Doğanın tüm renkleri Yörük giysilerinde yaşıyor

- Antalya, Muğla, Çanakkale ve Adana'da yoğunlukla kültürlerini sürdürmeye çalışan Yörükler, doğanın tüm renklerini içinde barındıran geleneksel kıyafetlerini, günlük yaşamın yanı sıra düğün, kına, mevlit gibi özel günlerde de kullanmaya devam ediyor - Adana Olgunlaşma Enstitüsü Müdürü Altınkaya: - "Yörük kadınların kıyafetine baktığınızda, Çukurova'nın rengarenk çiçeklerinin cümbüşünü, onların giyimlerinde ve kullandıkları aksesuarlarda görebilirsiniz. Doğa, kilimlerine de yansımıştır. O kilimlerde bir döngüyü, yaşam sistemini, ayı, yıldızı, güneşi görebilirsiniz" - Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çevik: - "Çadırın yönetimi evin en yaşlı kadınına aitti. Nihayetinde ocağın kaynağı ve çadırın direği kadındı" - Honamlı Yörüklerinden Antalyalı Şahin: - "O günlerimi çok özlüyorum. Özgürce istediğimiz yere gider, doğanın nimetlerinden faydalanırdık. Ben saatlerce yürürdüm ve yorulduğumu bilmezdim. Şimdi eve kapandık ve hastalıktan kurtulamıyoruz"

Doğanın tüm renkleri Yörük giysilerinde yaşıyor

ANTALYA-MUĞLA-ÇANAKKALE-ADANA (AA) - Türk kültürüne uygun yaşantılarını diğer birçok Türk topluluğuna göre daha uzun süre devam ettiren Yörükler, Anadolu'daki binlerce yıllık yaşam şekillerini günümüzde de sürdürüyor.

Atlı-göçebe Türk kültürüne uygun yaşantılarını devam ettiren Yörükler, giysileriyle de dikkati çekiyor. Yörükler, doğanın renklerini kıyafetlerine ve takılarına da yansıtıyor.

Antalya Olgunlaşma Enstitüsü, Yörük kültürünün son 100-150 yıllık bölümünü inceleyerek, günlük yaşam ve özel günlerde kullanılan giysilerin benzerlerini üretti.

Antalya Olgunlaşma Enstitüsü Müdürü Emine Erkal, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Yörük kültürünün Antalya'da çok etkin olmasından dolayı buna önem verdiklerini söyledi.

Yörüklerle ilgili araştırmalar yaptıklarını, bu kapsamda unutulması ve kaybolması olası kültürel parçaları günümüze yeniden uyarladıklarını belirten Erkal, araştırma sonucunda enstitüde bu eşyaların orijinaline sadık kalarak benzerlerini ürettiklerini anlattı.

En eski Yörük gelinliklerinin Elmalı yöresine ait olduğunu ifade eden Erkal, çalışma sonunda bu giysinin işleme ve kumaşına varıncaya kadar benzerinin yapıldığını dile getirdi. Erkal, ayrıca yemek kültürü, gelenek ve görenekleri de incelenerek kayıt altına aldıklarını belirtti.

Erkal, "Antalya, Alanya, Gazipaşa merkez ve dağ köylerine giderek sandıkları açtık.Yörük giysileri, giysilerde kullandıkları aksesuarlarına dokunduk, hissettik. Geçmişi özleyen yaşlılarımızdan maniler, türküler, uzun havalar eşiliğinde örfleri adetleri, yaşam tarzlarını hissettik. Konar-göçer Yörüklerin günümüze kadar gelen geleneksel üç etek ve bindallıları ile aslına sadık kalarak Yöresel Giysi Koleksiyonu'nu oluşturduk." dedi.

- Yörük kadınının özellikleri

Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nevzat Çevik de Yörüklerin Türk kültürüne uygun yaşantılarını diğer birçok Türk topluluğuna göre daha uzun süre devam ettirdiğine işaret etti.

