'Görevden almalarda haksızlık varsa hepsi görevine iade edilebilir'

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, yolsuzluk ve rüşvet operasyonu sonrası görevden almalarla ilgili, "Eğer haksız biçimde görevden alındığını iddia eden varsa, yargısal denetim ne güne duruyor? Hepsi koşar dava açar.

'Görevden almalarda haksızlık varsa hepsi görevine iade edilebilir'

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, yolsuzluk ve rüşvet operasyonu sonrası görevden almalarla ilgili, "Eğer haksız biçimde görevden alındığını iddia eden varsa, yargısal denetim ne güne duruyor? Hepsi koşar dava açar. Gerçekten haksızlık varsa hepsi de göreve iade edilebilir." dedi. Arınç, yaşanan son olayların ardından hükümete, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a ve AK Parti'ye olan desteğin yüzde yüz arttığını da savundu.

Başbakanlık Merkez Bina'da, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Bakanlar Kurulu'nun ardından, Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç bir basın toplantısı düzenledi.

'3 ÇOCUĞU OLANLAR VERGİ VERMEYECEK'

Bakanlar Kurulu'nda bakanların yaptığı öneriler hakkında bilgi veren Arınç, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik'in, kurulda sunduğu bazı değişiklik tekliflerine değindi. Arınç, "Prensip olarak, asgari ücretin tespitinde mümkün olduğundan yüksek tutulması prensip olarak benimsendi. Asgari ücrete ilave olarak da bildiğiniz gibi 4 çocuğu olanlar sıfır vergiye tabi idi. Bunu, üç çocuklularla değiştirmek suretiyle, 40-50 liraya yaklaşan bir gelir elde edebilecekler. Ama bu, kanun ile olabilecek, kanun maddesi ilave edilebilecek." diye konuştu.

'PARTİMİZE OLAN SEVGİDE EKSİLME OLMADI'

Yurt içi gezilerinden edindikleri izlenimleri de aktaran Arınç, son olaylar sonrasında AK Parti'ye olan desteğin de arttığına değinerek, "Sevinçle söylemeliyim ki halkımızın hükümetimize, başbakanımıza, partimize karşı olan sevgisinde hiçbir eksilme olmadığı gibi tam tersine en azından yüzde yüzlük daha büyük bir artış, daha büyük bir ilgi ve heyecan var. Her yer çok kalabalıktı. Sayın başbakanımıza, hükümetimize karşı gösterilen güven duygusu en üst noktaya varmıştır." diye ifade etti.

Bülent Arınç, ardından gazetecilerin sorularını cevapladı. "17 Aralık sürecinden sonra gündeme gelen, 'Adli Kolluk' ile ilgili yürütmenin durdurulmasının ardından, yasal süreç konusunda bazı adımlar atılabileceği doğrultusunda, bu konu gündeme geldi mi? Ne gibi adımlar atılabilir? Başbakan'ın dediği gibi gereği nasıl yapılır?" şeklindeki soru üzerine Arınç, şunları söyledi: "Bu, hukuki bir konudur. Elbette Danıştay, konunun yasalara uygunluğunu denetleyecek. Ancak beklenmedik bir gelişme oldu. HSYK, karardan bir gün önce bir tavır ortaya koydu. HSYK'da belli sayıdaki üyenin yaptığı açıklamayı hepimiz hayretle ve üzüntüyle karşıladık. Adalet Bakanımız, o gün sabah saatlerinde devir teslim yapmış, öğleden sonra da MGK'ya katılmış. 12 Eylül referandumuyla yeniden hayat bulan HSYK'nın, kanuna baktığınız zaman başında Adalet Bakanı'nın bulunduğu bir kurul böyle bir karar alamaz. Böyle bir kararı da açıklayamaz. Anayasa normu var, hukuk normu var. Bunu, bazıları bir korsan bildiri olarak nitelendirdi. Bazıları da en hafif tabirle yasalara uymadığını düşündü, bazıları da benim de içinde bulunduğum, bunu doğrudan yargıya bir müdahale olduğunun anlaşılmasını istediler."

