Erdoğan: 17 Aralık senaryosu 27 Mayıs senaryosu ile aynı

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’de daha önce yaşanan 27 Mayıs ve 12 Eylül gibi darbelerle 17 Aralık’taki yolsuzluk ve rüşvet operasyonu ile başlayan süreç arasında benzerlikler kurarak, “27 Mayıs’ta nasıl bir senaryo varsa,...

Erdoğan: 17 Aralık senaryosu 27 Mayıs senaryosu ile aynı
10 Mayıs 2014 Cumartesi 18:13

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’de daha önce yaşanan 27 Mayıs ve 12 Eylül gibi darbelerle 17 Aralık’taki yolsuzluk ve rüşvet operasyonu ile başlayan süreç arasında benzerlikler kurarak, “27 Mayıs’ta nasıl bir senaryo varsa, 17 Aralık sürecinde de aynı senaryo var.” dedi. Erdoğan, "O gün hukuk, bazı hukuk adamları tarafından nasıl çiğnendiyse 17 Aralık sürecinde de aynen öyle çiğnendi. O gün nasıl manşetler atıldıysa bugün yaşadığımız süreçte de aynı manşetler atıldı. Gençlik nasıl sokağa döküldüyse bugün de aynı şekilde sokağa döküldü. O gün nasıl ölümler vicdansız bir şekilde, acımasızca istismar malzemesi yapıldıysa inanın bu süreçte de talihsiz ölümler istismar vesilesi yapılıyor.” diye konuştu.

Başbakan ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Afyonkarahisar’da gerçekleştirilen 22. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nın açılışında konuştu. Erdoğan, konuşmasının büyük kısmında 27 Mayıs ve 12 Eylül darbelerini anlattı. Bu darbe süreçleri ile 17 ve 25 Aralık’ta başlayan rüşvet ve yolsuzluk operasyonları arasında benzerlikler kurdu.

27 Mayıs ve 12 Eylül öncesinde darbe gerekçelerinin oluşması için kullanılan kesimin gençler olduğunu söyleyen Erdoğan, "Gençler sokağa döküldüler, tahrik edildiler, yönlendirildiler, hatta birbirleriyle çatışmaları, polisle, askerle çatışmaları temin edildi ve sokaklar karıştırıldı. 12 Eylül öncesinde aynı karanlık el, sağcıya da solcuya da, Aleviye de Sünniye de silah veriyordu. Gençlerin birbirine kurşun sıkmasını sağlıyor, sonra da katliamları keyifle izliyordu. 30 Mart seçim sürecinde Hürriyet Şehitleri adı verilen kurbanlardan söz ettim. Gençlerimiz bunu bilsin; ağaç için, çevre için sokaklara çıktığını zanneden gençlerimiz bunu bilsin. İktidara, otoriteye karşı mücadele verdiğini, özgürlük için sokaklarda gösteri yaptığını zanneden gençlerimiz lütfen bunu bilsin. Merhum Menderes’in yüzlerce genci tutuklattığı, bunları katlettiği, kıyma makinelerinde öğüttüğü iddia ediliyordu. Bizzat CHP, bizzat İnönü Meclis çatısı altında bu iğrenç iddiayı dile getirdiler. Bu yalanlarla, bu iftiralarla daha fazla genç sokaklara çıkarılıyor, tahrik ediliyordu.” dedi.

1 MAYIS

En son 1 Mayıs olaylarında da bunun yapıldığını iddia eden Erdoğan, "Ankara’da, İstanbul’da CHP milletvekilleri kalabalıkları tahrik etmek suretiyle, kameraların önünde her türlü çirkinliğe başvurdular. İşte bir tanesi de geldi TOMA’nın önüne yattı. Polise hakaret ettiler, polise saldırdılar, şiddet uyguladılar. CHP milletvekili, eline tutuşturulan mermiyi, ‘Polis gerçek mermi kullanıyor’ diye kameralara gösterdi. Amaç ne? Amaç polisin gerçek mermi kullandığı yalanını söyleyerek şiddeti tırmandıracak, Allah korusun belki de ölümlere zemin hazırlayacaktı. Ama o kadar cahil, o kadar bilgisiz ki elinde gösterdiği mermiler patlamamış, kullanılmamış, orada karanlık kişiler tarafından eline tutuşturulan mermilerdi. İşte hem bu kadar cahil hem de bu kadar yüzsüzler. 1 Mayıs olaylarını tahrik etmek için polis gerçek mermi kullanıyor yalanını söylüyor. Sonra foyası ortaya çıkıyor, rezil oluyor ama zerre kadar yüzü kızarmıyor.” ifadelerini kullandı.