Toroslar civarına yerleşen Yörüklerin kültürlerini bugün kısmen sürdürdüklerine değinen Çevik, bunun gelecek nesillere aktarılması için akademik çalışmalar yaptıklarını kaydetti. Çevik, Antalya Kadın Müzesi kurulması çalışmaları kapsamında Yörük kadınlarına özel bir bölüm ayrıldığını vurgulayarak, şu değerlendirmede bulundu:

"Kadın, aşiret içinde bir tür danışman gibiydi ve kadın suçlu dahi olsa nedeninin erkek olduğu düşünülüyordu. Çadırın yönetimi evin en yaşlı kadınına aitti. Nihayetinde ocağın kaynağı ve çadırın direği kadındı. Kaldı ki göçer hayatında tüm üretimler, yiyecekler, çocuklar ve diğer konularda kadın öndeydi ve en büyük emeği de kadın vermekteydi. Gücü hayattaki etkinliğinden kaynaklanıyordu. Obada kadın ayrı erkek ayrı değildi. Her ortamda birlikte eşit ve saygın bireyler olarak yaşamaktaydılar."

Çevik, kadınların Anadolu'nun bazı bölgelerinde günlük yaşamda geleneksel kıyafetlerini giymelerinin yanı sıra düğün, kına ve mevlit gibi günlerde de özel giysiler giydiklerini ifade etti.

Kadınların ev içi giysilerinin de zengin olduğunu belirten Çevik, "Yörükler, gökkuşağındaki renkleri o kadar çok sevmişler ki o renklerden dokudukları poşuları başları ve omuzlarının üstüne bağlayarak bir simge gibi kullanmışlardır. Orta Asya'dan Anadolu'ya göçlerle önce gelenler, sonradan gelenleri poşularından tanımışlardır. Poşudaki kırmızı al bayrağı, beyaz, ruh ve beden temizliğini, yeşil inancı, sarı bolluk ve bereketi temsil eder." diye konuştu.

- Çadırdaki yaşamdan kente

Çocukluğunda çadırda ve mağarada yaşayan Honamlı Yörüklerinden Antalyalı Halim Şahin (75), AA muhabirine yaptığı açıklamada, doğada yaşamanın günümüzün modern hayatından daha iyi olduğunu söyledi.

Yerleşik hayata hala alışamadığını anlatan Şahin, "O günlerimi çok özlüyorum. Özgürce istediğimiz yere gider, doğanın nimetlerinden faydalanırdık. Ben saatlerce yürürdüm ve yorulduğumu bilmezdim. Şimdi eve kapandık ve hastalıktan kurtulamıyoruz." dedi.

Çocukluğunda koşup oyun oynadığı, koyun güttüğü yerlerde artık apartmanların yükseldiğini ve kendisinin de böyle bir konutta yaşadığını dile getiren Şahin, "Apartmanın bahçesinde gözleme için bir ateş yaksam hemen şikayetler geliyor. 'Evimize duman geliyor, bizi rahatsız ediyorsunuz' diyorlar. Bunlar bizi yaşayamaz hale getirdi." sözlerine yer verdi.

Nergiz Demir (72) de Antalyalı en eski Yörüklerden olduğunu ifade etti. Antalya kent merkezindeki Mazıdağı civarında çocukluğunun geçtiğini söyleyen Demir, bugün 5 yıldızlı otellerin yükseldiği birçok alanda hayvanlarını otlattığını belirtti.

Antalya Yörükler Derneği Başkanı Abdullah Duman da 12. yüzyıldan bu yana Antalya ve civarında Yörüklerin yaşadığını belirterek, günümüzde bu kültürün devam etmesi için yoğun çaba gösterdiklerini söyledi. Duman, Antalya'nın tarihten bu yana barındırdığı doğal olanaklar nedeniyle Orta Asya'dan göçen bütün Yörük obalarının güzergahında yer aldığını, bu kültürün Türk kültürünün canlı yaşayan en önemli unsurları olduğunu kaydetti.

- Muğla'da "Hacı Kadın Evi"

Muğla'da yaşayan Yörükler, atalarına ait kaybolmaya yüz tutan, bir dönem kullandıkları eserleri, Muğla El Sanatları Kurumunca restore edilerek kültür turizmine sunulan 140 yıllık "Hacı Kadı Evi" adlı müzeye çevrilen konakta sergiliyor.

Ziyaretçilerini Yörük kadınlarının karşıladığı müzede, Yörük kültürünün günlük yaşamda kullandığı eserlerin yanı sıra yemeklerde tanıtılıyor.