Anayasa'nın 137. maddesine göre, görülmekte olan bir dava konusunda hiçbir kurum, kuruluş ya da kişinin açıklama yapamayacağını, yönlendiremeyeceğini, yargıyı baskı altına alamayacağını vurgulayan Arınç, şöyle devam etti: "Bu, HSYK'nın saygıdeğer üyeleri olsa bile. Geçmişte şikayet ettiğimiz, sonunda da tabanını daha da genişleterek demokratik bir noktaya getirmek suretiyle batıdan da tebrikler aldığımız bir konuda 5 kişilik HSYK'dan, her yaptığı konudan sıkıntı duyan insanlar bu üye sayısının 22'ye çıkarılması suretiyle bir kısmının birinci sınıf hakimler tarafından seçimle gelmesini, bir kısmının da belli kişilerin, kurumların atamasıyla gelmiş olmasını, demokratik tabanın zenginleşmesi olarak görmüşlerdi. Biz de öyle görmüştük. Demokratikleşme açısından önemli, meslek açısından önemli olarak görmüştük. Çünkü, 5 kişilik HSYK'nın zamanında militan yargıçları desteklediği, al gülüm ver gülüm şeklinde Yargıtay üyesi olarak seçtikleri insanların kendilerini HSYK üyesi yapmaları karşılığında, antidemokratik hangi uygulamaları yaptığının adeta çetelesini tutmuştuk. Bundan kurtulduğumuzu ve demokratik bir yapıya kavuştuğumuzu zannetmiştik. Bu bildiri yayınlanıncaya kadar. Eksikler şunlardır. 1-Adalet Bakanı, henüz görevine başlamıştır. Usule göre, HSYK'nın kendisini ziyaret etmesi tebrik ve başarılarını sunması gerekir. 2-HSYK toplanacaksa buna Adalet Bakanı'nı veya yetki verdiği başkan vekilini toplantıya çağırması gerekmektedir. Bir diğer, madem ki toplandınız, ne karar alırsanız alnız bu kararı açıklamak da kurulun başkanına düşer. Dolayısıyla hiçbirisini yapmadan, basına bir bildirinin sızdırılması, bir bildiriyle karşı karşıya kaldık. Ama ertesi gün durumdan vazife çıkaran Danıştay'ın ilgili dairesi, 4 üyeye karşılık bir üyenin muhalefet şerhiyle yürütmeyi durdurma, belki de arkasından esas kararı vermesiyle iptal noktasına gelecek. Bunun için HSYK'nın görevini kötüye kullanması suretiyle yönlendirme yapmasına direnmeleri gerekirdi. Danıştay'ın ilgili dairesini tenzih etmek isterim. Ama burada karşılaştığımız durum budur. Korsan bir şekilde toplantının yapılması, Adalet Bakanı tarafından yapılacak işlerin baypas edilmesi suretiyle ortaya bir farklı açılardan eleştirilebilecek karar çıkması ve bunu dayanak yapan dairenin de karar tesis etmesi bizi tekrar eski günlerin özlemini çekenlere oh dedirtmiş olabilir. Dolayısıyla HSYK'nın kendi kanununu ihmal ederek değil bilerek görmezden gelerek yaptığı bu çalışmanın mutlaka bir karşılığının olması gerekir. Yürütmenin bütün eylemleri yargısal denetime bağlı. Bizi denetleyenler, her gün nefes alışımızdan altına imza attığımız her karar kadar bunu yapabiliyorlar. Biz yargı denetimi altındayız. Yasama da pek çok denetim altında. Peki yargıya geldiği zaman bunu denetleyecek hangi güç var? Hangi kanun var? Hangi yargısal denetim imkanı var? Hiçbir şey yok. Görevini kötüye kulanan bir HSYK üyesi hakkında ne yapabilirsiniz? Hiç bir şey bulamazsınız. Yürütmenin, yasamanın ellerinin kollarının üstelik bir de yargısal denetimle bağlandığı bir ülkede, yargı gücünün karşısında hiçbir sistematik denetim mekanizması yok ki onun yaptığı yanlışlara dikkat çekilebilsin. Ama HSYK mahkemelere talimat vermek ve kendi Görevini çiğnemek suretiyle büyük bir hata yapmıştır. Dolayısıyla bu hukuk dışılıkları dikkate alan hükümetimizin, bazı yasal çalışmalar için gerekeni yapacağından kimsenin kuşkusu olmasın."

