fotoğraf var. Bunu biliyor musunuz? Bu fotoğraf sosyal medyaya da Başbakanın Soma’da görüntüleri olarak yayınlandı ve’ Başbakan oraya sığındı’, ‘başbakan orada telefonla birileriyle görüşüyor.’ Bu 5 yıl önce Başakşehir’de Kayhan Özer tarafından çekilen fotoğraf Soma’daki marketin içinden fotoğraf diye servis edildi. Buna ne diyorsunuz? Önce iş ahlakı, medya ahlakı. Bu linç kültüründen vazgeçelim arkadaşlar. Bizim kültürümüz ve insani değerlerimiz linç kültürüne müsaade etmez. Vur ama dinle. Kimi itham edecekseniz önce onu da bir dinleyin. Savunma hakkı verin ona. Başbakanın 2009’daki görüntüsü Soma’daki marketin içinden görüntü diye bütün dünyaya servis edildi. NTV diye sanırım bir Alman kanalı bunu ‘Başbakanın markete sığındı’ diye dünyaya verildi. Bunu kim servis etti. Bunu bizim insanımız servis etti. Doğrumuydu, hayır yalandı. Yalan ayıptır, günahtır.” dedi..

Ardından bir gazeteci daha yine aynı konuda“Market görüntülerin sayın Başbakanla ilgili iddiaları doğru bulmadığınızı anladım ama daha sonrasında çok açık görünen bir kısım var. Başbakan korumaları o vatandaşı tekme tokat dövüyorlar. Orada en ağır hakareti etmiş olsa dahi Başbakana bunun karşılığı Anayasa ve yasalarda Başbakanlık korumalarından tekme tokat dayak yemek mi ve siz sürekli işkenceye sıfır tolerans sloganıyla yola çıkmış bir iktidar partisisiniz bu görüntüleri bu anlamda tasvip ediyor musunuz?” sorusunu yöneltti.

Çelik bunun üzerine şöyle konuştu: “Toplumsal olaylara müdahale etmek, daha vahim sonuçlar oluştura bilecek eğilim varsa, bir yönelik varsa buna mani olmak, önleyici tedbir elebbet korumaların görevidir, polislerin görevidir, güvenlik güçlerinin görevidir. Ama güvenlik güçleri eğer haddi aşarsa, eğer orantısız güç kullanırsa, eğer yasalarının kendilerine vermediği bir yol ve yöntemle insanlara yaklaşırsa hukuk devletinde bu tespit edilir ve yargıya havale edilir.”

Son olarak bir gazeteci “Soma faciasından da görüldü ki ortak açılarda bile kamplara bölünmüş, ayrışmış vaziyetteyiz. Bu olay üzerinden şunu sormak istiyorum; iktidar özelinde siyasetin sorumluluğunu değerlendirir minisiniz” şeklinde bir soru sordu. Çelik,“Siyaset topluma örnek olması gereken, toplumu yönlendirme konumunda olan en sivil toplum örgütleridir. Ben biraz önce basın toplantımın başında sadece sayın Cumhurbaşkanına, Başbakanına, Meclis Başkanlarımıza değil anamuhalefetin liderleri, MHP ve HDP’nin liderlerine de teşekkür ettim. Onlar yapmaları gerekenleri yaptılar. Sorumlu açıklamalarda yaptılar birkaç istisna dışında. Tabi ki burada siyasetin sorumluluğu var. Dil üslup açısından sorumluluğu var. Bu olay başka türlü olarak cereyan edebilir. Nasıl ki Van’da deprem felaketinde biz hepimiz büyük bir dayanışma içerisine girdiysek, nasıl ki doğuda, batıda herkes bu açıları dindirmek için seferber olduysa buda milli felakettir. Bunu da bu şekilde karşılamalıyız. Ama bunun sorgulamasını da, sorumlularına elbette tespit edip yargının önüne çıkarmalıyız. Böyle zamanda siyasetçi ve gazeteci diline dikkat edecek. Elbette biz yanlış şeyler söylersek toplumun yanlış yapma imkanı daha yüksektir. Topluma önünde olan insanlar yanlış yaparsa alt kademelerde daha büyük yanlışların olması yadırganamaz, yadsınamaz.” değerlendirmesi yaptı.

CİHAN

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×