


61.178
1,7475
2,3135
651,53


İHH Başkanı: Ufkumuz Genişledi
Kurban Bayramına sayılı günler kaldı. Vekaletle kurban deyince akla gelen ilk yardım kuruluşu olan İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı Başkanı Bülent Yıldırım ile İsra Haber'in yaptığı röportajda kurban çalışmasının önemi ve İHH’nın çalışmaları konuşuldu.
Bu yıl 120 ülke ile ülkemizde 50 ilde Kurban çalışması yapacak olan İHH Başkanı Bülent Yıldırım 100 bin kurban bağışını hedeflediklerini söyledi. İslam dünyasında yaşanan olumlu gelişmelere de değindi.
Bülent bey öncelikle İHH İnsani Yardım Vakfı’nın kurban çalışmaları hakkında biraz bilgi verebilir misiz?
18 yıldır Kurban çalışması yapıyoruz. İlk başladığımızda 33 ülkeye gitmiştik. Vakfımızın kuruluş yıllarıydı. Bu 33 ülkede kurban çalışmasını yaparken oradaki diğer ihtiyaçları da tespit etmiştik. Ve yıl içerisinde bu ihtiyaçlara yönelik projeler geliştirdik. Süreç içerisinde gördük ki yeryüzü artık bir köy haline geldi. Ve siz kendi topraklarınızda yaşayarak yeryüzündeki mazlumların ve mustazafların yanında yer alamıyorsunuz. Ezilenlerin üzerindeki baskıyı kaldıramıyorsunuz. O zaman çok daha genişletmemiz gerektiğine inandık ve bugün 120 ülkede kurban çalışması yapıyoruz.
Gittiğimiz yerde artık tanındık. 18 yıllık bir tecrübemiz var ve bu tecrübe ile kurban alımlarımızı gerçekleştiriyoruz. En güzeli de çok fakir bölgelere gidiyoruz. Sadece başkentlere gitmiyoruz. Başkentlerden 17 – 20 saat uzaklıktaki yerlere gidiyoruz. Burası deyim yerindeyse arabaların gitmediği yerler. Bazen yürüyerek gidiyorsunuz. Buralar fakirliğin dibe vurduğu yerler. Ve zamanla insanlar bizleri tanıdığı için artık her yıl bizden bu kurbanları bekliyorlar. Bizim çalışmalarımızın en önemli yerleri savaş bölgeleri. Dünyada ki bütün savaş bölgelerinde İHH olarak varız. Bir yerde bir kriz varsa, doğal afet varsa bir savaş varsa oraya ilk ulaşmayı hedeflemişiz. Tabi süreç içerisinde kurban çalışmalarımız, ramazan çalışmalarımız oralar da yapılmakta ve bu sene de öncelikli olarak bu savaş bölgelerinde bu kurban çalışmalarını yapacağız.
Dikkat ederseniz sloganımız ‘İyiliği yaşatmaktır.’ Bunu seçerken de şunu hedefledik: Kurban üzerinde bir takım art niyetli kişiler değişik söylemler oluşturuyorlar ve kurbanı anlamından uzaklaştırarak kurban hakkında kötü söylemlerde bulunuyorlar. Kurban bize göre bir sosyal dayanışmadır, ulaşım mekanizmasıdır. İnsanlar arasında bir köprüdür. Bu nedenle kurban aslında iyiliği yaşatmaktır.
İnsanlar neden İHH’yı tercih etmeli?
Bir anket çalışması yaptırdık ve bu ankette insanların İHH’ya olan güveninin çok üst düzeylerde çıktığını gördük. Bu çalışmayı yapan firma bugüne kadar hiçbir şirketin kurumun böyle güvenilir olarak algılandığını görmedik şahit olmadık diye bize bildirdi. 18 yıldır var olan çalışmalarımız ve bu çalışmalarımızdaki bu şeffaflık yine bağışçılarımızı çalışma yapılan bölgelere götürmemiz bize güveni arttırdı. Tabi biz kurulan ilk yardım teşkilatıyız. Pek çok kuruma da örnek olduk, yardımcı olduk. Ama şunu da söylemeden edemeyeceğiz. Dünyadaki misyoner teşkilatları bizlerden çok daha büyük. Ve bunlar gerçekten gittikleri yerleri çöplük haline getiriyorlar. Çok az da olsa iyi niyetli çalışanları var kendi dinleri açısından ama unutmayalım geçenlerde Papa bir açıklama yaptı. Papa dedi ki ‘Afrika’yı çöplüğe çevirdik.’