'İADE-İ MUHAKEME ŞARTLARA BAĞLI'

Arınç'a, ardından, "Ergenekon ve balyoz davalarıyla ilgili olarak yeniden yargılamaların yapılabileceği ifade edilmişti. Genelkurmay Hukuk Müşavirliği'nin bir açıklaması vardı. Neler düşünüyorsunuz?" şeklinde bir soru yöneltildi. Başbakan Yardımcısı Arınç, "Basında bir tartışma var. Bir arkadaşımız bir makale yazmış. O makale üzerine bazı çevreler de şirazesinden çıkarmak suretiyle tartışmaya almışlar. Bugün zannediyorum kendisi çok etraflı açıklama yaptı. Akdoğan’ın yaptığı açıklamanın üstüne bir kelime ifade etmeye bile gerek yok. Yazıdaki amacından saptırılmaya çalışıldığından bahsediyor. O kendisini ilgilendirir. Hukukçu olarak söyleyeyim. Tartışılmadı, tartışılmaya da değer görülmedi. Bu, hükümetimizin işi değil. Ancak benim bildiğim kadarıyla söyleyeyim, bir defa yeniden muhakeme edilmenin eski tabirle iade-i muhakemenin şartları vardır. Bu şartlar, bitmiş, kararı çıkmış, denetimden geçmiş kararlar için geçerlidir. Halen yargılaması devam eden mahkemeler için konusunda bir iade-i muhakemeden bahsedilemez. Bitmiş davalar için şartlar tahakkuk ederse her an iade-i muhakeme süreci başlayabilir. Bunu hukukçular bilir. İkincisi de şüphesiz AB sürecinde, AİHM kararları gereğince aldığımız ve hukukumuza derc ettiğimiz bazı hükümler var. Orada da yeniden yargılamanın yolları belli şartlarla getirilmiştir. Bu ikisinin dışında bir iade-i muhakeme sürecini başlatmak veya konuşmak mümkün değildir. Bugünkü yapısal, yani yargı ve ceza kanununda yer alan hususların değiştirilmesi söz konusu değilidir. Adalet Bakanlığı'nda buna yönelik de bir çalışma yoktur. Yargılamanın iadesi süreç olarak, hukuksal bir kurum olarak geçmişten bugüne kadar vardır. Şartları tahakkuk ettiğinde ilgililer bu talepte bulunabilirler. Yoksa günlük olaylarla bağlantı kurularak, bu sebeple de yeniden yargılama yapılsın demek sadece bir temenni ifade eder." değerlendirmesinde bulundu.

'YARINDAN İTİBAREN BAKANLARIN AÇIKLAMALARINI TAKİP EDELİM'

