Sakarya Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyelerinden Yard. Doç. Dr. Haşim Şahin, kaleme aldığı “Orta Zamanın Türkleri” adlı eserinde birbirinden ilginç tarihi konulara yer veriyor. Türk tarihiyle ilgilenen her okuyucunun beğenisini kazanan bu kitapta bir konu var ki ismi kulağıma hayli ilginç geldi; İşkencenin Sultanı…
Sultanın merhametlisi, âşık olanı ya da savaşçı, zalim olanı duyulmuştur ama eminim böylesi bir zalimliği duymamışsınızdır. O zalim, işkence düşkünü sultan, Muhammed Tuğluk Şah’tan başkası değildir!
Onun yaptıklarına sadece işkence demek kuru ve yalın kalır,işkencenin başına ve sonuna noktalarla hatlarla belirtilmelidir zalimliği ve gaddarlığı... İşkenceyi basit, bilindik yöntemlerin dışında adeta bir sanat haline dönüştürmüş, orijinal yöntemler üretmiştir.
Gaddar Sultan, Hindistan’da hüküm sürmüş Türk devletlerden biri olan Tuğlukiler Hanedanına mensuptur. Devletin ikinci hükümdarı olan Tuğluk Şah, babası ve kardeşinin olaylı bir şekilde ölmesi ile tahta geçmişti. Ünlü seyyah İbn Battuta Tuğluk Şah’ın babasını ve kardeşini bir komplo ile ortadan kaldırdığını yazmıştır.
Tuğluk Şah kısa sürede konumu güçlendirdi ancak aldığı bir karar halkının ona düşman kesilmesine sebep olacaktı. Bu karar Delhi’de olan başkentin Devletabad’a taşınmasıdır. Bu karara sıcak bakan sultandan başka kimse yoktu. Halk bu karara uzun süre dirense de sultan da kararından inatla vazgeçmeyecekti…
Sultan için gurur meselesi haline gelmişti kararı. Halka evlerini boşaltması için para ödemeye bile başlamıştı ancak bazıları buna ragmen Delhi’yi terk etmek istemiyordu. Bu durum sulutanın kulağına gidince çileden çıkmış ve öfkeyle öyle bir karar alacak öyle bir ferman kestirecekti ki duyanların kanı donacaktı. Üç gün içinde şehrin boşaltılmasını aksi taktirde ağır cezaların uygulanacağını bildirdi. Üç günün sonunda muhafızları şehri dolaşırken koca şehirde biri kör diğeri yatalak iki adam bulabildi. Buraya kadar herşey normal sultanın emri yerine getirilmiş denilebilir. Ancak mevzu Tuğluk Şah ise bu iki kişinin mazereti, acınacak bir durumu yoktur. Sultan bu zavallı insanları öyle bir işkenceye tabi tuttu ki… Yatalağı mancınığa koyup fırlattı, kör adamın ise Delhi’den Devletabad’a kadar sürüklenerek götürülmesini istedi. 643 km bu halde sürünen adamdan yolun sonunda sadece ipe bağlanan bacakları kalmıştı. Oysa ki halkı iyice yerleşemeden sultan birkaç yıl içinde tekrar Delhi’yi başkent eyledi. Bu meselede sultanın elinde halkının düşmanlığı ve kin duyguları kaldı!
Hadiseli bir başkent değişimden sonra sultan kararlarının kabul görmesi için halkın sevip saydığı şeyhlerden yardım istedi. Şeyhlerden olumsuz cevap alırsa da onları da türlü türlü işkencelerle öldürüyordu. Öldürttüğü şeyhlerden en tanınmış olanı Şeyh Şehabeddin idi. Şeyh teklifi reddedince sultan, şeyhi meclisine çağırıp herkesin huzurunda teklifini yineledi ancak tekrar red cevabını alınca yanında bulunan fıkıh bilgini Ziyaeddin Semnani’ye dönüp şeyhin sakalını yolmasını emretti. Fakat Semnani Sultanın buyruğunu kabul etmeyince ikisi de sürgüne gönderildi. Yedi yıl sonra sultan, şeyhi tekrar huzuruna çağırdı ve yıllar önce yaptığı teklifi yineledi. Bu kez şeyh vereceği cevapla ecelini belirlemişti. “Ben bir zalime hizmet etmem.” Bu sözleri duyan sultan çılgına dönmüştü. Bunun üzerine şeyhin sözünü geri alıncaya kadar işkence görmesini emretti.