ÇOK BÜYÜK VE ÖZGÜR OLMAK ZORUNDAYIZ
Onun için biz çok büyük ve özgür olmak zorundayız. O nedenle 18 yıllık bu tecrübeye dayanarak biz insanlarımızdan bize bağışlarını arttırmasını, bizi güçlü kılmasını ve bu sebeple de değişik amaçlarla gelen örgütlerin karşısına çok güçlü bir İHH olarak çıkmayı hedefliyoruz. İnsanlar da bunun farkında ve güvenerek bize yardımlarını teslim ediyorlar.
Vekaletle kurban kesimini anlatabilir misiniz?
Bir kişi kurbanını kestirmek istediği zaman vekaletle bize geliyor. Nerede kestirmek istiyorsa bize de iletiyor. Biz de onun vekaletini alarak 120 ülke ve bölgede kurbanını vekaletle kesiyoruz. Bu çok kolay bir sistemdir. Dünyanın her yerinde uygulanabilen bir sistemdir.
Ve nitekim böylece dünyanın bir tarafındaki hayır sahipleriyle dünyanın diğer tarafındaki ihtiyaç sahipleri arasında bir köprü kuruyoruz, bir dayanışma gerçekleştiriyoruz. Bu yıl kurban bedelini 250 TL olarak belirledik. Kurban bedeli vakfımızda bölgeden bölgeye değişiklik göstermiyor. Mesela bu yıl Türkiye’de bize kurban bedeli 300 ve 350 TL’ye gelecek. Ama Filistin’de 350 dolar, Balkanlarda da pahalı. Dünyanın bir kısmında kurban fiyatları pahalı diğer kısmında ucuz. Biz bunların ortalamasını alarak kurban bedelini 250 TL olarak belirledik. 50 dolara kestiğimiz yer de var, 350 dolara kestiğimiz yer de var. Böylece bütün her yerde kurban kesebiliyoruz.
İNŞALLAH KURBAN FİYATLARI ARTMAZ
Kurban fiyatlarının bu yıl pahalı olmasından dolayı vekaletle kurban kesen yardım kuruluşlarına büyük bir rağbet olabileceği ileri sürülüyor. Siz buna katılıyor musunuz?
Ben süreç içerisinde kurban fiyatlarının düşeceğini düşünüyorum. Çünkü insanlar kurban kesmek isteyecekler ve kurbanlıkların sahipleri ellerinde kalmasın diye fiyatları indirecekler. Burada insanlara şunu söylemek istiyorum. Evet yardım kuruluşlarına yardım yapın ama mutlaka öncelikle yapabilirlerse evlerinde bir kurban kessinler. Çünkü çocuklarımız o kurbanın kesilmesini gördüklerinde, et dağıtılmasını gördüklerinde iyilik timsali olarak büyüyorlar. Çocuklarımızın eğitimi için önemli. O nedenle özellikle İHH olarak Türkiye’de kurbanın kesilmesi gerektiğini belirtiyoruz. Eğer bir ailede birden fazla kurban kesilecekse yardım kuruluşlarının bunları daha iyi organize edebileceği için buralara bağış yapılabilir. Ama bu sene kurban fiyatları yüksek olacak diye yardım vakıflarına yüklenme olacak diye bir beklenti var. İnşallah olmaz. Fiyatlar artmaz çünkü fiyatların artması demek Türkiye’de pek çok kişinin kurban kesememesi demek. Bu da yardım kuruluşlarına yönelik bir artışı getirir. Biz 50 bin ile 100 bin arasında kurban kesecek şekilde kendimizi ayarlamış durumundayız. O nedenle bir artış olduğunda hazırlıklı olduğumuzun da bilinmesini istiyoruz.
Ekonomik krizinden nasıl etkilendiniz?
Ekonomik kriz İHH’yı etkilemedi. Her yıl yüzde 20 ile yüzde 30 arasında bir büyüme gerçekleştiriyoruz. Bu sene zannediyorum kurumumuz daha iyi tanındı. Tabanımız daha da genişledi. Bu nedenle gelen yardımlarda ciddi bir artış var. Bu artıştan dolayı da ekonomik krizin bizi etkilemediğini gördük. Bu da dediğim gibi güvene dayandığı için 18 yıllık bir tecrübe olduğu için ciddi manada yardımlarını arttırdılar.