Arınç'a, ayrıca, "İçişleri Bakanı Efkan Ala, dün bazı kesimlerin dolardan kar ettiğini söyledi. Bu kesimlerle ilgili bir bilgi var mı elinizde? Bunlar açıklanacak mı? BDDK bir inceleme başlattı mı?" şeklinde bir soru üzerine, şöyle konuştu: "Mitingler sırasında sayın Ala'nın ne dediğini bilmiyorum. Kaldı ki konuşmasını dinlesem de bunu yorumlamam, farklı bir açıdan bakmam doğru olmaz. Ancak şunu biliyorum. Türkiye'nin son olayları kışkırtanların Türkiye'nin iç ve dış itibarını gölgelemek istediklerini, hükümete tuzak kurduklarını, bu sebeple maddi bazı kayıpların olduğunu söyleyebilirim. Sayın başbakanımız da söylüyor. 100 milyar doların üzerindeki bir zarardan bahsediyoruz. Bu konuyu Maliye Bakanımız Ali Babacan ve ilgili bakanlar bugünlerde yapacakları toplantılarla ayrıntılı olarak açıklayacaklardır. Yarından itibaren bütün bakan arkadaşlarımızın, bu konuda özellikle mali alanlarda çalışan ve ekonomiyi yönlendiren ve ekonomi konusunda gerçekten kendilerine büyük görevler düşen arkadaşlarımızın konuşmalarını hep beraber takip edelim."

Arınç, "Görevden alınan bazı emniyet amirleri göreve iade için dava açtı. Adalet Bakanlığı Müsteşarının da görevden alındığı iddiaları var. Maliye Bakanlığı'nda da görevden almaların devam ettiği belirtiliyor. Bu süreç devam edecek mi?" sorusunada "Her şey birbirine karıştırılırsa işin içinden çıkılmaz. Eğer rutin olarak bazı görev değişiklikleri bugüne denk gelmişse, siz, bunlar yaşanan olaylar sebebiyle birilerini hedef haline getirirseniz bu doğru değil. Bildiğim kadarıyla Bakanın Müsteşarı görevinin başındadır. Ancak 26 bakanlığımız var. Bakanlar, özellikle yeni göreve başlayan bakanlar, bürokratlarıyla ilgili tasarrufta bulunabilirler. Bunu cemaatle, bir gazeteyle bir düşünceyle, son yaşanan olayların bir parçası olarak göstermek fevkalade yanlış olur. Bunların çetelesini tutmaya da gerek yok. Eğer haksız biçimde görevden alındığını iddia eden varsa, yargısal denetim ne güne duruyor? Hepsi koşar dava açar. Gerçekten haksızlık varsa hepsi de göreve iade edilebilir. İdare içerisinde üst düzey bürokratların dava açmak suretiyle tekrar görevlerine dönme arzusu, bugüne kadar bürokraside hoş karşılanmış değildir. Bu yüzden bazı valilerin beş defa gittiğini 6 defa geldiğini de bilen bir insanım. Hatta o zaman içişleri bakanımız bir espri yapmıştı. Bir gün Danıştay Başkanı ve başkaları bir arada bulunuyorduk. Birisi geldi, 'Bakanım nasıl işler gidiyor' diye sordu. 'Benim işlerim kolaylaştı' dedi. 'Neden?' diye sorduğumuzda da 'Valla valilerin yarısını ben yarısını da Danıştay atıyor' demişti. Bu Türkiye'de maalesef bir gerçek haline geldi son yıllarda. Hükümetin çalışmak istemediği bir valinin yargıya giderek tekrar göreve dönme arzusu bugüne kadar yaşanmamıştı. Ama şimdi yaşanıyor. Herkes gidebilir. Tasarruf onlara aleyhine olduğu düşüncesindeyseler, hepsi yargıya koşabilirler. Haklarını arayabilirler. Bu haksızlığı ispatlama noktasında ellerindeki imkanları sonuna kadar kullanırlar." ifadeleriyle cevap verdi.

'İSTİŞARE AMAÇLI SORU SORULMAZ'


