"Salt politik filmler sinemada kalıcı değil"

- "Kalandar Soğuğu" filminin yönetmeni Kara: - "Sinemayı, sanat sineması ya da başka sinema diye ayırmak da çok doğru olmaz lakin insanın nasıl bir varlık olduğuyla ilgilenen bir filmin, daha gündelik öyküler peşinde koşan filmlere nazaran izlenmesi elbette daha zordur" - "Kalandar Soğuğu'nda insanın taşrada ya da kentin içinde, yanı başındakine kendini ispatlamaya, kendini var etmeye çalışma çabasını ortaya koymaya çalıştım" - "Bir film çekerken, diğer yönetmenlerin ruhuna hitap edecek bir mektup yazdığınızı, bir gün onlarla aynı dilde sohbet etmeyi hayal ediyorsunuz" - "Dünya festivalleri sadece politik filmleri ödüllendiriyor demek bir ezber aslında, salt böyle düşünmek haksızlık olur"


İSTANBUL (AA) - SALİHA ÖZDEMİR - Ödüllü yönetmen Mustafa Kara, "Sinemada, güncel politik konuları işleyen filmler geçicidir. Asıl olan, insanın kadim meselelerini anlatan filmlerdir." dedi.

Uzun metrajlı filmi "Kalandar Soğuğu" cuma günü vizyona giren Kara, AA muhabirine yaptığı açıklamada, katıldığı ulusal ve uluslararası festivallerde çok sayıda ödül alan filmine sinema seyircisinin gösterdiği ilgiden duyduğu mutluluğu dile getirdi.

Yönetmen Kara, ödüllü filmlerin sinema izleyicisi tarafından ilgi görmeyeceği yönündeki düşüncelere katılmadığını belirterek, "Her sinemacı filminin seyirciyle buluşmasını, anlattığı öykünün başkaları tarafından da görülmesini ister. Sinemayı, sanat sineması ya da başka sinema diye ayırmak da çok doğru olmaz lakin insanın nasıl bir varlık olduğuyla ilgilenen bir filmin, daha gündelik öyküler peşinde koşan filmlere nazaran izlenmesi elbette daha zordur." ifadelerini kullandı.

Kalandar Soğuğu'nun öyküsünün insanın varoluş meselesiyle ilgili olduğunu kaydeden Kara, sıradan seyircinin de bir öyküde aradığı klasik dramatik yapıyı bulabileceğini, Mehmet karakterinin ailesini geçindirme ve kendisini var etme çabasının ise izleyicide karşılığı olacağını düşündüğünü söyledi.

- "Sinema üzerinden de bir ayna tutmaya, yüzleşmeye çalıştım"

Kara, filmde evrensel bir konuyu işlediğine dikkati çekerek, şu bilgileri verdi:

"Filmde, insanın taşrada ya da kentin içinde, yanı başındakine kendini ispatlamaya, kendini var etmeye çalışma çabasını ortaya koymaya çalıştım. Taşrada bir dağın başında yaşayan Mehmet'in kentte var olmaya çalışan bir adamdan farkı olmadığını düşünüyorum. İnsanın, yanı başındakine kendini anlatma meselesi çok kadim bir duygu. Filmde, bir madende çalışan sıradan bir insan olmak yerine, kendi madenini bulmak isteyen bir adamın, taşrada hangi kaygıyla, yanındaki insana kendini kanıtlamaya çalıştığı sorusunun peşinden gittim."

Yolun başında bir sinemacı olarak kendi sorularına cevap aradığının altını çizen Kara, sinema üzerinden de bir ayna tutmaya, yüzleşmeye çalıştığını kaydetti.

Filmin Japonya gösterimi sonrası Tokyolu bir izleyicinin kendisine "Beni anlatmışsın. 40 yıldır eşime kendimi anlatamadım, kabullendiremedim." dediğini aktaran Kara, bir yönetmen olarak doğru bir konuyu ele aldığına inandığını vurguladı.

Başarılı yönetmen, filmin mutlu sonla bittiğine değinerek, "Tabii bunu mutlak bir mutluluk olarak okumamalıyız. Fakat finalini karamsar bitiremezdim çünkü kendi hayatımda sona geldiğimi sandığım bir anda, çok başka kapılar açıldığına şahit olmuş biriyim." diye konuştu.

