Valide sultanlar, gözdeler, cariyeler, aşk, güzel kadınlar, entrika, padişahın özel hayatı… Bunlardan istediğinizi seçebilir ve haremin yerine koyabilirsiniz. Bunun üzerine söylenecek tek söz ise haremin ta kendisi yani kelime anlamıdır; “ Korunan, mukaddes şey ve yer”…
“ Ey iman edenler, size ait olmayan evlere izinsiz girmeyiniz.” Ayeti kerimi haremin giriş kapısında yazar.
Kim bilir Osmanlı sultanları, cariyeleri yüzyıllar sonra yaşamlarının böylesi iğrenç, gerçek dışı, eğreti bir uslupla dillere düşeceklerini bilseler ne derlerdi? Verecekleri cevap bence çok basit ;“ NEREDEN BİLECEKLER Kİ HAREMİ?”
Haremi, haremde yaşayanlardan başka kimse bilemez, o dönem sultanlarının herhangi bir kayıt tutmadığına göre bu dönemde anlatılan kimin haremi? Bizim olmadığı kesin.
Osmanlı sarayındaki kölelerin( cariye) yüzde 90’ı bir memur gibi çalışırdı! Sabah saraya gelir kendisine tahsis edilen görevini yerine getirir akşam da evine dönerdi dolayısıyla padişahla birlikte olması mümkün değildi ve görevinin karşılığında maaşını alırdı. Eğer sultan bir cariyeyi beğenirse onu nikahlar yani eşi olurdu. Cariyeden bir çocuğu olursa da padişah onun özgürlüğü vermek zorundadır. Padişahların onlarca eşi olmamıştır, islamın tanıdığı meşru hakkı geçen sadece 3. Murat ve 3. Mehmet’tir. Neden tek eşli olmamışlar diye sormayın çünkü bu soru o döneme uyan bir sual değildir. Olayları çağına göre değerlendirmek gerekir. Yüzyıllar öncesi bir olayı bu günle değerlendirirseniz hataya düşer hatta gülünç bir durum meydana çıkar. Eminim bundan yüzyıllar sonra da bazı hak ve özgürlüklere eleştirel gözle bakılacak. Bunun dışında; bundan yüzyılar öncesini eleştirirken bir de yüzyıl öncesi insanlarının bizim hayatımıza, yaptıklarımıza nasıl eleştirel belki aşağılayıcı bir gözle yaklaşabileceklerini düşünün. Bu gün yaptığımız pekçok şey eminim eleştirdiğimiz o hayatların zihninden, aklının ufak bir köşesinden, dönemecinden dahi geçmez, geçmemiştir. Ayrıca o dönemde çok eşlilik sadece Osmanlı topraklarında yoktu hatta denilebilir ki bunun gayrimeşru yönleri farklı toplumlarda mevcuttu. Kısaca Osmanlı haremini yerden yere vurmak yerine o dönemin dünyasını kavramak gerekir.
Hareme ait belgeler ise devletin son dönemlerine aittir, bu bilgilerde oldukça sınırlıdır, teferruata ait bilgiler ise kesinlikle yoktur. Sebeplerini ise şöyle sıralayabiliriz;
Haremdekilerin Hatıralarını Yazmamaları;
Harem hakkında dışarıya sızabilecek malumat harem ağaları ya da içerde yaşayan kadınlardan elde edilebilirdi. Fakat ne haremde çırak olanlar ne de harem ağaları haremin mahremiyetine görülen bilgileri dışarıya sızdırmamıştır. Hareme ait hatıralar ise daha sonraları yazılmıştır.
Hareme bakan memurların, kadın efendi, sultan ve cariyelere verilen para, mücevherat gibi değerli eşyalarda dahi isimlerinin belgelerde yazılmadığını görülür. İsimlerinin yazılmamasının sebebi belki de isimlerinin bilinmiyor olmasıdır.
Yerli ve Yabancı Kaynakların Yetersizliği;
Yerli ve yabancı eserlerin eksikliği ve çok kere yanlış izahları ne harem teşkilatını ne de haremde mevcut olan kadın efendi, cariyelerin, kalfaların özelliklerini ve hayatlarını anlatacak durumdadır. Özellkikle yabancıların yazdıkları karalamalar ise hayal ürününden öteye geçemez. Onlar daha çok Avrupada gördükleri gibi hayal etmişlerdir.
Harem mensuplarının örtülü gezmesi, kadınlı erkekli toplantılara katılmamaları haremin gizli kalışını açıklayan sebeplerden biridir.