İLK SLOGANIMIZ “YENİDEN ÜMMET SEFERİ”YDİ
İlk kurban kestiğiniz seneyi bize anlatabilir misiniz?
İlk kurbanı 1992’de Bosna’da kestik. Sonra da 1993’te de 33 ülkede kestik. Oturduk bir planlama yaptık. Bosna’ya çalışıyoruz ama yeryüzünün başka yerlerinde de potansiyel kriz merkezleri var. Savaşlar artacak çünkü bu savaşların İslam ülkelerinde özellikle artması için çeşitli merkezlerde planlar yapıldı. Bu çalışmalar bir toprağı sömürmek için, mezhep çatışmalarını körüklemek için, Irak’ta, Afganistan’da, Lübnan’da, Filistin’de. Biz de bunları görünce çalışmalarımızı arttırmamız gerektiğini düşündük. Bunun için bir bilgiye ihtiyacımız vardı. Bilgiye açıkçası batılı kaynaklar daha çabuk ulaşabiliyor. O zaman kurban çalışması aklımıza geldi. Ve kurban bağış kampanyası başlattık. İlk sloganımızda ‘Yeniden ümmet seferi’ idi. İlk sloganımızı da Hakan Albayrak kardeşimiz buldu. Bu dönemde kurban bağışımız az olur diye korkmuştuk. O zaman cidden yeterli sayıya ulaştık. Bu, Türkiye’de ciddi manada ilk çalışma oldu. Bölgelere gidildi. Bu bölgelerde elde ettiğimiz bilgilerin önemini hemen algıladık. o zaman biz bu bölgelerin sayısını arttırmalıyız dedik. Ve bu şekilde bugüne kadar gelen süreci yaşadık.
VEKALETLE KURBAN İSLAM’IN İNSANLARA SUNDUĞU BİR KOLAYLIK
İlk vekaletle kurban kesimini başlattığınız zaman nasıl tepkiler aldınız?
Vekaletle kurban kesimi sistemini ilk başlattığımız zaman bazıları tepki gösterirken bazıları çok memnun oldu. Hatta vekaletle kurban olmaz diyenler için biz alimlerin yanına gittik. Bize vekaletle kurban olmaz diyenler 1 sene sonra kendileri de vekaletle kurban kesimini başlattılar. İslam’ın insanlara sunmuş olduğu kolaylıkları kısıtlamaya kimsenin hakkı yok. Kurban aslında bizim için Burak anlamındadır. Yani ülkelere gidişte kurbana tutunuyorsun. Çok güzel bir duygu. O bölgelerin mazlumlarını görüyorsunuz. Mesela bir bölgede hastane yoksa kurbandan hemen sonra geliyorsun hastane projesi yapıyorsun. Diğer kurbana kadar yani 1yıl içerisinde bu projeyi bitiyorsun ve 1 yıl sonra yine kurban için gittiğinde senin kurmuş olduğun hastanede fakir fukara sağlık ihtiyaçlarını görüyor.
Her geçen gün daha mutluluk duyuyorsunuz. O nedenle bu konuya ilk karşı çıkanların hemen hepsini bu çalışmalara götürdük davet ettik. Kendileri gördükten sonra zaten kendileri de bu çalışmaların için de yer aldılar. Şu an bizimle birlikte hareket ediyorlar. Burada önemli olan şu. Projelere gelen yardımların olduğu gibi projelere aktarılmasıdır. Ve o aktarılan yardımların bir hastane olarak bir okul olarak bir su kuyusu olarak görülmesidir. Ve bunu gerçekleştirdikten sonra insan büyük bir haz ve lezzet duyuyor. Ondan sonra kendisi tekrar tekrar aynı çalışmaları yapmak istiyor.
Kurbanda yaşadığınız ve unutamadığınız bir hatıranız bir anınız var mı bize anlatabilir misiniz?