Muğla Yörük Obaları Derneği Başkanı Orhan Akçan, yaptığı açıklamada, tarihi Muğla Hacı Kadı Evi'nde kurdukları Yörük Türkmen Müzesi ve Kültür Merkezi'nde, kültürlerine ait etnografik malzemelerden oluşan eserleri sergilediklerini söyledi.

Müzede, Orta Asya'dan günümüze kadar atalarının kullandığı araç ve gereçlerin yer aldığını ifade eden Akçan, "Burası hem bir müze hem de okul olacak. Biz Muğla Yörük Obaları Derneğinde kültürel değerlerimizi gelecek nesillere aktarırken saz, kemane, üç telli bağlama, iğne oyası, bez bebek, keçe imalatı kursları vererek bir okul görevi üstleniyoruz." dedi.

"Yürüyen Türk" anlamına gelen Yörüklerin Anadolu'da bazı yerlerde Türkmen, bazı bölgelerde Yörük olarak bilindiğini anlatan Akça, Muğla'da Oğuz'un 24 boyunun hemen hemen bütün uçlarının bulunduğunu, yerli halkın yüzde 90'ının da Yörüklerin oluşturduğunu kaydetti.

Orta Asya'dan buralara kadar ecdadın kendi kültürleriyle yola çıktığını ve gelirken çeşitli kültürleri de harmanladığını vurgulayan Akçan, "Ama her yerde kültürü sevgiye ve hoş görüye dayandırmıştır. Yörükler konar göçer olmaları sebebiyle daha çok hayvancılıkla geçimini sağladığı için doğanın tüm imkanlarından faydalanmış ve hayvanın tüm ürünlerini üreterek katkı sağlamıştır. Bu nedenle giyimini, kuşamını, çadırını kendi dokumuş ve bugünlere gelmiştir." ifadesine yer verdi.

- "Yörük kadını hayata ve insana değer verir"

Muğla'nın Menteşe ilçesinde yaşayan Huriye Öz, atalarından miras kalan gelenek ve görenekleri yaşattıkları için mutlu olduğunu dile getirdi.

Yörük kadınının evini çevirip her zaman kocasının arkasında durduğunu, hayata ve insana değer verip üretken olduğunu anlatan Öz, yüzyıllardır yiyeceğini, giyeceğini de kendisinin yaptığını dile getirdi. Öz, atalarından kendilerine miras kalan en önemli aktarımlardan birinin kıyafetleri olduğunu vurgulayarak, halen günlük yaşamda bunları kullandıklarını ve gençlere örnek teşkil ettiklerini ifade etti.

Günlük hayatta kullandıkları giysilerin birçoğunu kendilerinin dokuduğuna işaret eden Öz, "Halen yüzyıllar önce atalarımızın kullandığı 'topdon' denilen şalvarlarımızı giyiyoruz. Kızlarımıza da bunun beyazını dikip üç etek olarak gelinlik gibi giydiriyoruz." diye konuştu.

Gülay Şahin ise Yörük kızı olarak köy yaşantısını sürdürdüğünü kaydetti. Yörük kadınının evini yönettiğini, cefakar olduğunu belirten Şahin, "Yörük kadını evinin sırrını dışarıya çıkarmaz. Kocasına, çocuklarına sahip çıkar. Yemeğini, ekmeğini, etini, yoğurdunu hepsini kendi yapar." dedi.

Şahin, kendisinin de yaylalara göçe gidip, hayvan otlattığını hatırlatarak, çocuklarına bunu aşılamaya, onlara göç yolculuğunu öğretmeye çalıştıklarını anlattı.

- Çanakkale'nin Yörük kadınları

Çanakkale'nin Ayvacık ilçesine bağlı Yukarıköy'de yaşayan Yörük kadınları, 500 yıllık kültürlerini kıyafetlerindeki renklere yansıtıyor. 100 yıl öncesine kadar göçer yaşayan köy halkı, yaşam koşullarının zorlaşmasıyla yerleşik hayatı tercih etti.

Yığma taş üzerine çamur sıvalı evlerinde gündelik yaşamlarını sürdürenler, geleneksel düğünleri ve imece usulü çalışmalarıyla Yörük kültürünü yaşatıyor.