TEKRAR FEYZİOĞLU’NA CEVAP

Konuşmasının başında bugün Danıştay’da yaşanan olayla ilgili Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nu eleştiren Erdoğan, "İşte bugün yine Danıştay’da konuşan o zat kalkıyor diyor ki, '1 Mayıs’… Ya sana ne 1 Mayıs’tan. ‘Yasaklarla bir yere varılmaz’ diyor. Ya onu söylüyorsun da Kadıköy Meydanı’nı niye söylemiyorsun? Türkiye’nin en büyük sendikası Kadıköy Meydanı’nda miting yaptı, en ufak bir olay olmadı. Türkiye’nin ikinci büyük sendikası Kayseri’de yaptı. En ufak bir olay yok. Şenlik havasında geçti. Onu niye söylemiyorsun? Türkiye’nin en büyük memur sendikası Diyarbakır’da yaptı. En ufak bir olay yok. Onu niye söylemiyorsun? İllegal örgütlerle iç içe olan yandaşınız bu sendikayla kalkıyorsunuz orada iş tutuyorsunuz ve ortalığı karıştırıyorsunuz. Derdiniz işçi bayramını kutlamak değil, sadece meydanları terörize etmek. Biz size bu kutlamayı niye yapıyorsunuz demiyoruz ki. Yer gösteriyoruz size. Sen nasıl hukuk adamısın ya? Ortada yasalar var, bu yasalara göre belirlenen meydanlar var ama dert üzümü yemek değil, bağcıyı dövmek. Bütün bunlara rağmen bekledikleri ilgiyi, alakayı Taksim Meydanı’nda bulamayınca rezil rüsva oldular. Sadece meydanlarda yakıp yıktıklarıyla kaldılar. Bazı esnaf kardeşlerimizin molotoflarla canları yandı. Olay bu.” şeklinde konuştu.

MENDERES’E ATILAN İFTİRALAR BUGÜN BİZE ATILIYOR

Erdoğan, 27 Mayıs darbesi ile benzerlikler kurmaya devam etti: "Bugün bize atılan iftiraların aynılarını merhum Menderes’e attılar. Gençleri bu şekilde kandırdılar. ‘Menderes Kars’ı, Ardahan’ı Ruslara sattı' dediler. Böyle iftira attılar. 'Celal Bayar’ın kasasında 103 milyon var' diye iftira attılar. ‘Merhum Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, yabancı ülkelerle yapılan anlaşmalardan yüzde 10 komisyon alıyor’ diye iftira attılar. Aynen CHP’nin genel müdürü gibi. Aynı şeyleri konuşuyor. En çok da '300 üniversite talebesi öldürüldü, kıyma makinelerinden geçirildi, hayvan yemi yapıldı’ diye yalanlar söylediler. 27 Mayıs müdahalesi yapılınca hem darbecilere hem de CHP’ye kıyma yapıldıkları iddia edilen bu gençlerin nerede oldukları soruldu. Elbette verecekleri cevap yoktu. Yalan söylemişlerdi, iftira atmışlardı, gençleri sokaklara dökmüşlerdi. Darbe için zemin hazırlamışlardı ama tutmadı. Yalanlarına kılıf uydurmak için 5 tane hürriyet şehidi ürettiler. Kimdi bunlar? Bir tanesi gösterilerde seken kurşunla ölmüştü. Bir tanesi tanktan tanka atlarken paletlerin arasında ölmüştü. Bir diğeri 27 Mayıs’a hazırlanırken elindeki silahın patlaması sonucu ölmüştü. Bir diğeri yine darbe esnasında yanlışlıkla ateş alan bir silahla öldürülmüştü. En acısı müdahaleyi kutlamak için sokağa çıkan CHP’li bir baba ve 11 yaşındaki çocuğu da aynı şekilde açılan ateşle vurularak öldürülmüştü. İşte bu 5 kişiyi 27 Mayıs’tan sonra günlerce reklam ettiler. Şaşaalı törenler düzenlediler. Bunları şimdi de yapıyorlar biliyorsunuz. Bu işlerde çok mahirdirler. Bu CHP’nin zaten edindiği tek meslek bu. Bunlar sandıktan çıkamaz. Ancak bu yolla çıkmaya gayret ediyorlar. Çıkamayacaksınız. Ne yaparsanız yapın, çıkamayacaksınız. Bu millet sizi çok iyi anladı.”