Türkiye’yi ziyarete gelen yabancıların çoğunun Türkçe bilmemeleri, azınlıklardan duydukları bilgileri ufak bir tenkit süzgecinden geçirmeden kaydetmeleri onları hataya düşürmekten başka tarihçiliklerinin düzeyini de görmemize yardımcı olur.
Saray Yapılarının Özellikleri;
Haremin bugüne kadar gizli kalışının en önemli nedeni sarayların çok kalın, yüksek duvarlarla çevrili oluşu ve sıkı kontrol altında tutulmasıdır. Topkapı Sarayı’ndaki harem geçilmesi imkansız bir yapı teşkil eder. Bu kısımda değil yabancılar harem ağaları bile salavatı şerife getirerek dolaşırlardı. Kadın efendi ve kızlarıyla konuşanlar ya kapı aralığında ya da araya perde salmak suretiyle konuşurlardı.
Kanuni’nin kızı Mihrimah Sultan hasta iken bir İspanyol doktor tarafından tedavi edilmiştir. Doktor, Mihrimah Sultan’ın odasına girdiğinde nabız alabilmesi için çarşaf altından çıkmış bir koldan başka hiçbir şey görememiştir. Kanuni dönemine ait bu bilgiyi pek çoğunuz yadırgayabilirsiz, gerçek dışı gelebilir çünkü son dönemlerde Kanuni Dönemini sözde anlatan bir dizide bu sahneyi görmek imkansızdır!
Yukarıda belirtilen bu sebepler harem hakkında ki bilgilerin ne kadar sınırlı olduğunu açıklayıcı boyuttadır.
Değerli arkadaşım Yusuf İslam Yılmaz’ın son dönemlerde yayınlanan bir tarih dizisine, görülmeyen bir tarzda kaleme aldığı eleştirisini sizlerle paylaşmak istedim. Kanuni’ye yazdığı şikayet mektubu şöyledir;
Devletlü, atıfetlü, saadetlü padişahım hünkarım hazretleri;
Hünkarım 46 senelik hükümdarlığınızdan sonra Devlet-i Ebed Müddet uzun asırlar dünyada hükmünü devam ettirdi. Devletlerin tıpkı insanlar gibi tabii bir ömürleri vardır. Gençlik, olgunluk ve ihtiyarlık dönemlerinin akabinde yıkılır diyordu İbn Haldun. Siz Osmanoğullarının kurduğu o köklü devlet de zamanı gelince İbn Haldun’u haklı çıkararak nihayete erdi. Hünkarım sizinle altın çağını yaşayan Al-i Osman muhteşem bir eser bıraktı geride. O muhteşem eserin zirve noktası siz oldunuz ki Avrupalılar sizin namınıza “Magnificent” yani “Muhteşem Süleyman” dedi.
Bugünlere geldiğimizde bazı şeyler değişti. İnsanlar televizyon denilen bir icat yaptılar ve onun önünde tıpkı orta oyunu Hacivat ile Karagöz gibi oyunlar oynuyor ve cihanın diğer ucunu gösterebiliyor. İşte televizyon nam bu icatta son zamanlarda cedde doğru bir ilği zuhur etti. Mamafih ne yazık ki bu ilği ve alaka hakikate oldukça uzak durdu. Pekçok eserde kendi tarihimize hakaret ve tehkir gördük. Yakın geçmişte ise size saldırdılar. Sizi adeta şehvet düşkünü bir sapkın ve bir zorba gibi gösterdiler. Elif Ba’yı bilmeden kendilerini hafız addeden adları güya müverrih olan bir avuç divane ise gaflet, dalalet belki de hiyanet içerisinde sizin orada bahsedildiği gibi olduğunuzu iddia ettiler. Hünkarım ben internet nam icatta bu dizinin ne kadar sakıncalı neticelere gebe olduğuna şahit oldum. Bir takım sabi ve sübyanlar bildiği halde gösterilen , yalan işine gelenler ve cehalete dahil güruh bu diziyi ve dizide gösterilenleri doğru kabul edip sizi böyle tanıyorlar. Bu muzır neşriyattır, bu yalandır, bu tarihe ihanettir ve sair feryatlarımız taş duvarlara çarpıyor, ötesine geçemiyor. Kime neyi şikayet edeceğim bilemedim. Feryat ve figanım zat-ı şehanelerinize ithaf etme gayret ve cüretinde bulunuyorum.
Bu yazı toplam 826 defa okunmuştur.