Kurban çalışmalarında özellikle Müslümanların ve Hıristiyanların beraber yaşadıkları yerlerde yaşadığımız güzel hatırlar var. Hep Hıristiyan kuruluşların gittiği bu bölgelere yıllar sonra siz Müslüman bir topluluk olarak gidiyorsunuz. Ve orada kurban çalışması yapıyorsunuz. İşte çocuklar sıraya giriyor et almak için. Çocuklar o poşetleri aldıktan sonra mahallelerine gidip işte bizim de sahiplerimiz var, biz de yalnız değiliz. Bugüne kadar hep misyoner teşkilatlarını görmüştük. Hıristiyan çocuklar karşısında ezilmiş o Müslüman çocuğun duygusu bizi çok etkiledi. Ve hatta bir bölgede yardım yaptığımız bir Müslüman çocuk diğer Hıristiyan çocukları toplayıp sıraya getirdi. Onlara da kurban eti dağıttık. O çocukta bir özgüven oluştu. İşte bizim yapmak istediğimiz de buydu. Ezilmiş insanların tekrar özgüvene kavuşması.
İHH Müslümanların azınlıkta olduğu dünyanın en uzak noktalarına kadar gidiyor. Örneğin Vietnam, Haiti, Küba, Kamboçya… Bu çalışmaların amacı nedir?
Özellikle Müslümanların azınlıkta olduğu yerlere gitmeyi de arzuluyoruz. Hatta Müslüman olmasa bile fakir fukaranın olduğu bölgelere gitmek istiyoruz. Hz. Ömer döneminde zekat verilecek kimse kalmıyor. Başka dinlerden insanlara yardım veriliyor.
Ömer bin Abdulaziz toplam 2,5 yıl iktidar sahibi olmuş. Ama geldikten 1 sene sonra yine insanlar o toplulukta zekatını verecek kurbanı dağıtacak insan bulamıyorlar. Zekat vermek için uzak diyarlara gidiyorlardı. Biz ciddi manada çalışmalar yaparsak hiçbir yerde fakir fukara kalmaz ve biz başka dinlerde olan insanlara da yardım edebiliriz.
Ama şu andaki durumda Müslümanların azınlıkta olduğu bölgelerde Müslümanlar hep ezilmiş. Sahipleri yok ve bu insanlar Allah katından kendilerine yardım edecek insanları bekliyorlar. Özgüven duymak istiyorlar, kardeşlik duygusunu yaşamak istiyorlar. Bu bölgelere gittiğinizde bir insan en yakınını kaybetmişse yeniden bulmuş gibi sevinçle bizleri karşılıyor. Biz burada yardım yapan herkes adına onları kucaklıyoruz. Ve orada şunu görüyoruz biz buralara ne kadar gelirsek bu insanlar da o kadar mutlu olacak ve iyilik her tarafa yaygınlaşacak. Bazı bölgelere ilk defa gitmişiz. Mesela biz Arakan’a gittiğimiz zaman orada ki Müslümanlar, bize ‘rahmetli Abdülhamit Han’dan sonra ilk gelen sizsiniz Anadolu coğrafyasından’ dediler. Nur medreseleri açmış Abdülhamit Han ve daha sonra bizler gitmişiz.
HAİTİLİ MÜSLÜMANLAR BİZDEN MEZAR YERİ İSTİYOR
Haiti’de 3 bin dolayında Müslüman var. Haiti topluluğunun hepsi aslında köle topluluğudur. Afrika’dan götürülmüşler ve hepsi Müslüman’dır. Ama sonra hepsi dinini unutuyor, unutturuluyor. Şu anda 3 bin civarında Müslüman kalmış. Onlara cami açıyoruz. İlginçtir. Bizden kendileri için mezarlık yeri almamızı istiyorlar. ‘Biz cenazemizi bir Müslüman olarak kaldırmak ve bir Müslüman mezarlığında barındırmak istiyoruz’ diyorlar. Biz bunu gerçekleştirdik. Kurban çalışması bu tarz projelerin de kilididir.
Haiti’deki Müslümanlar, dini eğitim noktasında Diyanet İşleri Başkanlığı’na bir mektup yazdılar. Diyanet de gerçekten çok duyarlı davrandı. Hemen oraya bir heyet gönderdi. Haitili Müslümanların ihtiyaçlarını giderdiler. Bazı öğrencileri din eğitimi vermek üzere Belçika’ya götürdüler.