27 MAYIS’TA NASIL BİR SENARYO VARSA 17 ARALIK’TA DA AYNI SENARYO VAR

Erdoğan, konuşmasında Gezi Olayları’na da değindi: "İşte Gezi olaylarında yaşananları hatırlıyorsunuz değil mi? Zamansız göçüp giden gençlerin siyasetçilerin elinde manşetlerde, sokaklarda, değişik çevrelerde nasıl istismar edildiğini hatırlıyorsunuz değil mi? 17 Aralık sürecinde bir çocuğun zerre kadar vicdanı olmayan gazete sayfalarında, televizyon ekranlarında, siyasetçilerin elinde nasıl istismar vasıtası olduğunu hatırlıyorsunuz değil mi? Senaryo aynı senaryo. 27 Mayıs’ta nasıl bir senaryo varsa, 17 Aralık sürecinde de aynı senaryo var. O gün hukuk, bazı hukuk adamları tarafından nasıl çiğnendiyse 17 Aralık sürecinde de aynen öyle çiğnendi. O gün nasıl manşetler atıldıysa bugün yaşadığımız süreçte de aynı manşetler atıldı. Gençlik nasıl sokağa döküldüyse bugün de aynı şekilde sokağa döküldü. O gün nasıl ölümler vicdansız bir şekilde, acımasızca istismar malzemesi yapıldıysa inanın bu süreçte de talihsiz ölümler istismar vesilesi yapılıyor. 12 Eylül öncesinde sırtı sıvazlanıp sokağa gönderilen gençleri de bugün kimse hatırlamıyor. Sokağa dökerler, ölmelerini temin ederler, timsah gözyaşlarıyla defnederler, sonra da unutur giderler. Geride sadece acılı anne babalar kalır. Onun için gençlerimiz uyanık olsunlar, asıl gayeyi, perdenin arkasındaki o karanlık yüzleri iyi görsünler.”

ONLAR GENÇLERİN DİRİSİNİ DEĞİL ÖLÜSÜNÜ SEVERLER

Erdoğan, yurt dışından örnekler de verdi: “İşte Mısır’ın durumu ortada, Ukrayna’nın durumu ortada. Özgürlük diyerek sokaklara dökülen, sosyal medyanın kuralsız ve sınırsız tahriklerine maruz kalan gençler, hem Mısır’da hem Ukrayna’da yüzlerce kişinin öldürülmesine, bu ülkelerin karartılmasına vesile oldular. Bu ülkede öyle medya kuruluşları var ki, öyle yazarlar var ki, öyle sermaye sahipleri öyle siyasetçiler var ki onlar için en iyi genç, ölü gençtir. Onlar gençlerin dirisini değil, ölüsünü severler. Çünkü ölüm üzerinden istismar üretmeyi çok iyi bilirler. 30 yıl boyunca bu ülkede o malum medya, malum sermaye çevreleri, malum siyasetçiler ölüm üzerinden rant devşirmeye çalıştılar. Şehit olan kahraman askerimiz üzerinden, dağda bir hiç uğruna ölen gençler üzerinden çıkar sağlamaya çalıştılar. İşte bu 23 Nisan’da güya diyerek dağa kaçırılan çocuklar var ve bunların bir çoğunun annesi feryat ediyor, terör örgütüne yakarışta bulunuyorlar, bize yakarışta bulunuyorlar. Ama bölücü terör örgütünün böyle bir meselesi, böyle bir derdi var mı? Annelerin çığlıklarına cevap vermek gibi bir derdi var mı? Çünkü oradan geçiniyorlar. Biz ne zaman ki şu çözüm sürecinde ölümleri durdurduk, kendilerine başka bir istismar malzemesi aramaya başladılar. Utanmadan sıkılmadan bizi katil olmakla, diktatör olmakla, bizi özgürlükleri kısıtlamakla, demokrasi düşmanı olmakla itham ediyorlar. Sevgili gençler, gidin 27 Mayıs öncesinin hadiselerine bakın. Bize ne söyleniyorsa aynısının merhum Menderes ve hükümetine de söylendiğini göreceksiniz. Arşivlerden o zamanın gazetelerini indirttim. Açtım baktım, aynı şeyler. Aynı başlıklar, hiç değişen bir şey yok. Aynı kelimelerle, aynı cümlelerle, aynı köşe yazarları ve manşetlerle merhum Menderes’e nasıl taarruz ettilerse bize de öyle taarruz ettiklerini göreceksiniz. İnanın aradaki benzerlik sizleri de şaşırtacak. Bu ülkede özgürlüklerin düşmanı her zaman CHP olmuştur ama başkalarını özgürlük düşmanı diye itham eden de her zaman CHP olmuştur. Medyaya en ağır baskıları uygulayan CHP olmuştur. ‘Basın özgürlüğü yok' iftirasını atan da her zaman CHP olmuştur. Bu ülkenin tarihinde tek bir diktatör vardır; o da CHP’nin milli şefidir. Ama aynı CHP, merhum Menderes’e de merhum Özal’a da bize de diktatör diyecek kadar yüzsüz olmuştur. CHP şu anda hiç değişmeyen tarihi rolünü oynuyor.” dedi.

