CHP'den Cumhurbaşkanı Gül'e: Tasfiye ve fişlemeler için DDK'yı görevlendirin

CHP, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bünyesinde, hükümet eliyle ve MİT odaklı olarak gerçekleştirilen ‘tasfiye ve fişlemeler’ hakkında; idarenin hukuka uygunluğunun, düzenli ve verimli bir şekilde çalışıp-çalışmadığının; incelenmesi,...

CHP'den Cumhurbaşkanı Gül'e: Tasfiye ve fişlemeler için DDK'yı görevlendirin

CHP, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bünyesinde, hükümet eliyle ve MİT odaklı olarak gerçekleştirilen ‘tasfiye ve fişlemeler’ hakkında; idarenin hukuka uygunluğunun, düzenli ve verimli bir şekilde çalışıp-çalışmadığının; incelenmesi, araştırılması ve denetlenmesi için Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den Anayasanın 108. maddesi uyarınca, Devlet Denetleme Kurulu’nu görevlendirilmesi talebinde bulundu.

CHP Konya Milletvekili Atilla Kart imzasıyla Cumhurbaşkanlığı makamına hitaben yazılan başvuru dilekçesi Çankaya Köşkü’ne bugün iletildi. Dilekçenin ‘Süreç’ bölümünde TSK’da Hava Kuvvetleri Komutanlığı ağırlıklı olarak; “özel hayatlar, etnik kökenler ve mezhepler” üzerinden sürdürülen “tasfiye ve fişleme” süreci; Şubat 2013 tarihinden bu yana yasama denetimi çalışmaları çerçevesinde, somut bilgi ve belgeleriyle CHP tarafından dile getirildiğine işaret edilerek, "Kararlı takiplerimiz üzerine ; Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz imzasıyla verilen 6 Ocak 2014 tarih-33041 sayılı önerge cevabına göre; Hava Kuvvetleri Komutanlığında 2010-2011-2012 yıllarında emeklilik veya istifa nedeniyle ayrılan Subay ve Astsubay sayısının 2119 olduğu anlaşılmıştır. Takdir olunur ki, bu sayı ‘ciddi bir vakıayı’ göstermektedir. Vakıanın özü şudur; özellikle Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde, Hava Kuvvetleri personelini mesleğinden ayrılmaya zorlayan bir yapı ve iklim Hükümet eliyle oluşturulmuştur. Milli Savunma Bakanı da bu olguyu mealen kabul ve itiraf durumunda kalmıştır." dedi.

"SOMUT, YASAL VE TATMİNKAR BİR CEVAP ALINAMAMIŞTIR"

Hava Kuvvetleri gibi “prestij ve statüsü” yüksek olan kurumlarda, insanların en verimli dönemlerinde mesleklerinden neden ayrılmak zorunda kaldığını soran Atilla kart imzalı CHP dilekçesi, “Milli Savunma Bakanı kronik bir hal alan bu olguya karşı neden sessiz kalmaktadır? Neden tepki vermez ya da veremez hale gelinmiştir? Konuyla ilgili olan 211 sayılı TSK İç Hizmet Kanununun 13 ve 30. maddeleri, 6413 sayılı TSK Disiplin Kanununun 7. maddesi, keza bu mevzuatla uyumlu bir şekilde düzenlenmiş olan Subay Sicil Yönetmeliğinin 92 ve Astsubay Sicil Yönetmeliğinin 61. maddeleriyle , TSK İç Hizmet Yönetmeliğinin 45. maddesine göre; ayırma – tasfiye işlemlerinin “sıralı sicil üstleri-amirleri” tarafından yapılması zorunlu olduğu halde; disiplin soruşturması niteliğindeki bu işlem ve uygulamalar, neden istihbarat birimleri tarafından yapılmaktadır? Bu soruya, aradan geçen 15 aya rağmen somut , yasal ve tatminkar bir cevap alınamamıştır.” cümleleriyle devam etti.

TASFİYELER, KRİTİK KOMUNLARDAKİLERE

Dilekçenin 'Anayasal Değerlendirme' bölümünde ise ulaşan yeni bilgi ve bulgulara göre; 2013 ve 2014 yılları içinde de, benzeri tasfiye süreçleri acımasızca devam ettirilmiştir. Özel hayatlar üzerinden ve karalamalar yapılarak, İstihbarat Birimi tarafından ve özellikle Astsubaylar hedef alınarak tasfiye işlemleri gerçekleştirilmektedir. Tasfiye edilen insanların etnik kimlikleri, mezhepleri ve eşlerinin aidiyetleri üzerinden ayırımcı yaklaşım varlığını 2013 ve 2014 yıllarında da sürdürdüğü aktarıldı.

CHP bir diğer kritik konuyu da şu şekilde ifade etti:

“Haklarında tasfiye işlemi uygulanan personel genellikle kritik konumlarda görev yapan, istihbari alanlarda yetkin olan ve daha önce haklarında disiplin soruşturması bulunmayan kişilerden oluşmaktadır. Bir başka ifadeyle; genel olarak TSK ve ağırlıklı olarak Hava Kuvvetleri Komutanlığı, MİT vasıtasıyla sürdürülen bir tasfiye operasyonuyla karşı karşıyadır. MİT ile ilgili yasal düzenlemelerin yapıldığı bir dönemde, bu kritik gelişmelerin daha da hız kazanmış olmasını ayrıca dikkat ve takdirlerinize sunuyoruz.