KÜBA’DA İLK HEDEFİMİZ MÜSLÜMANLARA BİR CAMİ AÇMAK
Küba’daki Müslümanlara da gittik. İlk hedefimiz Küba’ya Cami açmak. Anlaşmaları bitirmek üzereyiz. Bu Küba’nın ilk camisi olacak. Ama bütün bunların sebebi kurbanda ve ramazanda yaptığımız çalışmalardır. Kurban çalışması bizim amiral gemimizdir. Yani bizim için önemli olan doğru bilgilendirme kaynaklarına ulaşmaktır. Biz kurbanla bunu gerçekleştiriyoruz. Artık her şey için somut adımlar atılması gerekiyor. Yani teoride her şeyi konuştuk, şimdi konuşma zamanı bitmiştir. Bazı işlerin yapılması zamanı gelmiştir. Bu da o bölgelere gitmemizdir. Gitmediğiniz hiçbir yer sizin değildir. Onun için bizim hedefimiz her bölgeye gidip insanlarla çalışmak ve insanların birbirleri olan irtibatını sağlamak.
ÜMMET SEFERİ DEVAM EDİYOR
Ümmet seferi devam ediyor mu?
Yeniden ümmet seferi olarak başlayan projemiz hala devam ediyor. Ümmet seferi genişledi. Şu anda dünyanın her yerinde varız. Ve İslam medeniyeti gittikçe kafalarda yer ediyor. Çözüm üreten İslam medeniyetidir. Bakın işte Filistin’de, İslam medeniyetinin hakim olduğu dönemlerde havralara ve kiliselere hiç saldırılmadı. Saraybosna’da böyle bir katliam hiç görülmedi. Müslümanlar kendi medeniyetlerini oluşturdukları zaman karşı dindeki insanların haklarını en az kendileri kadar korudular. İşte Gazze savaşı sırasında İsrail bomba atarken bütün Müslümanlar bir taraftan çocuklarını korurken diğer taraftan kiliseyi koruyordu. Demek ki İslam medeniyetine bu dünyanın ihtiyacı var. Bu medeniyetin kodlarının tekrar insanlar tarafından bilinmesi gerekiyor. Bu da işte kurban çalışmaları ile birlikte dünyanın her yerinde yaygınlaşıyor.
KALBİMİZİN VE ZİHNİMİZİN HARİTASI GENİŞLEDİ
21. yüzyıl Müslümanların yüzyılı olabilir mi?
Kendi ülkemizi ele alırsak 10 – 15 yıl önce sadece Misakı Milli sınırları içinde kalan ve bu sınırlar içerisinde düşünen bir topluluk vardı.
Ama şimdi bakıyoruz ki biz sadece Türkiye’yi değil 6 milyar insanı kurtarmak zorundayız çünkü biz bu medeniyetin bir parçasıyız. Bu medeniyet bize insanlığı kurtarma imkanını sunuyor diye düşünen bilinçli pek çok insan yetişti. İslam dünyasının her tarafında artık kendi yaşadığı coğrafyayı değil bütün dünyayı zihninde şekillendiren insanlar yetişiyor. Kalbimizin haritası genişledi. Zihnimizin haritası genişledi. Ve cidden uluslar arası ilişkiler uzmanı olan belki de hiç okuma bilmeyen ümmi topluluklarda bile uluslar arası ilişkiler uzmanı gibi meseleleri ele alan Müslümanlar yetişti. Ve bir bakıyorsunuz Filistinli düşünüyor. Çeçenistanlı düşünüyor.
ABD’deki değişimi gözlemliyor. AB’nin geldiği noktayı yorumlaya biliyor. Aslında herkes kendi haritasını ve dünya haritasını zihninde belirlemiş durumda. Ve sonuç olarak kendilerini 6 milyar insanın kurtarılması için sorumlu hisseden insanlar yetişti. O nedenle 21. yüzyıla girerken İslam dünyasında ciddi gelişmeler var. Bu yüzyılda bu medeniyet ciddi manada ayaklarını yere sağlam basacak ve böylece dünyaya şekil verecek diye düşünüyoruz. Bu medeniyetin en önemli özelliği merhamet medeniyeti olma özelliğidir. İyilik medeniyetidir. Yani bu medeniyetin içerisinde olan hiçbir kimse fakir ve fukara kalamaz. Hiçbir kimse adaletsizliği uğrayamaz. Ve kendi meselesini bitirdikten sonra ki bunu çok kısa sürede bitirir, dünyanın her yerine bu merhamet medeniyetinin ışıltıları yayılır. Ben çok umutluyum.
isra haber
