FREEDOM HOUSE’A ÖZGÜRLÜK ELEŞTİRİSİ

Erdoğan, konuşmasında Amerika merkezli Freedom House tarafından Türkiye’nin basın özgürlüğünün eleştirildiği rapora da değindi: "Ne diyorlar? Özgürlük yok. Ne diyor? Diktatör. Hem ülkede gerilimi tırmandırmak istiyor hem Türkiye’yi uluslararası platformlarda karalamaya çalışıyorlar. Bir takım uluslararası dernekler de bu CHP’nin, CHP yandaşı medyanın algı operasyonlarına kanıyor ve Türkiye’yi basının özgür olmadığı ülkeler sınıfında gösteriyor. Hiç kusura bakmasınlar, biz bu algı operasyonlarına boyun eğmeyiz. Bu karalama kampanyalarına pabuç bırakmayız. Türkiye dünyada en fazla basına, ulusal gazete ve televizyonun yayın yaptığı ülkelerden biridir. Siz kendi ülkenize bakın. Bu ülkede özgürlüklerin düşmanı her zaman CHP olmuştur. Bu ülkenin tarihinde tek bir diktatör vardır o da CHP'nin milli şefidir. Ama CHP Menderes, Özal ve bize diktatör demede yüzsüz olmuştur. CHP tarihi rolünü oynuyor. Üstelik bu gazetelerin çok büyük bir bölümü gazete ve televizyonlarından özgürce bakanları, başbakanı eleştirebilen hatta hakaret edebilen kuruluşlar. Bu dernekler öyle ülkeleri Türkiye’den özgür gösteriyorlar ki hadi o ülkenin Cumhurbaşkanına kralına diktatörüne manşetten hakaret etsinler de göreyim. Bir tek köşe yazarı çıksın da yönetimi eleştirsin de göreyim. Almanya'da Hamburg olaylarını gösteriyor diye TRT kablolu yayından çıkarıldı. Bir tek eleştiri duydunuz mu? İngiltere'de telekulak skandalına isimleri karıştığı için 50 gazete sorgulandı. Sahibi o gazeteyi kapattı. İngiltere muhalefet partisinin ülke ülke dolaşıp İngiltere'de basın özgür değil dediğine şahit oldunuz mu? ABD, Avrupa ülkelerinde Rusya Hindistan'da Twitter mahkeme kararlarına uymak zorunda. Biz de olduğu gibi bir tane eleştiri duydunuz mu? Daha İngiltere'de Twitter hesabı sahibi öğretmenler tehdit eden hapis cezasına mahkum oldu. O ülkelerde Yüksek Mahkemelerin kendi vatandaşlarının hukukunu bir kenara bırakıp bu şirketlerin çıkarını karını imajını koruduğunu hiç duydunuz mu? Burası bir muz cumhuriyeti değildir. Bu ülkenin çıkarlarını algı operasyonlarına peşkeş çekmeyiz. Tarihi nitelikte reformlar gerçekleştirdik. Bütün saldırılara rağmen demokrasi hukuktan taviz vermedik. Daha birkaç yıl önce kadınların başörtüsüyle kamuda çalışabilecekleri, milletvekili olacakları hayal bile edilemiyordu. Merve Kavakçı kardeşimizi parlamentodan apar topar dışarı atmadılar mı? O dönemin malum yargı mensuplarından bir tanesi utanmadan sıkılmadan evinden alma cüretini gösterdi. Ahmedi Hani’nin kitabı, Bediüzzaman'ın kitaplarını Diyanet İşleri basıyor. Tillo ilçesine Tillo demek adeta suçtu.”

