İmam Hatip nesline adanan bir ömür


Faruk Kara

Faruk Kara

23 Şubat 2017, 20:59

Türkiye’de son 15 yılda imam hatip okullarının sayısı gerek ortaokul gerekse lise düzeyinde hızla arttı. 28 Şubat sürecinde bu okullardan mezun oların üniversiteye girememesi için getirilen kat sayı engeli de büyük ölçüde kaldırıldı. Bugün imam hatip mezunları da diğer liselerden mezun olanlar gibi rahatça üniversiteye giriyor, ayrıca düz liselerde alınan derslerin yanı sıra temel seviyede bir dini eğitim de alıyorlar.

İmam hatiplerin bu kadar yaygınlaşması ve önlerinin açılması elbette kolay olmadı. Bu okulların açılması için birçok insan büyük çileler çekti. Bunların başında da hiç şüphesiz Mahmud Celaleddin Ökten Hocaefendi geliyor.

Celaleddin Hoca, imam hatip okullarının gerçek banisi olmasına rağmen ismi çok fazla bilinmiyordu. Önder İmam Hatip Lisesi Mezunları Derneği’nin bu sene adına ödüller vermesi ile ismi tüm Türkiye’de bilinir oldu.

1924 yılında imam hatip mektepleri adında ortaokul düzeyinde eğitim kurumları açılmıştı. Fakat bu okullarda eğitim verenlerin din eğitimi görmemiş olması sebebiyle gerekli verim alınamadı. 1924’te açılan 29 imam hatip mektebi, 1930’a gelindiğinde önce ikiye düştü, ardından bu okullar öğrenci yokluğu nedeniyle tamamen kapatıldı.

1949’a kadar okullarda dini eğitim verilmedi. Bu tarihte Mahmud Celaleddin Ökten ve bir grup arkadaşının girişimi ile imam hatip kursları adı altında eğitim kurumlarına izin verildi. Ortaokul mezunu ve askerliğini yapmış kişilerin katıldığı kurslardan ilk sene 50 öğrenci mezun oldu. Öğrenci sayısı düşen kurslar kapatıldığı için Celaleddin Hoca’nın bazı kişilere yevmiyesini vererek kursa devam etmelerini sağladığı söylenir.

1950’de Türkiye’de büyük bir değişim olur. Seçimlerde Demokrat Parti iktidara gelir. Milli Eğitim Bakanı olan Tevfik İleri Celaleddin Ökten’in talebesidir. Celal Hoca bu fırsatı kaçırmaz ve imam hatiplerin Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı birer eğitim kurumu olması için Ankara’ya gider.

Ali Ulvi Kurucu, hatıralarında Celaleddin Hoca’dan imam hatiplerin açılışını bizzat dinlediğini belirtiyor. Kurucu’nun hatıralarında Celal Hoca’nın dilinden İmam hatiplerin hikayesi şöyle:

“Tevfik İleri ile daha önce konuşmuştum, “Hocam Ankara’ya gelin. Ümit ederim ki inşaallah bu İmam Hatip kararını çıkarırız.” demişti.

Ankara’da bir otelde kaldım. Günler geçiyor, İleri’nin verdiği emirler Talim Terbiye Dairesi’nden bir türlü çıkmıyor. Bekle bekle bir ses yok… İleri’nin talebem olması, gelin demesi bana güç vermişti. Fakat işin bu kadar zor olacağı, mason ve dönmelerin bakanı dahi dinlemeyeceği hesapta yoktu. Bir ay uzayacağını ise hiç beklemiyordum.

…..

Bir ay Ankara’da süründüm. Çamaşırım kalmadı, param bitti. Akşamları otelden aldığı çayla, odamda ekmeği çaya batırıp yemek zorunda kaldım. Artık uykularım kaçıyordu. Hatta bir gece kaşınmaya başladım.

‘Eyvah, bitlendim mi acaba?’ diye korktum. Gözlüğümü takıp bakındım. Çünkü temiz çamaşırım kalmamıştı. 