Arınç'a, ardından, "HSYK açıklamasında Sayın Adalet Bakanı’nın müsteşarının bilgisi hatta geniş bir muhalefet şerhi var. Bu gelişmeyle adalet bakanının bilgisi olduğu ortaya çıkmıyor mu? Yürütme organının soruşturma devam ederken, adli kolluk yönetmeliğini değiştirerek, soruşturmayı hedef alan açıklamalar yapması, savcılarla ilgili açıklama yapması, devam eden yargı sürecini etki etme anlamına gelmiyor mu?" sorusu yöneltildi. Arınç, bu soruya cevaben şöyle konuştu: "TBMM içtüzüğünün, 67 olabilir. İstişare amaçlı sorular sorulmaz diyor. İstişare amaçlı soru sormayın. Şu şöyle midir? bu böyle midir? Diye sor ama.. İstişare amaçlı soru yok. Bu, şu anlama gelir, bunu siz söyleyeceksiniz. HSYK kanununda, bazı yetkileri sayın bakan, başkanvekiline devredebilir. Sadullah Ergin, Ağustos ayında böyle bir yetki devri yapmış. Sayın Ahmet Hamsici, HSYK başkanvekilliğine dair bir yazı yazmış. Diyor ki 'şunlar şunların devri uygun görülmüştür; Kurulu yönetmek, gereken toplantı gündemini belirlemek.' Sonunda da HSYK adına yapılacak basın açıklamalarının ise bizim yaşadığımız somut olayda gördüğümüz gibi, 'Adalet Bakanı'nın uygun görüşü alındıktan sonra yapılması husularında gereğini rica ederim' diyor. Sayın Bakan Bozdağ, 27 aralık 2013’te yetki devrini değiştirdi. Yine söylüyor. Başkanın yokluğunda kurulu yönetmek, yargı çevresiyle ilgili bir şeyler yapmak. HSYK adına yapılacak basın açıklamasının ise kurulu yönetme ve temsil etme, başkana ait bir yetki olduğundan başkan tarafından yapılacaktır, bilginizi rica ederim diyor. Buradan şunu anlıyoruz: HSYK Başkanvekili, HSYK'nın başkanı olan Adalet Bakanı ile uyumlu çalışmalıdır. HSYK herhangi bir toplantı yapacaksa başkan vekili bunu Adalet Bakanı'na bildirdiğinde Adalet Bakanı 'uygun görüşünde, bunun gündemini sen belirle ben olamayacağım sen başkanlık yap' diyebilir. Diyelim ki farklı şeyler konuşuldu. Sonunda açıklama yapılması gerekli. Başkan vekili mutlaka 'ilk yetki devrinde benim uygun görüşümü aldıktan sonra yapacaksın' diyordu. Şimdiki yazdığımız yazıda da 'hayır bunu sadece bakan yapacaktır, çünkü kanunun amir hükmü böyledir' deniyor. Böylelikle son yapılan iş kötü ve maksatlı bir iş olmasına rağmen buradan bir hayır da çıktı. Demek ki her yetkiyi vermemek lazım. Biz bunu görmüş ve anlamış olduk."



 Arınç, "Gezi olaylarında da dikkatimizi çekmişti. Yabancı basının Türkiye'ye olan ilgisi. İngiliz gazetelerinin attıkları başlıklar dikkat çekici. Bunu nasıl değerlendirmek lazım? Yazarlar Vakfı’nın açıklaması oldu. Nasıl değerlendireceksiniz?" sorusu üzerine de "Yabancı basının ilgisinden şikayet etmeyiz. Dışarıyı nasıl manipüle etmeye çalışıyor onunla ilgileniriz. Yoksa basını sansür etmek, basınla ilgili konularda engel olmak gibi bir düşüncemiz yok. Bu olaylar sebebiyle İngiliz basını ne yazdı, ben şahsen duymadım. Bizim Gezi’de, CNN International ve Reuters’la görüşme talep ettiler. Yapılan aksaklıklar için fikir birliği içerisinde olduk. Önemli olan çarpıtma olup olmadığıdır." dedi. Arınç, Gazeteci ve Yazarlar Vakfı'nın açıklaması için ise "Haberim yok." diye konuştu.

Arınç, AK Parti’nin üç dönem kuralının değişip değişmeyeceğine yönelik bir soru üzerine "Bakanlar Kurulu'nda böyle bir şey zinhar konuşulmadı. Ben de özel düşüncelerimi defalarca açıklamıştım. Tekrar edilmesi için bir gerekçe yok." dedi. CİHAN

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×