- "Dünyada yapayalnız insanlarız. Sohbet edecek insanlar arıyoruz"

Mustafa Kara, filmin dünya ve Türk sinemasındaki önemsediği yönetmenler tarafından beğenilmesinden onur duyduğunu ifade ederek, "Japonya'da elinden ödülü aldığım Tran Anh Hung'un filmle ilgili söylediği sözler beni mahçup etti. Çünkü bir film çekerken, diğer yönetmenlerin ruhuna hitap edecek bir mektup yazdığınızı, bir gün onlarla aynı dilde sohbet etmeyi hayal ediyorsunuz. Dünyada yapayalnız insanlarız. Sohbet edecek insanlar arıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

Dünya festivallerinde sadece politik filmlerin ödüllendirildiği düşüncesini kabul etmediğini aktaran Kara, şunları kaydetti:

"Elbette sizi görmek istediği yerden görmek isteyen festivaller var ama buna talip olan sinemacılar bir karşılık bulsa da, ibresi bir yere kadardır. Ülkemiz sinemasında büyük başarıya ulaşan filmlerin güncel politikayla hiçbir alakasının olmadığını örnekleri üzerinden görebiliriz. Salt politik filmler ne dünyada, ne Türk sinemasında kalıcı olmaz. Sinemada, güncel politik konuları işleyen filmler geçicidir. Asıl olan, insanın kadim meselelerini anlatan filmlerdir."

- "İzleyiciye hayata dair yalan söyleyemem"

Mustafa Kara, çekim sürecinin, filmin hikayesiyle paralel olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:

"Bu filmin çekim süreci sırasında mesela, mevsimleri kaçırdık. Bütçeyi bitirdik. Oyuncularda aksilikler oldu. Babamı kaybettim. Birçok aksaklık yaşadım ama bütün olumsuzlukların sonunda nihayet kendim de karanlıkta yok olup kaybolmadım. Hep başka bir yerden, bir umut doğdu. Filmi tamamladım. Hayatın iyi bildiğim bu kendi gerçeğine rağmen ve bir yönetmen olarak da izleyiciye hayata dair yalan söylemenin bir anlamı yoktu."

Filmi çekerken "sanatsal bir film" yapmak ya da ödül almak niyetinde olmadığının altını çizen Kara, iyi bir film yapmak amacıyla yola çıktığını vurgulayarak, "Sanatsal bir film olsun diye planlama yapamazsınız zaten. En azından ben bunu yapmadım. Bunun karşılığı da olmaz. Lakin sanatsal film diye tabir ettiğimiz filmlerin aslında her seyirci tarafından anlaşılabilecek bir türü de vardır. Fakat bizim Amerikan-Hollywood sineması kodlarıyla alışageldiğimiz bir izlek ezberimiz var. Televizyon, Yeşilçam ve Hollywood filmlerinin insanlarda yarattığı bir algı var. İnsanlar bunun dışında bir yapıyla karşılaştığı zaman, filmi hemen anlayamıyor ya da bir bağ kuramıyor." dedi.

Yönetmen Kara, Türk sinemasında 1980'lerden sonra "sanatsal film" furyası yaşandığına dikkati çekerek, birçoğunda seyircinin ıskalandığını savundu.

- "Seyirciyi güldürüp cebindeki parayı alma derdindeler"

Ödüllü bir filmin salon bulmasının kolay olmadığını söyleyen Kara, "Yapımcılar ve sinemacılar bu işe genellikle, 'Ben armutu koydum karşılığında ne alırım?' diye bakıyor. Sinemayı sadece ticaret olarak gören yapımlar, mesela seyirciyi bir güldürüp cebindeki parayı alma derdiyle iki komedi filmi yapıp geçiyor ama bu sürecin de kısa süreceğini düşünüyorum. 1980'lerde ya da onun öncesinde olduğu gibi seyircinin ruhunu gerçek anlamda doyurmayan, sadece tavşanı gösterip cebindeki paraya gözünü diken bu algının bir müddet sonra kendini yok edeceğini düşünüyorum." ifadelerini kullandı.

Mustafa Kara, katıldığı festivallerde birçok ödül almasının, "ben bu işi öğrendim" düşüncesine neden olmadığını aktararak, şöyle konuştu:

"Çünkü öğrenmeye başlayınca her şey zorlaşıyor. Bilmeyince bir işi yapmaya kalkışmak daha kolaymış. Yaklaşık 10 küsür senedir sektördeyim 16 yönetmene yardımcı yönetmenlik yaptım. Reklam, belgesel, dizi çekmişliğim var ama bir adım daha öğrenince hiçbir şey kolaylaşmıyor. Asıl öğrenince zorlaşmaya başlıyor. Yeni çalıştığım hikayeler var ve ne anlatmalıyım, nasıl anlatmalıyım sorusu devam ediyor. Usta sinemacıların hiçbirisinde de, yaptığı işten emin olmak gibi bir algı yoktur herhalde. Benim için öğrenme, korkma, sorma süreci devam edecek görünüyor."

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×