On dört gün boyunca işkence görüp yemeden içmeden kesilen Şeyh kararından asla dönmeyecekti. Sultan on dört gün sonra insafa gelip Şeyhe yemek gönderdi lakin Şeyhten yine olumsuz cevap almasıyla işkenceler silsilesi başlamış olacaktı…
Yemeği kabul etmeyen şeyhe pislik yedirilmesini emretti. Bu tür işkenceleri yapmasıyla tanınan bir Hindu, şeyhi sırt üstü yatırıp kerpetenle ağzını açtı ve suda ıslattığı pisliği içirdi. Ertesi gün sultanın huzuruna çıkarılan Şeyh yine sözünden dönmeyeceğini söyleyince de şeyh idam edildi.
Bir sefer sırasında inci ve mücevher hazinesine bakmakla görevlendirdiği Delhi’nin başkâtibini, gece hırsızların hazineyi soyması üzerine dövdürerek katletmiş, sefere geç katılan üç yüz askerini de oracıkta öldürtmüştü.
Sultan emrindeki iki fakihi, atadığı bir beyle beraber eyaletlere gitmelerini emredip:” Bu eyaletlerin yönetimini size bıraktım, siz ne emrederseniz bey emrinize uygun hareket edecek” demişti. Fakihler de Sultana:” Tamam, biz beyi gözetleyen iki şahit gibiyiz, elbet doğru olanı beye gösteririz.” dediler. Hükümdar ise bu cevap karşısında birden hiddetlendi ve “ Sizin amacınız benim malımı yiyip ziyan ederek suçunuzu bu işten haberi olmayan şu Türk’e atmak öyle mi?” dedi. Zavallı fakihler böyle bir niyetlerinin olmadığı açıklasalarda bir anlam ifade etmeyecekti.
İşkenceci, fakihleri sırt üstü yatırıp göğüslerinin üzerine kor halinde demir levhaları koydu. Bu levhalar kaldırıldığında fakihlerin göğüsleri lime lime ayrılıyordu. İşkenceye dayanamayan iki fakih işlemedikleri suçu zorla kabul ettiler, bir de ahirette hükümdardan davacı olmayacaklarına dair bir kağıt imzaladılar ve ardından öldürüldüler.
Sultan bir gün İbn Battuta’nın kayın biraderi Şerif İbrahim’le birlikte ava çıktı, av sırasında Şerif İbrahim bir geyik vurmuştu. Ancak Tuğluk Şah geyiğin iyi kesilmediğini bahane edip yemek istemedi. Zavallı adam başına geleceklerden habersiz sultana cevap verme gafletinde bulundu. Geyiğin iyi kesildiğini gönül rahatlığıyla yiyebileceğini söyleyince direk işkenceye gönderildi. Başına gelecekleri iyi bilen Şerif İbrahim tüm suçlamaları kabul etmek zorunda kaldı ve vücudu ikiye ayrılmak suretiyle öldürüldü.
Bir de sultana baş kaldırma cesaretinde bulunanlar vardı… Onlara ise ayrı bir işkence tekniği uygulanıyordu. Dişlerine keskin bıçaklar bağlanmış fillerin üzerine fırlatılıyorlar yada ayakları altında eziliyorlardı. Bu konuda eğitim alan filler ise hortumuyla insanları havaya fırlatılıyor yere düştüklerinde ise dişlerindeki bıçaklar sayesinde parça parça oluyorlardı.
Bu kadar zulm eden, işkenceler yapan bir sultanın akıbetinin iyi yada normal olması beklemez nitekim öyle de olmuştur. Aslında yaptıklarının yanında iyi bir şekilde öldü bile denilebilir. Ülkede baş gösteren kıtlık ve isyanlar hızla artıyordu. Öyle bir kıtlıktı ki, insan eti yiyenler dahi vardı.Çaresiz kalan sultan toparlanmaya çalıştıkça hep tökezliyordu. Savaşlarda yeniliyor, askerleri ise hastalıktan ölüyordu. Sonunda kendisi de hastalanıp kısa sürede içinde öldü.
Daha pek çok ilginç konunun yer aldığı ve sıcak bir sohbet tadında geçen bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.
Bu yazı toplam 883 defa okunmuştur.