17 ARALIK İLK DARBENİN 100. YILINDA YAPILAN BİR DARBEDİR

18 Nisan 1960’ta İsmet İnönü Meclis’te yaptığı 'dehşet verici' bir konuşmadan örnekler veren Erdoğan, "Adeta 27 Mayıs'ı önceden haber veriyor. İnönü özetle çok anlamlı ifadeleri kullanıyor: 'Biz ihtilalden yetişmiş insanlarız. Bu yolda devam ederseniz sizi ben bile kurtaramam. Şartlar tamam olduğu zaman milletler için ihtilal meşru bir haktır’ diyor. İnönü ihtilalden yetişmiş bir neslin üyesiydi. 23 Ocak 1913'te İttihat ve Terakki Fırkası'nın ihtilalci ruhunu taşıyordu. CHP bu ihtilal ruhunu 100 yıl boyunca kaybetmedi. Benim ümidim ve arzum şudur. İlk darbenin 100. yılında yapılan 17 Aralık darbesi tarihimizdeki son darbe girişimidir. 30 Mart CHP'nin sembolü halene geldiği ihtilal ruhunun adeta cenaze namazının kılındığı tarihtir. Millet 30 Mart’ta sarsılmaz şekilde geriye gitmeyecek şekilde yönetime el koymuştur. Yurt dışından milletimize yapılmak istenen darbe girişimini milletimiz bozmuştur. Ekonomiye demokrasiye milli iradeye saldırıyı görmüş derin ferasetiyle tüm tuzakları bozmuştur. 30 Mart ile birlikte 1 asırlık darbeler tarih kapanmıştır. 30 Mart milletin sarsılmaz şekilde zaferini ilan ettiği bir tarihtir. İhtilallerin modası geçmiştir.” dedi.

CHP 27 MAYIS’TAN SONRA SİSTEMİ DEĞİŞTİRDİ

27 Mayıs darbesinin Türkiye’ye çok ağır bedeller ödettiğini de vurgulayan Erdoğan, "12 yıl boyunca o prangaların çoğunu kopardık. Özgürlükçü olmayan Anayasa ve kurumlardır. CHP ihtilalci zihniyet MHP'yi esir almış darbeci zihniyet Anayasa'ya müsaade etmedi. Yeni Anayasa konusunda umutsuz değiliz. 30 Mart’ta başlayan yeni Türkiye’de yeni bir Anayasa er ya da geç yazılacağına gönülden inanıyoruz. Cumhurbaşkanlarının özellikle 27 Mayıs ve sonraki darbelerden sonra karanlık bir miras var. 1960 yılına kadar partilerin liderleri seçimden zaferle çıktıklarından Cumhurbaşkanı oluyorlardı. CHP ‘hayır’ diyor değil mi? Senin geçmişinde olan bu. Tek parti dönemlerinde Gazi Mustafa Kemal ve İsmet İnönü bu şekilde cumhurbaşkanı olmuşlardı. Bunlar milleti ne zannediyorlar ya? 1950’de Demokrat Parti seçimi kazandığında Celal Bayar Cumhurbaşkanı oldu. 27 Mayıs darbesinden sonra hiçbir seçimi kazanamayacağını anlayan CHP sistemi orada değiştirdi. Cumhurbaşkanı milli iradenin temsilcisiyken 27 Mayıs’tan sonra vesayetin statükonun bürokrasinin temsilcisi öyle bir rol biçildi ki hükümeti ve rejimi koruma görevi verildi. Cumhurbaşkanlığı vesayet makamı olarak belirlendi. Halk tarafından seçilmesi sistemini getirmemiz başlı başına bir devrimdir. Milli irade tarafından seçilecek.” ifadelerini kullandı. CİHAN


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×