Giyimlerini 500 yıldır değiştirmeyen kadınlar, binlerce rengi içerisinde barındıran geleneksel donanımı günümüze taşımayı başardı. Çember üzerine çevirip bağladıkları iğne oyalı yemeniler yılın 4 mevsimi baş tacı olarak taşınırken, allı güllü basma kumaşlarla hazırlanan şalvar ise bu geleneğin devamı olarak günümüz pantolonlarına karşı bir rakip.

Yukarıköy sakinlerinden Mevlüde Kor, geleneklerini günümüzde de yaşatabildikleri için mutlu olduklarını söyledi.

Yörük kadınlarının kırmızıyı çok sevdiğini ifade eden Kor, kültürlerini kıyafetlerindeki renklerle yaşattıklarını anlattı.

Kışın zeytin, yazın ise fasulye ve domates toplamaya gittiklerini belirten Kor, "Yazın 70 ila 100 lira yevmiye verirler. Ne yapacağız ki gidip çalışmamız lazım. Önceden halıcılık yapardık ama şimdi azaldı. Yörük kadınları çalışmadan duramaz. Hep çalışırız. İlerleyen yaşımıza rağmen hep çalışıyoruz. Ben 71 yaşındayım. Çalışmazsam hasta olurum." dedi.

Yörüklerin giyim kültürlerinden asla vazgeçmeyeceklerini de dile getiren Kor, şöyle devam etti:

"Ben böyle yaşarım. Ömrümde pantolon giymedim, giymem de... Benim kıyafetim budur. Yabanlığım başkadır, bu günlük olandır. Kültürümüzü bunları bırakırsak kaybederiz."

Köy sakinlerinden Neslihan Köse de renkli kıyafetleriyle günlük yaşamlarını sürdürdüklerini vurgulayarak, e, "Bizim gençler şehre gittiklerinde biraz modernleşir. Köye dönünce yine bunlar giyilir. Mesela biz Yörük kadınları kesinlikle pantolon giyip sokağa çıkıp yaşayamayız. Başımız açık yaşamayız. Bu örtü bizim başımızda yaz kış durur. Çok sıcakta tek çember takarız. Sonrasında giyim kuşam hep böyledir." değerlendirmesinde bulundu.

- Keçi kılından çadırda kalan Çukurova Yörükleri

Adana Olgunlaşma Enstitüsü Müdürü Meral Altınkaya, Çukurova Yörüklerinin özellikle keçi beslediklerini, bu yüzden de keçi kılından yapılmış çadırlarda yaşadıklarını kaydetti.

Keçi kılından yapılmış çadırların yağmur geçirmemesi, yazın da serin olması nedeniyle yaşam alanlarında tercih edildiğini kaydeden Altınkaya, şöyle konuştu:

"Yörükler daha sağlıklı hayvanlara sahip olmak, hayvan hastalıklarından korunmak istemeleri sebebiyle sürekli yer değiştirirler. Kışın ılıman yerlere inerler, yazın daha yüksek yerlere çıkarlar. Bu yaşam biçimi doğa ile barışık olmalarını sağlamıştır, bu yüzden de doğada var olan her şeyi yaşamlarının içine almışlardır. Yörük kadınların kıyafetine baktığınızda, Çukurova'nın rengarenk çiçeklerinin cümbüşünü, onların giyimlerinde ve kullandıkları aksesuarlarda görebilirsiniz. Doğa, kilimlerine de yansımıştır. O kilimlerde bir döngüyü, yaşam sistemini, ayı, yıldızı, güneşi görebilirsiniz. 'Sevdiğine sözü olan bir kilim dokur, kilimin dilinden anlayan okur.' cümlelerini duyarsınız."

Yörüklerin yaşam biçimlerini, duygularını ve ifadelerini kullandıkları aksesuarlar ve başlarına bağladıkları başlıklarda da anlattığına dikkati çeken Altınkaya, "Genç kız, evlenmek isteyen kız, evli kadın, dul kadın, eşi gurbette olan kadınlar, kullandıkları aksesuarlarla oyalarla boncuk renkleriyle ya da başlıklarını bağlama şekilleriyle duygu ve düşüncelerini, yaşam biçimlerini anlatırlar. Gül oyasını gelinler, karanfili evli kadınlar, erkeği gurbete giden kadın yaban gülü oyasını, pembe sümbül nişanlı olan kızı, beyaz sümbül başı bağlı olan kızı anlatır." dedi.



Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×