Vallahi Ali Ulvi Bey, bir ay içinde kimseye söylemedim. Oturup beklerken bacağımın altına mendil koyuyordum. Prstatım var, kaçırıyorum. Abdeste gideceğim de diyemiyorum ki, Ulan abdestini tutamayan adamın burada ne işi var, derler diye…”

Celaleddin Hoca bir aylık mücadeleden sonra pes eder ve İstanbul’a dönmeye karar verir ancak son bir defa Bakan İleri’ye gider. İleri, durumuna çok üzülür ve durumu Başbakan Adnan Menderes’e açmaya karar verir. Gerisini Celaleddin Hoca’dan dinlemeye devam edelim.

“Adnan Bey hayret etti ve üzüldü. Talim Terbiye Dairesi’ndeki bir adamın bakana karşı koyduğuna şaştı:

Bu derece mi Tevfik Bey?

Evet efendim, bu derecedir.

Başbakan biraz düşündükten sonra dedi ki:

Hocam siz yarın Tevfik Bey ile Talim Terbiye’ye gidin. Ben aynı saatte baskın yapayım. Bir de bu şekilde tecrübe edelim. Belki Allah yardımcımız olur.

Ertesi gün Adnan Bey’in dediği gibi Tevfik Bey ile Talim Terbiye’ye gittik. O memurun masasında iken Başbakan geldi. Selam verdi, sonra:

Tevfik Bey neredesin yahu? Ne zaman sorsam Talim Terbiye’de diyorlar. Nedir bu? Allah aşkına senin burada bu kadar işin ne var?

Efendim Celal Ökten Hoca benim hocamdır ve bir aydan beri buradadır. 

Hayırdır ne işi varmış?”

MENDERES’İN PLANI

Tevfik İleri’nin Celal Hoca’nın durumunu anlatması ve memurların gerekli imzaları atmadığını belirtmesi üzerine Menderes bizzat memura neden böyle davranıldığını sorar. Memur şu cevabı verir:

“Efendim bana mesuliyetimin dışında bir teklif yapılıyor. Ben böyle bir karar veremem. Müsaadeyi benden istiyorlar. Mevzuat böyle bir karar vermeme müsaade etmez. Vekil bey üzerime büyük baskı yapıyor.”

“Peki Tevfik Bey’in verdiği talimat kafi gelmiyorsa emri ben vereyim: Bu emri günün başvekili vermiş deyin”

“Muhterem başvekilim ben mesul olurum, şifahi emir beni kurtarmaz.”

“O halde lazım olanı yazın, ben imza edeyim.”*

Celaleddin Hoca imam hatip okullarının kuruluşunu bu şekilde anlatıyor. Elbette bunca sıkıntı sadece bu okulların açılmasına dair iznin alınabilmesi için. Bu izin alındıktan sonra da sıkıntılar bitmedi. Binanın bulunması, kirası, öğretmen ve diğer personelin maaşları da dahil olmak üzere tüm yük Celal Hoca’nın sırtındaydı.

Tüm mesaisini imam hatip nesline adayan Celaleddin Hoca, bunca sıkıntının kendisini beklediğini bilmesine rağmen sevincini “Muvafakat emrini alıp otele dönerken nasıl çıldırmadım, nasıl aklımı kaybetmedim diye hala şaşarım. Ne evlendiğim gün, ne de icazet aldığım zaman böyle sevindim.” diyerek gösteriyor.

Celal Hoca buna benzer başka bir sevinci ise Kabe’ye gidip Beytullah’ı gördüğü zaman yaşayacaktır.

Celal Hoca’nın açtığı imam hatip okulları 1972 yılında liseye dönüştürüldü. MSP’li hükümetler döneminde sayıları büyük bir hızla arttı ve 230’a çıktı. Bu okullar 1970’lerden itibaren büyük başarılar elde etti.

Celal Hoca hakkında geniş bilgi için: Bir Neslin Öncüsü; Celal Hoca, Hüseyin Yorulmaz, Hat Yayınları

* Ali Ulvi Kurucu, Hatıralar, 4. cilt, Haz: M. Ertuğrul Düzdağ

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×