‘Paralel Yapı’ iddialarıyla gündemi dolduran Siyasi İktidar, bir taraftan da yine paralel yapı benzeri operasyonları ısrarlı bir şekilde sürdürmektedir. Hem ulusal güvenliğimizi tehdit boyutlarına ulaşan; hem de temel hak ve özgürlükler bakımından hayati önemi olan bu sürecin Makamınız tarafından tahkik edilmesi zorunluluğu vardır.

Her ne kadar Anayasanın 108/2. maddesine göre, Silahlı Kuvvetler ve Yargı Organlarının denetlenmesi, Devlet Denetleme Kurulunun görev alanı dışında ise de; yukarıda anlatımı yapılan safahat içinde; araştırılması gereken temel konunun Hükümet kaynaklı ve odaklı işlem ve eylemler olduğu açıktır. Bu yönüyle, TSK bünyesinde Hükümet eliyle ve çoğu zaman illegal yollarla ve bazen de legal ancak görev ve yetkinin kötüye kullanılması suretiyle gerçekleştirilen işlem ve eylemlerin tahkiki amaçlanmaktadır.

Gerçekleştirilen bu işlem ve eylemler sonucunda öncelikle Silahlı Kuvvetlerimizin caydırıcılık ve güvenlik misyonunda bir zaafiyetin oluştuğu kanısındayız. Bu işlem ve eylemlerin uygulanması sonucunda, yurttaşlarımızın temel hak ve özgürlükleri tehdit altına alınmış durumdadır. Yapılan ayırımcı uygulamalarla toplumsal barışımız hedef alınmıştır. Yine bu uygulamalar sonucunda kamu hizmeti verimliliği kaybolmuştur. Yüzyıllara dayanan, tarihi bir geleneği olan Silahlı Kuvvetlerimiz bünyesinde ayrışmanın tohumları atılmıştır. Bu sürecin asli sorumlusu konumunda olan ve çözüm bulması gereken Siyasi İktidar ise ortalıkta görünmemektedir. Bu sürecin maalesef emperyal boyutları ya da dış dinamiklerinin olduğu anlaşılmaktadır. “

"SÜRECİN VAHİM VE KRİTİK BOYUTLARI VARDIR"

"Devletin başı olan, Anayasanın uygulanmasını ve devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetmek mevkiinde olan Cumhurbaşkanlığı makamının; takip etmekten öte, müdahil olmasını gerektiren bir süreçle karşı karşıyayız. Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanlığını temsil etmek mevkiinde olan Cumhurbaşkanlığı makamının bu süreçteki sorumluluğunun öncelikli olduğu açık ve tartışmasızdır." denen özet kısmında ise Cumhurbaşkanlığı makamının, bu vahim ve kritik gelişmeye çoktan müdahil olması gerektiği vurgulandı.

Devlet Denetleme Kurulu’nu göreve davet eden Atilla Kart imzalı dilekçe, "Merkezi İdare, denetim fonksiyonunu bihakkın yerine getirmediği gibi, daha da ötesi bu kritik sürecin faili ve sorumlusu konumundadır. Bu sebeple, Devlet Denetleme Kurulunun konuyu ivedi olarak incelemesi, rapora bağlaması ve Sayın Makamınız tarafından da uygun görülmesi halinde, hazırlanacak raporun ‘gereği yapılmak üzere’ Başbakanlığa gönderilmesinin son derece önemli ve etkin sonuçlar doğuracağı kanısındayız. Bu aynı zamanda Anayasal bir zorunluluktur. Uzun yıllar boyunca özveriyle, disiplinle, pilotluk eğitimi alan, Jandarma bünyesinde âmir konumuna gelen insanlarımız, genç kızlarımız acımasızca hedef alınmakta ve ayırımcılığa tâbi tutulmaktadırlar. Hem yetişmiş insan kaynaklarımız yok edilmekte ve hem de Kurum’un hafızası tahrip edilmektedir.

Bir ülkeye, bir topluma yapılabilecek en ağır saldırılardan birisiyle Türk Silahlı Kuvvetleri karşı karşıyadır. Bu saldırıların sürdürülmesine artık seyirci kalınmamalıdır. Arz olunan ve re’sen görülecek sebepler ile, Anayasa’nın 104, 108 ve diğer ilgili mevzuatı uyarınca; Devlet Denetleme Kurulunun Makamınız Tarafından görevlendirilerek, yukarıda sözü edilen konularda İdare’nin hukuka uygunluğunun düzenli ve verimli bir şekilde yürütülmesinin ve geliştirilmesinin sağlanması amacıyla; inceleme, araştırma ve denetleme yaptırılmasına karar verilmesini saygıyla talep ederim." diye sona erdi. CİHAN


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×