Bugün 25 Mayıs 2012 Cuma
  • İstanbul20 °C
  • Ankara16 °C
  • İzmir20 °C
  • Erzurum8 °C
  • Konya19 °C
  • IMKB
    54.885
    %-0.06
  • Altın
    620,35
    %-0.47
  • Dolar
    1,8405
    %-0.11
  • Euro
    2,3075
    %-0.56

Mehmet Ali Kışlalı / Radikal

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Kalkışmayı önlemek için

07 Temmuz 2010 07:17

Hemen herkes çare arıyor; PKK’nın yarattığı terörü, uluslararasında kullanılan adıyla: ‘İnsurgency’-Kalkışmayı önlemek için.
Konu hakkında çok yazıldı; bu tür mücadeleye ‘Düşük Yoğunluklu Çatışma’ da deniyordu. En iyi tarifini de galiba Kennedy 1962’de yapmış, “Bu şiddeti bakımından yeni, kökeni bakımından eski, değişik bir savaş-gerillalarca, yıkıcı güçlerce, ayaklanmacılarca, katillerce yapılan bir savaş, muharebe yerine pusularla; hücumlar yerine sızmalarla yapılan bir savaş. Zaferi düşmanı savaşa mecbur ederek değil, onun takatını keserek ve yavaş yavaş çökerterek arayan bir savaş.. ona bu koşullar içerisinde karşı koymak için, tamamıyla yepyeni ve değşik bir stratejiyi, tamamıyla yepyeni ve değişik bir kuvveti ve bundan dolayı da tamamıyla yepyeni bir askeri eğitimi gerektiriyor..” demiş.
1966’da yayımlanan ‘Güneydoğu; Düşük Yoğunluklu Çatışma’ başlıklı kitabımda sormuştum, “Bu dünya savunma çevrelerinde her yönüyle bilinen durum, acaba Türkiye’de yeterince fark ediliyor mu?” Sonra eklemişim, “Bu soruya evet yanıtını veremiyoruz.”
Bugünkü durum çok mu farklı?
Yanıt, bu konuyla ilgili birçok el kitabında belirtildiği gibi, 1984’te ABD ordusu Eğitim ve Doktirin Komutanı General Donald R. Morelli’nin değerlendirmesinde de var; “DYÇ sadece askeri güçle ne durdurulabilir ne de kazanılabilir? Tüm milli gücün çatışmayı yaratan kaynaklar üzerine senkronize edilerek yöneltilmesini gerektirir.”
26 yıllık mücadeleden sonra Türkiye’nin bu formülü hâlâ uygulayamadığını söylemek yanlış mı olur?
Söylenebilir mi acaba; güvenlik güçleri ve alanında konuyla ilgili ne kadar başarılı olduğu bilinmeyen Milli İstihbarat Teşkilatı dışında, milli gücü oluşturan hangi hangi devlet kurumu mücadeleye katkıda bulunmuştur? Bulunmuşsa acaba ne yapmıştır?
Bu konudaki yanlışın temelinde hem mücadeleyi yüklenmiş olan askerler, hem de kendilerine sorumlulukları anlatılamamış olan siyasiler var.
Bu sonuca ulaşmak, bu değerlendirmeyi yapmak için; 26 yıldır yaşadığımız sorunlar ve kaybedilen onca yaşama karşın bulunduğumuz noktaya bakmak yeter sanıyorum.
Öncelikle devlet içinde süreklilik kazanmış deneyimler neticesi, mesleklerinde uzmanlaşmış, konu her gündeme geldiğinde aklımıza gelebilecek asker ve sivil kimseyi hatırlayabiliyor muyuz?
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sistemi bu tür bir uzmanlaşmaya olanak sağlamıyor.
Güneydoğu’da iki yıllık hizmet süreleri birkaç defa yinelenmiş olsa bile, koşullar ve öncelikler bu tür mücadelede başarılı olup ön plana çıkan hemen her rütbedeki askerlerin görev devamlılıklarına izin vermiyor.
Çok başarılı oldukları kamuoyunca da görülen hiçbir komutan en üst rütbeye kadar, herhalde Genelkurmay’ın NATO önceliklerinden olacak, gelemiyor.
1990’lı yılların başından beri konuştuğum Genelkurmay Başkanları ‘Bu mücadele özel yetiştirilmiş askerlerle yapılır’ gerçeğini kabul ettikleri halde, hâlâ bu konuda çok geride kalındığını, neredeyse, her şehit haberi hatırlatıyor.
Bu ülke için yaşamsal olduğu her geçen gün daha iyi anlaşılan mücadelede TSK ile ilgili söylenebilecek hususlar çok. Ama ülkeyi yönetme durumunda olanlar için daha fazlası var.
Onların aklı fikri halk nezdindeki itibarlarının artmasında.
Ne yaparlarsa seçimlerde daha çok oy alıp iktidar olurlar?
Bunun ötesinde, ülke için, gelecek için yapılması gereken ciddi düşünmeye taban sağlayan devlet kurumlarına ne kadar önem verildiği de tartışmalı.
Konu ‘Kalkışmaya karşı mücadele’ olduğuna göre, devlet mekanizması içinde görev yüklenmiş kesimin, başta içişleri bakanı ve yeni kurulan müsteşarlıkla ilgili görüntünün içinizi rahatlattığını söyleyebilir misiniz?
Türkiye tehlikeli bir dönem yaşıyor.
Gerekli saptamaların yapılıp yapılmadığını, kararların alınıp alınmadığını gösteren, iç açıcı işaretleri göremiyoruz.
Keşke, başta devletin sivil kurumları olmak üzere TSK da Batı demokrasilerinde olduğu gibi, kamuoyuyla geçerli bir iletişim düzeni kurabilseler. İç açıcı ve güven verici çalışmalarını topluma ulaştırabilseler. Böylece; kalkışmayı önlemek için gerekenin, yapılmasa da düşünüldüğünü bilip, içimiz rahatlasa.

Bu yazı toplam 699 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
EDİTÖRÜN SEÇTİĞİ HABERLER
  • FLAŞ Kayseri'de 'canlı bomba' saldırısı: 2 şehit
  • Yazıcıoğlu kazasında ŞOK GÖRÜNTÜ
  • Ahmet Kaya Yeniden mi Doğdu?
  • Kayseri'deki Patlamada Son Durum
  • FLAŞ PKK 10 köylüyü kaçırdı
ANKET
Haber Sitemizin Yeni Tasarımını Beğendiniz mi?
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Son Haberler | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 658 88 11 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA